Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

İngiliz
belgelerinde Vahdettin : YÖNETİME EL KOYUN DİYE BİZE YALVARDI !!!!


Posted on
by
Nacikaptan


“Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri” adlı
kitabın yazarı Gotthard Jaeschke, VI. Sultan Mehmet Vahdettin’in İngiliz
dostluğunu kazanmak için “İngilizlere yalvarıp yakardığını” belirtmiştir. Sina
Aksin de, “İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele” adlı kitabında Vahdettin’in
İngilizlerle ilişkilerini anlatırken, “Yalvaran Bir Padişah” başlığını
kullanmıştır.


Belgeler,
G. Jaeschke’nin ve S. Akşin’in bu değerlendirmelerini doğrulamaktadır.


Akşin,
Vahdettin’in aşın İngilizciliğini, “Saray, kurtuluşu İngiliz İmparatorluğu ile
bütünleşmekte görüyordu; çünkü halife sıfatı ancak bir Müslüman imparatorluk
camiası içinde anlam ve değer taşıyabilir, dolayısıyla saygı görebilirdi” diye
açıklamıştır.


VAHDETTİN’İN
İNGİLİZ MUHİPLER CEMİYETİ İLE İLİŞKİSİ


Padişah
Vahdettin, İngilizlere yaklaşmak için öncelikle iki aracıdan yararlanmıştır.
Bunlardan biri, beş defa sadrazamlığa getirdiği İngilizci Damat Ferit, diğeri
de İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucusu İngilizci Sait Molla’dır.


Vahdettin’in
sıkı ilişki içinde olduğu Sait Molla, İngiliz casusu Rahip Frew’le birlikte
Milli hareketi yok etmek için türlü entrikalar çevirmiştir. Rahip Frew, İngiliz
Haber Alma Servisi’nin önemli bir üyesidir. Frew, ayrıca, İngiltere’deki
“British Red Crescnef’ın (Britanya Kızılay Derneği’nin) İstanbul’daki
temsilcisidir. Bu demek, Türkiye’deki İngiliz Muhipler Cemiyeti’yle sıkı ilişki
içindedir.


Rahip
Frew, Anadolu’daki Milli hareketi bitirmek için Sait Molla aracılığıyla İngiliz
Muhipler Cemiyeti’ne para yardımı dahil her türlü yardımı yapmıştır.


Kurtuluş
Savaşı sırasında Anadolu’da çıkarılan 21 ayaklanmanın arkasında Rahip Frew,
Sait Molla işbirliği ve İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin çalışmaları olduğu
anlaşılmıştır.


Sait
Mola ve Rahip Frew arasındaki yazışmalar ele geçirilmiştir.


Atatürk
Nutuk’ta Sait Molla’nın Rahip Frew’e gönderdiği 12 mektubu yayınlamıştır. Bu 12
mektup incelendiğinde “molla” ve “papazın” işgalci İngilizlere nasıl uşaklık
ettikleri çok açık bir şekilde görülmektedir.


Bu 12
mektup incelendiğinde şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır:


1- Anadolu halkım Atatürk’e karşı ayaklandırmak için paralı
ajanlar kiralanmış ve bu ajanların propagandaları sonunda Anadolu’da çok sayıda
isyan çıkmıştır.


2- Sadrazam Damat Ferit, Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Zeynel
Abidin efendiler ile İçişleri Bakanı Ali Kemal, Polis Müdürü Nurettin Bey ve
Padişah Vahdettin’in İngiliz Muhipleri Cemiyeti’yle ilişkileri vardır.


3- Kürt Teali Cemiyeti ile yakın ilişkiler içindedir.


4- Mebuslar Meclisi için yapılacak seçimleri
önlemeye yönelik gizli girişimlerde bulunmuştur.



Padişah Vahdettin, özellikle Hazine-i Hassa Müdürü Refik Bey,
aracılığıyla randevu alan yabancı gizli servis elemanlarıyla, özellikle de
İngiliz Muhipler Cemiyeti temsilcileriyle sıkça görüşmüştür. Meclis Başkanı
Halil Menteşe’nin anıları bu gerçeği doğrulamaktadır: “O günlerde Vahdettin,
rahatsızlığı nedeniyle Hareme çekilmiş, arzu etmediği ziyaretçileri kabul
etmiyordu; fakat harem kapısından geceleri Papaz Frewleri hoca Sabrileri, Ali
Kemalleri kabul ediyordu.”


Yusuf
Hikmet Bayur, Vahdettin’i, Rahip Frew gibi İngiliz ajanlarının kışkırttığım
ileri sürmüştür: “Papaz Frew gibi İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin habis ruhu
durumunda olan İngiliz casuslarıyla gizlice ve sık sık görüşen Vahdettin’in…
onlarca kışkırtıldığı da güvenle düşünülebilir.”


Neşit
Hakkı Uluğ, Padişah Vahdettin’in, İngiliz casusu Rahip Frew’le nasıl ilişki
kurduğunu şöyle anlatmıştır:


“Saray
ile İngiltere arasında bir haberleşme aracı olacak… bu alçaklığı yapacak,
üstlenecekler vardı. Bunlar, bir ‘Sultanzade’ ile Rahip Frew denilen kimseler
olsa gerekir. Çünkü, Sultanzade Sami, Vahdettin’in kız kardeşinin oğlu olup,
kendisi gençliğinde bir İngiliz mürebbiyesinin eline verilmiş, veya bir İngiliz
öğretmen tarafından yetiştirilmiş, olmasından dolayı daima işin içine
İngilizleri karıştırırdı. Rahip Frew denilen şahsı saraya dolandırmak da bu
Sultanzade’nin ilgisi vardır. Bazı kişilerin telkinleri, Sultanzade ile Rahip
Frew’in teşvikleri Vahdettin’e pusulayı şaşırtmıştır…”


Fethi
Tevetoğlu, “Milli Mücadele Yıllarındaki Kuruluşlar” adlı kitabında, İngiliz
Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından birinin doğrudan Sultan Vahdettin olduğunu
belirtmiştir:


“Türkiye
İngiliz Muhipler Cemiyeti, başta Padişah VI. Mehmet Vahdettin ve Sadrazam Damat
Ferit Paşa, Dahiliye Nazırı Ali Kemal, Adil, Mehmet Ali ve Saadettin Beylerle,
Ayan’dan Hoca Vasfi efendi olmak üzere, İngilizlerin idareye biran önce el
koymasını isteyen ve İngiliz himayesi projesini hazırlayan, milli güç ve
güvenden yoksun, umudunu yitirmiş gafiller, korkaklarla, bir takım satılmışlar
tarafından, İngilizlere muhabbet ve taraftarlık, kendilerine çıkar sağlamak
için, Milli Mücadele’ye karşı kurulmuş bir ihanet şebekesidir.”


Gotthard
Jaeschke, “İngiliz belgelerine” dayanarak, Padişah Vahdettin’in, İngiliz
Muhipler Cemiyeti’nin kurucusu Sait Molla ile çok sıkı bir ilişki içinde
olduğunu, “Sultanın İngiliz dostluğuna kur yapmak için kullandığı baş şahıs
Sait Molla idi.” diyerek ifade etmiştir.


Ruslar
bile Padişah Vahdettin’in İngiliz Muhipler Cemiyeti’yle ilişkide olduğunu
anlamışlardır. Bolşeviklerin Ankara Büyükelçisi Aralov, İngiliz Muhipler
Cemiyeti’nin kurucularından birinin Padişah Vahdettin olduğunu belirtmiştir:


“İngiliz Muhipler Cemiyeti, İstanbul’da, İngiliz intelligence
Service teşkilatının temsilcisi Rahip Frew’in para desteği ile Padişah
Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından kurulan gerici bir
teşkilattır. Bu derneğin başında o zamanlar çıkmakta olan gerici (Yeni İstanbul)
gazetesinin sahibi Sait Molla bulunmaktaydı.”


Atatürk, daha Kurtuluş Savaşı sırasında kendisine ulaşan
haberlerden Padişah Vahdettin’in İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin iki ajanı, Rahip
Frew ve Sait Molla ile sıkı ilişki içinde olduğunu anlamıştır. Mazhar Müfit
Kansu anılarına göre Atatürk, bir gece İngiliz Muhipler Cemiyeti’yle Padişah
Vahdettin arasındaki ilişkiyi şöyle açıklamıştır:


“Bir gece Mustafa Kemal Paşa’nın yatak odasında birkaç arkadaşla
görüşmekte ve durumu Paşa bize anlatmakta iken, birdenbire Paşa ayağa kalktı:
‘Siz Rahip Frew’e yalnız devlet mi para veriyor da bu teşkilatı yapıyor
zannediyorsunuz? Ben Padişah’ın da buna yardımda bulunduğunu zannediyorum. Siz
ne fikirdesiniz?’dedi. Biz de ‘ihtimaldir’ dedik ve sonra Paşa, ‘Dahası var, bu
Rahip Frew, benim aldığım özel bilgiye göre hükümetin de en sevgilisi.
Görüyorsunuz ya, bir papaz hayatımızla, istiklalimizle nasıl oynuyor. O papaz,
memleketinin Türkiye üzerinde nüfuz ve hakimiyetine çalışıyor.


Ulemadan Sait Molla da Türkiye’nin hakimiyetini kaybederek
İngiliz hakimiyeti altına girmesi için çalışıyor’ diye çok öfkelendi. Hüsrev
Sami de bu sıra, ‘Ya Padişah?’ dedi.


Mustafa Kemal Paşa, ‘Evet o da Sait Mollayı evvel (Sait
Molla’nın öncüsü). Fakat arkadaşlar, bu millet hiçbir zaman, bir hain Padişahın,
bir Rahip Frew’in, bir Sait Molla’nın esiri, eğlencesi olamaz. Cihanı başlarına
toplasınlar da gelsinler, iş kalabalıkta değil, hak ve hakikattedir. Hak ve
hakikat ve millet rehberimizdir. Mutlaka biz muvaffak olacağız. Şimdiye kadar
olduğu gibi bütün engelleri aşacağız. Vakit yaklaştı. Pek yalanda tam istiklal
ve hakimiyetimize kavuşacağız’ diyerek, bizim de yeniden manevi kuvvetimizi
arttırdı.”


Vahdettin, İngilizlere yaklaşmak için, Türkiye’yi İngiliz
emperyalizmi yararına bölüp parçalamaya çalışan İngiliz Muhipler Cemiyeti’yle
ilişki kurmak istemiştir. Padişah bu amaçla Rahip Frew ve Sait Molla gibi
İngiliz casuslarıyla “sıkı fıkı” olmuştur. Bu zararlı cemiyetin içinde bizzat
padişahı temsil eden Sadrazam Damat Ferit, İçişleri Bakam Ali Kemal ve Adil
Bey, Şeyhülislam Mustafa Sabri, Zeynel Abidin ve Hoca Vasfi gibi kişiler yer
almıştır.


Özetle, Necip Fazıl’ın, “Büyük vatan dostu” dediği Padişah
Vahdettin, vatanı parçalamaya çalışan İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin faal bir
üyesi gibidir.


Vahdettin: İngiliz Milletine kuvvetli sevgi ve hayranlık
duygularım vardır.


Vahdettin,
kelimenin tam anlamıyla bir “İngilizsever”dir. Bu gerçeği birçok kere bizzat
kendisi ifade etmiştir. Jaeschke’nin dediğine göre, “Padişahın İngiltere’ye
karşı sevgi tezahürlerinin uzun serisi, The Daily Mail muhabiri G. Ward Price
ile 24 Kasım 1918’de yaptığı mülakat ile başlar.” Vahdettin bu mülakatta
İngiliz gazeteciye şunları söylemiştir:


“Eğer
ben tahtta olsaydım, bu esef verici olay olmazdı, İngiltere’de öteden beri
Türklere karşı mevcut dostluk duygulan savaş başladığı zaman hemen yok olmuş
değildi. Fakat Ermenilerin öldürülmeleri, İngilizlerin Türkiye’ye karşı
duygularında derin bir değişiklik yaratmıştır. Bu kötülükler… kalbimi
yaralamıştır… Adalet çok geçmeden yerini bulacaktır, İngiliz milletine,
kuvvetli sevgi ve hayranlık duygularımı Kırım Savaşı’nda İngilizlerin müttefiki
olan babam Sultan Abdülmecit’ten miras aldım. Şimdi…bu sebepten, memleketim ile
Büyük Britanya arasında öteden beri mevcut dostane ilişkileri yenileyip kuvvetlendirmek
için elimden geleni yapacağım…”


Görüldüğü
gibi Padişah Vahdettin İngiltere’ye “şirin” görünmek için laf arasında
“Ermenilerin öldürülmeleri, İngilizlerin Türkiye’ye karşı duygularında derin
bir değişiklik yaratmıştır. Bu kötülükler… kalbimi yaralamıştır… Adalet çok
geçmeden yerini bulacaktır” diyerek Ermeni soykırım iddialarım da kabul
etmiştir.


VAHDETTİN’İN
SÜREKLİ İNGİLİZLERDEN YARDIM DİLENİYOR


Padişah
Vahdettin, güvendiği adamlarını İngiliz yetkililere göndererek bıkıp usanmadan
“İngiliz yardımı” dilenmiştir.


Bu
amaçla yapılan ilk girişim, 1918 Kasımının sonlarında olmuştur. Sadrazam,
İngiltere’yi ve Osmanlı’yı çok yalandan ilgilendiren bir sorunu görüşmek üzere,
Padişahın isteği doğrultusunda, Londra’ya gizli bir temsilci göndermek
istediğini bir haberciyle İngiltere Yüksek Komiseri’ne bildirmiştir. Padişah ve
sadrazam İngiliz Hükümeti’yle “siyasi ve ekonomik konulan” görüşmek istemiştir.


General
Milne, 16 Aralık 1918’de İngiltere’ye gönderdiği raporda, “Padişahın Sami Bey’i
Ordu Genel Karargahı’na gönderdiğini, Türkiye’nin idaresini mümkün olduğu kadar
çabuk ele alması için Britanya Hükümeti’nden istirhamda bulunduğunu, bansın
beklenilmesi halinde geç kaimmiş olacağım söylediğini, Britanya memurlarının
kontrol maksadıyla memleket içine gönderilmesini ve bu takdirde Britanya
subaylarının idareye yardımda bulunmalarım rica ettiğim” bildirmiştir.


Görüldüğü
gibi Padişah, Sami Bey’i, İngiltere’nin, Türkiye yönetimine el koyması için
yalvarmakla görevlendirmişti.


Padişah
Vahdettin, İngilizlere üçüncü kez yalvarmak için, uzun yıllardır Türkiye’de
oturan bir “İngiliz centilmeninden” yararlanmak istemiştir. Söz konusu İngiliz,
Padişah Vahdettin’in anlattıklarını Calthorpe’a iletmiştir. Vahdettin
Calrhorpe’a gönderdiği mesajda, her zaman İngilizci olduğunu, bunu zor
koşulların baskısı allında söylemediğini, bunun gerçek olduğunu bu nedenle
1908’den beri hep İttihat ve Terakki casuslarıyla çevrildiğini ve bu yüzden de
çok çektiğini belirtmiştir. Vahdettin ayrıca, şimdi bütün ümidinin İngilizlerde
olduğunu, 11 0cak’tan önce kabineyi değiştirmek istediğim, Türkiye’nin o
sıradaki acılarından sorumlu bildiği İttihat ve Terakki’ye karşı elinden gelen
her şeyi yapacağım ve İngilizlerin, kırımları yapanlar (Ermenilere
yapılanlardan söz ediyor) kadar İngiliz esirlerine kötü davrananları da
cezalandırmasını ve dahası İngilizlerin istedikleri her bir kişinin tutuklanıp
cezalandırılmasını sağlamaya hazır olduğunu bildirmiştir.


Ancak
bir de korkusu vardır: Çok sert davranırsa kendisine karşı bir ayaklanma,
ihtilal çıkabileceğini bu nedenle tahtan indirilip öldürülebileceğini
düşünmüştür. Muhaliflere karşı şiddetle harekete geçtiğinde İtilaf
devletlerine, özellikle de İngiltere’ye güvenip güvenemeyeceğini öğrenmek
istemiş, ayrıca doğrudan İngiliz Yüksek Komiserliği’yle ilişki kurmak
istemiştir. Oradan gelecek herhangi bir işarete göre hareket etmeye hazır
olduğunu bildirmiştir. Vahdettin daha sonra da sözü Hilafet konusuna
getirmiştir. Sina Akşin’in dediği gibi, “Onun iki silahı, İngiltere’nin yardımı
ve Hilafettir”. İngiltere’nin, kendisini Halife olarak desteklemeyeceğini
öğrenmek istemiştir.


Nitekim,
10 Ocak 1919’da İstanbul’daki İngiliz temsilciliğinden, Balfour’a gönderilen
özel mektupta, Padişahın iyi bir İngiliz dostu olduğu ve İngiliz Yüksek
Komiserliği ile ilişki kurmak için herhangi bir yol olup olmadığım merak ettiği
ve İngiltere’nin kendisine halifelik makamında destek olup olamayacağını
sorduğu belirtilmiştir. İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Arthur Calthorpe,
22 Ocak 1919′ da İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği gizli bir
telgrafta, Vahdettin’in, Sadrazam Damat Ferit’i Tom Hohler’e göndererek
Ermenilere kötü davranan savaş esirlerini cezalandırmak arzusunda olduğunu ve
yeterince enerjik davranmayan kabine üyelerinin yerine daha aktif üyelerden
oluşacak bir kabine kurmayı düşündüğünü bildirdiğini belirtmiştir. Padişah,
kendisine karşı olay çıkmasından kaygılandığım ve bir olay çıkarsa
İngiltere’nin tutumunun ne olacağım sormuştur. Calthrope, Hohler’in, Padişaha
herhangi bir yardım sözü vermediğini belirterek, kendi görüşünü, “Padişaha
planını gerçekleştirmede yardımcı olacağımıza güvence vermeliyiz” biçiminde
açıklamıştır.


Vahdettin,
her fırsatta İngilizlerden yardım dilenmektedir. Ne yapacağını şaşırmış bir
halde, İngilizlerin hoşuna gidecek bir şeyler yaparak, onlardan güvence almaya
çalışmaktadır. Bu sefer de Ermenilere ve İngiliz esirlere kötü davrananları
cezalandırarak İngilizlerin kendisini korumalarım istemiştir.


Sina
Aksin, Padişah Vahdettin’in İngilizlerden bu isteklerini şöyle yorumlamıştır:


“İngilizciliği şaşılacak bir şey olmamakla birlikte, bu derece
de İngilizlerin emrine hazır olduğunu bildirmesi şaşırtıcı olabilir.
İngilizlere, istediği her bir kişiyi tutuklatıp cezalandırma taahhüdü, Yüksek
Komiserliğin herhangi bir ‘işaretine’ baktığım söylemesi, bir Osmanlı Padişahı
için ‘pek yüz karası’ bir ‘ajanlık’ önerisidir ve aynı zamanda harp
divanlarının nasıl buyruğuna baktığını gösterir.”


İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiser Yardımcısı Richard Webb, 19
Ocak 1919’da İngiltere Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılarından Sir Ronald
Graham’a gönderdiği özel mektupta Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu şöyle
anlatmıştır:


“Görünürde ülkeyi işgal etmediğimiz halde, şimdi valilerim
atıyor veya görevlerinden uzaklaştırıyoruz. Polislerini yönetiyor, basınlarını
denetliyor, zindanlarına girerek Rum ve Ermeni tutukluları işlemiş oldukları
suçlara aldırmadan serbest bırakıyoruz… Demiryollarını sıkıca denetimimizde
tutuyor ve istediğimiz her şeye el koyuyoruz… Politikamız süngünün keskin ucuna
dayanıyor… Halife elimizin altında bulundukça İslam dünyası üzerinde ek bir
denetim aracına sahibiz… Bildiğiniz gibi Padişah bizi buraya yerleştirmeyi
diliyor…”


Görüldüğü gibi Padişah Vahdettin, İngilizlerin elinde değerli
bir oyuncak haline gelmiştir. Ülkenin yönetimini tamamen İngilizler ele
geçirmiştir. Richard Webb’in mektubundaki son cümle her şeyi açık seçik ortaya
koyacak niteliktedir: “Bildiğiniz gibi Padişah bizi buraya yerleştirmeyi
diliyor…”


21 Mart’ta İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, İngiltere
Dışişleri Bakanı Yardımcısı Lorda Curzon’a gönderdiği özel ve gizli telgrafta,
Padişahın sadrazam aracılığıyla gönderdiği çağrıda İngiliz yetkililerinden Tom
Hohler’i özel bir görüşmeye davet ettiği, ancak İngiltere’nin müttefiklerinin
bu davetten rahatsız olacaklarım düşünerek Hohler’e, Curzon’dan talimat almadan
Padişahın bu çağrısına olumlu yanıt vermemesini söylemiştir.


Çanakkale Olayı adlı kitabın yazan David Walder bu durumu,
“Yenik Türkler o derece işbirlikçi idiler ki, bundan dolayı işgal güçleri güç
durumda kalıyordu” diyerek açıklamıştır.


Padişah Vahdettin’in “basiretsizlik” ve “çaresizlik” içinde
İngilizlere yalvarıp yakarması, İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği’nden
Tom Hohlar’in dikkatini çekmiştir. Hohler, 5 Aralık’ta, İngiltere Dışişleri
Bakanlığı Doğu Masası Şefi George Kidston’a yazdığı bir mektupta bu durumdan
yararlanılmasını istemiştir:


“Burasının (İstanbul’un) Türkler tarafından yönetilmesine son
vermek için şimdiki koşullardan yararlanılmazsa çok yazık olacaktır. Bu kenti,
sözünü edebileceğimiz herhangi bir yönetim altında görmeye hazırım; yeter ki bu
Türk yönetimi olmasın; çünkü bir domuz ahırını bile yönetecek yetenekte
değillerdir. Türkler büsbütün yenilmiş olduklarım iyi biliyorlar… Örgütleri
parçalanmış, bozguna uğramıştır; kendileri ise sefalet içindedir… İstanbul,
işgal günleri yaşıyor. Buradaki yönetim, her İngilizi tiksindirecek kadar
aşağıdır.”


İşte Vahdettin, çok aşağılık bir şekilde, “Türklerin bir domuz
ahırını bile yönetecek yetenekte olmadıklarını” düşünen bu İngilizlerin
“hoşgörüsünü” kazanacağını düşünmüştür.


Ne yaman düşünce!


(DEVAMI
GELECEK)


Sinan Meydan

Odatv.com

LİNK :
http://www.odatv.com/n.php?n=yonetime-el-koyun-diye-bize-yalvardi-2305131200

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış