Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Tarihi
ve arkeolojik bilgilere göre İdil Bulgar Devleti, X. yy.’ın sonlarına doğru,
birçok bilim adamı ve din bilimcinin yaşadığı ve eserler verdiği “klasik bir
İslam” ülkesi olmuştur. Ülke içinde bütün büyük toplulukların okulları ve
medreseleri bulunuyordu. Doğu yazarları “onların (yani Bulgarların) büyük bir
kısmı İslâm dini mensubudur, yerleşik merkezlerinde müezzinli ve imamlı
ilkokulları (medreseleri) ile camileri bulunmaktadır”[1] diye kaydedilmiştir. İslamiyet, IX.
yy.’ın sonlarına doğru Türk geleneklerini değiştirmeye başlamış, putperestliği
ve kültleri bâtıl inançlara dönüştürerek toplumun maneviyatını etkilemiştir. Bu
zeminde, Bulgarların kendine özgü kültürü ile Türk ve Doğu kültürünün sentezi
olarak dekoratif sanatlar gelişmiş ve tek bir etnopolitik birlik şekillenmeye
başlamıştı.[2] Diyebiliriz ki, Orta Çağ’daki Bulgar
Devleti, İslam dünyasının en kuzey ülkesiydi, onun uygarlık ilişkileri yönünü
Doğu ülkeleriyle olan iletişim ve kültürel bağları belirlemekteydi. Bulgar
Devleti, aynı zamanda faal bir şekilde, ticari, askerî, siyasî ve kültürel
olarak, Rusya, Doğu ve Batı Avrupa’nın diğer ülkeleri, Zakavkazye (Kafkas ötesi)
ve Priçernomorye (Karadeniz civarı) bölgeleriyle de sürekli olarak bağlantı
halindeydi.


XIII.
yy.’ın ikinci çeyreğinde, Bulgar Devleti, Moğol hanlarının istilâ ordusuyla
birkaç kez savaşa girmiş, 1236’da ise yenilerek Cuçi (oçi) ulusu (Altınordu)
terkibine dahil olmuştur.


İdil Bulgar Devleti’nde Sanatın Oluşumu ve Gelişmesi


X.
yy.’ın ikinci yarısı-XIII. yy.’ın ilk yarısındaki parlak dönemde Bulgar kültürü
çok planlı ve karmaşık bir yapıya sahipti. Bu kültürün özgünlüğü, günümüze
kadar ulaşan mimarî yapıların harabelerinde ve dekoratif sanat eşyalarında
izlenebilmektedir.


Şehircilik ve Mimarî


Orta
Çağ uluslararası ticaretin oluşması ve gelişmesi, İdil Bulgar Devleti’ndeki
şehirlerin çoğalmasını sağlamıştır. Şehircilik geleneğinin bulunmadığı bölgede
şehirlerin meydana gelmesi ve gelişmesi, spesifik inceleme gerektiren karmaşık
ve çok yönlü bir konudur.[3] İdil Bulgar Devleti’nin toprakları içinde
yaklaşık olarak toplam 150 şehir kalıntısının bulunduğu bilinmektedir. Bulgar
Devleti’nde ilk şehirlerin politik, dinî ve ticarî-zanaat merkezleri olarak
920-940 yıllarında meydana gelmeye başladığı söylenebilir. İlk şehirlerin
yapısını teşkil eden unsurlar, feodal soyluların kaleleriydi. Bunlar genellikle
ticarî yolların kesiştiği yerlerde meydana getirilmiştir: Örneğin, bir Bulgar
şehri olan Aga-Bazar iskelesinin yakınlarındaki, Bilyar şehri Harezm’e giden
kervan yolunun üzerindeydi vb. kale ve ticaret yerlerinin yakınlarında iskan ve
ticarî-zanaat mahalleleri yerleşiyordu.


X-XIII.
yy.’daki İdil Bulgar Devleti’nin tüm kasabalarını büyüklüğüne göre birkaç gruba
ayırmak mümkündür: küçükleri (6 hektara kadar), şatolar ve “küçük” kasabalar,
küçük eyaletlerin yerel yönetim merkezleridir; orta çaptakileri (6-50 hektara
kadar; toplam 23) idarî ve ticarî, iktisâdî rolleri üstlenen, hakimiyetin
merkezî şehirleridir; büyükleri (50 hektardan büyük), politik, dinî ve iktisâdî
merkezler, yerel ve uluslararası ticaretin merkezleriyle, zanaat merkezleridir.
Böyle şehirlerin sayısı 12’dir; bunlar Bilyar (800 hektar), Suvar (90 hektar),
Bogdaşkin (77 hektar), Samarskaya Luka’daki Volın (100 hektar) Kama boyundaki
Kaşan (100 hektar) vb.[4] Şehirlerin topografisi birbirinden
farklıdır. Küçük şehirlere arazî rölyefini göz önünde bulunduran kale yapısı
özgüdür; genellikle onlar nehir kavislerinde veya durumlarda inşa edilmiştir.
Orta şehirlerin hepsi dere burunlarına kurulmamış ve arazî rölyefine kısmen
uymuştur. Büyükleri ise bazı istisnaları hariç, hep düz plâto üzerinde
kurulmuştur. Bulgar şehirleri çeşitli savunma sistemleri ile de ayrılmaktadır.
Küçük ve orta şehirler, daha çok bir toprak tabyası bir hendekten ender olarak
da sırasıyla çift toprak tabyası ve çift hendekten oluşan savunma sistemine
sahiptir. Bununla birlikte X-XIII. yy.’lardaki tüm Bulgar şehirlerinin savunma hatları
klâsik bir şemayı takip etmiştir: hendekler önce (dış tarafta), toprak
tabyaları sonra (iç tarafta) bulunmaktaydı. Büyük şehirler, çok unsurlu
genellikle iki istihkam kısmına ve ender olarak iki-üç hendek ve toprak
tabyasından oluşan savunma yapısına sahipti. Askerî mimarînin en ünlü yapıtı
olarak, dış şehir üç, iç şehir çift hendek ve toprak tabyası ile korunan Bilyar
şehrini kabul etmek gerekir. Her toprak tabyası, kalenin içine doğru
yükselmektedir (yani öndekinden bir sonraki daha yüksektir), bu da her üç
düzeyden aynı anda düşmana karşı ok atabilmeyi sağlamaktaydı. Ne yazık ki,
Bulgar kalelerinde yapılan kazı işlerinin ve kazılmış kalelerin yetersizliği
(tamamı 20’den fazladır), askerî mimarînin gelişme tablosunu net olarak
verememektedir; ayrıca, bazılarının iyi korunmamış olduğundan ahşap yapıların
izlerini açığa çıkarmak ve askerî mimarî yapısını incelemek mümkün
olmamaktadır. Ama, anıtların hemen hepsinin üzerinde yapılan incelemelerin
neticesinde konunun yeterince aydınlatıldığını söyleyebiliriz. Bulgar Devleti
topraklarında Rus Devleti’nde de olduğu gibi kütüklü topraklı savunma
yapılarının bulunduğunu söyleyebiliriz.[5] Yazma kaynaklara göre bu tür savunma
yapılarının yapımında meşe ağacı kullanılmıştır.[6]


En
eski (X. yy.’ın) askerî savunma yapısı dış tarafı hendekli çittir (bu çit
toprak tabyası üzerine çakılmış kazıklardan oluşmaktaydı). XI. yy.’da toprak
tabyasının üzeri çit ve savaş alanıyla donanmış daha karmaşık yapılar meydana
gelmeye başlamıştır. Kütüklü şehir duvarı şeklindeki savunma yapısı diğer
şekillerle beraber gelişmiş daha sonra ise onları sıkıştırarak XII. yy.’ın
sonuna doğru neredeyse o dönemdeki en güçlü askerî mimarî şekli olmuştur.
Yazılı kaynaklarda belirtildiği ve arkeolojik araştırmaların da kanıtlandığı
gibi, bazı durumlarda, dış hendekten sonra, küçük toprak tabyası veya çit
şeklindeki ek savunma hatları kuruluyordu, bu da kalenin önündeki savunma
alanını genişletmekle birlikte düşmanın hareketini zorlaştırıyordu. Benzeri
savunma taktiği XII.-XIII. yy.’da Doğuda Kuzey Çin’e kadar olan bölgelerde
yaygın bir şekilde kullanılıyordu. Doğu Avrupa’da bu dönemde, Bulgarların,
genellikle Rus kuşatmalarını başarılı bir şekilde püskürtmelerinde (1183) ve
Moğol Ordularına karşı direnmelerinde (1232, 1236) önemli rol oynayan bu tür
savunma sistemi, belirli bir yeniliği teşkil etmekteydi.[7]


Diğer
bir önemli savunma yapıtı da, savunma sisteminin önemli parçasını teşkil eden
kale kuleleriydi. Arkeolojik bilgilere göre bunların ortaya çıkışı XI. yy. ve
XII. yy.’ın başlarına denk gelmektedir. Bu kule şekilleri tahmini olarak,
dörtgen veya sekizgen olmuştur. Kulelerin bir kısmı duvarların eğri çizgili
parçalarının birleştiği yerlere yapıldığı da oluyordu, bu da düşmanları
yanlamasına ateşe tutma olanağını sağlamaktaydı.


Devlet’in
başkenti, XII. yy.’ın ikinci yarısından sonra, hem toprak büyüklüğü (800
hektar), hem de nüfus kalabalığı (50 bin kişi) bakımından ayrılan Bilyar şehri
olmuştur (Rus tarihi belgelerinde “Ulu Şehir”), araştırmacılar, 1236’da yok
olan bu Orta Çağ şehrinin kalıntılarını, günümüzdeki Bilyarsk (Tataristan
Cumhuriyeti Alekseyevskiy ilçesi) köyü yakınlarında, Malıy Çeremşan ırmağının
sol tarafında yerleşen Bilyarsk şehri kalıntılarıyla bağdaştırmaktadırlar.[8] Bu tarihî, arkeolojik anıt, yüzölçümüne
göre, Moğol Dönemi’ne kadar ki Doğu Avrupa’nın en büyük şehri sayılabilir. Özellikle
Bilyarsk şehrinin kazıları, zamanı belirtilmiş olan sanatsal eser ve günlük
yaşama ait eşya buluntuları ve aynı zamanda da X-XIII. yy.’lardaki Bulgarların
anıtsal mimarîsine özgü malzemeler vermektedir.


Diğer
bir önemli ve muhtemelen daha eski Bulgar şehirlerinden biri de Bolgar şehri
olmuştur. Bu şehrin arkeolojik kalıntıları (yüzölçümü, 380 hektar, şehir
kenarlarındaki iskanlarla birlikte 600 hektar kadar olan) Bulgar şehri
(Tataristan Cumhuriyeti Spasskiy ilçesi) civarında bulunmaktadır.[9] Ne yazık Moğol Dönemi’ne kadarki
katmanlar henüz iyi öğrenilmemiştir fakat arkeolojik gözlemlere göre şehir
X-XIII.yy.’larda yaklaşık 25 hektar alanı kapsamış (yakınlarındaki iskanlarla
birlikte yaklaşık 40 hektar), kale toprak tabyası ve hendeklerle korunmuştur.
Burada yaşam ve ekonomi binalarının kalıntıları ortaya çıkarılmış fakat anıtsal
yapıtlara henüz rastlanmamıştır.


Yazılı
kaynaklara göre Bulgar Devleti’nin ünlü şehirlerinden bir diğeri de Suvar
şehridir. Bu şehrin arkeolojik kalıntıları genellikle, Kuzneçiha köyü
(Tataristan Cumhuriyeti Spasskiy ilçesi) yakınlarındaki İdil nehrinin sol kolu
olan Utk ırmağının sol kıyısındaki Suvarsk (Kuzneçihinsk) kasabası (yüzölçümü
90 hektardır) ile bağdaştırılmaktadır.[10] Şehrin savunma yapıtları, kerpiçten ve
kütükten yapılmış olup bu anıtsal yapılar ve binaların kalıntıları açığa
çıkarılmış, şehir halkının kültürünü ve günlük yaşamını niteleyen önemli
malzemeler toplanmıştır.


Bolgar,
Suvar, Oşel, Cuketaw, Tuhçin gibi büyük şehirler kale, iç şehir ve mahalleler
gibi birkaç istihkam kısmından oluşmaktaydı. Bunların alt yapısı, sokak ve
malikane sistemleri birbiriyle uyum içerisindeydi. İç şehir daha kalabalıktı,
burada dinî ve kamu binaları, idarî merkezler, şehir soylularının malikaneleri
ve esas yaşayış mahalleler yer alıyordu. Bulgar şehir meydanları ile ilgili araştırılmaların
yetersizliği, genel şehrin alt yapısı konusunda net ve tam bir bilgi edinmemizi
engellemektedir; ancak Bilyar’ın merkezinde mezarlığı, kerpiç hamamı olan cami
külliyesinin yanında, zengin evlerinin ve atölyelerinin[11] bulunması, bu şehrin kendine özgü bir
şehirciliğinin bulunduğunu göstermektedir.


Şehir
civarlarında (veya civar mahallelerde) bir takım zanaat mahalleleri (çömlekçi,
demirci atölyeleri vb.), ve yazlık evlerle kervansaraylar bulunmaktaydı. Her
mahallenin kendine ait mescidi ve çoğu zaman kerpiçten yapılmış hamamı, aynı
zamanda da mezarlığı vardı. Bilyar’da, şehir surlarının içinde bulunan üç şehir
mezarlığından başka, merkezde caminin yakınlarında, Bulgar soylularına ait
olduğu düşünülen türbe kalıntılarının bulunduğu başka bir mezarlık daha vardı.


X.
yy.’ın, ilk yarısında gelişmeye başlayan, ikinci yarısında da mimarinin
gelişmesiyle bu gelişmeye devam eden şehircilik, yerel yaşam için mimarlığın,
inşaatın yeni malzemelerini ve yöntemlerini, aynı zamanda da İslam ülkelerinin
mimarîsine özgü yeni bina tiplerini de geçerli kılmıştır.


Orta
İdil’in doğası ve coğrafi özellikleri, Bulgarları ağacı temel inşaat malzemesi
olarak kullanmasını sağlamıştır. Tarihî ve coğrafi olarak hemen hemen tüm Doğu
geleneği Bulgarlarda inşaat işinin gelişmiş olduğunu göstermektedir.[12] Orta Çağ gezgini el-Garnati, Bolgar
şehrinin “çam ağacından”[13] kurulduğunu açıkça yazmıştır; Yakut İbn
Abdallah (XIII. yy.) ise öncekileri kaynak göstererek, “Bulgarlar evlerini
sadece ağaçtan yaparlar, bir kütüğü diğer kütüğün üzerine koyar ve bunları
birbirleriyle yine sağlam bir ağaçtan yapılmış çivilerle birleştirirler”[14] şeklinde belirterek inşaat tekniğinin
detaylarından bahsetmiştir. Arkeolojik araştırmalar bu bilgileri, ağaç
inşaatının bazı yöntemleri ve bazı ağaç türlerinin özel kullanımları ile ilgili
bilgiler sunarak kanıtlamaktadır. Örneğin, günlük yaşayış yerleri inşaatında
çam ağacı, dayanıklılık ve uzun ömürlülük gerektiren inşaatlarda (surlarda,
kuyu yapımında vb.) ise meşe ağacı kullanılmıştır. Bilyar minaresinin taş
temelinin altında toprağı sıklaştırmak için meşe kazıklarının kullanılmış
olması çok ilginçtir.[15]


Ağaç
toplumsal ve kültsel binaları yapımında da yaygın bir şekilde kullanılmıştır.
X. yy.’ın başlarında İbni Fadlan, Barancar cemaatinin “ibadeti için ahşap
mescidin kurulduğunu” belirtmiştir.[16] Herhalde, X. yy.’ın ortaları ve ikinci
yarısı yazarları (el-Balhi, el-İstahri, el-Masudi, el-Mukaddasi) tarafından
anılan camiler de ahşaptandı.[17] Bilyar’da bulunan ahşap mescit
yapılarının izleri şimdilik sadece yazılı kaynakların güzel bir anlatımıyla kanıtlanmaktadır.


Ne
yazık ki biz, binaların Moğol Dönemi’ne kadarki dış görünümüne ait hiçbir
bilgiye sahip değiliz. Bazı anıtların araştırılma derecesi onların görsel
olarak yeniden yapılandırılması sadece bazı benzerlerinin de dikkate alınması
ile gerçekleştirme imkanını sunmaktadır. Bilyar’daki ahşap ve beyaz taştan
yapılmış, minareli mescidi, kerpiç türbeli mezarlığı ve kerpiç hamamı içinde
bulunduran cami külliyesi bu konuda bir örnek teşkil eder. Araştırılan
arkeolojik kalıntılar, bu kültürü o dönemde İslam âleminin büyük bir kısmında
yaygın olan sütunlu (Arap) tipe ait olarak kabul etmemiz onu İdil Bulgarlarının
en eski anıtsal kuruluşlarından biri saymamızı sağlar.


Bilyar
mescidi, İslam âleminin ünlü merkezlerindeki diğer bazı eski sütunlu mescitler
gibi birkaç kuruluş aşaması geçirmiştir. X. yy.’ın birinci yarısında inşa
edilen ahşap mescit (dikdörtgen şeklinde: 44,5 mx48-32 m) yeniden
yapılandırılmıştır. XI. yy.’ın ikinci yarısından daha erken olmadığını
düşündüğümüz doğu tarafına da tam bir bölüm inşa edilmiştir. (dış ölçüleri,
40,5-41,7 mx26,2 m; iç ölçüsü, 38-38,5 mx24 m; kapsadığı genel alan 912 m2); bu
bölüm kare şeklinde kesişen direklerle ayrılan dört sıra (her sırada altışar
direk) ve beş sahından oluşmaktadır. Mescidin içi yekparedir, bir dönemde
salonların arasındaki duvar sıra halinde olan direklerle değiştirilmiştir.[18]


Bilyar
mescidinin, taş binasının kuzeybatı duvarından 1,5 m. uzaklıkta müstakil bir
minaresi olmuştur. Çukurlarında belirli bir derinlikte çakılmış meşeden
kazıklarla pekiştirilmiş çok sağlam bir temelinin oluşu, “Bulgarların oldukça
geniş” büyük minaresinin yüksekliğiyle ilgili XVIII-XIX. yy.’a ait bilgilerle
kanıtlanmaktadır.[19]


Bu
“çok büyük… taş yığını” XVIII. yy.’ın ilk yarısında bile şehir meydanında
yükseliyordu. XIX. yy. ortalarındaki bilimsel tanımlamalar, onun temelinin iki
arşın kadar yüksekliğe sahip olduğunu saptamıştır.[20] XIX. yy. yazılı kaynaklarda yer alan
“temelin sekiz köşeli biçimi”, dörtlü temelden yuvarlak gövdeye sekizgen
geçişten başka bir şey değildir. Minarenin temeline parça taşlar atılmış, kare
şeklindeki tabanı ise muhtemelen düz yontulmuş taşlarla kaplanmıştır. Bu
minarenin mimarî şekli genellikle (temelin özelliklerine göre) Zakavkazye’deki
(Kafkas ötesi) deki mimariye[21] benzer şekillerde; ayrıca XII-XIII.
yy.’a ait bazı Azerbaycan minarelerine göre onarılmıştır. Bunların bizim anıta
olan tipolojik yakınlığı, Bilyar taş minaresinin inşasının (veya en son tadilat
zamanının) XII. yy.’dan erken olmayan bir zamana ait olduğuna işaret
etmektedir. Diğer benzerlikleri Anadolu şehirlerinde günümüze kadar korunmuş
XII. yy. minarelerinin yapısında görmek mümkündür.[22] Onların spesifik özelliklerini, taştan
küp şeklinde temel, bu temelin üzerinde sekiz genli geçiş kısmı ve uzanan
yuvarlak kerpiç gövde oluşturmaktadır. Altınordu Dönemi’ndeki Bolgar şehrinin
taş mimarîsi, bu şekli devam ettiren iki örnek blunmuştur: Bolgar şehrindeki,
büyük ve küçük minarenin her ikisi XIV. yy.’a ait olup, Moğol Dönemi öncesi
harabelerin örnek alınarak Altınordu Devleti’nin Bolgar şehrinin inşaatçıları
tarafından kullanıldığı tahminini doğrular niteliktedir.[23]


İslam
mimarîsinin Bulgar mimarisine olan etkisinden bahsederken, genellikle Orta Asya
ve Horasan’daki benzerleri gösterilmektedir. Bu konuda, Bulgarlarla ilgili
olarak Arap tarihçi Cavaliki “onların evi Rum ilinin evlerine benzer”[24] ifadesini kullanmaktadır. Gerçekten de
Bulgar mimarisinde emsalsiz olan Bilyar’daki mescidin, duvarı ile direklerinin
yapımında taşın kullanılması, bizi bu geleneğin sonradan öğrenilmiş olduğu
düşüncesine götürmektedir; Anadolu ve Zakavkazye ile olan ticarî bağlar ise, bu
bölgelerin ortak olan mimari tecrübeyi benimsedikleri fikrini doğrulamaktadır.
Birkaç yapının harabelerini de içinde barındıran “Cami külliyesi”, Selçuklu
Devleti’nin baş kenti Konya’daki Ala-ad-Din (1186-1220) Camisini andırmaktadır.
Çünkü her ikisi de, tipolojik olarak, salonu son zamanlarda genişleyen sütunlu
cami temeline sahiptir.


Konya’daki
Cami-Külliyesi, Bilyar’daki aile türbesi kalıntıları da bulunan benzeri
mescitte olduğu gibi, âsilzâdelerin türbelerini de içinde bulundurmaktadır.
Bulgar Devleti için bu, emsalsiz bir yapıttır. O mescit külliyesinin güneydoğu
tarafıyla birleşen Bilyar’daki IV. Kurganda yer almaktadır. Türbe kerpiçten
yapılmış olup dikdörtgen görünümündedir (iç ölçüsü, 2,05×1,3 m.). Çamur harçlı,
5-7 sıra hâlinde konulmuş kare şeklindeki (28-30 cm, 5-6 cm boyunda) kerpiçten
oluşan ve 0,4 m. boyunda, üç duvar kalıntısı açığa çıkarılmıştır. Duvarlar bir
kerpiç kalınlığındadır. Tabanına kerpiç kırıntıları döşenmiş, üzerinden kum
dökülmüştür. Mezarda İslam geleneğine göre defnedilmiş iki cenaze (erkek ve
kadına ait) bulunmaktadır. Stratigrafi (katbilim) araştırmalarına göre, türbe,
mescidin taş kısmının ilave edilişine kadar yapılmış olup, X. yy.’ın birinci
yarısına aittir.[25] Bu türbenin nasıl bir nitelik taşıdığını
söylemek zordur; makberin yer üstündeki türbesi midir, yoksa sagana’nın yarı
yer altı kabile kabri midir? Ancak, türbenin kenarı daha sonraki bir mezarın
yapımı sırasında kısmen tahrip edildiğinden, bunun toprağa gömülmüş mezar yeri
(hücresi) olduğu düşünülebilir. Sagana defni Orta Asya defin yapısına özgüdür[26] ve türbenin benzeri tiplerinin Bulgar
Devleti’nde meydana gelmesi de, Bulgar Devleti’nin doğu ülkeleriyle dinî ve
kültürel bağlantılarda bulunduğunu kanıtlamaktadır.


Bilyar’daki
ahşap mescitlerin mimarî şekillerinin onarımı genellikle eski Rus mimarîsinin
deneyimi ışığında yapılır.[27] Fakat ibadet edilen salonun çok sütunlu
iç yapısı için İslam mimarisine baş vurmak gerekir. Bununla birlikte onun
sanatsal şekillenmesinde ağaç üzerinde işlemelerin olduğu tahmin edilebilir. Bu
durum özellikle Harezm ve Maveraünnehir’e, has olmuştur. X-XII. yy.’da orada
ağaç sütunlu taş duvarlı camiler yaygındı. Bu kült yapısı muhtemelen oradan
İdil Bulgar Devleti’ne geçmiştir.[28] Günümüze kadar ulaşan X-XI. yy.’lara ait
Buhara ve Hive’nin, IX-X. yy.’lara ait Obburdana oymalı sütunları ile, Çorkuh
köyündeki X-XII. yy.’lara ait mescidin oymalı tavan sütunlarının, Bilyar’daki
ahşap mescidin dekorlarıyla bir derece benzediği, aralarında bir bağ olduğunu
düşündürmektedir. Küçük Asya’daki XII-XI11. yy.’lara ait sütunları, tavanları
ağaç oymaları ve nakışlarla zengin bir şekilde süslenmiş “ahşap”[29] mescitlerle yapılan karşılaştırma aynı
zamanda da Bilyar’daki ve diğer Bulgar ahşap mescitlerindeki interyeri yeniden
oluşturmada yardımcı olmaktadır.


Altınordu
Bolgar şehrinin, taş mimarisinde bu kadar açık bir biçimde ortaya çıkan Anadolu
Selçukları ile olan kültür bağlarının Moğol Dönemi’nden daha önce doğduğunu
düşünmemiz için bazı kanıtlar vardır. Bu tür bağları, Bilyar’daki ilk cami,
külliye mescidinin yeniden yapılanmasında da görmekteyiz.


Hafifçe
trapez şeklinde olan salon, 9 eşit kuşaktan oluşan 6 uzunlamasına sahından
ibarettir. Salonun ortasında, sütunların beşinci ve yedinci sıraları arasında,
üzerinde ışıklı çeşmenin kurulduğu havuz bulunmuştur; mihrabın karşısındaki
alan da ayrılmıştır (mihrabın karşısında sütun bulunmamaktadır). Bu tarzdaki
alan düzenlemesi, özellikle Küçük Asya’daki hem taştan, hem de ağaçtan sütunlu
camiler için geçerlidir. Çünkü, yerli mimarlar, Anadolu dağlarının ayazlı
kışlarını hesaba kattıkları için, Yakın Doğu cami-mescitlerinin kaçınılmaz
unsuru olan geniş avlu yapısından vazgeçmek zorunda kalmışlardır.


Diğer
değerli dekoratif benzerlikler, ibadet edilen salon mimarisindeki mihrap ve
minberin de ahşaptan yapılabilmesidir.[30] Bu konuda belirtmemiz gereken önemli
nokta ise bilinen çok az ahşap mihrap Orta Asya’da (İskodar, Maveraünnehir
iskanları, IX.-X. yy.) ve Anadolu’da (Damsaköy, Orta Anadolu, XIV. yy.’ın
başları) yapılmış olduğudur.


Ne
yazık ki, arkeolojik araştırmaların sonuçları, Bulgar mimarî dekorasyonunun
repertuvarını tam olarak canlandırabilme imkanını verememektedir. Bu boşluğu,
Moğol Dönemi’ne kadar Bilyar şehrinde pencere camlarının kullanıldığına dair
bilgiler kısmen doldurmaktadır. Tek tipli disk (kutru 18-20 cm.) şeklindeki
birçok bulgunun içinden (bunların yerli üretim olduğu tahmin edilebilir) Kafkas
zanaat merkezlerine[31] özgü olan cam fragmanlarını ayırt etmek
mümkündür. Bu ithal cam, altıgenli gülçe, yıldız, rom şekillerindeki çeşitli
rolyefli geometrik işlemelerle kaplıdır. Meydana gelişi itibarıyla, Selçuklu
Dönemi’nde yaygın bir şekilde gelişen kerpiç dekorlarla yapılara dayanan çift
taraflı nakış şekli, XI. yy.’dan itibaren daha çok Orta Asya, Ön ve Yakın Doğu
İslam ülkelerine özgü mimarî dekorasyonu teşkil etmektedir. Kafkas camlarının
bulunması, İdil Bulgar Devleti’nin geniş ticâri bağlara sahip olduğuna işaret
etmektedir[32]


Bilyar
kamu binalarının dekorasyonunda değişik yöntemlere de rastlamak mümkündür.
Ayrıca ibadet salonundaki taş direklerin ucunda taştan yapılan istalaktit
majisküller (direk başları) bulunuyordu.[33] Bilyar’daki kerpiç binanın duvarlarının
iç yüzü pürüzsüz bir şekilde sıvanmış olduğunu, muhafaza edilmiş fragmanlara
bakılarak nakış yazılarla kaplandığını söyleyebiliriz.[34] Orta Çağ Bulgar Devletinde, X-XIII.
yy.’lara ait toplam yedi tane kerpiç ev bilinmektedir. Bunlardan üçü Bilyar’da,
ikisi Volın’da (Samara civarında) ve birer tane de Suvar ve Hulaşk’daki (İdil)
kasabalarda bulunmaktadır. Yapılış özellikleri açısında bunları şartlı olarak
iki tipe ayırmak mümkündür.[35]


Birincisi,
dikdörtgen şekilli, sade, çıkıntılı görünüşe ve iki üç odaya sahipti. Odalar iç
içe dizilmişti. Bu sıcaklığın dış odadan iç odalara, (yani ısıtıcı sobaya)
doğru arttığını gösteriyordu. Bu tür yapılar A. P. Smirnov ve V. F. Kahovskiy
tarafından (Hulaş) kasabasında araştırılmış ve XII. yy.’a ait olarak tarihlendirilmiştir.[36]


İkincisi,
kare şekilli ve çok odalıdır. Bu tür yapılar öncekilerden daha karmaşık planlı
idi, farkı ise öncekinde görülen iç içe dizilişe ek bir kısmın eklenmiş
olmasıdır. Araştırmalara göre,[37] Bilyar’daki kerpiç evlerin bu tipi daha
açık bir şekilde nitelendirmektedir. Birkaç ahşap yapıdan oluşan, ibadet için
ve kişisel amaçlı olarak da kullanılan bu yer, görünüşüne bakılırsa geniş
kompleksi ile esas kervan saraylardan biri olmuştur. Şehrin önemli
girişlerinden biri önündeki küçük tepe üzerinde yerleşen bu kompleks, yere
çakılmış kazıklar ve hendeklerle çevrilmiştir. Bütün avlu ağaçla döşenmiş, kil
ile sıvanmıştır. Kerpiç, yapı (ölçüsü 16.08×14,8 m) avlunun kuzeyinde yer
almıştır. İç duvarlarla altıya bölünmüş olan bina, dikey (duvarın içinde) ve
yatay (zemin altında) olarak ısınma bağımsız su dağıtma sistemine aynı zamanda
kanalizasyon ve giriş kavşağına sahipti. Dikdörtgen planın yanı sıra ısınma
sistemi kuruluşları, kerpiçlerin ölçüleri (26x26x5 sm), duvarların spesifik
yapım yöntemi ve temelin ham kilden oluşan anti sismik (depreme karşı) yastığın
üzerine oturtulması da bu inşaat geleneğini Orta Asya kaynaklarına
götürmektedir.[38] Orta İdil şartlarında ısıtılan binalar
için gerekli olan ek giriş kavşaklarının ortaya çıkışını da belirtmek gerekir.


Bilyar’da
üç (caminin yanında, XXVII. kazıda ve kervan sarayda) Volın’da iki (birincisi,
eksik araştırılan V.V. Holmsten kazısında -1928-1929-, diğeri G. İ.
Matveeva’nın kazısında 1973) ve Samarskaya Luka’da Suvar şehir (civarındadır)
kalıntısında[39] bu tür binalar araştırılmıştır. Bazı
binalar kendilerine özgü yapı özelliklerine sahipti. Örnek olarak Volın şehir
kalıntısında araştırılmış olan hamam temelinin inşasında kerpiç ile beraber
kireç taşları[40] kullanılmış, Bilyar merkezindeki hamamın
yapılmasında (XXVII. kazı) kerpiçten istifade edilmiştir. Buna dayanarak bu
binanın Moğol öncesi dönemde yapıldığını düşünmemizi sağlar.[41]


Bütün
bu binaların hamam olarak kullanıldığı açıkça görülmektedir.[42] Doğu hamamları için karakteristik olan
titizce sıvanmış ve nakışlarla süslenmiş duvarlar da bu düşüncenin ek kanıtı
olabilir. Bu binalar şehir merkezinde (Bilar, Suvar, “Muron kasabası”) olduğu
gibi şehir duvarlarına yakın (Bilar, “Muron kasabası”) şekilde yerleşmişlerdi.
Belli ki onlar burada kervansaray yapılarının bir parçası olmuşlardı.


Bulgar
hamamları yerleşim alanlarına ve alt yapılarındaki farklılıklarına bakıldığında
farklı sosyal statüye sahip olmuş ve belki de mahallelere göre ayrılmış
oldukları görülür. Bilyar merkezinde, caminin yanındaki hamam görünüşe
bakılırsa bir vakıf tesisiydi. Bu vakıfın gelirleri caminin ve muhtemelen de
ona bağlı olan medrese ve hastanenin faaliyetini sağlıyordu. Benzeri kurumları
Yakın ve Uzak Doğu’ya özgü olup çok yaygındı.[43] Bulgar Devleti şehirlerinin birçoğunda
hamamların bulunması Bulgar şehirlerinin ve şehir kültürünün Doğu niteliğini
belirtmektedir.


Bulgar
şehir kalıntılarındaki[44] birkaç bina harabesinde incelenen kerpiç
inşaat teknolojisi, Selçuklu Dönemi’ne kadar olan Orta Asya mimari
özelliklerine sahiptir. Özellikle büyük ölçülü kerpiçlerin kullanılması, Suvar,
Bilyar ve Volın kasabalarındaki kerpiç binalarda görülen duvar ve temellerin
yapılışı bu gelenek arasında yer alır.[45] Bilindiği gibi, gösterişli kamu binaları
Orta Çağ’da devletin ekonomik durumunun simgesi olduğu gibi, onun siyasi onuru
da sayılırdı. Kendi kökleriyle Doğu İslam alemi ülkelerine uzanan mimari
gelenekler kültür ilişkilerinin belirleyici yönünü göstermekte ve Bulgar
Devleti’nin manevi bilinç gelişiminin yeni aşamasını simgelemektedir.


Mesleki
Sanatı: Sanatın yüksek seviyede olması, İdil Bulgar Devleti’nde mesleki sanatın
yüksek seviyedeki gelişimi ve hem kendi geleneklerine hem de İslam aleminin Rus
Devleti’ni, Doğu Avrupa ve İskandinavya’nın sanat merkezleri ile olan aktif
ticari ilişkilere dayanıyordu. Bulgar şehir ve köy yerlerinde bulunan çeşitli
mamuller, onların çok geniş hayat yelpazesi ve X. yy.’ın başından XIII.yy.’ın
ikinci çeyreğine kadar oldukça uzun bir zaman sürecinde dekoratif sanatın bazı
üslup özelliklerinin gelişmesi ile ilgili fikir yürütmemizi sağlar.


Bulgar
sanatının kökü, Türk Kağanlığı Dönemi’ne kadar uzanmaktadır. Bu dönemde Avrasya
Türk halklarının başlıca etno-kültür gelenekleri ve askeri hizmet zümre
kültürünün karakteristik unsurları: silah, at koşumu, kuşak takımı, günlük
yaşam detayları işlenmiştir.[46] Daha sonraları Hazar Kağanlığı zamanında
Bulgarlar, Hazar şehirleri zanaatçıları tarafından işlenmiş Saltovo-mayatsk
kültürünün törpüleyici etkisine uğramışlardır. Bu geleneğin içerisinde bir Orta
Çağ toplumu için mümkün olabilecek derecede birer birer örnek sistem ve
üsluplar oluşuyordu. Bunlar Sasani ve Bizans nakış motiflerinin alınması ve
yeniden işlenmesine dayanıyordu.[47] Bütün bunlar artık VII-IX. yy.’larda
Bulgar kültür sembollerinin, dilinin Türk-Bulgar mitolojik sistemini değil
genel Hazar nakış geleneklerini yansıttığını düşünmemizi gerektirmektedir.


X.
yy.’ın ikinci yarısı, XI. yy.’ın başı Bulgar sanatında sanatsal dil ve
imgelerinin oluşum dönemi olarak kabul edilebilir. O dönemde Bulgar Devleti
şehirlerinde kuyumculuk, bronz ve bakır zanaatı ortaya çıkar ve gelişmeye
başlar. Eşya ve sanat repertuarı ve üslup belirlenir, desen ve nesnelerin
biçimlerinde Bulgar gelenekleri biçimlenir. Bulgarların ürettiği eşyalar ülkede
yaygınlaşarak günlük yaşam ihtiyaçlarını önemli ölçüde karşılamaya başlar. Daha
değerli ve itibarlı günlük yaşam eşyaları bunların dışındadır. Aynı zamanda
Bulgarlar ticari nehir ve kara ticari yol ağını geniş bir şekilde kullanarak
ürettikleri eşyaları (günlük eşyalar, süs ve zücaciye, eşyaları ayna, kap kaçak
vs.) Orta İdil ve Üst Kama’nın geniş alanında yayıyorlardı.[48]


Metal
Sanatı: Zamanımıza kadar gelmiş olan kil ve taştan dökmeci kalıpları,
Bulgarlardaki bronz döküm işinin yüksek seviyesini göstermektedir. Böyle
dökmeci kalıplar mamulün daha sonraki işlemlerini en aza indirgeyerek kaliteli
dökmeler elde etmeyi sağlıyordu. Bu da ürünün fiyatını önemli ölçüde
ucuzlatarak, başka bölgelere yaygın bir şekilde ihracatını düzenlemeye yardımcı
oluyordu.[49] Dökme plakların dekorunda çoğu zaman
kuyumculuk üretimine özgü çok emek gerektiren yöntemler: kazma, desen, çok
küçük metal yuvarlaklarla şekillendirme-taklitleri yapılıyordu.


Seri
imalatlarda Bulgar ustaları matrisin yardımıyla, basma, oyma, darbetme,
presleme teknikleri geniş şekilde kullanılıyordu. Bulgarlar anıtlarında bulunan
çok sayıda kaplama ve küçük metal plaklar, Bulgar kuyumcularının kullandıkları
matrisler-pres kalıplarının çok büyük çeşitliliğini göstermektedir. Bunların en
eskileri, A. P. Simirnov’un düşüncesine göre X-XI. yy.’a aittir.[50]


Bronz
matrisler ve pres kalıplar, yuvarlak veya kare, ender olarak çok köşeli veya
badem şeklinde olan ağır dökme levhalardan oluşuyordu. Bunların çoğunun yüz
kısmı bitki nakışlarıyla süslenmiştir: Kenarlarında çiçekli desenleriyle
bulunan taç yaprağı çiçekli gülçe, diyagonal şeklinde merkezinden köşelere
doğru dağılmış üç yapraklı bitkiler, kenarlarında bulunan kabarık noktalarla
uyum içerisinde bulunan, damla motifleri. Üzerinde gülçe bulunan stilize
edilmiş desen kompozisyonlu kare şeklinde olan matrisin kenarları, karmaşık
resmin çerçevesini tekrarlayacak biçimde işlenmişti.


Bunların
yanında değişik kompozisyonlar da görmekteyiz: Dikdörtgenimsi matris, üç dişli
köşe ve bitkisel nakış ile üç veya beş yapraklı çiçek motifi[51] olup geniş bir şekilde Doğu Avrupa’da
yaygın olup,[52] İran ve Orta Asya prototipine sahipti.[53] İran paralelleri bulunan diğer
matrislerde kartal ve aslan gibi hayvan tasvirleriydi.[54] Diğer mamuller arasında hayvan, kuş ve
balıkların çevresinde bulunan atlı adam tasvirli matris ayrılıyor. İran
(Sasani) sanatının etkisi altında olan bu kompozisyon Üst Kama ve Batı
Sibirya’nın Fin-Ugor kavimleri, arasında yaygındı[55]. Açıkça görülüyor ki, bunun gibi
matrislerin üretim ve yayılma merkezi Bulgar şehirleri olmuş ve oradan da
komşularına yayılmıştır.


Bulgarlardaki
metal sanatına ait bir diğer eşya da günlük eşyalardan aynayı ve kilittir.
Bronz ve gümüş dökme aynalar daha çok geometrik motiflerle işenmiştir.[56] X-XI11. yy.’lar Doğu Avrupa’da da buna
benzer aynalar yaygındı.[57] Bronz kilitlerin bir kısmı stilize
edilmiş hayvan, (at, köpek, kaplan, koyun vb.) figürleri şeklinde yapılmıştır.


Hayvanların
figürleri statik ve dekoratif görünmektedir. Yüzeyi çoğu zaman daire şekilli
desenle kaplanmış bu tür kilitler bilindiği gibi, İslam âleminde çok yaygındı
(Kuzey Afrika’dan Harezm’e kadar). Bu da Bulgar Devleti’nin birçok devletle
geniş ilişkiler içinde olduğunun önemli bir göstergesidir. Kilitlerin bazıları
getirilmiş, bazıları ise yerli ustalar tarafından yapılmıştı.


Yakın
Doğu’dan getirilen eşyalar arasında silindir biçiminde bronz bir kilitde
vardır. Bu kilitin üzerinde Arapça, “Ebu Bekir’in oğlu Ahmet’in işidir. Ebedi
şan ve huzur dolu başarı ile herşeyi kapsayan mutluluk sahibinin olsun,
1146/1147”şeklinde yazı bulunmaktadır.[58]


Diğer
kilitlerden farklı olarak Bulgar yerleşim yerlerinin birinde Maklaşeevka
köyünün yakınlarında (Tataristan Cumhuriyeti, Bolgar civarı, Spas ilçesi)
bulunan kilidin ayrı bir yeri vardır. Kilit stilize edilmiş boynuzlu pars
figürü şeklindedir, iki yarım parçadan birleştirilmiş olup daire şeklindeki
nakış izlerini taşımaktadır. Hayvanın geniş ağızlı yuvarlak kafası dah
ifadelidir, alnı kısa boynuzla taçlanmış, onun arkasındaki üçgen şekilli
çıkıntı, dik durmuş hayvan kulakları parsın sırtında sol kolunda bebek taşıyan
bronz kadın heykelciği bulunmaktadır. Bu kadının sağ eli ile sağ bacağının bir
kısmı yoktur. Sağ göz çukuru da bilerek delinmiştir. Böylece çirkin
gözükmektedir. Bir süre sonra aynı yerde benzeri diğer bir heykelcik de
bulundu, ama bu kilidin üzerinde pars sırtında erkek heykelciği bulunmaktadır.
Heykelciğin her ikisi oldukça dikkat çekici, nadir buluşlardır. Bu
heykelciklerin anlamını açıklamada Prof. Dr. A. H. Halikov’un düşünceleri daha
ağır basmaktadır. Ona göre bu heykelcikler Türk türeyiş efsanesini açıklayarak
sakatlanmış olan kahramanları ve ataları simgeliyordu.[59] Bu heykelciklerin belirli bir anlam
taşıdığını kabul ederek şunu belirmemiz gerekir: Doğu Ön Asya veya Yakın Doğu
tipinde olan bu kilitler ve bu kilitlerin bulunuş yeri ve zamanı Müslüman
Bulgar Devleti’ne ait olduğunu göstermektedir. Bu da onları Türk mitinin
açıklaması olarak görmemizi sağlamaktadır. Belli ki bu kilitler Bulgar kültürü
için gayet karakteristik olan bir fenomeni, farklı üslup ve şekillerin geleneksel
sanat imgeleri ve yeni motifli eşyaların iç içe geçen bir birleşimini
yansıtmaktadır.


Bulgarlarda
soylu askerler silahlanma ve donatım takımı özel bir karaktere sahip olmuştur.
Bu kompleks içerisinde mızrak, kılıç, kalkan, yay ve oklar yüz bölgesini koruma
amaçlı maske ile miğfer şekilli zırh, at koşumu, gümüş veya bronz tokalı savaş
kemeri yer alıyordu.


Kemer
takımı Orta Çağ Dönemi’nde asker giyim kuşamının ayrılmaz bir parçası olarak
kalmayıp aynı zamanda da soyluluk göstergesi sayılıyordu. Daha Erken Bulgar
zamanında (VIII-X. yy.) gelişmiş kemer takımları ile karşılaşıyoruz. Türk
Kağanlığı’nın etki alanında bulunan başka milletlerde de bunun benzerlerini
görmek mümkündür.[60] Görünüşe göre Bulgar kemer tokalarının
dekorunda olan birçok motif (palmetka: hurma ağacı yapraklarına benzeyen nakış,
lotus, filiz, üç yapraklı yonca) oradan gelmektedir; kare, yuvarlak kalp
şekilli kemer tokaları yeterli derecede tek standarta uydurulmuştur. X-XI.
yy.’lar Bulgarların kemer takımlarında geleneksel süsleme tiplerini yanı sıra
birçok yeni oluşum da ortaya çıkmıştır. Kemer tokalarının tipleri ve çeşitleri
çoğalarak bitki ve hayvan desenli yeni motifler ortaya çıkar. Aynı zamanda X.
yy.’ın sonlarında doğru Bulgar Devleti’nde Merkezi Asya prototipleri bulunan
bütün bir mamul takımı ortaya çıkmıştır. Bunlar kısa bir süre içerisinde
benimsenerek XI-XIII. yy.’lar özgün adaptasyon örnekleri verilir.[61] XII-XI11. yy.’da Bulgarlarda göze
görülür şekilde kemer çeşitleri hem sayı, hem de çeşit olarak azalmaya başlar.
Başka bölgelerde, Rus Devleti’nde ve Deşt-i Kıpçak’ta da görülen bu olay,
herhalde toplumun sosyal sınıflandırılmasının güçlenmesi, askeri hizmet
soyluları tabakasının hiyerarşisi ve pekiştirilmesiyle açıklanabilir. Bu tabaka
insanları için kemer diğer askeri kültür simgelerinin yanı sıra sosyal rütbe
belirleyicisi rolünü oynuyordu. Bulgar şairi Kul Gali’nin “Kıssa-i Yusuf”
(Yusuf Hakkında Hikaye 1232) mesnevisinin isimi bunu kanıtlamaktadır. Eserde
hükümdarın adamlarından birine saygısını belirtmek için ona at, cüppe, altın
kemer hediye ettiği anlatılmaktadır.[62]


X-XIII.
yy. kemer takımları, bir bütün olarak kemer iğnelerinin ve tokaların halkaların
yeni tiplerinin ortaya çıkmasıyla ayrılır.[63] Bunlar şekilce daha çok çeşitlenmeye
(yuvarlak, damla şekilli, beşgen ve altıgen şekilli) başlar. Levha üzerindeki
minyatür nakışlı kompozisyon (kemerin iğnesi)[64] Bulgar zanaatkarlarının sanatsal
ustalığının olgunluğunu kanıtlamaktadır. Genel olarak fon yüzeyinden kabarık
bir şekilde öne nakış üç kısımlı bölgüyü ortaya çıkaran ve şekle ciddi bir
biçimde bağlılığı belirten kompozisyon içinde düzenlemiştir.


Nakışların
niteliği de değişir, bilinen geometrik, bitki motiflerinin yanı sıra koşan
kurt, iki kuş, köpek vs. gibi hayvan tasvirleri de ortaya çıkar. Bunlardan bir
kısmı Orta Çağ Dönemi’nde Avrupa, Yakın ve Orta Doğu’nun diğer halklarında
olduğu gibi hiç kuşkusuz arma ve aile nişanı rolü oynamıştır.[65] Çok köşeli şekle sahip altın kaplamalı
döküm kemer plakasında çift ördek tasviri yer almış, simetrik ekseni yukarı
kısımdaki damla şekilli çıkıntıyla belirtilmiştir. Kompozisyonlardan birçoğu
şekillerinin sadeliği ve özlüğüyle ayrılmaktadır.


Şartlı
bir şekilde “mühür” olarak adlandırılan mamuller grubu gayet karakteristiktir.
Her iki yuvarlak yüzeyinde rölyefli hayvan tasvirleri bulunan bu mühürler
yüksek olmayan silindir şeklinde olmuştur. Mühürler iki parçadan oluşmaktaydı,
silindirin merkez ekseninin temelleri arasından geçen bir mille
birleştirilirdi. Mührün düzgün yan yüzeyinde iki parçayı birleştiren çizgi
boyunca bağ için küçük bir delik açılırdı.[66] Bağlama yöntemine bakıldığında bunların
sahiplik mühürleri olduğu düşünülür. Üzerlerinde aslan ve kuş tasvirleri
bulunuyordu. Bunların arasında biri daha ilgi çekicidir. Mührün bir tarafında
aslan, diğer tarafında bir kuş resmi bulunmaktadır. Aslan figürü profilden
verilmiştir, kafası öne dönüktür. Sağ ayağı havada, kuyruğu ayaklarının
arasından geçerek kafasının üzerine ulaşılarak bir bitki deseniyle
tamamlanıyor. Küçük gözleri ve açık ağzı bulunan yüz kısmı net olarak verilmiş,
yelesi ve tüyleri küçük rölyef ve çizgilerle belirtilmiştir.


Mührün
diğer tarafındaki kuşlar profilden, arkaları birbirine dönük, kafaları arkaya
doğru çevrilmiş şekilde tasvir edilmiştir. Tüyleri ince çizgilerle verilmiş
yukarı kalkmış kanatları ve kuyruklarının birleşmesi sepeti andırmaktadır.
Aslan ve kuş tasvirli yüzeylerin kenarı boyunca palmetka (hurma ağacı
yapraklarına benzeyen nakış) yerleştirilmiştir. Bütün resim açık bir şekilde
arma niteliğindedir.


İnkişaf
dönemi Bulgar ikonografi sanatında görülür bir şekilde Türk dünyasının mirası
mevcuttur. Güneydoğu Asya sanat tasvirlerinin canlı bir şekilde koruyan
Türk-Çin takvim motifleri metal ve kemik tasvirlerinde de izlenebilir. Bu olaya
özellikle yakın paraleller diğer bir Müslüman Türk Devleti-Küçük Asya’daki
Konya Selçuklu Sultanlığı sanatında da bulunmaktadır. Selçuklu Devleti’nin
sanat mirası adı geçen motiflerin anıtsal mimari dekorunda ağaç ve metal
üzerinde oymalarda farklı bir kavrama deneyimiyle zengindir. Burada şehrin kale
duvarlarında yırtıcı hayvan (aslan, çoğu zaman kuyruğunun ucunda ejderha kafası
bulunan pars) ve kuş tasvirleri kale duvarlarında “as-sultani” yazısıyla
birlikte hükümdar hami[67] imgesiyle bağlı olarak, anıtsal
yapıların ana kapıları üzerinde[68] ise aile nişanı mahiyetinde
bulunmaktadır. İkonografideki kedigiller ailesinden olan yırtıcı hayvanlar
(pars, Barac – kanatlı ejder- ve Bulgarlarda “kurt”, Türk edebiyatında “aslan”)
Bulgar Devleti ve Anadolu sanatı içinde hemen hemen aynıdır. Yürüyen pars, sağ
ön ayağı havada, kuyruğu yukarıya doğru dönük ve bükülmüş şekilde (bütün
bilinen resimler böyledir) öne bakıyor veya kafası geriye dönüktür (Türkiye’de
Çay Han Kervansarayı’nın ana kapısındaki kabarık madalyonda olduğu gibi).
Yırtıcı hayvanın figürü yuvarlak dairede (Anadolu’daki adı geçen taş rölyef;
Bilyar’daki bronz mühür) veya kareye yakın dikdörtgen olarak (Konya şehir
duvarındaki taş rölyef) çiziliyor.


Bronz
Kap Kacak: Bakır ve bronz kap kacak Bulgar Devleti’nde sanatın yüksek düzeyde
ki gelişmesinin açık bir göstergesi olarak Bulgar ustalarının özgün mamul
grubudur. Ustaların temel ürünlerini, kazanlar, testiler, taslar, kepçeler,
lambalar ve yaşam eşyaları teşkil etmektedir.[69] Bakır zanaatı X. yy.’ın yarısından
itibaren, Doğu (Arap-İslam aleminin Sasanilerin) tekniği ve şekillerinin etkisi
altında gelişmeye başlamıştır. Bulgarlarda bakırcılık geleneği, bakır levhadan
yapılmış küçük hacimli kazanlarla başlamaktadır. X-XI. yy.’ların sonlarında
ise, artık İslam ülkelerindeki, özellikle kırma, oyma, boyama gibi yeni
bakırcılık yöntemleri benimsenir. Bulgar şehirlerinde kap kacak atölyeleri
ortaya çıkar. Bakır ve bronzdan yapılmış çeşitli günlük hayatta kullanılan
(tencereler, bardaklar, süs eşyaları vb.) ve özel nitelikli (gümüş veya altın kaplamalı
kap kacak vb.) mamulleri belirli bir kısmı buralardan Üst Kama ve Batı
Sibirya’ya da yayılmıştır.[70] Bu ürünlerin nakış ve dekorlarının
motifleri oldukça çeşitlidir. Bunların arasında açık bir şekilde Doğu töresine
ait (süvari, arkasına dönerek yayını germiş süvari okçu, arabesk nakış vb.)
motiflere de, geleneksel Fin-Ugor (yırtıcı hayvanlar tarafından ısırılmış
geyik, yırtıcı hayvanların ve kuşların gösteri yürüyüşü, yırtıcı hayvanlarla
kuşatılmış insan vb.) tasvirlerinin stilize edilişine de rastlamak mümkündür.[71] Bulgar Devleti’nde özellikle
merasimlerde ve süs olarak kullanılan gümüş çanak çömleklerin önemli kısmının,
“Macarların Doğu Avrupa’da bulunduğu zaman kap kacağı” diye nitelendirilen özel
günler için yapılmış gümüş kap kacağın önemli bir kısmının özellikle Bulgar
Devleti’nde yapıldığı da muhtemeldir.[72] XI. yy.’da ise Bulgar ustaları, hem
kendi kullanımları, hem de Üst Kama, Ural civarı ve Batı Sibir bölgelerine
satmak amacıyla çeşitli mamulleri hazırlarken artık önemli derecede bir
uzmanlığa, teknik mükemmelliğe ulaşmışlardır.


Kemik
Oyma: sanatı da eski geleneksel sanatlardan biri sayılır. Bulgar zanaat
ustalarının kullandıkları malzemelerin arasında, evcil hayvanların kemiklerinin
yanı sıra, ren geyiği ile musun boynuzları da bulunmaktadır. Orta Çağlardaki
yazarların bilgilerinden, Bulgarların avcılıkla uğraştığını, morjların ve
mamontların kemiklerini işlediklerini de öğrenmekteyiz. Birçok kere Bulgar
Devleti’nde bulunan el-Garnati, “Yer altında ise fillerin kar gibi bembeyaz
kurşun kadar ağır dişleri bulunmaktadır. Bunların hangi hayvandan kırılmış
olduğu bilinmiyor. Bunları Harezm ile Horasan’a getiriyorlar.


Onlardan
fil taraklar, cevahir kutuları vb. eşyalar yapılmaktadır, ancak bunlar fil
kemiğinden yapılan eşyalardan daha sağlamdırlar, kırılmıyorlar” şeklinde bizi,
bu konuda bilgilendirmektedir.[73]


Bilyar
kemik oyma atölyelerine ait ürünlerin bulunması (düğmeler, kap sapları, ok
uçları, tokalar, taraklar, fişler, satranç figürleri vb.), onların bulundukları
iç şehrin iki mahallesinde lokalize etmeyi sağladı.[74] Yırtıcı kuş gagasına benzeyen çit
sapları kendine özgü şekilleriyle ayırt edilirler. Bir de kemikli ve pratikte
aynı olan bronz eşyalar da bulunmuştur.[75] Görünüşe göre, bunlar seri üretilen
eşyalardır, bunlardan birisinin kenarı basit daire şeklinde bezeklerle
kaplıdır.[76]


Okçunun
sol bileğini korumak için kemikten yapılan astar özel sanatsal özellikleriyle
dikkat çekmektedir. (Millî Müze PT). O oval bir şekle sahip olup profili
boyunca eğiktir. Kemerleri bağlamak için yapılan dört çift delikten ve
kenarlara kesilmiş fon üzerinde sarmaşık filiz motifli bordür sıkıştırılmıştır.
Astarın tüm üst kısmını, iki tarafında boyunlarını yukarı doğru uzatan ve
pençelerinde geyik yavrusunun başını tutan yırtıcı kuşların bulunduğu üç
gövdeli ağaçta oturan puhu kuşu şeklindeki oldukça karmaşık bir kompozisyon
teşkil etmektedir.


Kompozisyon
oldukça hedeflenecek, açık bir şekilde ifade edilmiştir ve şövalye kültürü ile
putperestlik motiflerini birleştiren Bulgar erlerinin askerî gösteriş
komplekslerine ve ritüellerine uymaktadır.


Askeri
yaşamın diğer eşyaları da aynı şekilde sitilleşmiştir. Örneğin, eyer kaşını
süsleyen eğik levha şeklindeki kemik parçası at başları ile süslüdür. İnce
uzatılmış levhanın yüzeyi hafifçe oymalı işlemelerle kaplıdır. İki kırık çizgi,
yüzeyi, romb şeklindeki üç bölgeye ayırmaktadır. Bu bölgeler, diğer Bulgar
eşyalarından tanıdığımız filiz (Bizans söğüdü) motifiyle süslenmiştir.
Merkezinde, nokta olan daire şeklindeki Bulgar kemik oymalarına özgü motif ve
kompozisyonun düğüm noktalarının ritmik vurguları belirtilerek
yerleştirilmiştir.[77]


Kuyumculuk
Zanaatı: Bulgar kostümüne özgü detayların içinde kadınların, boncuk, gümüş şakak
askılar, küpe, bilezik ve yüzük gibi süs eşyalarına dikkat çekmek gerekir.
Bunlar çeşitli kıymetli demir ve alaşımlardan (altın, gümüş, farklı bronz
çeşitleri) çeşitli zanaat tekniği ve yöntemlerinin kullanılmasıyla yapılıyordu.


En
anlamlısı, gümüşten (ender olarak altından) yapılan şakak askılarıdır.[78] Belli ki, bunlar kadın şapkasına veya
baş bağına yapıştırılarak çift şekilde taşınmaktaydı. Genellikle askılar (çapı
5 cm kadar), üzerine sağlam çekirdekten kemerle ayrılmış iki parçadan oluşan
bir veya üç palamut şekilli içi boş boncuk tanelerinin geçirildiği büyükçe bir
yüzüğe benzemekteydi. Aynı zamanda, askıların alt boncuğa tutturulan şekli itibarıyla
birbirine benzeyen sıra halinde üç parçanın eklendiği örneklerine de
rastlanmaktadır. Bunların hepsi ince varak gümüşten, altın veya bronz
alaşımlarından yapılmakta; yüzeyleri ise bazen lehimlenmiş küçük zerreler
şeklindeki piramitçiklerle süslenmekteydi.


Bulgar
ustalarının en ünlü eserleri, ortasında filigrandan yapılmış stilize edilmiş
kuş figürü (ördek ya da kaz?) bulunduran şakak askılarıdır. Kuş yarı açık
gagasında, küçük boncuk tanesi tutmaktadır (bazen bu boncuk tanesi gagada
bulunan yüzüktedir). Alt boncuğa, aynı şekilde küçük parçacıklardan oluşan
piramitçiklerle süslenmiş, üç palamut şekilli zincirli askılar takılmıştır.
Benzeri süslemelerin anlamını açıklayan birkaç hipotez bulunmaktadır:
Kozmogonik (ördek, yer kürenin yaratıcısıdır), ütiliter (Ördek aile
mutluluğunun, hayrın sembolüdür) vb. Herhalde, bunlar soylu hanımefendiler
tarafından yaygın olarak kullanılan modern ziynetlerdendi ve iyiliğin sembolize
etmekteydiler.


Kızlara
ait ziynetler arasında, saç bağları adını verdiğimiz saç ziynetlerinin rolü
önemlidir. Bunlar oldukça çeşitli olup, bronzdan veya bakır paralardan
yapılıyordu. Benzeri ziynetleri, uçları ördek pençeleriyle stilize edilmiş
(5-7) zincirle donatılmış düz dökülmüş salkım askılardır. Bu askı, şapkaya ip
veya zincir aracılığıyla saç örgüsünü ikmal edecek şekilde takılıyordu. Bunlar
özel kız ziynetleridir. Çünkü evlenmiş kadınlar saçlarını örtüyor ve farklı
ziynetler takıyordu. Farklı yanlara çevrilmiş iki at şeklindeki saç bağları da
oldukça orijinaldir. Bu tür süs şekli o dönemde fazlaca yaygın olup, tipolojik
ve stilistik bakımdan oldukça değişik bir eşya olarak karşımıza çıkmaktadır.
Geleneksel olarak bunun gibi zoomorfik (hayvan şekilli) süslemeler VIII-IX.
yy.’da Volga Ural bölgesi Doğu Fin ve Ugor halklarının kadın kıyafetlerinin
Daha’daki süs parçalarını teşkil etmekteydi.[79] Ancak X. yy.’da bunların üretimi Bulgar
şehirlerinde (Rusya’da da olduğu gibi[80]) oldukça iyice benimsenmiştir. Bu
ziynetler Bulgar Devleti’nden, toplu olarak Orta İdil ve Üst Kama sakinlerine
ulaşıyordu.


Bulgar
Devleti’nde el ziynetlerinden, düz çizgi, levha ve örgü şekillerindeki
bilezikler oldukça yaygındı. Bunlardan en çok tercih edilenleri levha
şeklindeki bileziklerdi çünkü, bunların yapımı kolay ve üzerlerine oyma
işlemelerinin yapılması için oldukça uygundu. Bu bileziklerin yanında basit
lakonik rölyefli işlemeli bileziklere rastlandığı gibi, “Bizans Söğüdü”
motifinin değişik şekilleriyle, bitki nakışları ve dairelerle süslenmiş
olanlarına da rastlanmaktadır. Aynı zamanda Kur’an surelerinden alınan Arapça
yazılarla ve arabeskle süslenmiş olan bileziklere de rastlanır. Yapıldıkları
maddelere bakıldığında gümüş ve gümüş alaşımdan yapılmış 4-6 telden oluşan
burgulu Bulgar bilezikleri en pahalısı olduğu görülmektedir. Onların örgüleri,
eski Rus bilezikleri ve boyun takılarından farklı olarak daha gevşek ve
hacimlidir. Tellerin uçları kangallaşır, daha sonra da düz bir şekilde çözülür.
Buna benzer bir örgü tipi büyük boyun takılarında da kullanılmıştır, bu
özellikle Bulgar kuyumcularına özgü bir örgü şeklidir.


Seramik:
Bulgarların yaşam tarzını komşularınkinden ayıran temel unsur balçıktan
yapılmış, kırmızı-kahverengi tonlardaki çanak-çömleklerdir. Bunların içine
çorba tasları ve maşrapalardan tutun da testilere, küplere ve 1.5 metrellik su
ve yemek saklama amforalarına kadar çok çeşitli seramik ürünleri dahil
edilmektedir. Bu dönemde İdil Bulgar Devleti’nde seramik üretiminin üç şekli
vardır: Birincisi sanatkarların sipariş üzerine veya pazara sürmek için
ürettikleri, ikincisi ev şartlarına uygun şekilde üretilen kap kacağın runik
yazı işaretlerinin kullanıldığı damga tipindeki işaretlerle damgalanması.[81] Üçüncüsü ağaç matrislerinin veya seramik
eşyanın dibine altı damgalı ağaç dairesinin[82] konulması şeklindeki damgalama
yöntemidir. Bunlar Moğol Dönemi’ne kadarki Bulgar seramiğine özgü bir olaydır.[83]


Temelini
yerel killerin oluşturduğu seramik kütleleri birkaç gruba ayrılır.[84] Bulgar çömlekçileri çömlek yapımında çok
farklı şekillerde ve kendilerine özgü bir yöntem kullanmışlardır. Kil
kütlesinden yapılan sicimleri spiral şekilde yerleştirip daha sonra çömlekçi
dairesinde uzatmışlardır. Bu çömleklerin bundan sonraki yüzey işlemleri ise şu
şekildedir, kil sık sık çömlekçi dairesinde döndürülüp, kumaş deri parçası,
ağaç, bıçak veya elle düzeltilerek bol bol cilalanır. İlginçtir ki testiler
spiral sicim yapıştırma tekniği ile daha basit şekilli kap kacaklar, fincanlar,
kâseler, saksılar ise parça parça spiralimsi yapıştırma tekniği ile
yapılıyordu. Mutfak kap kacaklarının büyük kısmı bezelidir. Dalgalı-çizgili,
zikzak görünümlü bezeler, pürüzler, tarak izleri, kertikler bir de aralıksız
dikey veya yatay cilalarla farklı birleşimlerde karşımıza çıkar.[85]


Moğol
öncesi Bulgarların çömlekçilik alanında kullandığı, teknik yöntemler (çömlekçi
ocağının çeşitli tiplerinin kullanımı da buna dahildir) ve çeşitli aletler
(bıçaklar, kürekler, cila fırçası vb.) Doğu Avrupa, Orta Asya ve
Kazakistan’daki bu zanaat alanının gelişmesiyle yakından bağlantılıdır. Doğu
bölgeleriyle olan sıkı ilişkiler, çeşitli sırların düşük sıcaklıkta çabuk pişme
teknolojisi ve yöntemine Orta Asya teknolojisinin eklenmesinden ortaya
çıkmıştır.[86]


Bilyar
şehir kalıntılarının araştırmalarıyla bilinen Sırlı seramik üretimi, Bulgarlar
tarafından X. yy.’ın ikinci yarısında benimsenmiştir.[87] Testiler, kaplar, çanaklar, lambalar,
genellikle koyu yeşil rengiyle, temelde sırsız çömlekçilik seramiğine özgü
biçimi muhafaza etmekteydiler. Bulgarlar özel durumlar için düşünülmüş bu
kapları yazılarla süslememişlerdir; rölyefli nakış, sırla kaplanmamış olan
henüz kurumamış kil yüzeye yapılmıştır, bu da yöntem olarak mamullerin dekoruna
yakındır. Nakışlar, sivri ve keskin nesneyle, ince bir şekilde testinin
gövdesine oyularak çizilmiş veya özel bir aletle basılarak kil gövdede hafif
kesiklerle sade figürler oluşturmuştur. Bulgar kaplarının, rölyefli yapılışı,
onların yüksek boğazlar ve figürlü kulplarına yapıştırılmış kil tellerden olan
kabartma silindirlerle arttırıyorlardı ve eşyalardan bazıları oymalı çukurlara
sahipti. Kural olarak, gövdenin orta ve boğaz kısmındaki dekorlar, ritmik
olarak sıralanan unsurlarla süslenmiş farklı endeki çizgilerden oluşmaktadır;
bu çizgileri de mus, koç, ayı gibi hayvan kafalarını stilize eden figürlü
kollar tamamlamaktadır.


Belirtmek
gerekir ki, Moğol öncesi Bulgar seramik sanatı, üretim teknolojisinde olduğu
gibi şekil ve dekoratif repertuvarında da tam bir arkaik karaktere sahiptir.
Yerel seramik üretimi seri bir şekilde olmasına karşın, iktidar başındaki
zümrelerin kullandıkları seramik her halde ithaldi. Arkeolojik malzemelerin
arasında Maveraünnehir’den, Ön ve Yakın Doğu’dan getirilmiş polikromik kap
kacak da yaygın olarak bulunmaktadır.[88] İslam âleminin diğer bölgelerinden
getirilen seramik kap kacak İdil Bulgarlarının seramik üretimini doğrudan
etkilememiştir. Teknolojinin gelişimindeki farklı seviye de buna imkan
tanımamıştır. Ancak bunlar, özellikle müteakip dönemlerde diğer zanaat
alanlarındaki çeşitli motif ve şekiller için birer kaynak olmuştur. Orta
Asya’da XI. yy. abideleriyle ilgili parlak bir gelişme kaydetmemiz mimari
seramiğe, daha ziyade oymalı pişmiş kile gelince, Bulgarların inşaat kültürü
özellikleri aynı zamanda, iklim şartları onun (binaların dış dekorasyonunda)
kullanılmasına izin vermemiştir.


Ateşe
dayanıklı kilden yapılmış konik yüzeyli kaplar da İslam dünyasındaki Orta Çağ
şehirlerinin arkeolojik araştırmaları sırasında bulunmuş orijinal eşyalardandır
R. M. Dcanpoladyan’ın farklı şekilde belirttiğine göre, bu tür kaplar, geniş
bir alanda “Mısır, Ön ve Küçük Asya, İran, Orta Asya Kafkas ve Kuzey Kafkas’ta,
Kırım ve İdil boylarında”[89] görülmektedir. Konik yüzeyli kaplara
Bulgar şehirlerinden bulunan kalıntılar arasında da oldukça sık rastlamaktadır;
özellikle Bilyar’da çok bulunmuştur.[90] Bunların nerede niçin kullanıldığı
konusu ise tartışmalıdır. İspatı en güçlü olan görüş, bunların sıvı metallerin
(civa) taşınması ve muhafaza edilmesi için zanaat alanında kullanıldığıdır.
Bilyar’daki metalürji atölye bölgesinde, kırık ve bütün olarak 500 konik
görünümlü eşyanın bulunmuş olması da tesadüf değildir.[91] Bunların birçoğunda, bazı işaretler
(Kiril alfabesindeki sol tarafından kuyruklu «W» harfine benzer işaret ve yatay
şekildeki «G» harfine benzer gamalı haç şeklindeki işaret) bulunmuştur.[92] Bunlardan bir kısmı («W» harfine benzer
olanı) A. H. Halikov tarafından «Blgar»/«Bolgar» şeklinde okunmuştur. Bu gibi
kapların Bulgar şehirlerinde yapılmış olması ve bulunması, burada gelişmiş
zanaat olduğunun yanı sıra Doğu ülkeleriyle sürekli ve oldukça hareketli ticari
bağlantılar bulunduğuna da işaret etmektedir.


Böylece,
Bulgar Devleti’nde Orta Çağ toplumunun, şehir kültürünün meydana gelmesi ve
gelişmesi, İslâm sanatının orijinal bir alanının oluşumuna neden olmuştur.
Bulgar sanatı, eşya tiplerinin çok çeşitliliğinin yanı sıra, nakışların
stilistik ve form bakımından da oldukça zengin olduğunu kanıtlamaktadır. Farklı
teknik ve dekor yöntemlerini iyi bir şekilde bilen Bulgar ustalarının
ürünlerinde, basit çizgili ve daire şekilli nakışlardan çiçekli bitkisel ve
hayvan motiflerine kadar değişik dekor şekilleri yaygın bir biçimde
kullanılmıştır. Bununla birlikte tüm bu motifler, sadece mitolojik tasvirler
veya mitlerin açıklaması olmamış, nakış repertuvarının bir kısmını teşkil
etmiş, arma sembolleri rolünü de oynamıştır. X.-XI 11. yy.’lardaki Bulgar sanat
ve kültür tarihinin araştırmaları gösteriyor ki, bu dönemde, İslam’ın «putperestleşmesi»
değil, aksine Bulgar geleneklerinin ve kültürünün «İslamlaştırılma»sı ve Orta
çağ kültürünün oluşturulması süreci gerçekleşmiştir.


X-XIII.
yy.’ın ilk yarısında İdil Bulgar Devleti’ndeki karmaşık toplumun sanatı, artık
X. yy.’ın sonlarına doğru İslami bir toplumun manevi kültürünün bir parçası
olarak görmemizi gerektiren çok katmanlı ve orijinal bir olgu olarak karşımıza
çıkmaktadır. Bu kültürün özgünlüğü onun oluşum faktorünün temelinde
yatmaktadır, bunlar Türk-Bulgar ve bu yöredeki diğer halkların sanat
tecrübelerinin miras olarak alınması, yeniden işlenmesi ve İslam kültürünün, en
parlak döneminde bu kültür sistemine dahil olmasıdır. Fragmanlığı tarihi açıdan
koşullu olan korunma anıtlarına bakılırsa onların tek bir sanat süreci
oluşturduğu söylenebilir. Böylece, feodal İslam devleti ideolojisinin
anlatıcısı olarak, izlerine birçok Bulgar şehir kalıntılarında
rastlayabileceğimiz anıtsal bir mimarî ortaya çıkmıştır. Bu mesleki sanat
eserlerinde, Türk-Bulgar kültürü kaynaklarının yansımasını bulabileceğimiz
gibi, bir yandan da Doğu Fin-Ugor kavimleriyle uzun süreli etkileşimini de
görebilmekteyiz.


Liliya SATTAROVA


Kazan
Devlet İnşaat ve Mimarlık Akademisi / Tataristan


Dr. İskender İZMAYLOV


Taharistan
Bilimler Akademisi / Tataristan


Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 6 Sayfa: 43-54


Dipnotlar :


 


[1]
Hvol’son D. A., a.g.e., s. 22-23.


[2]
İshakov D. M., İzmaylov İ. L., VI. -XV. asrın Birinci Çeyreğine Kadar Tatar
Etnopolitik Tarihi, Kazan, 2000.


[3]
Huzin F. Ş., Moğol Öncesi Bulgar Şehrinin Perspektifleri ve Araştırma Sonuçları//İdil
Bulgar Devleti Arkeolojilerinden: Problemler, Arayışlar, Kararlar, Kazan, 1993;
s. 5-32.


[4]
Fahrutdinov R. G., Arkeolojik Anıtlar…, s. 26-49, harita; Huzin F. Ş.,
Perspektifleri ve Araştırma Sonuçları …; Gubaydullin A. M., İdil Bulgar
Devleti’nde Şehir Sınıflandırılması, Bulgar Şehirlerinin Arkeolojik
İncelenmesi., Kazan, 1999, s. 72-76.


[5]
Gubaydullin A. M., İdil Bulgar Devleti’nin Şehirlerinde Savunma
Sistemi//Volgo-Kam’ya Bölgesinin Eski ve Orta Çağ Arkeolojik Problemleri,
Kazan, 1999, s. 139-145.


[6]
Abu Hamid el-Garnati’nin Doğu ve Orta Avrupa’ya Gezisi, (1131-1153) M., 1971,
s. 30.


[7]
İzmaylov İ. L., X -XIII. yy. Başlarındaki İdil Bulgar Devleti’nde Silah ve Harp
Sanatı, Kazan- Magadan, 1997, s. 150-154.


[8]
Bilyar şehrini anlatan kaynaklar XVIII. asırda N. P. Rıçkov ve V. N. Tatişev,
ilk araştırmalar ise XIX. asırda N. F. Tolmaçov V. A. Kazarinov tarafından
yapılmıştır. İlk arkeolojik kazılar ise P. A. Ponomaryov (1915-16) ve A. S.
Başkirov (1928) tarafından yapılmıştır.Sistematik arkeolojik araştırmalar ise
A. H. Halikov yönetimi altında 1967-1990, F. Ş. Huzin (1990-1995) ve 1998
yıllarında S. İ. Valiulina (bkz.: Bilyar ve İdil Bulgar Devleti, Arkeoloji
Abidelerinin Korunması ve Öğrenilmesi, Kazan, 1997.)Bilyar Moğollar öncesi
Bulgar Devleti’nin başkentidir. Kazan, 1991; Yüce büyük şehrin araştırılması.
M., 1976; Bilyar Volga Boyu Kültürü Arkeoloji Yenilikleri, Kazan, 1979,
Bilyarların Çanakları, Kazan, 1986; Halikov A. N., Moğollardan Önceki Bulgar
Devleti’nin Başkenti Hakkında//Sovyet Arkeolojisi, 1973. No: 3; Huzin F. Ş.,
Çeremşan Bölgesinin Büyük Şehri, Stratigrafi (Katbilim), Kronoloji,
Bilyar-Bulgar Problemi Kazan, 1995.


[9]
Bulgar şehirleri ve onlara bağlı bölgeler 18. asırdan beri incelenip,
anlatılmaktadır. (Messerşmidt, Shtrahlenberg, V. N. Tatişev, N. P. Rıçkov, İ.
İ. Lepyohin, P. S. Pallas, F. İ. Erdman, N. N. Kaftannikov, N. F. Tolmaçev, Ş.
Mercani ve diğerleri). Planlı arkeolojik araştırmalar 1938 yılından beri A. P.
Smirnov yönetimi altında yapılmaktadır. (1972 yılına kadar).T. A. Hlebnikova
(1973-86), R. F. Şarifullin (1987 yılından) (önemli kaynak bkz.: Smirnov A. P.,
Volga Bulgarları, s. 168-229; Fahrutdinov R. G., Arkeolojik Anıtlar. s.
125-127; Bulgar Şehri. Tarih ve Kültür Özetleri. M., 1987).


[10]
S. Ş. İlk olarak S. G. Ahmarov tarafından incelenmiştir (1983).Şehrin ve ona
yakın bölgelerin arkeolojik kazıları 1933-1937 yılları A. P. Smirnov tarafından
yapılmıştır.T. A. Hlebnikova (1974-75), F. Ş. Huzin ve R. F. Şarifullin
(1991-93). (Smirnov A. P. Suvar//Devlet Tarih Müzesinin Kaynakları, T. XVI. M.,
1941; Huzin F. Ş., Şarifullin R. F., Suvar Şehri: Arkeoloji Araştırmalarının
Sonuçları ve Problemleri//Eski ve Orta Çağ İdil-Kama Arkeolojisinin Sorunları,
Kazan, 1999, s. 85-100.)


[11]
Povoljye (İdil Bölgesi) Arkeolojisinde Yenilikler: Bilyar Şehrinin Merkezinin
Arkeolojik Araştırmaları, Kazan, 1979.


[12]
Zahoder B. N., Kaspiy Dergisinin Doğu Avrupa Hakkındaki Bilgileri, cilt. II.
M., 1967, s. 36- 40.


[13]
Abu Hamid al Garnatinin Gezisi. s. 30.


[14]
Tatar Tarihi Hakkında Kaynaklar ve Belgeler, M., 1937, s. 16.


[15]
Şarifullin R. F., Moğol Öncesi İdil Bulgar Devleti’nde İnşaat Alanında
Kullanılan Ahşap//Tatar Halkının Maddi Kültür Tarihinden Alıntılar, Kazan,
1981, s. 26-35.


[16]
Kovalevskiy A. P., Ahmed İbni Fadlan’ın Kitabı. s. 138.


[17]
Zahoder B. N., a.g.e., s. 36-37.


[18]
Halikov A. H., Şarifullin R. F., Cami Kompleksinin Araştırmaları//Povoljye
(İdil bölgesi) Arkeolojisinde Yenilik, Kazan, 1979.


[19]
Rıbuşkin N., Bilyar ve Bulgar Devletine Sefer//Zavoljye Karıncası, 1833, No: 4,
s. 197. Altınordu Dönemi’ne ait olan Bolgarında Büyük Minare.


[20]
XIX. asrın ortalarında Kazan Üniversitesi professörü N. F. Tolmaçev’in
tanıklığı. Bkz.: Halikov A. H., Şarifullin R. F., Cami Kompleksinin
Araştırılması…, s. 21.


[21]
Aydarov, S. S., Zabirova F. M., Cami Kompleksinin Onarımı ve (Korunması)
Hakkında, //Povoljye (İdil) Arkeolojisinde Yenilikler, Kazan, 1979, s. 54-55.


[22]
XII. yy.’ın Cami Minareleri: Kayseri Ulu Camisi; Harput Ulu Camisi; Sivas Ulu
Camisi; Erzurum Kalesinin Tepsi Minaresi.


[23]
18. asrın ortalarında onların muhafaza oluşu hakkında, Tatişev’in
söylediklerine dayanmak mümkün: “Büyük Mabedin Anan Kapıları, sütunları
gözükmektedir.” Tatişev V. N., Rusya Tarihi, I. cilt, M-L., 1962, s. 269.14-17.
asırların cami minaresinin dağılmış taş kalıntıları, mimari şeklin yapılışı
hakkında bilgi kaynağı olabilirdi. Yerli ahalinin caminin kalıntı taşlarını
buradan taşıması, bu şehirde 18. asrın ikinci yarısında başlamıştır.


[24]
Al-Cevalik eserinden alıntı, Tatar tarihçisi Ramzi’nin Arapça yazdığı eserinde
yer almaktadır. Bundan dolayı, “Rum” kelimesi altında yalnız Bizans
kastedilmiyor, Anadolu ve Selçuklu Devleti, Rumi (Selçuklu Konya) saltanatı da
dahil olmaktaydı.Fahrutdinov R. G. alıntısında. Yazılı Kaynaklarda
Bolgar//Bulgar şehri. Tarih ve Kültür Denemeleri. M., 1987, s. 17.


[25]
Şarifullin R. F., IV. Bilyar Mezarlığı’nın 1979 yılında İncelenmesi//Aşağı
Prikamya Bölgesinin Arkeolojik Anıtları, Kazan, 1984, s. 69, 72-73, resim. 1,
5.


[26]
Bkz.: Örnek: Babaeva N. S., Güney Tacikistanda Dağlı Taciklerin İnançları,
Defin ve Anma Merasimleri (XIX. asrın sonu XX. asrın başları), Duşanbe, 1993.


[27]
S. S. Aydarov’un rekonstruksiyonu. Bkz.: Aydarov S. S., Zabirova F. M.,
Rekonstruksiyon Hakkında…//Povoljye Arkeolojisinde Yenilikler, Kazan, 1979, s.
52, resim 17.


[28]
Smirnov A. P., Mimaride Orta Asya Detayları. s. 4-5; Şarifullin R. F., Mimaride
İran Paralelleri; Khalikov A. Kh., Şarifullin R. F., On the Development of
Architecture in Premongolian Volga-Bulgaria… resim 199-202.


[29]
Türk İlminde İsmiyle Kabullenmiş Olan Ahşap Sütunu ve Çatı Tabanı Olan Camiler.
Bkz.: “Selçuklu Sanatı” adlı makele.


[30]
Cami mimberinin oluşu hakkında bilgi veren, tek kanıt o mihrap bölgesinde
bulunan birçok çivi ve demir çengelli çivinin bulunması olmuştur. Halikov A.
H., Şarifulin R. F. Cami külliyesinin incelenmesi.//Povoljye (İdil Bölgesi)
Arkeolojisinde Yenilikler, Kazan., 1979, s. 27.


[31]
Valiullina S. İ. Bilyar Şehrinin Pencere Camları. //Bilyar – Moğollardan önceki
Bulgar Devletinin başkentidir. Kazan, 1991, s. 111. Resim. 2. Yazar pencere
camlarını Orta Çağ Gürcistanı cam sanatıyla karşılaştırıyordu. Günümüze kadar
ulaşmış olan Bilyar’daki alçı pencere kaplamalarının niteliği Bulgar şehir
kaplamalarının daha sonraki arkeolojik bilgilerine göre tahmin edilebilir.


[32]
Belirtmek gerekir ki, pencere camları Bilyar bölgesi mimarisinde kamu
binalarında kullanıldığı gibi sıradan meskenlerde de kullanılıyordu.


[33]
Halikov A. H., Şarifulun R. F., Külliyesinin İncelenmesi., Tablo VIII, 12.


[34]
Halikov A. H., Şarifullin R. F., Eski Bilyar Şehrinin Kervan-Sarayı//Büyük
Şehrin İncelenmesi, M., 1976, Resim, 45.


[35]
Şarifullin R. F., Bilyar şehrinin merkezinde ikinci kerpiçten yapılı ev//Bulgar
şehirlerinin arkeolojik incelemeleri, Kazan, 1999, s. 84-85.


[36]
Smirnov A. P., Kahovskiy V. F., Hulaş//Hulaş Şehri ve Orta Çağ Çuvaş
Povoljyasının Anıtları, Çeboksar, 1972, s. 29-33; Şarifullin R. F., İkinci
Kerpiç Ev. s. 85.


[37]
Halikov A. H., Şarifullin R F., Eski Bilyar Şehrinin Kervan-Sarayı.


[38]
Halikov A. H., Şarifullin R. F., Eski Bilyar Şehrinin Kervan-Sarayı., s. 82;
Rekonstruksiyonu Bkz.: Aydarov S. S., Zabirova F. M., Cami Kompleksinin
harabelerinin rekonstrüksiyonu hakkında//Povoljya Arkeolojisinde Yenilikler,
Kazan, 1979, s. 46-41.


[39]
Matveyeva G. İ, Koçkina A. F., Murom şehri, Samara, 1998, s. 26-31.


[40]
Matveyeva G. İ, Koçkina A. F., Murom şehri, . s. 27.


[41]
Şarifullin R. F., Bilyar Şehrinin Merkezinde İkinci Kerpiç Ev. s. 85.


[42]
Bu konu hakkında tartışmaya, bkz.: Zilivinskaya E. D. İdil Bulgar Devleti’nin
Evlerinin Gizli Yeraltı Isınma Sistemi//Sov. Arkeolojisi, 1989, No: 4, s.
223-233; Şarifullin R. F., Bilyar Merkezinde İkinci Kerpiç Bina. s. 84-85.


[43]
Bkz.: Bolşakov O. G., Yakın Doğunun Orta Çağ Şehri (VII. yy.’ın ortası, XIII.
yy.’lar), M., 1984, s. 113-117.


[44]
Bilyarda Kerpiç Binalar (Kervan-Saray Hamamı, XVII. asır hamamı kazılarda
bulunmuş hamamlar ve Suvar’daki hamam.


[45]
Smirnov A. P., İdil Bulgar Devleti’nin Mimarisinde ve İnşaatında Orta Asya
Detayları//Orta Çağ Povoljye (İdil) Anıtları, M., 1976, s. 3-6; Halikov A. H.,
Şarifullin R. F., Kervansaray., Halikov A. H., Şarifullin R. F., Kompleksin
İncelenmesi..


[46]
Savinov D. G., Eski Türk Dönemi’nde Kuzey Sibirya Halkları, L., 1984; Vasilyev
D. D., Garelik M. V., Klyaştornıy S. G., Avrasya Göçebeleri Tarafından Kurulan
Devletlerde İmparatorluk Kültürünün Oluşumu//Altınordu Tarihinden, Kazan, 1993,
s. 33-44.


[47]
Fonyakova N. A., Saltovo-Mayask Kültürünün (VIII-IX. yy.) Metal Eşyalarında
Lotus Bitki Deseni//Sovyet Arkeolojisi, 1986, No: 3, s. 36-46.


[48]
Kazakov Y. P., İdil Bulgar Devleti ve Fin- Ugor Dünyası//Finno-Ugrica., 1997,
No: 1, s. 51, Resim 7.


[49]
Kuzminıh S. V., Bilyar Kuyumcularının Bakır Ustalarının Avadanlığı
(Aletleri)//Bilyar Kültürü, M., 1985, s. 84-103.


[50]
Smirnov A. P., İdil Bulgarları. s. 121.


[51]
Kuzminıh S. V., Bilyar Kuyumcularının Bakır Ustalarının Aletleri. tablo,
XXXVII, 8, 9.


[52]
Bkz.: Orlov R. S., Orta Dnepr Bölgesinin X. -XI. Asırlardaki Metal İşletme
Gelenekleri//Orta Çağ Şehrinin Kültür ve Sanatı, M., 1984, s. 32-52.


[53]
Lelekov L. A., Eski Rusya Sanatı ve Doğu, M., 1978, s. 124.


[54]
Polyakova G. F., Renkli ve Değerli Metallerden Yapılmış Eşyalar//Bulgar Şehri:
Madencilik, Demircilik ve Dökümcülük Sanatı, s. 165; Resim, 59, 12; Valeev D.
K., İdil Bulgar Devleti’nde Sanat. Resim. 3.


[55]
Leşenko V. Y., Povoljya (İdil) Bölgesinden Av Sahneli Plâklar//SA., 1979., No:
3, s. 147 ve diğer.


[56]
Polyakova G. F., Renkli ve Değerli Metallerden Yapılmış Eşyalar. s. 223-230,
236-237, Resim. 69, 14-22, 70, 1-12, 71, 1-12.


[57]
Pletneva S. A., Göçebelikten Şehir Yaşamına (Saltovo-Mayask Kültürü), M., 1967,
Resim 36-37; aynı yazar. Eski Siyah Klobukları, M., 1973, s. 9, Resim. 5;
Fedorov-Davıdov G. A., Altınordu Yönetimi Altında Kalan Doğu Avrupa Göçebeleri,
M., 1966, s. 78-81.


[58]
Malov S. Y., “Arap Yazılı Bilyar Kilidi’V/Doğu Diller Uzmanlarının Toplantısı
Bildirileri, II, Kazan, 1922.


[59]
Halikov A. H. Maklaşeyevsk Atlısı. s. 106-117; aynı yazarın İdil Bulgarlarının
Kosmogonik ve Jenealojik (türeyiş) Efsaneleri, s. 5-20.


[60]
Envanterden tespit edilen İslam öncesi Bulgar mezarlıkları: Novınkovskiy,
Boyşetarhanskiy, Tankeyevskiy, Tetüşskiy ve diğer mezarlıklar (Halikova E. A.,
Halikov A. N., Altungarn an der Kama und in Ural (Das Grabergeld von Bolschie
Tigani). Budapeşt, 1981; Kazakov E. P Erken İdil Bulgar Devlet Yapısının
Kültürü, M., 1992, Bahautdinov R. S., A. V. Bogaçev, S. E. Zubov. Orta Volga
Prabulgarları (Volgo-Kamya, Tatar Tarihi Kaynaklarından) Samara, 1998;
Matveyeva G. İ., Samarsk Luka Bölgesinde Eski Bulgarların Mezarlıkları.


[61]
Rudenko K. A., İdil Bulgar Devletinin “Askiz Yöresi” Adlandırılan Bölgeden
Bulunan Eşyaların Tarihlendirilmesi//Orta Çağ Avrasya Tarihinde Askizsk Eski
Yaşamı, Kazan, 2000, s. 47-127….


[62]
Kul Gali, Yusuf Hakkında Hikaye, Kazan, 1985, s. 82.


[63]
Bronz, döküm, ince bronz levha, bağ gibi detaylar hem yan kemerlerin sıkıştırılması
için hem de süsü olarak kullanılmaktaydı. İki levhadan oluşan yukarı-döküm,
aşağı-döküm bronzdan yapılmış kenar çıkıntılara ekleniyordu) Bu detaylara kemer
geçiriliyordu. Plâk-döküm levhalar, farklı boyutlu ve yan düğümle kemere
bağlanıyordu. Kemer uçları iki uzun levhalardan yapılmış, bunların içinden
kemerin ucu geçiyordu, diğer bir kemer iğnesi kemere ştif vasıtası ile
sıkıştırılırdı. (Polyakova G. F., Renkli ve Değerli Metallerden Yapılmış
Eşyalar Ürünler. s. 205, 207, 214).


[64]
Bronz, Döküm. Boyutlar 3, 0x1, 2 cm. GOM RT.


[65]
Bkz.: Mayer L. A., Saracenic Heraldry. Oxford, 1933; Yunusov A. S., “Doğu
Şovalyeleri (Batıya Kıyaslama) ’’//Tarih Meseleleri. 1986, No: 10, s. 109-112.


[66]
Palyakova G. F. Renkli ve Değerli Metallerden Yapılan Eşyalar. s. 253-255,
Resim, 78, 12-15.


[67]
Yırtıcı Kuş Tasvirli (Kartal) rölyefli (kabartmalı) ve kedigillerden olan
(aslan) yırtıcı hayvan tasvirleri yazılı iki taş, XIII. asrın birinci yarısı;
Konya Müzesi.


[68]
Şato madalyonunda parsın tasviri, Çay Han kervan sarayının girişi, 1278;
Kesikköprü Han Kervan sarayı girişinde çift aslan tasviri, 1268; İncir Han
Kervan Sarayı girişinde güneşin doğuşuyla birlikte çift aslan tasviri, 1238-39.
Bkz.: İsmet İlter. Tarihi Türk Hanları, Ankara, 1969. Resim, 39, 50, 51.


[69]
Rudenko K. A., Povoljya (İdil) ve Prikamya (Kama boyu) VIII -XIV. Asırlar Metal
Çanakları, Kazan, 2000, s. 73 ve diğer, resim 18-31.


[70]
Fedorova N. V., Surgut Şehrinden Bulunan İki Gümüş Kaplı Sovyet Arkeolojisi. 1982,
No 1; Priobye (Ob Kıyısı) Bölgesi Hazinesi), SPb. 1996.


[71]
Priob (Ob kıyısı) bölge Hazinesi. SPb., 1996. No: 32, 33, 35-43 ve diğerleri.,


[72]
Örneğin: Priob (Ob kıyısı) hazinesi, SPb., 1996. No: 53-55.


[73]
Abu Hamid al Garnati Gezisi. s. 30.


[74]
Halikov A. H., Birinci Devlet, Kazan, 1991, s. 96. (Tatarca).


[75]
Huzin, F. Ş., “Atlının ve Atın Donatımı’V/Bilyar Kültürü, M., 1985, s. 205.
Tablo. LXIX, 1-3.


[76]
Halikov A. H., XVII. asır kerpiç bina kazıları//Povoljye (İdil) Arkeolojisinde
Yenilikler, Kazan, 1979, s. 20, Resim VI, 3; Zakirova İ. A., Bulgarların Oyma
Kemik İşçiliği//Bulgar Şehri, Zanaat Faaliyeti Denemesi, M., 1988, Resim 100,
9. Bilyar kazıları zamanı kemikten yapılı satranç figürleri bulunmuştur, bu
figürler buraya muhtemelen başka bir yerden getirilmiştir.


[77]
Zakirova İ. A., Bulgarların Kemik İşçiliği//Bulgar Şehri, Zanaat Faaliyeti
Denemesi, M., 1988, Resim, 96-104.


[78]
Tataristan Cumhuriyeti Birleşik Millî Müzesi ve Devlet Tarih Müzesi ve Devlet
Ermitaj Müzesi koleksiyonlarında birçok kazılarda bulunan eşya bulunmaktadır.


[79]
Golubeva L. A., Fin-Ugor Zoomorf (hayvansal) Süslemeleri., M., 1979, s. 31-56.


[80]
Ryabinin E. A., X. -XIV. Asır Eski Rus Hayvansal Süslemeleri, L., 1981.


[81]
Koçkina A. F., Bilyar Şehir Çömlekçi Damgaları//Tataristan Orta Çağ Arkeolojik
Anıtları, Kazan, 1983, s. 69-91.


[82]
Kokorina N. A., Bilyar Çömlek Sanatının Tekniği Hakkında//Bilyar Çanakları,
Kazan, 1986, s. 66.


[83]
Bilyar çanak koleksiyonunu 600’e yakın örnek teşkil ediyor. Bkz.: Koçkina A.
F., Bilyar Şehrinin Çömlekçi s. 69-92. Bazı işaretler, yazı oluşturmaktalar, bu
yazılar Blgar veya Blar olarak okunur. Bkz.: Grigoryev G. V., Terehina L. S.,
Terehina N. A., Halikov A. H., Bilyar Şehrinin Çanak Seramiği//Büyük Şehrin
Araştırılması, M., 1976, s. 191.


[84]
Vasilyeva ¡. N., Bulgar Şehrinin Pişirilmemiş Seramik Ürünlerinin
Tekniği//Bulgar Şehri, Zanaat Faaliyet Bilgileri, M., 1988, s. 112-122.


[85]
Geniş Bilgi için bkz.: Vasilyeva ¡. N., X. -XIV. Asırlardaki ¡dil Bulgar
Devleti’nin Çanak Sanatı., Ekaterinburg, 1993.


[86]
Kokorina N. A., Bilyar Çanak Sanatının Tekniği Hakkında//Bilyar Çanakları,
Kazan, 1986, s. 67, 71-72.


[87]
Makarova V. N., Halikov A. H., “Pişirilmiş ve Cilalanmış Bilyar Seramik
Üretimi”//Bilyar Çanakları, Kazan, 1986, s. 53-60, Resim. s. 125-129.


[88]
Başka bölgelerden getirilmiş seramikler hakkında: Valiullina S. ¡., “Bilyar
Bölgesi Fayans Çanaklarının Birkaç Örneği”//Volga-Kamaya Eski ve Ortaa Çağ
Arkeoloji Problemleri, Kazan, 1999, s. 126-138.


[89]
Djanpoladyan R. M., “Dvina ve Ani Konik Çanakları”//Sovyet Arkeolojisi 1958,
No: 1, s. 5.


[90]
Halikov A. H., “Konik Çanaklar7/Bilyar Çanakları, Kazan, 1986, s. 72, 83,
Resim: s. 137-141.


[91]
Halikov A. H., “Maden Sanatçıları Çiftliği”//Büyük Şehrin Araştırılması, M.,
1976, s. 79.


[92]
Halikov A. H., Konik Çanaklar, s. 82-83, Resim: 3-4.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış