Hilmi ÖZDEN : Mustafa
Kemal’le Çanakkale


“ŞEHİTLER ALLAH’TAN
ŞUNU İSTEDİLER :


-YA RABBİ BİZİ DÜNYAYA
TEKRAR GÖNDER VE SENİN UĞRUNDA BİR KERE DAHA ŞEHİD OLALIM”


HAZRETİ MUHAMMED


(O’NA, ASHAB-I GÜZİNE,
EHL-İ BEYTİNE SELÂM OLSUN)


5.Ordu Komutanı Liman Von Sanders’in
düşmanın çıkartma yapacağı yerleri yanlış tahmin etmesi ve ordumuzun ana
kuvvetlerini yanlış yerlerde konuşlandırması, çıkartma yapılan alanlarda
savunmasız yakalanmamıza neden olmuştur. Halbuki savunma hattımız Seddülbahir
ve Kabatepe bölgelerinde gerekli miktarda kuvvetlerle konuşlandırılsaydı, belki
düşmanın karaya bile çıkmasına izin verilmeyecek ve savaş da o kadar uzun
sürmeyip, o kadar fazla kayıpla bitirilmeyecekti.


25 Nisan 1915 Anzak Koyu çıkarması:
Halim Sami Bey’den gelen raporu okuyan Mustafa Kemal, 57. Alay’a ve topçu
bataryasına derhal hazır olma emrini verir. Yanındaki 57. Alay 1. Tabur
Komutanı Zeki Bey, dört yıl sonra, 1919’da Çanakkale’ye geri dönen Avustralyalı
tarihçi Charles Bean’e o anı ve Mustafa Kemal’in sözlerini şöyle aktaracaktır:
“Alay toplandı. Mustafa Kemal şöyle dedi. “Eğer düşman kuvveti Kocaçimen’e
doğru yönlenmişse bu basit bir çıkarma olamaz: bu gerçek bir şey; bu bir ana
çıkarma.” Ve bunun üzerine, sadece 1 taburu değil tüm 57. Alay’ı harekete
geçirmeye karar verdi.”


Mehmetçik yürüdü Allahu Ekber

Alamaz onları yerde bin makber

Yürekler göründü cihandan ekber

Ya Allah Bismillah Allahu Ekber[1]


Conkbayırında toprak düz müdür?

Baharın mevsimi yoksa güz müdür?

Cennete gülenler başta yüz müdür[2]?

Ya Allah Bismillah Allahu Ekber[3]


Ölüm düğün günü yiğit harmanı[4]

İstemez düşmana boyun kırmanı

Dilinde söylüyor Hakk’ın fermanı[5]

Ya Allah Bismillah Allahu Ekber[6]


Mehmetçik kartaldı arşa doldular[7]

“İngilizler için afet oldular”[8]

Mustafa Kemal’le yaran buldular[9]

Ya Allah Bismillah Allahu Ekber[10]


1915-2019

Saygı ve Minnetle

Hilmi
özden


Kaynaklar:

İsmail
Bilgin,

Çanakkale savaşı Günlüğü, Timaş Yayınları, İstanbul, 2015.

Ruşen
Eşref,
Mustafa Kemal Çanakkale’yi Anlatıyor, Şema yayınevi,
İstanbul, 2010.

Sadedin
Özgür,
Çanakkale Anlatılmaz Yaşanır, Özgür Medya, İstanbul.


[1] Mustafa Kemal durumu son derece iyi okumuş,
Conkbayırı hattının önemini kavramış ve bu hat güçlü bir şekilde tutulmazsa,
düşmanın stratejik olarak üstünlüğü ele geçireceğini ve savunmanın yetersiz
kalacağını anlamıştır. Düşman çıkarma yaptığı zaman bölgede sadece gözetleme
görevini sürdüren küçük avcı birliklerimiz bulunmaktaydı. Her ne kadar bu
birlikler kahramanca çarpışarak düşmanı oyalasalar da, sayıca çok üstün olan
düşman kuvvetleri, bu birlikleri ezip geçerek bölgeye yayılmaya başlar.
Kanlısırt, Kırmızısırt ve daha kuzeydeki sırtlar işgal edilir. Kocaçimen’e 57.
Alay’ı bizzat sevk ederek ulaştıran Mustafa Kemal’in ilk gördüğü manzara pek
fikir verici değildir. Düşmanın çıkarma yapmış olduğu Arıburnu sahilleri
Kocaçimen’den görülmemektedir. Bunun üzerine binbir güçlükle Conkbayırı’na
ulaşır. Bu esnada Conkbayır’ın güneyindeki 261 Rakımlı Tepe’den, 27. Alay’dan
sahili gözetlemekle görevli bir müfreze efradının Conkbayır’a doğru kaçmakta
olduğunu görür. Mustafa Kemal onların önüne geçer. Olayın geri kalan bölümünü
kendisinden dinleyelim:


“Bizzat bu efradın önüne çıkarak:


-Niçin kaçıyorsunuz? Dedim.


-Efendim, düşman! Dediler.


-Nerede?


-İşte! Diye 261 Hakimli Tepe’yi
gösterdiler.


Filhakika düşmanın bir avcı hattı 261
Rakımlı Tepe’ye yaklaşmış ve kemal-i serbestiyle ileri doğru yürüyordu. Şimdi
vaziyeti düşünün: Ben kuvvetlerimi bırakmışım, efrat on dakika istirahat etsin
diye… Düşman da bu tepeye gelmiş. Demek ki, düşman bana benim askerlerimden
daha yakın ve düşman benim bulunduğum yere gelse, kuvvetlerim pek fena bir
vaziyete düçar olacaktı. O zaman artık bunu bilmiyorum, bir muhakeme-i
mantıkiye midir, yoksa sevk-i tabii ile midir, bilmiyorum. Kaçan efrada:


-Düşmandan kaçılmaz, dedim.


-Cephanemiz kalmadı, dediler.


-Cephaneniz yoksa süngünüz var.
dedim.


Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım.
Aynı zamanda Conkbayırı’na doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile Cebel
bataryasının yetişebilen efradının marş marş’la benim bulunduğum yere
getirilmesi için yanımdaki emir zabitini geriye yolladım. Bu efrat süngü takıp
yere yatınca düşman efradı da yere yattı. Kazandığımız an bu andır.


“Bir koca muharebenin ufacık bir
lahzaya bağlı olduğunu, hatta bir memleket hayatının fena kullanılmış bir an
yüzünden tehlikeye düşebileceğini, burada olduğu gibi iyi kullanılmış bir anın
ise bir muharebenin ve bir vatanın mukadderatını iyileştireceğini o dakikayı
görür gibi canlanmış bir ifade ile duymak insanın tüylerini ürpertiyor.”


[2] 5. Ordu Komutanı Alman Liman Von Sanders Mehmetçik
için demiştir ki:  “Ölüme onlar kadar gülerek giden bir millet ferdi daha
görmedim”


[3] 57. Alay’ın bir taburu düşmanın kuzey
kanadını tutacak şekilde yerleşir. Bu kuvvetlere Mustafa Kemal şu tarihi emri
verir:


“Ben size taarruzu emretmiyorum.
Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka
kuvvetler gelebilir, başka komutanlar kaim olabilir.”


57.Alay bir sel gibi düşmanın üzerine
atılır. Düşman sahile kadar geri püskürtülür, öyle bir darbe yemişlerdir ki, ne
yapacağını şaşıran düşman askerlerinin bir kısmının kayıklara binip kaçma
çabaları görülür.


25/26 Nisan 1915 gecesi, İngilizler 5
tümenlik bir kuvvetle yeniden Arıburnu’na çıkarma yaparlar. Bu küçük bir
ordudur. Halbuki bizim kuvvetlerimiz onlara göre hem sayıca çok az hem de bir
sürü yetersizlik ve olumsuzluklarla mücadele etmektedir. Muharebe iletişimi iyi
kurulamamıştır. Mustafa Kemal her türlü olumsuzluklara rağmen emrindeki
birliklerle düşmana bir başarı şansı vermez.


[4] 30 Nisan 1915’de Mustafa Kemal’e padişah
adına Gümüş İmtiyaz Madalyası gönderilir. Bu madalya yazısının bir cümlesinde
şu ifade vardır: “Geceli gündüzlü süren harbi, başarılı bir şekilde idare
ederek, her an başka bir surette tecelli etmekte olan fedakar hizmetinizin
sürüp gitmesini bekler, bütün kalbimle sizi kutlarım”


30 Nisan’da bir kumandanlar
toplantısı yapılır. Mustafa Kemal şöyle der:


Bir’e kadar hepimiz ölerek düşmanı
mutlaka denize dökmemiz lazımdır. İçimizde ve askerlerimizde, Balkan Harbi
utancını tekrar görmektense ölmeyecek yoktur. Böyleleri varsa kendi elimizle
kurşuna dizelim
”.


[5] Âl-i İmrân Sûresi 142. Ayet “Yoksa siz;
Allah, içinizden cihat edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri
(sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”


Mâide Sûresi 35.Ayet “ Ey iman
edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, ona yaklaşmaya vesile arayın ve onun
yolunda cihat edin ki kurtuluşa eresiniz”.


[6] Kahraman 57. Alay askerlerimiz için
komutanları Mustafa Kemal şunları demiştir:


“Onlar mukaddes vatan toprakları için
canlarını seve seve vermişler, Çanakkale Savaşlarının kaderini
değiştirmişlerdir. Burada geçen her saniye, kullanılan her an, ölen her nefer
Türk vatan ve milletinin mukadderatını çizmiştir. Kara savaşlarına katılan ilk
birlik olan 57. Alay vatan sevgisinin ne olduğunu insanlıkta göstermiştir. Bu
kahraman alayı, hayranlık, minnet ve rahmetle anıyorum.”


[7] Mustafa Kemal “Askerin önüne geçerek yüksek
sesle selam verdim ve dedim ki;


-Askerlerim, karşımızdaki düşmanı
yeneceğimize hiç şüphem yoktur: fakat siz acele etmeyin, önce ben ileriye
gideyim. Siz ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız!..
Komutan ve subaylara da, işaretime askerlerin dikkatini çekmelerini emrettim.
Ondan sonra hücum safının önünde bir yere kadar giderek oradan kırbacımı havaya
kaldırıp, hücum işaretini verdim. Bütün erler, subaylar arlık her şeyi
unutmuşlar, gözlerini, kalplerini verilecek işarete vermiş bulunuyorlardı.
Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz ve onların
önlerindeki tabancaları ve kılıçları ellerinde olduğu halde subaylarımız,
kırbacımın aşağıya inmesiyle birden demirden bir kitle halinde, aslanlar gibi saldırdılar ve ileriye
atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde gök gürültüsü gibi (Allah!
Allah! Allah!) seslerinden başka bir şey işitilmiyordu.
Düşman
silah kullanmaya fırsat bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele sonucunda, ilk hatta bulunan düşman
kamilen yok edildi. Dört saat gibi kanlı bir mücadeleden sonra 23. ve 24.
Alaylarımız Conkbayır’ı düşmandan tamamen temizledikten ve 28. Alay da
Şahinsırt’ın en yüksek sırtını geriye attıktan sonra, Sarılarla, Ağıldere
üzerine batıya doğru saldırdılar. Askerlerimiz önlerine çıkan düşman
birliklerini yeniyor, bozguna uğratıyordu.”


[8] Mustafa Kemal, röportajında gazeteci Ruşen
Eşref’e “Çanakkale Savaşının İngilizler için afet olduğunu” söyler.


Savaştan sonra bir İngiliz yazarı, o
günkü çarpışmalarda harekatı komuta eden Mustafa Kemal hakkında şöyle
diyecektir:


“Mustafa Kemal’in savaş yönetiminde
gösterdiği şaşırtıcı başarılar silsilesi bu tarihten itibaren başladı
diyebiliriz. Ne Liman Von Sanders ne de başkasının göremediğini o görmüş, Gelibolu
yarımadasına ancak Conkbayırı ile Kocaçimen Tepesinde egemen olunabileceğini o
anlamıştı. Müttefikler buraları ele geçirselerdi, bütün boğaza egemen olurlar
ve 20 km.’lik bir çevreyi istedikleri gibi topçu ateşine tutabilirlerdi. Küçük
rütbeli ama dahi bir Türk subayının orada bulunması müttefikler için harbin en
büyük talihsizliklerinden biri oldu.”


[9] Mustafa Kemal “Conkbayır tepesi
birliklerimizin eline geçtikten sonra, düşman karadan ve denizden yağdırdığı
yoğun topçu ateşiyle bu tepeyi cehenneme çevirmişti. Gökten şarapnel ve demir
parçaları yağmur gibi yağıyordu. Büyük çaplı gemi toplarının tam isabetli
daneleri yerin içine büyük lağımlar açıyordu. Bütün Conkbayır koyu dumanlar ve
ateşler içinde kaldı. Herkes tevekkül içinde akıbetini bekliyordu. Etrafımız şehitlerle ve
yaralılarla doldu. Savaş meydanında olanı biteni gözetlerken, bir şarapnel
parçası göğsüme isabet etti. Cebimdeki saat parça parça oldu.

Şarapnel bu yüzden vücuduma girememiş, yalnız derince bir kan lekesi
bırakmıştı”.


Mustafa Kemal’in saatinin vurulma
anını Şevki Yazman ise şöyle nakleder: Askerlerin saflarından ileriyi
gözetleyen grup kumandanı bir ara göğsünün sağ tarafına bir şeyin çarptığını
duyuyor, başını çeviriyor ve burada bir delik görüyor. Yanında 24. Alay’ın
Kumandanı ve eski arkadaşı Nuri Bey (Conker) vardır. O telaşlanıyor, “Efendim
vuruldunuz!” diye bağırıyor. Maiyetinin bundan haberdar olmasını istemeyen
kahraman kumandan, “Sus!” diyor, eliyle Nuri Bey’in ağzını kapıyor. Sonra
hissettirmeden sızı veren bu yanını yokluyor. Bütün hızıyla bu yanına çarpan
misket ceketinin cebini deldikten sonra cebin içindeki eski mektep saatini
paramparça ediyor ve bu suretle Türk’ün koruyucusunu da Türk’ün talihini de
koruyor.


[10] Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa
Kemal 9. Ağustos.
1915 gecesi birliklerin bulundukları hattı tahkim ederek savunma için düzenlenmeleri
emrini verir. Kendisi de 10 Ağustos’ta yapılacak taarruzu yönetmek için
Conkbayırı’na hareket etmiştir. Öte yandan 9. İngiliz Kolordu Komutanı da,
Türkler’in elinde bulundurduğu Anafarta sırtlarını elde etmek amacıyla 10
Ağustos sabahı taarruz için gerekli emirleri vermiştir. İngilizler 20.000
kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler hücum anını
beklemektedirler. Mustafa Kemal taarruzu çok erken saatlerde baskın tarzında
planlamıştır. Bu taarruz süngü hücumu şeklinde olacaktır. 10 Ağustos 2015
taarruzu çok çetin ve çok kanlı muharebelere sahne olmuştur. Mehmetçik savaşın
bütün evrelerinde olduğu gibi bu cephede de çok büyük kahramanlık destanları
yazmıştır. Bakın o günkü muharebedeki askerimizin kahramanlıklarını Mustafa Kemal
nasıl anlatır:


Karşılıklı siperler arasında mesafe
sekiz metre… Yani ölüm muhakkak! Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulmamacasına
hepsi düşüyor. İkincidekiler onların yerine giriyor. Fakat ne kadar imrenilecek
bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya
kadar öleceğini biliyor. En ufak bir duraksama bile göstermiyor. Sarsılma yok!
Okuma bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim, Cennete gitmeye hazırlanıyorlar.
Bilmeyenler, kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu Türk askerin deki ruh
kuvvetini gösteren hayrete ve tebrike değer bir örnektir! Emin olmalısınız ki,
Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur!


Hilmi
ÖZDEN


İlk ve Orta öğrenimini Konya ve Eskişehir’de
tamamladı. Yüksek Öğrenimini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde tamamladıktan
sonra, iki yıl mecburi hizmet ve on altı ay askerlik görevlerini takiben Sağlık
Ocaklarında, Köy Hizmetleri 14. Bölge Müdürlüğünde tabip olarak çalıştı. 1995
yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalında
Anatomi doktoru ünvanı aldı. 2002 yılında ESOGÜ Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve
Deontoloji Anabilim Dalında “Kutadgu Bilig’de Ahlâk Kavramı ve Tıp Etiğine
Katkısı” isimli tezini tamamladı. 2005 yılında ESOGÜ tarafından Nottingham
Üniversitesine gönderildi ve Dr. Lopa Leach’in yanında angiogenesis üzerine
çalıştı. ESTÜDAM (ESOGÜ Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi) müdürü
olarak görev yapmaktadır. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Felsefe
Bölümünü de bitiren Hilmi Özden ESOGÜ Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde “Türk
Romanında Zorunlu Göç” isimli tezine devam etmektedir. Anatomi, Tıp Tarihi ve
Tıp Etiği üzerine yurt içi ve yurt dışı çalışmaları bulunmaktadır. E-Posta: hilmiozden@gmail.com