Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Hacı TONAK : Tarih, doğa, kültür, turizm ve İznik


Yazar
: Hacı TONAK


İznik tarihin, kültürün, turizmin, en önemlisi
bereketin yurdudur; doğanın eşsiz güzellik, eşsiz iklim, eşsiz bir göl
bağışladığı kenttir. Uğruna kavimlerin, ülkelerin, imparatorlukların savaşması;
sahip olmak yahut elde tutmak için nice kralın, nice ünlü komutanın surları
önünde can vermesi bu yüzdendir. O, bir Khryseapolis, yani Altınşehir’dir.


Ne zaman kuruldu, kim kurdu?


Mitoloji, kuruluşunu Dionysos’a
bağlar. Dionysos’un Lidya’lı olduğunu ve evi sayılan bir dağda, Nysia’da
doğduğunu biliyoruz. Dionysos’un yurdu bakımından Nysia, Manisa’daki Spil
dağı da olabilir, İznik’in yanıbaşındaki Samanlı yahut Avdanlı dağları da…


Kadmos’un kızı Semele’den doğma
Zeus oğlu Dionysos
,  erişkin
çağa geldiğinde su perilerinden birine (Nymfe) gönlünü kaptırır. Peri, başlangıçta evlilik
konusunda gönülsüzdür. Çok geçmez, bir yolu bulunur, başgöz olan iki sevgili,
yerlerden yer seçip İznik’e yerleşirler.


Altınşehir böylece şenlenirken, Bakkhalar’ı
ile çılgınca işler yapmayı seven Dionysos, ola ki Deliktaş’ın oralarda
şöyle sesleniyordu takipçilerine:


Koşmak ne güzel,
dağlarda


Bakkhos
alaylarının ardından!


Sarılıp
gezmek benekli ceylan postuna,


serilip
yatmak toprağa,


yakalayıp
boğazlamak yaban tekelerini,


atılmak
Lydia’nın, Frigya’nın dağlarına!


O zaman yer
yüzünde derelerde süt akar,


Derelerde
şarap akar, bal akar;


Yükselir
sanki yerden,


Lübnan
buhurunun dumanları.


Kurucusu Dionysos olan kentin müşküre
üzümünü, bardakçı
yemişini ve narın, ayvanın, şeftalinin, kirazın en iyisini yetiştirmesine;
havasının, suyunun İznik gölünce bir dalgalanıp, bir durulmasına elbet
şaşılamaz!..


Mitolojiden ötesi


Bin yıl öncesinden kalma bir piskoposluk
belgesi, tarih öncesinde, bugünkü İznik’in yerinde Helikore adında bir kentin
bulunduğunu kaydeder.  Beyleri kadar halkının da gönenciyle tanınan kent,
Mysialılar’ın bir saldırısı sonucunda yağmalanıp yakılıp yıkılır.


İzmirli Homeros,  adlarını Askanius’tan
(İznik gölü) alan Askanialılar’ın Troya’nın savunmasına katıldıklarını söyler.
Bunlardan Phalkos, Morys, Polyphetes, Palmys ve Askanios gibi yiğitler Hektorla
omuz omuza savaşırlar, Akha ordularına karşı, Anadolu’yu savunmak için…


Amasyalı, coğrafya tarihçisi Strabon (İÖ. 65 –
İS. 23), İznik’in,  İÖ. 316 yılında Büyük İskender’in yoldaşlarından
Antigonos tarafından Antigonia adıyla kurulduğunu belirtir. Kuruluşundan altı
yıl sonra, İskender’in diğer bir yoldaşı general Lysimakhos kenti ele geçirip
karısının adını verir: Nikaia!


Nikaia, İskender’in ünlü generali
Antipatros’un da kızıdır; bu da kente adının verilmesini daha bir anlamlı ve
açıklayıcı kılar…


Lysimakhos’un ölümünden sonra Bithynia
topraklarına katılan kent, Roma’nın Anadolu’da yayılması sürecinde bir süre
Pontus krallığının yönetimine girer. Pontus kralı Mitridiates’in, Uluabat
yakınlarındaki savaşta general Lussulus’a yenilmesi üzerine Bithynia’nın tümü
ile birlikte Roma tarafından işgal edilir ve yeni egemenlerin oluşturduğu 
Bithynia-Pontus eyaletinin merkezi olur.


Çok geçmez şiddetli bir depremde yıkılır.
Kamucu imparator Hadrianus’un buyruğu ile yeniden kurulur. İS. 260’larda, Goth
kavimlerince iki kez yağmalanır. İmparator Diocletianus (İS. 284-365) döneminde, 
“İsa ve tanrısına tapanlara” karşı çıkarılan “Nikaia fermanları”nı ve bunların
öngördüğü acımasız uygulamaları yaşar. Çok geçmez, Hristiyanlıktan bütünleyici
bir ideoloji olarak yararlanmak isteyen Büyük Konstantinius’un, bu dini
benimsemesine ve Birinci Konsül’ü toplamasına tanık olur. Birinci Konsül, Doğu
kilisesinin başını çeken ve Teslis kuramına akılcı bir açıklama getirme
çabasındaki Samsatlı Arius ile yandaşlarını mahkum eder.


İS. 368 yılındaki depremde bir kez daha
yıkılıp bir kez daha kurulur.


Yeni kurucu, Roma’nın Bithynia valisi
Pilinus’tur. Günümüzde, kazıları süren tiyatro Pilinus tarafından yaptırıldı.
Bu arada metropolis sanını aldı ve İmparatoriçe İreni’nin topladığı Altıncı
Konsül’e de (787) ev sahipliği yaptı.


Selçuklu ve Osmanlı başkenti


İznik, Latinlerin  İstanbul’u işgal
etmeleri üzerine bir dönem Bizans imparatorluğunun, Kılıçaslan döneminde
de  Türkiye Selçuklularının başkenti oldu. Orhan Gazi’nin kuşatıp ele
geçirmesinin ardından Osmanlı yönetiminin merkezi haline geldi. Gezgin İbni
Batuta, İznik’i ziyareti sırasında kendisini ve başka konukları Orhangazi’nin
yokluğunda Nilüfer Hatun’un karşılayıp ağırladığını, Türklerin  kaçgöç
bilmediklerini ve meclislerinde “arakı” dahi içtiklerini, buna karşılık
kentlerinin canlı ve şenlikli olduğunu söyler.


Batuta’nın da belirttiği gibi İznik, Osmanlı
yönetiminde sanat, ticaret ve kültür merkezi olarak önem kazandı. Orhan
Gazi’nin kurduğu medresede, zamanın en önemli bilginleri ders verdi ve
yetiştirdikleri öğrenciler Osmanlı devletinin bir dünya imparatorluğuna 
evrilmesine katkıda bulundu.  Dünyaca tanınan bir çinicilik merkezi haline
gelen İznik, bu özelliğini birkaç yüzyıl boyunca sürdürdü. İznik çiniciliğinin
gelişimi, Osmanlı yapıları üzerinde de açıkça izlenebilmektedir. Örneğin,
 İznik Yeşil Cami minaresini süsleyen en eski İznik çinileri, biçim olarak
önceki dönemleri izlemekle birlikte firuze ve yeşil renklerin çeşitliliği ve
zenginliği bakımından dikkat çeken bir yeniliği ifade ederler.

İstanbul’daki yapılarda kullanılan çinilerin de İznik ürünü olduğu tarihsel
belgelerden anlaşılıyor. Evliya Çelebi, İznik’te 300’den fazla çini fırınının
bulunduğundan söz eder. İznik çinilerinde; lâle, sümbül, nar, karanfil gibi
çiçek motifleri kullanılmıştır. Ayrıca insan, kuş, balık, tavşan, köpek gibi
hayvan ve gemi motiflerine de rastlanır. Mavi, firuze, yeşil ve kırmızı en çok
kullanılan renklerdir.


Görülmesi gerekenler


İznik ve çevresinde ilk yerleşimlerin,
günümüzden sekiz bin yıl önce başladığı kanıtlanabiliyor. Bu da, başkenti
olduğu dört imparatorluktan başka, tarih öncesinden başlayarak yeşerttiği ve
barındırdığı çok sayıda uygarlığa ait izleri taşıdığı anlamına geliyor.
Bunların en önemlileri şöyle sıralanabilir:


Beştaş (Obelisk): Kuzeyde, eski
Roma yolu üzerinde yer alan mezar anıtı. Halk arasında Beştaş, Nişantaşı ve
Dikilitaş adları ile bilinmektedir. Üzerindeki kitabeden, I. yüzyılda Cassius
Philiscus adına dikildiği anlaşılan anıtın tepesinde zafer tanrıçası Nike’nin
bir heykelinin bulunduğu savlanmaktadır. Günümüzde, İznik Kaymakamlığının
çabaları sonucunda anıtın çevresi açılmış, üstünde yer aldığı kaidesi de ortaya
çıkarılmıştır.


Hypoge (mezar anıtı): Elbeyli
Beldesi’nin Hespekli mevkiinde benzersiz bir yeraltı mezarıdır. Tavanında ve
duvarlarında erken Hristiyanlık dönemine (lV-V. yy) ilişkin freskolar yer alır.
Mezar anıt ve freskler, 1996 yılındaki vandalist bir saldırıda kısmen tahrip
edilmesine karşılık özelliklerini yitirmemiştir.


Dörttepeler Tümülüsü: Elbeyli
Belediyesi mezarlığı içindedir. Tümülüs’te iki anıt mezar belirlenmiştir. İki
yanında iki şapel bulunan ilk mezar yol kenarındadır. Beyaz mermerden oyulmuş
ikince mezar odası kaba taş ve ağaçlarla örtülüdür.


Berberkaya anıtı: Kayadan oyulmuş
büyük bir oda şeklinde mezar anıtıdır. Zemininde mezarlar bulunmaktadır. M.Ö.
II. yüzyıla ait olup Hellenistik dönemin İznik’teki önemli bir örneğidir.
Devasa boyuttaki bu lâhdin Bithynia Kralı II. Prusias’a ait olduğu öne
sürülmektedir. Kimi kaynaklarda Nysia Lahdi  olarak da geçmektedir.


Senatüs (Doğu Roma sarayı):  Sarayın
yeri konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüşe göre, günümüzde göl
suları altında, kısmen de kıyıda toprak altında kimi kalıntıları görülebilen
yapılar grubudur. İS lV. yüzyılda yapılmıştır. Teslis konusunu tartışan ilk
Konsil 325 yılında, ikona ve tasvirler konusuna uzlaşma getiren 6. Konsil ise
787 yılında bu sarayda toplanmıştı.


Surlar ve kapılar: İznik’in
çevresini beş kenarlı bir çokgen şekilde kuşatan ve Roma öncesi dönemde inşa
edildiği bilinen surlar 4970 metre uzunluğundadır. Yüksekliği yer yer 16 metreyi
bulan sur boyunca 114 adet kule bulunmaktadır. İznik’in iki ana caddesinin
kesiştiği noktadan bakıldığında, dört ana kapı görünür. İstanbul, Yenişehir,
Lefke ve Göl kapıları. Lefke Kapı’ya karşılık gelen ve kenti göle açan Göl Kapı
günümüze kalmamıştır. Görkemli İstanbul Kapı,  mermer frizleri ve
tiyatrodan taşınıp yerleştirilen maskları ile de dikkat çeker. İznik üzerine
1930’lı yıllarda yayımlanan kitaplarda, bu iki masktan birinin yol kenarında
durduğu belirtilmektedir. Lefke Kapı, mermer kabartmalarının yanında değişik
Roma, Selçuk ve Osmanlı izlerini taşır. İmparator Hadrianus döneminde inşa
edildiği savlanan Lefke Kapı’nın zemininde tekerlek izleri görülebilmektedir.
İznik Kaymakamlığı’nca yürütülen çalışmalar sonucunda, çevresi temizlenmiş ve sağ
girişinde yer alan bir yapı kümesi ortaya çıkarılmıştır. İmparator ll. Cladius
döneminde, İS 268 yılında inşa edildiği bilinen Yenişehir Kapı da önemli ölçüde
tahrip olmuş, günümüze kısmen kalabilmiştir.


Antik Tiyatro: İznik Antik
Tiyatrosu göl kıyısı ile Yenişehir Kapı arasında geniş bir alana inşa
edilmiştir. Tiyatro, İmparator Traianus döneminde Bithynia prokonsülü (valisi)
Plinius’un çabalarıyla 111-112 yıllarında yapılmıştır. Tiyatro, XIII. yüzyılda
toplu mezarlığa dönüştürülmüştür. Daha sonraki yıllarda içinde kilise, saray ve
Osmanlı seramik atölyeleri ve çini fırınları yapıldığı, yapılan arkeolojik
kazılarda ortaya çıkarılmıştır.


Böcek Ayazma: Koimesis
Kilisesi yakınındadır. Üstü kubbe ile örtülü, yuvarlak bir yapıdır. Hyakinthos
Manastırının bir bölümü olduğu sanılmaktadır. Ayazma VI. yüzyıldan günümüze
sağlam gelmiş eserlerdendir.


Koimesis Kilisesi: Piskopos
Hyakinthos tarafından VIII. yüzyılda yaptırılmıştır. Hyakinthos Manastırı’nın
bir bölümü olduğu sanılmaktadır. 1065 depreminde yıkılmış, Koimesis Kilisesi
kalıntıları ancak ilavelerle tamir edilmiştir. Kilisenin mozaikleri ve
ikonaları 1807’de İznik Metropoliti Daniel’in isteği üzerine yenilenmişti.


Ayasofya Kilisesi (müze): İki ana caddenin
kesiştiği yerde, kentin tam ortasındadır. Bizans dönemi eseridir ve tahminen
XI. yüzyıldaki depremden sonra yenilenmiştir. 1331 yılında Orhan Gazi Camii
adını almıştır. Deprem ve yangınlarda tahribe uğramıştır. XVI. yüzyılda Mimar
Sinan tarafından büyük ölçüde değişikliğe uğratılmış ve yenilenmiştir. Bir mezar
odası duvarında Hz. İsa freski bulunmaktadır. VII. Konsil’in toplandığı yerdir.
Bu nedenle inanç turizmi için önemli bir merkezdir. Yapının onarımına ilişkin
çalışmalar sürmektetir.


Hagios Tryphonos Kilisesi: İstanbul Kapıya
giden caddenin sol tarafındadır. Birkaç duvar ve döşeme mozaiklerinden parçalar
bulunmuştur. Duvar tekniği ve planı kilisenin X – XII. yüzyıllarda yaptırılmış
bir Bizans eseri olduğunu göstermektedir.


Ayatrifon Kilisesi: Yenişehir
Kapı’ya giden caddenin sağındadır. Plan, İstanbul’daki Kariye Camine benzer.
Planına göre büyük bir kubbe ile örtülü olduğu ve tabanının çok süslü
mozaiklerle kaplandığı anlaşılmaktadır. Kilisenin XIII. yüzyılda Teodoros
Laskaris tarafından, Aya Trifon adına yaptırdığı sanılmaktadır.


Hacı Özbek Cami: İznik’te inşa
edilen ilk Osmanlı camisidir. Üstü 8 metre çapında kiremit kaplı bir kubbe ile
örtülüdür. 1333 yılında inşa edilmiştir.


Yeşil Cami: İznik’in sembolü
olan Yeşil Cami, adını yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden almıştır. Caminin
yapımını Çandarlı Hayreddin Paşa 1378 yılında başlatmış, fakat ölümü üzerine
oğlu Ali Paşa 1391’de tamamlatmıştır. Erken Osmanlı döneminin tek kubbeli
camileri arasında en görkemlilerindendir. Eşsiz minaresi caminin sağ
köşesindedir. Gövdesi mavi ve yeşil renkli çinilerle zigzaglı mozaik tekniğiyle
bezenmiştir. Selçuklu minare geleneğinin ilk dönem Osmanlı sanatına
yansımasının önemli bir örneğidir.


Mahmut Çelebi Camii: Çandarlı
Hayreddin Paşanın torunlarından Mahmut Çelebi tarafından 1442 yılında inşa
ettirilmiştir.


Orhan Bey Camii Ve Hamamı: Cami, Yenişehir
Kapı dışında sol tarafta tarlalar arasında kalıntı halindedir. Hamam ise, cami
ile surlar arasında bulunmaktadır.


Rüstem Paşa Hanı:Bu gün evler
arasında kalmış duvar kalıntıları halindedir. Yalnız kuzey ve batı duvarının bir
bölümü ayaktadır. Yapı XVI. yy. da Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Rüstem
Paşa adına Mimar Sinan tarafından inşa edildiği sanılmaktadır.


İsmail Bey Hamamı:XIV. yy sonları
ile XV. yy başlarına aittir. İç mimarisiyle seçkin bir yapıdır.


Haci Hamza Hamamı:Mahmut Çelebi
Caminin yanındadır, ikinci Murat hamamı olarak da anılır. XV. yy da inşa
edilmiştir.


Meydan Hamamı:1.Murat Hamamı
olarak da bilinir. Çifte hamam biçiminde inşa edilmiştir. İznik
Kaymakamlığı’nın yürüttüğü çalışmayla, kubbesine değin  toprağa gömülü
haldeki 1. Murat Hamam’ı, mimari özelliklerine sadık kalınarak yeniden ayağa
kaldırılmış ve farklı şekilde işlevlendirilmiştir. Temizlik çalışmaları sırasında,
hamamın göl tarafındaki temellerinin üzerinde yer aldığı Roma çağına ait
sütunlu yol ortaya çıkarılmıştır.


Bağdat (Kaymakköşk) Yolu: Sur dışında,
Yenişehir Kapı ile Lefke Kapı arasında,  kaymakköşk yolu olarak bilinen
patikanın Mezbaha civarındaki uzantısı. Antik çağında ve sonrasında kenti
çevrelediği ve Bağdat yoluna ulaşımı sağladığı düşünülen yol günümüzde tamamen
tahrip edilmiştir.


Jüstinyen Su Yolu (Havuzbaşı):


İmparator Jüstinianus’un İS 550 yılında
yaptırdığı su yolu, Dereköy yamaçlarındaki su kaynağından Havuzbaşı olarak
bilinen mesire yerine, oradan da Lefke Kapı’dan geçerek kente ulaşıyordu. Yakın
tarihe kadar işlevini sürdüren Jüstinianus Su Yolu’na ilişkin kalıntılar
günümüzde Havuzbaşı ve Lefke Kapı civarında izlenebilmektedir.


Türbeler: Şeyh Kutbettın
Camı Ve Türbesi, Eşref-i Rumî Camı Ve Türbesi, Yakub Çelebi Zaviyesi Ve
Türbesi, Kırgızlar Türbesi , Sarı Saltuk Türbesi, Çandarli Hayrettin Paşa
Türbesi, Çandarli İbrahim Paşa Türbesi ve İmareti, Çandarli Halil Paşa Türbesi,
Huysuzlar Türbesi, Ahiveyn Sultan Türbesi, Abdülvahap Sancaktarı Türbesi.


Arkeoloji Müzesi (Nilüfer Hatun
İmareti):  İmaret 1388 yılında Osmanlı Sultanı l. Murat tarafından annesi
Nilüfer Hatunun anısına inşa ettirilmiştir. Erken Osmanlı mimarisinin en iyi
örneklerinden biri olan Nilüfer Hatun İmareti, bu işlevini yitirdikten sonra
değişik gereksinimler için depo olarak kullanılırken, 1960 yılında müzeye
dönüştürüldü.


Müzede, İznik ve çevresinden toplanan
arkeolojik buluntular ile Ilıpınar, Tiyatro ve İznik’teki çini fırınları
kazılarından çıkarılan eserler sergilenmektedir. Müze bahçesinde; Yunan, Roma,
Bizans ve Osmanlı eserleri yer almaktadır.


Doğa anıtları ve tarım


İznik ve çevresinde çok sayıda anıtsal ağaç
bulunmaktadır.


Bunlardan, Müşküle köy meydanı çınarının 800-1000
yaşında olduğu rivayet edilmektedir. Müşküle yol ayrımındaki ulu çınarlar da
gövde kalınlıkları, boyları ve sürüp giden gürbüzlükleri ile göz
kamaştırıcıdır.  Kaymakköşk, Beypınarı, Havuzbaşı çınarları ile Kılıçaslan
Caddesi, Yeşil Cami, İstanbul Kapı ve Lefke Kapı civarındaki kimi çınarlar
500-600 yaşında doğal anıtlardır. Elbeyli yolu üzerinde, Bağarası denilen
alanda, Dikilitaş’a (Obelisk) giden yolun sağındaki iki servi de, İznik
bölgesinin anıtsal özellik taşıyan ünlü ağaçlarındandır.


Verimli İznik ovası yaklaşık 23 bin hektarlık
ekilir biçilir ve dikilir araziden oluşur. Ovadan her yıl ortalama 30 bin ton
zeytin, 40 bin ton üzüm, 80 bin ton  sebze üretilir. Samanlı dağları
yumuşak, Avdanlı dağlarının ise dik bir eğimle sınırladığı İznik ovası ile
yamaçlarında incirin (en ünlüsü bardacık), üzümün (en ünlüsü müşkire),
şeftalinin, elmanın, kirazın, ayvanın, narın en güzeli yetiştirilir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış