Fransız Devrimi, Devlet
Terörü ve İmparatorluk


Bu yazıda,
modern demokrasi ve modern ulus-devletin ilk örneklerinden birinin (birincisi
Amerika Birleşik Devletleri’dir) doğuşunu, büyümesini ve amacından sapışını
inceleyeceğim. Akademik ve aydın çevrelerde, Fransız İhtilalı pek çoğumuza
ilham kaynağı olmuştur. Devletine ait tebaalardan devletine sahip yurttaşlara
dönüşümün yaşandığı, her yurttaşın anayasa temelinde eşit sayıldığı ve
toplumların kendilerine liderlik edecek kadroları serbest seçimler ile
belirlediği modern demokrasilere geçişte, hiç kuşkusuz Fransız Devrimi’nin
emsal teşkil eden ve ilham veren rolü büyüktü. Fakat Fransız devleti, devrimin
ilk çeyrek asrında önce Robespierre liderliğinde terör devletine, sonra ise
Napolyon liderliğinde İmparatorluğa dönüşmüş ve her iki süreçte de
başarısızlığa uğramıştır. Bu süreçlerde tarih adına çıkarılacak önemli dersler
yatmaktadır.


18.
Yüzyıl’a gelindiği zaman, soylular sınıfı asırlardır süregelen bir gelenek
doğrultusunda önemli vergi muafiyetlerinden yararlanıyorlardı. Bunun dışında,
benzer ayrıcalıklar din adamları için de geçerliydi. 1770’li yıllarda, Amerikan
Bağımsızlık Savaşı başlamış, diğer bir süper güç olan İngiltere’nin bu güzide
koloniyi kaybederek zayıflatılabilmesi için, Fransa Amerikalıları destekleyerek
donanmasını Okyanus ötesi bir harekâta göndermişti. Bu harekât Fransız halkına
çok ciddi vergi yaptırımları getirmiş, fakat soylular ve din adamlarının vergi
ayrıcalıkları nedeniyle devlet bütün harekâtın faturasını halka ve yükselmekte
olan burjuvaziye kesmişti. Sanayileşen Fransa’da üretimin başını burjuvazi ve
köylüler çekerken, soylular ve din adamları vergi muafiyetlerinden yararlanıyor
ve üretici olmamalarına karşın güçlü ve dominant sınıflar olarak Fransız sosyal
yaşamını yönetiyorlardı. Öte yandan, Kral da geleneksel feodal yapıyı
sürdürebilmek ve kendi liderliğini garanti altında tutabilmek için soylular ve
din adamlarını el üstünde tutmaya devam ediyordu (Allen & Allen 1993;
Sander 2007).


1789
yılına gelindiği zaman, Fransız burjuvası önderliğindeki kitleler ayaklandı ve
Kral’dan monarşi yetkilerinin anayasa ile sınırlandırılmasını, halka anayasal
özgürlükler verilmesini, düşünce özgürlüğünün önünün açılmasını ve vergi
düzenlemesine gidilmesini içeren isteklerde bulundular. Devlet baskısının
sembolü durumundaki Bastille hapishanesini yakıp yıkan kitleler, Kral ve
soyluları zor duruma düşürerek güçlerini gösterdiler ve Kurucu Meclis toplandı.
Kurucu Meclis derhal bir anayasa hazırladı ve halka yurttaşlık hakları tanıdı.
Basının özgürlükleri genişletildi. Bunun yanında, özellikle burjuvanın
ekonomideki gücünü ve liderliğini sağlamlaştıran mülkiyet dokunulmazlığı da
sağlandı. Parlamento üyelerinin seçimle belirlenmesi garantilendi ve soyluluk
kaldırıldı. Yasama erki artık halkın oylarıyla yetki kazanan temsilcilere
aitti. Bunun dışında, din adamlarına anayasaya bağlı kalma zorunluluğu
getirildi. Din adamları yeni rejim aleyhine konuşmalar yapınca tutuklandılar ve
devlet-Kilise çatışması yaşandı (Allen & Allen 1993).


Fransa’daki
yeni rejim, Kral’ın dış devletler ile işbirliği içerisinde bir karşı devrim
örgütleyeceğinden kuşkulanıyordu. Öte yandan, devrimin anayasal gücünü doruğa
ulaştırabilmesinin yolu monarşinin kaldırılmasından geçiyordu. Bu faktörlerin
etkisiyle, 1793 yılında Kral ve Kraliçe tutuklandı, vatan hainliğiyle
yargılandı ve idam edildi. Monarşi kaldırıldı ve Cumhuriyet ilan edildi.
Kral’ın idamı ve Cumhuriyetin ilan edilmesiyle oluşan devrimin bu safhasında
Girondinlerin lideri Danton ile Jakobenlerin lideri Maximillien de Robespierre
güç birliği yapmışlardı. İki siyasi parti olan Girondinler ile Jakobenler,
Kral’ın idamı sonrasında birbirlerine düştüler ve Robespierre iktidarı ele
geçirdi. Robespierre, Rousseau’nun oluşturduğu Toplum Sözleşmesi kuramını
destekleyen bir liderdi. Toplumun ortak çıkarlar ve ortak hedefler
doğrultusunda, çoğunluğun isteği doğrultusunda hareket etmesi ve bireysel
özgürlüklerden feragat edilerek toplumsal özgürlüğe ulaşılması gerektiğine
inanıyordu. Yeni rejimi Toplum Sözleşmesi’ne ulaşmakta bir araç olarak
kullanmak isteyen Robespierre, Cumhuriyet rejimini korumak adına başlatılan
devlet terörünün de lideri durumuna geldi (Levine 1978; Allen & Allen 1993;
Sander 2007).


Kral ve
Kraliçe’yi halk önünde giyotin ile idam ederek hem güç gösterisi yapan, hem de
korku salan Robespierre, daha sonra kendisine karşı çıkan Danton başta olmak
üzere pek çok muhalifi, karşı devrimciyi, soyluyu, kraliyet yanlısını ve rejime
karşı saldırı örgütleyeceğinden kuşkulandığı sayısız insanı idam ettirdi.
Soylular, din adamları ve burjuvanın yanında, işçi ve köylüler de giyotin
altında can verdi ve Robespierre’in savundukları ile icraatları birbiriyle çelişir
hale geldi. İdam edilenlerin ya da tutukluluk halinde öldürülenlerin sayısı
40,000’i, hapse atılanların sayısı 300,000’i buldu. Artık çığırından çıkan
Robespierre’i durdurmak Parlamento’ya düştü. 1794 yılında Parlamento tarafından
yasadışı ilan edilen ve tutuklanan Robespierre, kendisinin idam ettirdikleri
gibi giyotin altında can verdi (Allen & Allen 1993; Sander 2007).


Demokrasi
adına kurulan Fransa Cumhuriyeti daha ilk yıllarında tökezlemiş, baskıyı
ortadan kaldırma iddiasındaki rejim bizzat baskının kendisi haline gelmişti. O
yıllarda, bir Fransız generalin İtalya ve Mısır seferlerinde yıldızı
parlamaktaydı. “Antik Roma” tutkusuna dayalı bir dünya görüşüne sahip Napolyon
Bonaparte ve yandaşları, 1799 yılında Fransa’nın başındaki siyasetçileri bir komplo
ile devre dışı bıraktılar ve iktidara gelmenin yolunu açtılar. Fransa’nın
liderliğine talip olan Napolyon, özellikle askerlerinin desteğiyle “Konsül”
sıfatıyla yürütme erkinin başına geçti. 1800 yılında, Napolyon’un yetkilerini
garanti altına alacak, ancak bu yetkileri halk desteği ile demokratik ve meşru
bir zemine bağlayacak referandum gerçekleştirildi. Fransız halkının ezici
çoğunluğunun desteğini alan Napolyon ülkenin yeni lideri oldu (Allen &
Allen 1993; Sander 2007).


Napolyon,
kendisinden öncekilerin hapsettiği, soylu sınıfa mensup yaklaşık 100,000 kişiyi
serbest bıraktı. Ancak bunun yanında toprak reformunu köylüleri memnun edecek
bir şekilde gerçekleştirerek feodalite kalıntılarını ortadan kaldırdı. Vergi
düzenlemesinde sanayi üretimini elinde tutan burjuvaziye nefes aldıracak
önlemler aldı. Kısa sürede bütün sosyal sınıfların desteğini kazanan Napolyon,
kendinden öncekilerin küstürdüğü din adamları ile de barış yapmıştı. Üstelik
Cumhuriyet’in seküler temellerini derinden sarsan bir adım atmış ve Papa ile
yakınlaşmıştı. Bütün bunlar, kendisinin ilerleyen yıllarda kurmaya çalışacağı
İmparatorluğun temel taşları olmuştu (Allen & Allen 1993; Sander 2007).


Kendi
halkının sorunlarına etkili çözümler üreten Napolyon, yayılmacı bir dış
politika izledi ve kısa sürede bir Avrupa İmparatorluğu kurdu. 1805-1810
yılları arasında Belçika, İtalya ve Almanya topraklarını önemli ölçüde ele
geçirdi. Hollanda ve İspanya’yı kendisine bağlı uydu devletler haline getirdi.
Prusya, Avusturya, Norveç, Danimarka ve Rusya ile ittifak yaptı. İngiltere’nin
deniz hâkimiyeti karşısında Avrupa’da güçlü bir kara hâkimiyeti kurdu.
Napolyon’a “Sezar” unvanı verildi ve böylelikle kendisinin “Antik Roma” hayali
büyük ölçüde gerçeklik kazandı. İngiltere, Napolyon İmparatorluğu’nu yıkmak
adına Avrupa’yı donanması ile ablukaya aldı. Napolyon İmparatorluğu’na
dışarıdan ticari ürün girmesini ve İmparatorluktan dışarı ticari ürün çıkmasını
engelledi. Bu durum Rus ekonomisine ciddi bir darbe vurdu ve Rus Çarı
ambargodan kurtulmak adına Napolyon ile ittifakını iptal etti (Allen &
Allen 1993; Sander 2007).


Çar
Alexander’ın bu tavrının diğer devletlere de örnek teşkil edeceğini düşünen
Napolyon, Rusya’yı cezalandırmak için 600,000 kişilik bir ordu ile seferberliğe
hazırlandı. Ordusu ile Rusya’nın üzerine yürüyen Napolyon, geçtiği ülkelerde
halk tarafından saygı ve coşku seli ile uğurlandı. Rusya’ya girdiği zaman, Çar
oldukça ilginç ancak etkili bir strateji uyguladı. Fransızlar ile büyük ölçekli
çatışmalara girmekten kaçınan Ruslar, Napolyon ve ordusunu bilinçli olarak
Moskova’ya çekmişlerdi. Ancak, Rus ordusu düşmanlarının ikmal yapmalarını
sağlayabilecek bütün doğal kaynakları (toprak, su, orman gibi) kullanılmaz hale
getirmek üzere yakıp imha etmişlerdi. Moskova’ya ulaşan Napolyon, nasıl bir tuzağa
düştüğünü orada anladı. Rus ordusu Moskova’da mevzilenmişti ve Fransızların kış
şartlarında sağ kalmalarını sağlayabilecek bütün ikmal kaynakları yok
edilmişti. Napolyon Çar’a barış teklifinde bulundu ancak Çar kurduğu tuzaktan
ve ordusunun savaş gücünden emin olduğu için bu teklifi reddetti. Napolyon
ordusunu geri çekmek zorunda kaldı. Geri çekilirken hem Rusların
saldırılarından, hem de ikmal kaynakları yok edilen askerlerin kış koşullarına
dayanamamasından dolayı Fransız ordusu yüz binlerce zayiat verdi. Fransız
ordusu Rusya’dan çıktığı zaman perişan bir haldeydi ve Avrupalılar Napolyon’dan
kurtulmak için bu paha biçilmez fırsattan yararlanmak istiyorlardı. Fransa’ya
geri dönüş yolu üzerinde geçtikleri müttefik Avrupa ülkelerinde saldırılara
uğrayan Napolyon ve ordusu, Fransa’ya ulaştıkları zaman sadece 600 kişi
kalmışlardı. Böylece, Rusya’ya giderken törenlerle uğurlanan ve “Sezar”
sıfatıyla saygı gören Napolyon, Rusya’da uğradığı yenilgi sonrasında
saldırılara hedef oldu ve bütün gücünü kaybetti. Napolyon İmparatorluğu
dağıldı, Fransa Napolyon öncesindeki sınırlarına çekilmek zorunda kaldı ve
işgal edildi. Son savaşında İngiltere’ye karşı yenilen Napolyon, St. Helena
adasına sürgün edildi ve adada sürgün halinde kanser hastalığına yenilerek öldü
(Allen & Allen 1993; Sander 2007).


Sonuç
olarak, modern anlamdaki ulus-devlet ve demokrasilerin en ilham verici
örneklerinden biri olan Fransız Devrimi, ilk çeyrek asırlık tarihi bakımından,
aynı zamanda tarih açısından son derece ibret vericidir. Fransız Devrimi’nin
ilk çeyrek asrına damgasını vuran iki liderin sonlarında da önemli dersler
yatmaktadır. Robespierre, Cumhuriyet’i ayakta tutmak adına yarattığı devlet
terörünün, Napolyon ise Roma İmparatorluğu’nu diriltme sevdasının kurbanı
olmuşlardır. Robespierre demokrasiyi demokrasi adına ihlal edip sonunda giyotin
altında can verirken, Napolyon ulus-devlet anlayışını çiğneyerek önce Avrupa’da
bir korku imparatorluğu kurmuş, fakat Rusya’ya yenilmesi sonrasında bu korku
imparatorluğu yıkılmış ve kurbanlarından birisi de kendisi olmuştur.


Şevki Kıralp

sevkikiralp@gmail.com


Kaynakça:

Allen, M,
J., Allen, J, B. 1993. World History From 1500. New York: HapperPerennial.


Levine, A.
1978. Robespierre: Critique of Rouessau. Canadian Journal of Philosophy. 7 (3),
pp. 343-357.


Sander, O.
2007. Siyasi Tarih: İlk Çağlardan 1918’e. Ankara: İmge Yayınları.


LİNK : http://www.yeniduzen.com/fransiz-devrimi-devlet-teroru-ve-imparatorluk-80999h.htm