TAMGALAR’DAN TARİHE BAKIŞ




Genel 
tarih  öğretisinde tarihin  yazı ile 
başlamış olduğu  kabul edilmiştir.
Bilimsel  düşüncenin  temelinde objektif  olmak, 
olaylara şüpheci yaklaşmak  
ve  sorgulamak, yeni  bulguların 
teyidi  durumunda ise değişkenliğe
açık olmak  bu  bağlamda da 
deneysel  görüşlere yer
vermek  esastır….




Yazılı 
tarih  geçmişten günümüze
aktarılan  olayların kronolojik  sunumları içinde yer almaktadır….Bilinenlerin
dışında  araştırmaların yeni  bulgular 
sonucu   yönlerinin değişikliklere
gidilmesini de  zorunlu kılmaktadır.
GÖBEKLİTEPE   bunun son  örneği 
olmuştur.




MÖ. 
10  binlere inen  bu bulgu neolitik dönem  verilerinin ötesinde  insanlık tarihini  bilinen zaman diliminde  ayrı 
bir yere taşımıştır.




GÖBEKLİTEPE 
bulgusunun da  hatırlattığı üzere,
tarihe objektif  ölçülerle yaklaşırken,
maddi  kültür verilerini de ayrıca
şüpheciliği dışlamadan   ele almak
gerekmektedir.  Bu  bağlamda çağdaş tarih yorumlarında  destanlar ve 
mitolojik  veriler  bir kenarda 
muhafaza edilirken ,  Arkeoloji,
Antropoloji, Dil yapılanması, Genetik verilerin 
de  yazılı  tarihin 
temellerinde yerlerine oturtulması 
gerekmektedir…


 Göbeklitepe 
ile ilgili  farklı   yaklaşımlar 
içinde  konu irdelendiğinde  Orta Asya’da her geçen gün
mevcudiyetleri  ortaya çıkmakta olan  maddi 
kültür unsurları içindeki 
TAMGALAR da  dikkate
alınmalıdır.  Bunların,  coğrafya’da 
gerek  mekan  ve gerekse  
zaman  kesitleri açısından  benzerlerinin 
değişik  bölgelerdeki tekrarları
dikkate  çarpmaktadır. Tamgaların izinde
maddi  kültür  unsurlarına 
da bakıldığında  görüntüler  insanlık tarihine ayrı bir açıdan  da 
bakmayı gerektirmektedir…




Coğrafyanın 
değişik  bölgelerindeki   benzerliklerin  ve tekrarların  aidiyet 
bağlantıları  nelerdir?  Etkileşim yolu ile bir yayılma mıdır ?  Yoksa farklı coğrafyalarda  bu 
benzerliklerin  tekrarı  bir tesadüf müdür?….




Konu 
küresel  boyuttaki  emsalleri ile ele alındığında  Amerika kıtasının  birçok 
bölgesinde  Asya’daki benzerleri
olan tamgalar, petroglif ve piktogramların ortaklıkları  ve kültürel 
aidiyetleri olabilir mi 
sorusu  öne çıkmaktadır…  Gerek arkeoloji  ve gerekse antropolojinin  verilerine göre,  Asya 
kıtasından  Amerika Kıtasına  geçişlerin 
MÖ. 15 / 12  bin  yıllarında olduğu  görüşü 
ağırlık taşımakla beraber yeni 
bulgulara göre  bu  geçişlerin MÖ. 40 bin  yıllarına kadar indiği  iddiası da vardır….Bu  bağlamda Altay  kültür 
alanında  olduğu kadar,
Amerikan  Kızılderililerin maddi  kültür unsurları içinde  de yer 
alan  ÜÇGEN yorumları, Kam  Davulları 
benzerleri, Hayat Ağacı 
yorumu,  kilimlerde görülen
motiflerin  bire bir  tekrarı, petroklif  ve piktogram gibi  kaya üstü 
pek çok  resimlerin varlığı  sorgulamayı zorunlu kılmaktadır…Bu
örneklemelerin özelliği, MÖ: binlerce yıl 
önceden Asya coğrafyasından Amerika kıtasına    taşınmış olmaları  Asya ‘daki  
yaşam alanlarında bulunan emsalleriyle birlikte ele alındıklarında
konunun ,MÖ:  10000  yıllarından çok  daha 
öncelerine uzandıklarına dair 
karineler oluşturmaktadır…




Maddi 
kültür unsurlarının 
coğrafyanın  farklı   alanlarındaki  yansımalarından   tamgaların  
,petrogliflerin, 
piktogramların  bu yayılma  alanları içinde  dikkate 
çarpan  örneklerinden      ( Üçgenler, Hayat Ağacı,Ejderha ,
Yılan,Çift  Başlı  Kartal, Boğa 
boynuzu formu,Geyik yorumları, Dağ keçisi  yorumları, 
Uçan  At, Kaplumbağa, Ay-
Güneş,  Güneş Adam, Halay  çeken  
insanlar, Çarkıfelek betimlemesi,Gök 
Çarkı, Tengri  tamgası, Sekiz  Dilimli Güneş   arabası……vb….unsurlar  öncelikli olarak ele alındıklarında :


En  az
,MÖ:20000 den  ,   günümüze 
yansıyan  sayısız durumda  olan   
tamgalar  içinde , özellikle   pek  
çok  kültür alanında  da 
benzerlerinin   tekrarı  görünenlerin, yazılı tarihteki  yeri 
ne  olacaktır  sorusunu ortaya çıkarmaktadır…  Bu 
bağlamda:




·       
ÜÇGENLER
VE  TANRI 
DAĞLARI:  Altay  kültürü 
içinde  yer alan  bu   
tamganın  MÖ. 10000 çok  ötesine 
uzanmakta olduğu  ve pek çok  kültür alanında  farklı 
şekillerde  yorumlanmış
olduğu  görülmektedir.


·       
Gerek
Altay  kültüründe  ve gerekse 
Kızılderilerin Kam Davullarında 
bu üçgenler mevcuttur….Bu da  MÖ.
10000 yıllarından daha  öncesine ait
ve  paylaşımı yaygın olan   bir kültür değeri  olduğunu göstermektedir.


·       
Bu
üçgenlerin  MÖ. 10000  gösteren Göbeklitepe  sütunlarının 
bazılarının  üst kısmında  yer almakta olduğu da  görülmektedir….Altay kültür alanı   ve Kızılderili  kültürlerinde ise   daha 
eskilere  gitmektedir….


·       
MÖ.
7000  gösteren Çatalhöyük  MÖ:6000 
Hacılar,  bulguları içinde bazı  bölgelerde duvar  freskleri ve Hacılarda  seramikler  
üstünde   görülen dalgalı   üçgen çizimlerinin  yer aldığı görülmektedir..


·       
Aral  Gölü güneyinde Türkmenistan  bölgesinde MÖ.9/5bin ANAV   kültür alanında  bulunan arkaik dönem maddi  kültür 
yerleşkesindeki  unsurlarda    üçgen 
mötiflerinin pek çok  tekrarının
bulundukları  izlenmektedir…Bu  kültür 
alanının Anadolu’nun  en eski   kültürleriyle   ile 
bağlantılı olduğu  iddiası  ise, McCow 
( MÖ. IX bin )     tarafından
ileri  sürülmektedir.


·       
Aynı  üçgen 
motiflerini Sümerler,Arkaik 
Mısır, Truva,  Hitit, Urartu
kültür alanları içinde de   kullanım
alanlarının varlığına ve örneklerine rastlanmaktadır….


·       
Kabe’nin  İslamiyet’ten 
önceki  örtüsünde de   dalgalı üçgen  motifinin 
bulunduğu   ne anlama  geldiği sorusu öne çıkmaktadır….


·       
Günümüze
kadar taşınan  binlerce yıl  ötesinden 
gelen bu maddi kültür  unsurunun  tekrarındaki inanç  faktörü nedir?….MUSKALARIMIZ  NEDEN ÜÇGEN ŞEKLİNDEDİR ?   Konu 
değişik  açılardan  sorgulanırken 
başlangıç  noktası   Altay 
Kültürünün  yeşerdiği   coğrafyada 
KAM  Davulları  hatırlandığında    rituellerin 
dağların  yüksek  bölgelerinde 
yapılmakta  oldukları, bu  dağları 
TANRI DAĞLARI   olarak  nitelemiş 
oldukları,   ve ilahi  değer 
verilen  dağları ise  tamgalarda ÜÇGEN şeklinde betimlemiş
olabilecekleri  karinesi  güç kazanmaktadır….Bu kutsiyet ve inanç  binlerce yıl 
coğrafyanın  değişik  bölgelerine göç etmiş olan  Altay  
bölgelerinden gelen   topluluklar
tarafından ortak  inanç  olarak 
taşınmış  ve  kültürden 
kültüre aktarılmış  
olabilecektir.. Muhtemelen Gök Tanrı inancının  Amerika kıtasına kadar   taşınan 
bu kültür kalıbı  da dikkate
alındığında, sürecin  MÖ. 10   binlerden 
çok  daha   eskilere uzandığını bu  bağlamda kabul  etmek gerekmektedir… Konu açısından  bu ritüellerin  güncel örneğinin  Denizli, Muğla arasındaki  Çiçek 
Baba  Dağında  her yılın 
Ağustos  ayı  son Perşembesinde dağ  zirvesinde 
eski Türk  geleneklerine  göre 
yerine getirilmekte olduğunun 
binlerce yılık  bir  kültürün İslamiyet içinde  yerine getirilmesi ne  anlam taşımaktadır ?.. Bu kültürel
davranış  şeklinin ata ruhlarını  anma 
geleneğinin geçmişten bu güne 
binlerce yılık  bir uygulamasının
devamı mıdır ?… .Asya  Coğrafyasında
görülen tamgaların  dağların çok  yüksek 
bölgelerinde gene binlerce yıldır üst üste  yapılmış olmaları  bu 
geleneğin ve  retoriğin  bir 
ürünü müdür?… Çiçek Baba Dağı 
örneğinden   binlerce yıl
gerilere  gidildiğinde  ritüellerin 
yapıldığı  bölgelerdeki dağlara
TANRI DAĞLARI denilmesi  bir  anlam 
kazanmayacak mıdır ?… Bu 
dağların  tamgalarda    üçgen şeklinde betinlenmiş   olabilecekleri de   mümkün  değil midir.. ? 


·       
HAYAT  AĞACI : Altay 
Kültürü içinde  değer taşıyan bir
diğer inanç  simgesi  de, 
Hayat Ağacı  olmaktadır. Bu kültür
motifinin coğrafyanın  pek çok  yerinde 
belli inanç  sistemi içinde
tekrarı  antropoloji  açısından önem ifade etmektedir….Altay  kültürü içindeki  belirginliği 
yanında  bu inanç sisteminin
sembolünün  MÖ.  15  /
12  binlerde  Amerika kıtasına da taşınmış olması ayrı  bölgelerdeki 
bu iki kültür arasındaki bağlantının 
Bering  yolunun buzul çağının sona
ermesinden sonra kopmuş olması   dikkate
alındığında , pek çok  tamgada olduğu
gibi  Hayat Ağacı  sembolünün de belirtilen tarihler arasında
taşınmış olabileceği  karinesini
güçlendirmektedir..


·       
Bu  bağlamda, en 
az MÖ.15000 uzanan  Altay  Kültür sahasının dışında, Çin  ve Hint 
kültür alanların da bu  inanç  sembolü görülmektedir. MÖ.  IV bin.Sümer  
ve MÖ: 3000  Mısır,  MÖ. 
2000. Asur, MÖ.  1500.  Hurilerde, MÖ: 1200  Friglerde  
Mö. 8 YY. Urartularda,  MÖ. 6 yy.
Perslerde, Hayat Ağacı  inancının  paylaşımı görülmektedir…


·       
Diğer
yönden, Lapon, İzlanda ve İskandinavya 
coğrafyasında  ise  Hayat Ağacı 
sembolünün  yaradılış inancı ile
bağlantılı  olarak yer almış  olması, etkileşim teorisi konusunda ki  görüşlere 
destek  vermektedir….Bir  diğer 
tespit de  Avustralya’daki  ULURU 
kayalığında  görülen  Hayat 
Ağacı  kaya üstü  resmidir…


·       
 Bu 
konuda  özellikle MÖ. 1000    yıllarında  
Kimmer ve İskitlerin İskandinav 
bölgelerine gelmiş  olmaları
ve  bu inancın  bölgede 
paylaşılmış olması  ihtimalini
de  söz 
konusu  etmektedir.  Konu açısında, MÖ. 1000 tarihini  gösteren 
İsveç’teki KİVİK  KURGANI  bulgularına 
bakıldığında  Altay  Kültürü içinde çarpıcı  şekilde bulunan  ortasında  
( + )  işareti bulunan (  O  )  daire şeklindeki  TENGRİ 
tamgası ile,  ayrıca  ÜÇGENLERİN bu 
kurganda  bulunmaları, bu  bölge 
kültürü ile Altay   kültürü  arasında etkileşimin  varlığına karinedir… İnanç sistemi
içinde  Hayat Ağacının  üstünde 
gökyüzü ile bağlantılı Çift Başlı Kartalın  bulunduğu, bu ağacın  ortasının 
yaşam  alanı olduğu,  köklerinde ise,  ejderha ve yılanların  bulunduğu hususu da mitolojik  anlamda yer almakta   olup konu 
Altay   Kültürünün
ürünüdür……Günümüzde Astana  kentinde
BAYTEREK olarak  adlandırılan kule, Hayat
Ağacı  olarak tanımlanan  inancın 
çağdaş  bir yorumu  olmaktadır…


·       
ÇİFT
BAŞLI  KARTAL :Bir  diğer İnanç bağlamlı sembol ise,  ÇİFT 
BAŞLI  KARTALDIR…  Altay Kültüründe  SEMRÜK 
BÜKÜT  olarak   nitelenen bu 
mitolojik kuş sembolü Hayat  Ağacı
ile  özdeş olup, inanca göre  bu ağacın tepesinde  yaşamış olduğu    var sayılmıştır.. Çift  Başlı kartal 
yorumlamasının ayrıca  MÖ: 3000
Sümerlerde ki  tabletlerde  de 
görülmektedir, diğer yönden bu yorumlamanın  MÖ. 2000 itibaren  Hattiler 
üzerinde  Hititlere de geçmiş
olduğu  kaya kabartmalarında yer
almaktadır. Bu sembol zaman içinde  MS.
Yüzyıllarda Bizans’ta ve Selçuk’lu da kullanılmıştır.. Çift Başlı kartal
sembolünün Kutsal Roma Germen 
İmparatorluğu, Rus 
İmparatorluğunda  kullanılması
gibi, günümüzde de  Arnavutluk  Bayrağının simgesi  olarak 
da kullanıldığı görülmektedir… Farklı 
kültür alanlarında da halen 
kullanılmaktadır…


·       
KAM  DAVULLARI : MÖ.  10000 
öncelerine uzanan  bu maddi kültür
unsurunun gerek Asya’da  ve gerekse  Amerikan 
yerlilerinde kullanılanları 
arasındaki   benzerlikleri de  bir diğer 
kültürler arasındaki aidiyet 
konusunu  tartışmaya
açmaktadır…Her iki  davul üzerindeki
betimlemelerin ortak  anlamları dikkate
alındığında,   etkileşimden ziyade
konu,aynı kültür  bağlantılarına yollama
yapmaktadır. Bu davullar üzerindeki sembollerin anlamlarına ele alındığında
,  davulların ortasında yukarından
aşağıya  doğru olan dikey çizimim  göğün direği anlamını  taşıdığı… Bunu kesen yatay çizginin yer ve
gök ayrımı anlamına  geldiği…  Dikey 
çizginin üstündeki dairenin gökyüzü ve sonsuzluğu simgelediği… Aynı
çizginin  altındaki  yarım 
dairenin cehennem anlamında TAMUYU 
gösterdiği,  Üçgenlerin   TANRI DAĞLARI inancını  yansıtmış 
olabileceği,


Halay çeken insanların
sosyal yapıyı  temsil etmekte olduğunu (
RİTUEL DE OLABİLİR )…  Hayat  Ağacı sembolünün  yaşamla 
ilgili  olarak  sosyal içeriğinin  toplum açısından ne kadar  önemli olduğu hususunu, on bin yıldan
öte  bir zaman diliminden   günümüze kadar gelen ŞAMAN   inanç sistemi içinde  görmekteyiz.


BOĞA BOYNUZLARI : Sembollerin
erken arkaik  dönemdeki yansımaları   arasında 
BOĞA  BOYNUZU  sembolünün 
pek çok  kültür alanındaki   tekrarları olmaktadır. Boğanın   güç ve kuvveti yansıtması  yanında, yeniden  var oluşun simgesi olarak  kabul edilmiş olması  bu 
anlamda  inanç sistemleri
üzerindeki  etkilerinin Altay
Kültürü  içinde  tamgalara yansımasında ilk  örneklerini görüyoruz.Bu  bağlamda 
MÖ. 17000  Hakasya’da  bulunan 
tamgalar içinde KUN AY  olarak  ifade edilen 
sembolde hilal şekli ile 
ortasındaki yuvarlak  sembol bir
şekilde  boynuz açıları arasına
yerleştirilmiş güneş görüntüsü 
vermektedir…. Kazakistan’da 
bulunan  kaya üstü  resimler arasında görülen  boğa 
yorumunun Göbeklitepe sütunlarından 
birinin üstünde  kabartma şeklinde
görülmesi de  ilginçtir… Yerleşik  kültür alanları içinde  MÖ. 7000 
 Çatalhöyük kazı alanındaki  mekanlardaki bazı yerleşkelerde, BOĞA BOYNUZU
yerleştirilmiş bulunan  odaların  muhtemelen 
bu mekanın  bir rituel  yeri 
olabileceğine karine olmaktadır…Keza MÖ: 3000 Sümer  Kültüründe, GIlgamış Destanı hatırlandığında
Gıgamış’ın arkadaşı  Enkidu’nun  çift 
boynuzlarının  olduğunu  mitolojik 
anlamda  yorumlandığını  görüyoruz. 
MÖ. 3000 . de gene Mısır  Kültürü
içinde  Tanrıca ISIS ‘in  başında bulunan  çift boynuz 
arasındaki  güneş  sembolü, KUN AY  tamgasını 
hatırlatmaktadır…Gene Türk 
mitolojik  anlatımı içinde  OĞUZ 
ATANIN  çif boynuzunun  olduğu sözlü 
edebiyatta yansıma 
yapmaktadır….Ayrıca, Girit 
Medeniyetinde  MÖ: 1900  Knossos’ ta 
bulunan  boğa  boynuzunu 
sembolize eden  yorumlama  bu inanç sisteminin Anadolu üzerinden Girit
Adasına taşınmış  olabileceğine karine
oluşturmaktadır…Gerek Arkaik Mısır  ve
gerekse, kadim  Hindu inancı içinde
kutsal  sayılan  inek 
veya boğa  betimlemelerini  görüyoruz…MÖ.1500  Hitit kültürü içinde  özellik ifade eden  HİTİT GÜNEŞİ 
olarak  tanımlanan güneş kursunun
anlamı  da  ayrıca 
dikkate çarpıyor. Güneş 
Kursu  olarak  tanımlanan bu arkaik  objeye bakıldığında, kurs’un  bir 
boğa  boynuzu  sembolü üzerine oturtulmuş  olduğu, 
Asya  tamgaları içinde yer  alan GÜNEŞ ADAM  betimlemesine 
benzer şekilde  kurs’un  çevresinde ışınların çıkışını  anımsatan 
yorumların  bulunduğunu,  kurs’un 
içindeki   bölümlerin  üçgenler şeklinde yorumlanmış  olduklarına 
ve  gene kurs’un  üzerinde 
TENGRİ   TAMGALARININ aynısı olan
daire şeklindeki  sembollerin  olduğunu 
görüyoruz. MÖ. 17000 gösteren  KUN
AY,  gene 
en az o kadar eski TENGRİ , 
ve  ayrıca  TANRI DAĞLARININ  HİTİT kursu üzerinde  tek 
bir  sembolde birleştirilmiş
olmaları  nasıl  yorumlanacaktır? Bazı görüşlere bu da bir
tesadüftür(!)…  Boynuz  ve güneş 
sembollerinin coğrafyanın 
farklı  bölgelerindeki dağılımına  bakarken 
bunun ilk  çıkış   mekanının 
hangi  kültür  alanı içinde olduğuna ve  oradan 
nasıl  yayılmış  olacağına 
bakmak  gerekmektedir…MÖ. 17000
gösteren Hakasya’daki  KUN AY   sembolünün benzerinin MÖ. 10000  gösteren 
Göbeklitepe  sütunlarından birinin  kenarında 
yorumlanmış  olması   ve giderek 
inancın somutlaşmış şekilde MÖ. 7000 Çatalhöyük bulguları içinde  boğa 
boynuzları şeklinde bir rituel 
mekanında  bulunmaları  inanç 
paylaşımı konusunda  nasıl ele
alınacaktır ? Michelangelo,  Musa  heykeli 
yorumlarken    neden heykelin  başına 
iki  boynuz  koyarak 
ne mesaj  vermek  istemiştir ?….     


Tamgalar 
petroklifler, piktogramlar içinde, UÇAN AT, GEYİKLER, DAĞ  TEKELERİ, en çok  ele alınan yorumlar  olmaktadır.   
Homer  tanımlamaları içinde  Yunan Mitolojisinde  Uçan At ( Pegasus’su )  görüyoruz. 
Homer  MÖ. 9 yy. yaşamış  olduğuna 
göre,  MÖ. 13.yy. Kuzey
Mezapotamya’da  bulunan  Uçan 
at  tableti  Homer’den 4 yüz yıl  önce 
bir  başka  coğrafyada 
nasıl  betimlenmiştir.. Halen
Metropoliten Müzesinde bulunan bu Mezapotomya Asur kültürü içinde yer alan  Pegasus 
yorumunun  kökleri  nereden gelmektedir…. Diğer yönden   Altay 
Kültürüne  tekrar  döndüğümüzde, 
Tamgalar içinde  MÖ.  Binlerce yıl 
ötesine uzanan  kaya üstü   betimlemelerde  Uçan at 
yorumlarını  görüyoruz.  Altay 
kültürü içinde yer alan ve TULPAR 
olarak nitelenen uçan  at  ve ayrıca  
gökyüzü  arabaları   yorumlarının 
Mezapotamya ve  Yunan Mitolojisi  kültürlerinden çok  öncelere uzamış  olduğu  
da anlaşılıyor. Altay 
kültüründeki  piktogramlarda yer
alan  uçan atların  TULPAR 
olarak tanımlanmış olduklarını 
bu  yorumun  Anadolu’ya 
çok  sonraları gelmiş  olabileceğini   de görüyoruz… …. Tamgalar içinde   önemli 
betimlemeler kapsamında, 
GEYİKLERİN yer almakta oldukları da  
görülüyor…. Günümüzde, Kuzey 
Moğolistan’da yaşamakta olan 
DUKHA  Türk  toplumunun  
inancında  geyikler olmazsa
yaşayamayız  anlayışı bu coğrafyada  binlerce yıllık  bir yaşam 
anlayışının  kuşaktan kuşağa  geçişlerinin 
antropolojik bir izahı 
oluyor…Kültürel süreklilik  
açısından   Geyik  tanımlamasının tamgalarda  binlerce yıldır  hem Asya da hem de   Amerika 
kaya üstü resimlerindeki  bire
bir  benzerleriyle  tekrarı   
inanç  bağları  yanında yaşam felsefelerindeki  ortak değerlere ayrıca  karine oluşturuyor… Bu kültür  motifinin 
daha sonra  özellikle İSKİT
Türklerinde  birçok alanda  süsleme olarak kullanılmış olması da   verilen 
önemi  gösteriyor…. Özellikle   Hitit  
kültüründe de  geyiğe verilen  önemin anlamı 
kültür  değerlerindeki  yerini 
ifade ediyor…  Bu  konuda Hitit, İskit ve Kimmer   sanatlarında Geyik ve Dağ Tekelerinin bronza
dökülmüş  tünek   şeklindeki yorumlardaki  benzerlikleri de ortak inancın  ve  kültürün
paylaşımı  olması  ihtimalini 
güçlendiriyor…




Tamgaların izleri üzerinden  yola çıkıldığına, ( Güney Sibirya Moğolistan
,  Gobi Çölü, Kazakistan  Tamgalı Say , Saymalı Taş ( Güneş Adam ,
Gökyüzü  Arabaları) Kırgızistan Tanrı
Dağları ,  Talas Yaylası, Rusya   Lena, 
Hazar kıyısı  Gobustan, Hakkari
Yüksekova Gevaruk  Yaylası, Kağızman  Camuşlu Köyü, 
Erzurum, Kütahya  Çavdar Hisar,
İzmir Ödemiş ..vb.   tarihin  değişik zaman 
kesitlerinde  ve zaman aralıkları
içinde  Altay coğrafyasından kopan
topluluklar  belli inanç sistemleri
ile  değişik alanlara inançlarını ve
yaşam değerlerini  taşlara kazıyarak  asırlarca sürekli  taşımış 
oldukları  anlaşılıyor…  Bu 
tamgaların içinde en çok tekrarlananları ise Kam Davullarında
sitilize  edilen  yorumların oldukları görülmektedir… Gerek
geyikler, dağ tekeleri,  gök yüzü
arabaları ve atlar, tengri tamgaları, 
üçgenler , boğa   yorumları,  güneş adam tanımlaması vb. yorumların AMERİKA
KITASINDAN ,  İsveç’te bulunan   KİVİK KURGANI  örneğine kadar yaygınlığı  konu  hakkındaki soruları çoğaltmaktadır….




Tamgaların gösterdiği kültür alanlarına  bakıldığında, bunların   yazılı tarih öncesi  yaşam alanları konusunda ki  bir uyarı olmaktadır.  Belli 
arkeolojik  kültür alanları
içinde  yer alan  kazı alanları da bu bağlamda ,




·       
ANAV  KÜLTÜRÜ   
MÖ.  9 BİN /   5 BİN


·       
ÇATALHÖYÜK      MÖ: 7000


·       
HACILAR
MÖ: 6000


·       
KELTEMİNAR
KÜLTÜRÜ  MÖ.   3 BİN


·       
AFANESYEVO  KÜLTÜRÜ 
MÖ. 3 / 2  BİN


·       
ANDRONOVA  KÜLTÜRÜ 
MÖ. 2/ 1  BİN  olarak 
ele alındıklarında,


Asya  
coğrafyasında  ortaya çıkan
bulgulara  ilaveten muhtemelen yeni  kazılarla da 
bilinen değerlerin  yeniden  ele 
alınmasını  zorunlu kılacak  ve insanlık 
tarihinde  önemli
değişikliklere  neden olacak  bir 
görüntü söz  konusu olabilecektir…




Bütün 
bu  süreç  içinde GÖBEKLİTEPE bulgusu bilinen  değerler arasında  önemli 
bir ara kesit ve duraksama noktası  
olmuştur…Buraya  gelmeden
önce  yapılacak  değerlendirmelerde  tamgalar 
ile  Göbeklitepe  bulguları 
arasında maddi  kültür unsurları
arasında  illiyet var mıdır ?.. MÖ.
10000   tarihlenen  ve gizemini 
koruyan Göbeklitepe  bulgusunun
tarihleme açısından  şimdilik  bezeri görülmüyor. Ancak, bu arkeolojik  yapının 
yukarıdan  bakıldığında  görülen 
labirent  şeklindeki  kesiti 
daire şeklinde bir labirent biçimi 
gösteriyor…Bu açıdan konu ele alındığında,  Altay 
kültürü alanında  MÖ. 10000 ötesi
dairesel şekildeki kaya üstü 
çizimlerde  labirent izlenimi  veren 
tamgalar görülüyor.  Bir diğer
örneği , yapı  temeli  şeklinde de Kırgızistan’da  bulunan  
SOLOVKİ ADASINDA   benzer bir
labirent  biçimi yer alıyor…Diğer
yönden  İrlanda da  da 
tamga şeklinde   bir diğer
labirent  yorumu   görülüyor. SOLOVSKİ  ADASI 
benzeri  bir  yapı 
benzerinim  İskoçya’da  benzerine de rastlanıyor. Diğer yönden,  Kuzey 
İtalyada Alp dağları 
bölgesinde  benzer labirent
yorumuna rastlanıyor,  Ayrıca  Peru’da NAZKA bölgesinde de  böyle bir 
sipiral labiremt  şekli yer
alıyor…




Aztek  
Kültütü içinde de  benzer  bir 
yorum tablet  şeklinde görülüyor…Avustralya   bulunan  
ULURU  kayasında da  bir diğer  
benzeri  bulunuyor…  Bu bağlamda 
coğrafyanın pek çok  yerinde
Göbeklitepe kesitini  anımsatan  dairesel labirent  formlarının 
varlığı  gizemini  sürdürüyor… Konu  açısından bu 
labirentlerin  rituel amaçlı   yapılanmalar 
olabileceği de Franda’daki Chartres Katedralinin   girişindeki 
gizemini  koruyan dairesel
labirent  bazı çağrışımlar yapıyor…Bu
katedralin  yapıldığı  mekanda daha önce  Roma mabedinin olduğu,  daha 
önceleri de  o  bölgede Kelt  
topluluklarının  yaşamakta  olduğu 
Keltler’in  de  Aral 
gölü  güneyinden ANAV  kültürü 
civarında  bulunan  KELTAMİNAR kültürü  bölgesinde 
göç etmiş olabilecekleri dikkate alınırsa,  Asya’daki 
tamgalarda görülen  dairesel
biçimdeki  yapısal  şeklini 
kendi inanç  sistemleri
içinde  bölgeye taşımış  olabilirler mi, sorusu akla  geliyor… Kısaca daha sonraları,  Roma Mabedini bu yapının üstüne veya yanına
kurmuş olabileceği  gibi, Chartres
Katedrali de inşa edilirken  kendi inanç
sistemi içinde  bu   şekli 
veya  benzerini  Katedral içine taşımış olabilir mi  soru söz 
konusu oluyor….  Göbeklitepe
yapılanmasına  bu açıdan  bakıldığında, 
MÖ. 10000  gösteren bu  kazı alanının, Asya da tamga kültürünün  yaygın olduğu 
çok  daha  eski 
tarihlere uzanan  zaman kesiti
içinde  pek  çok 
emsali  şeklinde  coğrafyada 
hareket eden  toplumlar
tarafından  farklı yerlere  yaşınmış 
olabileceği  ihtimalini  sorgulamaya açıyor….Göbeklitepe  sütunları üzerindeki  betimlemeler içinde, ( Dalgalı  üçgenleri, 
Anav Kültür alanında görülen, Turna kuşu 
benzerleri, Hayat Ağacı  inancına
göre,  köklerinde  yaşadığı 
var sayılan yılan  formunun sütun
üzerinde   yorumlanmış olması,    giderek de çok daha  önemlisi, MÖ. 17000 gösteren Hakasya’da
bulunan tamgalar içindeki, KUN AY 
şeklinin  Göbeklitepe
sütunlarından birinin dar kenasında yer alması, ayrıca  Kazakistan’da bulunan  kaya üstü 
resimler içinde   bulunan boğa yorumunu
da  Göbeklitepe   sütunlarından  birinde kabartmasının  bulunması çok 
yönlü olarak sorgulamayı zorluyor…)




Tamgalardan, perroglif  ve piktogranlara oradan  yerleşik kültürlerdeki  maddi 
kültür  unsurlarına  geçerken kültürler arasında mutlak
etkileşim  faktörünün varlığını kabul
etmek gerekiyor. Süreç içinde Asya yolculuğunda,  toplumsal 
yapıların daha kolektif hale gelmeleri 
inanç sistemlerinde de farklılıklara neden olduğu  görülüyor. 
MÖ. 3000 inen  şekilde konu  irdelendiğinde  KURGAN ve BALBAL   maddi 
kültür unsurlarının yaygınlaştıklarını,  
bunlarında   aynı  coğrafya ve 
kültür  alanları içinde yer  almalarının ifade ettiği anlam  aidiyet 
bağlarını  tartışmaya açıyor…
 

Tamgalar, 
pektogrif  ve piktogramları  takiben , giderek ileri  çağlarda da BALBALLAR ve  KURGANLARIN 
izleri üzerinden  tarihi  güzergahları izleyerek, erken  arkaik 
döneminden  geç   arkaik 
dönemine  yaklaşıldığında  yerleşik 
kültürlerden, SÜMER MISIR,HATTİLER; HURİLER, TRUVA ,  MİTANNİ 
ve URARTULARA  ve diğer  dönem 
uygarlıklarına ulaşılıyor. Coğrafi 
yayılma  anlamında ,  tamgalar  
petroglif  ve  piktogramlara 
ait   benzerliklerin  bu kültür alanlarındaki  örneklerini 
de görüyoruz…  Aynı  şekilde MÖ. 3 / 2  bin.Balbalların geçiş  güzergahları da ele alındığına, ORHUN  BALBALI,Moğolistan Balbalları,Tuva
Balbalları, Kazakistan Balbalları,Kırgızistan Balbalları, Özbekistan
Balbalları, Hakkari Balbalları, Azerbaycan Balbalları Tunceli Dersim
Balbalları, ayrıca  Kuman ( Kıpçak ) Taş
Baba  Balbalları ve  Ukranya 
Balballarına da  bakıldığında  dağılım alanlarının Kafkasya  ve Karadeniz’in  kuzeyinde de 
yer aldıkları 
görülüyor….Ayrıca  ETRÜSKLERDE
ki   Balbal  kültürünün 
varlığı ise  bu  konudaki 
soruları  ayrıca  tartışma 
konusu   yapıyor .Balbal  kültürünün MÖ 3000/ 2000 dönemlerine  ait olduğu dikkate alındığına  bu kültürün 
çıkış  noktası ile  yayıldıkları 
coğrafyada ,  tamgalardan itibaren
yayılma sürecinin aynı  kültür  çevresinden 
çıkmış olabileceğine  dair
karineler  güçleniyor…. Kısaca,
çağdaş  tarihe  giderken 
maddi  kültür unsurları içindeki
bulgular dikkate  alınarak  ve tamgalardan yola çıkarak  yazılı 
tarihe  kadar  olan bakışı ve  bağlantılarını oluşturmaya   yönelik  
yöntemini  gerektiriyor….




Kültürel değerlerin  sisyasi 
yönden  propaganda  amaçla kullanıldığı günümüzde, zaman zaman
resmi tarih, sahte  bilim  üzerinden 
de üretilmiş  oluyor.  Özellikle, tarihi  köklerini 
coğrafyada  daha derinlere
oturtmak isteyen  Devletler   farklı 
teoriler  ve  kurgularla   
hedef  gördükleri  ülkelerin topraklarında içeriği  tartışmalı 
tarihi gerekçe göstererek ve 
bu  bağlamda geçmişi bahane ederek
hedef  gördükleri  yerlerde 
zilyetlik  de iddia edebiliyorlar…
Bu konuda  Batı’nın   Hint Avrupa 
teorisi  üzerinden özellikle  19 yy. 
bu konuda  emperyalist
arayışlarında meşruiyet  arayışlarında
olduğu da görülmüştür….Benzer 
yaklaşımın  Göbeklitepe  bulgusu 
ortaya çıktığında  bazılarının   bu görüş üzerinden   gene 
hesaplı  mesajlar verme
arayışına  girdikleri   de 
görülmüştür.  Aktarımlarında
Türk’lerin  Anadolu’ya  1071 yılında 
gelmiş olduğu ön  yargısı
üzerinden  verilmeye çalışılan mesajlar
unutulmamalıdır…(TÜRKLERİN  ANADOLUYA  GELİŞLERİ 
İSLAMİTETTEN ÖNCE VE  İSLAMİYETTEN
SONRA  OLMAK  ÜZERE ELE 
ALINMALIDIR )   Bu  bağlamda 
malum  çevrelerin Göbeklitepe  bağlantılı 
bir aidiyet  kurgusuna  girmeye çalıştıkları da
görülmüştür….Genellikle  HİNT AVRUPA  tezi 
üzerinden de 19 yy. bu yana 
hesaplarını kabul ettirmek isteyenlere gene Batılı  bir 
Aklademisyen olan Maurıce 
Duverger’in  Politikaya  Giriş 
adlı  kitabımdaki  açıklaması ( sf. 25 )  önemli 
bir  mesaj  olmaktadır… 
Duverger, bazı  çevrelerin  zaman 
zaman ileri  sürmekte
oldukları  HİNT AVRUPA  görüşü hakkında  şu 
eleştiriyi  getirmektedir.

….. 1813 te Thomas Young,  bu  
ana dili  Hint Avrupa  dili diye 
adlandırdı. Sonra  da bunu konuşan
halk,  “ARİ “ diye  adlandırıldı ve büyük Alman dilcisi  F. Max Muller 1861 de  bu adı iyiden iyiye yerleştirdi. Adı var  kendi yok bir dille   tanımlanan bu adı  var, kendi 
yok halk   topluluğunu   bunun üzerine   birçok 
sözde  bilginler   bir yere yerleştirmeye  çalıştılar. Vardıkları  sonuçların 
birbirini tutmazlığı,  bunların
saçmalığını da açıkça  ortaya  koymaktadır.
 

·       
 1840 ta   
Pott  arilerin   Hindistan’dan çıkmış  olduklarını ileri sürdü…


·       
1868   de Benfrey 
bunları  Tuna  ve Hazar Denizi   arasında , Karadeniz’in  kuzeyinden 
getirdi.


·       
1871
de J. C.  Cunok ,  bunların kökenleri   Kuzey Denizi 
ile Ural  arasındadır  dedi.


·       
1890
da  D.C. Brington ,  galiba 
bunlar   Kuzey Afrika’dan  çıkmadır  
dedi.


·       
1892
de  V. Gordon Childe  onların  
Güney  Rusya’dan geldiklerini   ileri sürdü.


·       
XX.
Yüzyılın  başlangıcında  K.F. 
Johansson ,”Beşikleri Baltık Kıyılarıdır “ dedi.


·       
1921
de  Kossina  daha belirsiz 
bir dil  kullanarak   onları  
sadece  Avrupa’nın    kuzeyine 
yerleştirdi.


·       
1922
de Peter Gides, “ Macaristan’dan gelmişlerdir “ dedi vb….


Kısaca 
Duverger, ( Arthur Gobineau’un) da bu 
bağlamdaki görüşlerini  hedef
alarak ,  devam eden  eleştirisinde “  İşte  
bu adı  var kendi   yok 
ari ırk … Avrupa’ya   politik  teşkilatı,düşünceyi,  güzel  
sanatları kültürü, uygarlığı ilerlemeyi, getirmiş  olan  
arilerin  torunları  olacaktı  
görüşü, tümü ile    kültür  emperyalizminin  bir 
dayatması  olduğunu    ortaya koymaktadır…




Sahte 
Bilim  yöntemlerine  yönelmeden insanlığın  binlerce yıllık  ortak 
mirası olan  kültür
değerlerinin,  tamgalardan yola
çıkarak,  çoğrafyada  kat ettiği 
güzergan üzerinden izleri takip edildiğinde  pek 
çok  noktalarda  ortak değerler üzerinde insanlığın  kardeşliğinin izlerini de bulmak münkün
olacaktır…
 

Batı 
Göbeklitepe    bulgusu  gün ışığına 
çıktığı  günlerde kollarını  sıvayarak, bu 
kültür ile HİNT AVRUPA  kültürü  arasında 
bağlantı  arayışına girerken bile
aynı  anlayış içinde hareket  etmiştir…




Kısaca, 
süreç içindeki tespitleri 
kabul  etmeyelim, ret de
etmeyelim  sadece sorgulayalım….
 

Ön 
yargılardan  uzak   TAMGALARDAN 
TARİHE   bakış , muhtemelen  ortak 
şifrelerin çözüm  anahtarıdır…..
27 / 12 / 2016                             




ERGUN ÖZGEN


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet