SON DAKİKA

16:21 - JİTEM DOSYASI /// VİDEO : TERÖRİSTLERİN GÖRMEKTEN BİLE KORKTUĞU EFSANE KOMUTANLAR – EŞREF BİTLİS VE EKİBİ

16:05 - HAVACILIK DOSYASI /// ERCAN CANER : En Ölümcül Helikopter Kayıpları

17:07 - JİTEM DOSYASI /// Sedat Peker’in iddiaları : JİTEM davalarında son durum ne ?????

17:13 - HAVACILIK DOSYASI /// VİDEO : ÜCRETSİZ DRONE EHLİYETİ NASIL ALINIR ????? DRONE LİSANS BAŞVURUSU – İHA-1 / İHA-0)

15:25 - HAVACILIK DOSYASI : Pilot Otorotasyon Eğitimi mi Yapıyordu ???

20:32 - HAVACILIK DOSYASI /// E. Hava Pilot Tümgeneral İrfan Sarp : Atatürk Havalimanı eski statüsüne yeniden kavuşturulmalıdır

17:00 - GLADYO DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : NATO’nun gayrimeşru çocuğu : Gladyo

09:30 - GLADYO DOSYASI /// CEYHUN BOZKURT : GLADYO UNSURLARI ÜLKEMİZDE YENİDEN BİR DİZAYN PEŞİNDE !!

16:24 - HAVACILIK DOSYASI /// ERCAN CANER : Ölümcül Robinson R-44 Kazası

05:26 - HAVAYOLLARI DOSYASI /// VİDEO : Yolculara Asla Söylenmeyen 15 Uçuş Sırrı

15:19 - GLADYO DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : Kasaturadan kuantum fiziğine Gladyo

15:43 - DENİZLERİMİZ DOSYASI : TARİHİN FIRTINALI SAYFALARINDAN * ERTUĞRUL FIRKATEYNİNİN TRAJİK YOLCULUĞU – (Bölüm I – II – III – IV)

22:30 - GLADYO DOSYASI /// Hikmet Çiçek : BİR GLADYO OPERASYONU KIZILDERE VE SAMANLIKTA SAKLANANLAR !!!

14:15 - KONTRGERİLLA DOSYASI : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU “YEŞİL” KOD ADLI MAHMUTT YILDIRIM İLE İLGİLİ 40 YILLIK SIRRI AÇIKLIYOR

09:18 - DUYURU : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’NUN VERDİĞİ BİLGİLER İLE İSTANBUL’DA 2 UYUŞTURUCU ŞEBEKESİ ÇÖKERTİLDİ. İŞTE YAZIŞMALAR !!!!!

08:09 - TAZİYE MESAJI : Teröristler tarafından döşenen el yapımı patlayıcının patlaması sonucu UZM. ÇVŞ. YUNUS EMRE YALMAN adlı askerimiz Şehit oldu. 1 askerimiz yaralandı.

19:00 - TAZİYE MESAJI : Tunceli’de Eren- 7 Operasyonunda yaralanan Jandarma Uzman Çavuş Burak Tortumlu hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.

18:22 - AK PARTİ DOSYASI /// MÜYESSER YILDIZ : Erdoğan’ın Abisi İsmail Kahraman’ın Başkenti Neresi ???

18:17 - GÜNDEM ANALİZİ /// MÜYESSER YILDIZ : 82’nci Vilayetimiz Kerkük “Bölücü Kebapçılardan” Daha Mı Önemsiz ???

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & MİTOLOJİ & SANAT TARİHİ & NOSTALJİ DÜNYASI

TARİH /// Elif Burcu ÖZKAN : Eski Romalı Yazarların Gözüyle Gladyatör Dövüşleri

TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & MİTOLOJİ & SANAT TARİHİ & NOSTALJİ DÜNYASI
Bu haber 17 Ağustos 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


Elif Burcu ÖZKAN : Eski Romalı Yazarların Gözüyle Gladyatör
Dövüşleri


22
Haziran 2018


Roma’da puslu bir gün… Bulutların kasvetli grisi haber veriyor
birazdan başlayıp geceye dek, hatta belki günlerce sürecek kanlı dövüşleri. Bir
yanda korkunç gösterileri izlemek için kana susamış gözlerini arena’ya
diken halk, diğer yanda içlerindeki kibri yansıtan vakur duruşlarıyla
işbirlikçileri… En değerli basamakta gözlerinde gösteri sayesinde artacak
gücünün hayali parlayan imparator ve ortada ise çaresizliğin ağırlığı ve bastırdığı
nefretinin ateşi altında ezilen, birazdan belki son kez tutacağı silaha
sarılacak olan gladyatörle


Roma’nın en kanlı armağanı başlıyor şimdi halkına, kanlı
bir kumdan arena’da,


Dövüşler
düzenlenecek öğlen olup tam rehavet çökünce insana,


Bir gladyatör
kalkanıyla ilerleyecek rakibine doğru, diğer elinde kısa bir kılıçla,


Diğeri ağını
atacak rakibinin boynuna, kendi mezarını geciktirmek adına,


Vahşi
hayvanlara atılacak suç işleyen, korkunç dişlerin arasına.


Kimi
kullandığı silahla adlandırılmış, kimi dövüşüyle namlı,


Dizilmiş
bekliyor arkada, karşı karşıya gelecekler ikişerli sırayla,


Öleceğini
biliyor ya, bir mezara sahip olsun istiyor yalnızca, kendi adına,


Bir gün daha
yaşamak umuduyla silecek akan kanlarını, doğrulacak vuruldukça,


Halk onları
izlerken ölüm kokan cümleler eşliğinde, acımasızca.


Kimdi bu
gladyatörler ve Roma’da nasıl bir yeri vardı bu dövüşlerin? Oyunlar halk için
gerçekten savaşa hazırlayıcı bir unsur muydu, yoksa insanların ruhlarındaki
vahşiliğin ve ezilmişliğin dışavurumu için bir araç mıydı? Peki, aydınlar,
yazarlar ve düşünürler bu dövüşler hakkında ne düşünüyorlardı? Yazımızda işte
bu konuları inceleyeceğiz. Önce gladyatör dövüşlerinin tarihçesine ve Roma’da
geleneksel hâle gelene kadar uzanan yüzlerce yıllık yolculuğuna değinip, daha
sonra Eski Romalı yazarların kaleminden yola çıkarak özellikle aydın insanların
bu gösteriler hakkındaki düşüncelerini inceleyeceğiz. İster Roma’da doğmuş,
ister hayatının belli bir döneminde orada yaşamış olsun, Latin Edebiyatının
kalbinin attığı kenti bir şekilde soluduğu için “Romalı” adı altında yazımıza
dâhil ettiğimiz yazarların konu hakkındaki görüşlerini kendi yazdıkları
satırlardan öğreneceğiz. Roma yazınına adını altın harflerle yazdırmış ünlü
yazarların bu gösteriler hakkında ne düşündüklerini orijinal dilinden, yani
Latinceden yapacağımız çevirilerle göreceğiz.


Gladyatör
dövüşlerinin kökenine baktığımızda konuyla ilgili iki farklı görüşe rastlarız.
Kimi uzmanlara göre dövüşleri ilk düzenleyenler günümüz İtalyasının güneyindeki
Campania Bölgesi’ne yerleşenlerdir. İlk kez Damaskos(Şam)’lu Nikolaos
tarafından öne sürülen (Athena. Deiphno. 4.153f—154a) diğer görüşe göre ise dövüşler
ilk kez MÖ 9. yy. sonuna doğru Anadolu’dan Orta İtalya’ya göç ederek Etruria
adını verdikleri bölgeye yerleşen Etrüskler tarafından düzenlenmiştir. Birtakım
tarihsel bilgiler ve mezar kabartmaları da dövüşlerin ilk kez Etrüskler
tarafından gerçekleştirildiği fikrini doğrulamaktadır. Bu nedenle Antik
yazarların ve modern uzmanların çoğu, Roma’nın birçok gelenekte ve sanatta
örnek aldığı Etrüsklerin bu konuda ilk olduğu konusunda birleşirler.


Dövüşlerin
gerçekleştirilme nedenlerine baktığımızda ise yüzyıllar içinde değişen
süreçlerle karşılaşırız. Kilise babası ve filozof Tertullianus(MS yk. 155-240),
Etrüsklerde ve Romalılarda tarihi MÖ 8. yy.’a dayanan, tanrılarını ve
kaybettikleri savaşçıların ruhlarını teskin etmek ve onlar için duydukları
acıyı dindirmek amacıyla insan kurban etme geleneğinin bulunduğunu belirtmiştir
(Tert. Spect.
VI, 1). MÖ 4. yy.’da yaşamış gramerci Maurus Servius Honoratus’a
göre bu gelenek zamanla yumuşayarak yerini esir alınan kişilerin birbiriyle
dövüştürülmesine dayanan gladyatör gösterilerine bırakmıştır (Serv. Aen.
III, 67). Bu iki geleneğin birleşiminden hareketle varılan kanıya göre de, Etrüskler
gladyatör dövüşlerini ilk başlarda ölü kültüne yönelik olarak dinî bir ritüel
şeklinde gerçekleştirmişler ve dövüşleri adeta vatanî bir görev olarak
görmüşlerdir.


Eski Romalıların
geleneksel oyunları başlarda ludi (oyunlar) adı verilen kamuya açık sahne
gösterilerinden ve Circus Maximus’ta düzenlenen araba yarışlarından
oluşmaktaydı. Ancak MÖ 3. yüzyılın ikinci yarısında bunlara gladyatör dövüşleri
de eklenmiştir. MÖ 264’te Roma’da aristokrat Iunius Brutus Pera ölünce, iki
oğlu Marcus ve Decimus bir hayvan pazarı olan Forum Boarium’da
babalarının anısına cenaze oyunları düzenler ve bu oyunlarda üç çift gladyatör
dövüştürür. Latincede munus, ludus gladiatorius veya spectaculus
adlarıyla anılan gladiator
dövüşünün Roma’ya ilk gelişi de bu cenaze oyunlarıyla gerçekleşir. Böylece bu
gelenek önce Etruria’dan Roma’nın bulunduğu Latium’a, buradan İtalya’nın diğer
bölgelerine geçmiştir. Daha sonra Roma’nın Doğuda yapmış olduğu fetihlerle
başlayan Romanizasyon süreciyle birlikte Anadolu, İspanya, Yunanistan ve hatta
Afrika’ya kadar tüm Akdeniz dünyasına yayılmıştır.


Geleneğin Roma’ya
geçtiği ilk yıllarda yalnızca cenaze törenlerinde ve düzensiz aralıklarla
gerçekleştirilen gösteriler MÖ 3. yy.’da daha da sıklaşmış, ölen kişinin
görkemini ve zenginliğini yansıtmak, anısını canlı kılmak ve onu halkın gözünde
kahramanlaştırmak için giderek daha da rağbet gören bir şov halini almıştır.
Öyle ki kendi anısını canlı tutmak isteyen zengin kişilerin bile vasiyetname
hazırlayıp para bırakarak öldükten hemen sonra kendi adlarına cenaze töreni
yapılmasını ve gladyatör dövüşleri düzenlenmesini talep ettikleri
bilinmektedir. Gladyatör dövüşleri zengin insanların ve politikacıların rağbet
etmeye başladığı bir şov halini alınca da, Roma senatosu tarafından MÖ 105
yılında alınan bir kararla, dövüşler resmen halkın bir eğlence aracı olarak
kabul edilmiş ve onların yasal olarak düzenlenmesine karar verilmiştir. Bunun
üzerine gösterilerin düzenleniş şekli, ücretler, organizatörlerin yetki ve
sorumlulukları gibi gösterilere ait hemen her detayın yer aldığı yasalar (leges
gladiatoriae
) yürürlüğe konmuştur. Düzenli ve yasal hale gelen
gösterilerle halkın Yunan kökenli gösterilerden uzaklaşmasının ve dolaylı
yoldan askerliğe hazırlanmasının amaçlandığı düşünülmektedir. Ancak
gösterilerin yasallaşması aynı zamanda yöneticilerin de işlerine gelmiş,
gösteriler onların halkın sempatisini kazanarak kendi kudretlerini yansıtmaları
için birbirleriyle rekabet ettikleri bir araç haline gelmiştir.Böylece tam 7
yüzyıl süren ve MS 6. yy.’da son bulan bu kanlı gösteriye duyulan rağbet, onu
İtalya topraklarının dışına da taşımış, Anadolu, Suriye ve Mısır’a kadar
yayılmasını sağlamıştır.


Özünde savaşta
yitirdikleri vatandaşları teskin etme ve anma, halkı askerliğe ve olası
savaşlara hazırlama amacı taşıyan bu gösterilerde önceleri savaşta esir
düşenler(captivi),
kürek mahkûmları ve köleler (servi) yer almıştır. Gösterileri düzenleyen
organizatör editor
muneris
’ten amphitheatrum yöneticisi vilicus’a, bekçi custos’tan
kapıdaki görevli ostiarius’a,
seyircilere yer gösteren dissignatorlardan isimleri anons eden tellal praeco’ya
ve gösterilerin gerçekleştiği kumlu alan arenayı temizleyip gladyatörlerle ilgilenen (h)arenarius’a
varana kadar neredeyse herkes köleydi. Yani yalnızca dövüşenlerin değil aynı
zamanda amphitheatrum’un
korunmasından dövüş alanının temizliğine varana kadar gösterilerle ilgili tüm
görevliler kölelerden oluşmaktaydı. Ancak daha sonra “arena’da
ölüm” cezasına çarptırılan, noxii veya ad gladium/ ad ludos damnati adı verilen kişiler en
acımasız gösterilerde dövüştürülmeye ve gitgide daha çok rağbet görmeye
başladı. Dolayısıyla Roma’da gladyatör gösterileri giderek suç işleyenlere
verilen cezaların en ağırının uygulandığı bir tür ceza aracına dönüşmüştü. Arena’da
ölüme mahkûm olanların aldıkları bu cezanın uygulanışı da işledikleri suçun
niteliğine göre değişirdi. Ya ölünceye kadar dövüşürlerdi ya da eğer Roma
vatandaşı iseler kılıçtan geçirilme cezasına (damnatio ad gladium)
çarptırılırlardı. Ancak eğer köle iseler ve yakınları hayatta değilse vahşi
hayvanlara yem olarak atılma cezası (damnatio ad bestias) alırlardı. Karşılıklı dövüşler
yetmiyormuş gibi bir de suçluların vahşi hayvanlara yem olarak atıldığı bu
korkunç venatio’nun
da gösteriler arasında yerini alması çok sürmemiş, hatta bu gösteriyi daha
fazla düzenleyebilmek amacıyla mevcut amphithatrum’lara yenileri eklenmiştir. Fakat sonunda“arena’da
ölüm” cezası giderek en ağır ceza verme aracı olmaktan, yani esas amacından
sapmış, dövüşleri meslek haline getirenlerin eline geçmiştir. Bu durumda
dövüşler zamanla yöneticilerin kudretlerini göstermek için kullandığı,
dövüşlerde görev alanların ise maddi kazanç ve ün sağladığı bir gösteriye
dönüşmesiyle birlikte bu işi gönüllü olarak yapan kişiler de sahnede görülmeye
başlamıştır. Esirlerin haricinde para ve ün kazanmak isteyen birçok gönüllü
vatandaş (auctorati),
kendini kanıtlamak isteyen azat edilmiş köleler (liberti), hatta
soylular ve atlı sınıfına mensup kişiler (equites) bile kazanç kapısı olarak gördüğü dövüşlerde
yer almıştır.


Gladyatörlerin
türleri ise 17 taneydi ve her biri giysilerine, kullandığı silaha ve dövüş
stiline göre farklı şekilde adlandırılmıştı. Adını ilk oyunlarda gladius (kısa
kılıç) ile dövüşülmesinden alan ve daha sonra tüm dövüşçüler için genel bir ad
olarak kullanılacak olan gladiator terimi yerini gladyatörlerin kullandığı
silaha, ait olduğu kente veya onun bir özelliğine göreadlandırılan isimlere
bırakmıştır.[1] Örneğin, rēte(ağ) atarak
dövüşen gladyatöre retiarius, Orta İtalya’daki Samnium Bölgesi’nden gelen
Samnit dövüşçüye Samnis,
Thrakia’lıya Thrax, Gallia’ya özgü bir araba olan esseda
üzerinde dövüşene essedarius,
sagitta
(ok) atarak dövüşene sagittarius ismi verilmiştir. Başında bir lanista(grup
lideri ve çalıştırıcısı)’nın bulunduğu, köle pazarlarından satın alınan güçlü
savaş esirlerinden veya gönüllülerden oluşan gladyatör gruplarına familia
gladiatoriae
adı veriliyor, bir editör muneris(organizatör) gladyatör dövüşleri
sergilemek istediği zaman bu gruplardan biriyle anlaşıyordu. Her bir grupta
farklı kavimlerden gelen ve geldiği ülkeyi veya kavmi simgeleyen giysiler
içinde, yerel silahlarıyla ve kendilerine özgü stilde dövüşen köleler yer
alıyor, bu yabancı uyruklu köleler gösterilerde izleyicilerin ilgisini canlı
tutabilmek, Roma’nın büyüklüğünü ve savaşta yenerek egemen olduğu ülkeleri
göstermek adına özellikle tercih ediliyordu.


Gladyatör
dövüşleri Roma İmparatorluk Dönemi’nde özellikle de gösterişi seven yöneticiler
ve toplum için çok cazipti ve insanlar savaş tanrısı Mars’a adadıkları amphiteatrum’a
bu dövüşleri izlemek adına akın akın geliyorlardı. Ancak gerek Antik Yunan
gerekse Romalı yazarların ve düşünürlerin, yani eğitimli ve aydın kişilerin
çoğu, gösterileri zevkle izleyen halkla ve göğsü kabaran yöneticilerle aynı
kanıda değildi. Onlara göre vahşetin kol gezdiği, akan kanların ve ölümlerin
son bulmadığı bu insanlık dışı oyunları düzenlemek ve hatta izlemek, insan
kıyımında rol almaktan başka şey değildi. Şimdi kronolojik sırayla yazarların
gladyatör dövüşleri hakkındaki görüşlerine değinelim ve düşüncelerini kendi
kaleme aldıkları cümlelerden öğrenelim. Aralarında yüz, hatta belki iki yüz yıl
bulunan yazarların dövüşler hakkında söylediklerinde ne gibi değişiklikler
olduğuna bakalım.


MÖ 106-43 yılları
arasında yaşamış ve Roma edebiyatının en önemli yazarlarından olan devlet
adamı, hatip ve düşünür Marcus Tullius Cicero, birçok eserinde gladyatör
oyunlarına değinmiştir. Bazı ünlü gladyatörlerin hayatlarına dair
anlatımlarının yanı sıra yer yer gladyatörleri övdüğü yer yer dövüş
düzenlenmesini eleştirdiği eserler mevcuttur. Ancak genel olarak yazılarında
gladyatör dövüşlerinin lehinde ve hatta onları öven bir hava hâkimdir. Belki de
Roma Cumhuriyet Dönemi’nin başlarında Romalıların cesaretini ve onurunu
yansıtmak ve desteklemek adına bu dövüşlerin geçekleştirildiğini düşündüğü
için, ya da ilk düzenlenen dövüşlerin çok ağır olmaması nedeniyle onları ve
gladyatörleri övdüğü cümleler kaleme almıştır. Mevcut devlet büyüklerinin
tepkisini çekmemek adına kimi eserlerinde olumlu yorumlar yapma gereği duyduğu
da düşünülebilir. Çünkü, MÖ 62-43 yılları arasında kaleme aldığı mektuplarından
birinde bu dövüşlerden hoşlanmayan arkadaşına onları neredeyse överek tasvir
eden cümleler yazıp onu bir gün gösteriyi izlemeye davet etmesi (Cic. Ep.
VII, 1); ayrıca MÖ 44 yılında kaleme aldığı DeOfficiis (Ödevler/ Görevler [Üzerine]) adlı eserinde
arkadaşı Pompeius’un 2. konsüllüğü sırasında düzenlediği oyunların o zamana
kadarki en görkemli oyunlar olduğunu belirtmesi (Cic. Off.
II, 57) böyle bir izlenim vermektedir. Şunu net bir şekilde söyleyebiliriz ki
yazımızda ele alacağımız düşünürler ve yazarlar arasında gladyatör
gösterilerine ılımlı bakan tek yazar Cicero’dur. MÖ 49 yılında, Gaius Julius
Caesar’ın önderliğindeki lejyon, generallerin ordularıyla geçmesinin yasak
olduğu Kuzey İtalya’daki Rubicon Nehri’ni geçip yasağı çiğneyince Roma’da iç
savaş başlamış ve beş yıl sürmüştür. Bu süre zarfında rekabet halinde olan
politikacılar birbirlerine gözdağı vermek ve halkın sempatisini kazanmak
amacıyla gladyatör gösterilerinden bir hayli yararlanmışlardır. Cicero da MÖ
45’te yazdığı TusculanaeDisputationes
(Tusculum Tartışmaları) eserinde gladyatör dövüşlerine ilişkin
şöyle bir yorumda bulunmuş, bilhassa gladyatörlerin güçlerini ve iradelerini
överek onların lehinde cümleler kaleme almıştır:


“Mahvolmuş insanlardan ya da yabancılardan oluşan gladyatörler, ne
kadar çok darbeye katlanıyorlar! İyi eğitilmiş olan bu insanlar her nasılsa
utanılacak şekilde kaçmaktansa darbe yemeyi tercih ediyorlar!Hiçbir şeyi ya
efendilerini ya halkıtatmin etmekten daha önemli bulmadıkları ne kadar açık!
Üstelik yaralarla bitap düştüklerindeefendilerinin ne istediğini sorsun diye
birini bile gönderiyorlar: eğer onları memnun edecekse seve seve kendilerini
yere atıyorlar.Sıradan bir gladyatör (bile olsa) hiç yas tutan, yüzünün ifadesi
değişen oldu mu?Kim yarışı sürdürmekten,kendini yerlere atmaktan utandı? Kim
yenildiğinde kılıç darbesi alması emredilince boynunu geriçekti? Bu kadar
çalışma, tefekkür ve deneyim işe yarıyor…Bazılarının gladyatör dövüşlerini
zalim ve insanlık dışı olarak görmemesi gerekir…”  (Cic. Tusc. Disp.
II, 41). 


Şimdi de
Cicero’nun ölümünden 40 yıl sonra dünyaya gelen MÖ4 ile MS 65 yılları arasında
yaşamış İspanya-Cordobalı yazar, söylev ustası, siyaset adamı ve düşünür Lucius
Annaeus Seneca’nın konuyla ilgili düşüncelerine uzanalım. Aynı adlı babasından
ayrı tutulmak için minor (daha genç) sıfatıyla anılan Genç Seneca, küçük
yaşta teyzesi tarafından Roma’ya getirilir ve kendisinin bir gün üstün
örneklerini kaleme alacağı retorik ve felsefe eğitimini burada alır. Sanatından
siyasetine, dilinden tarihine kadar içine nüfuz eden kentin etkileri birçok eserine
yansır. Seneca, kayınpederi Pompeius Paulinus’a ithafen MS 49 ya da 62 yılında
yazıldığı tahmin edilen De Brevitate Vitae (Yaşamın Kısalığı) diyaloğunda
yaşamın kısalığını, hızla akıp giden hayatta nelere önem ve öncelik vermemiz
gerektiğini kaleme almıştır. Bu diyalogda önemsiz bilgiler olarak gördüğü
olayları sıralarken gladyatör dövüşlerinin acımasızlığını dile getirir. O,
Cicero’dan farklı düşünmekte ve bu dövüşleri acımasız bulmakta ve kıyım olarak
yorumlamaktadır. Aradan geçen yıllar dövüşlerin vahşetini daha da arttırmış
olmalı ki, onları şöyle eleştirmektedir:


“Devletin önde geleni ve (söylendiğine göre) eski
yöneticilerin arasında iyiliğiyle göze çarpan (Pompeius), insanları katleden
yeni bir tür gösteriyle akıllarda yer edineceğini düşündü. Ölümüne
dövüşüyorlar? Yetmez. Katlediliyorlar? O da yetersiz kalır: koca bir insan
yığınının ayakları altında çiğnensinler! Sonradan güçlü biri bunları öğrenmesin
ve bu insanlık dışı (gösteride) gözü kalmasın diye bunlar unutulmuş olsa ne iyi
olurdu! Ah şu iyitalih zihinlerimizi ne kadar da körleştiriyor! (Pompeius) Onca
zavallı insanı başka bir gökyüzü altında dünyaya gelmiş vahşi hayvanların önüne
atınca, birbirinden bu kadar farklı varlıkları birbirine düşürünce, Roma
halkının gözleri önünde oluk olukkan akıtınca ve sonrasında daha fazla kan
akıtmaya zorlanınca (nedense) kendisinin doğadan bile büyük olduğuna inandı.
Ama daha sonra aynı adam İskenderiyelilerin ihanetine uğradı, son köleden
kendisini bıçaklamasını istediğinde, işte ancak o zaman gösterişli lakabın[2]ne kadar
anlamsız olduğunu anladı.” (Sen. Brev. Vit. XIII, 6-8).


Seneca,
Sicilya’da yöneticilik yapan arkadaşı Lucilius’a ithafen yaşamının son
yıllarında kaleme aldığı felsefi mektuplarda da bu amansız gladyatör
gösterilerini şöyle tasvir eder:


“Bir gün bir öğle saatinde gösterilere denk geldim; hem
eğlenceli hem de insanların kan görmekten yorulan gözlerini biraz olsun
dinlendirecek bir şey izleyeceğimi umuyordum, ama nerede! Dövüşten önceki
gösteri hiç değilse merhametliydi[3]. Şimdikinde
ise yaptıkları hareketlerle ortada tamamen katile dönmüş kişiler var. Üzerlerini
örten hiçbir şey yok, bedenlerinin her yeri açık olduğu için de hiçbir vuruş
boşa gitmiyor
. Pek çok kişi bu dövüşü birbirinedenk kişilerin düzenli tertiplenen
ve yedekte bekleyen (taleple gelen) dövüşe tercih ediyor. Neden tercih etmesin?
Kılıcı geri püskürtecek ne bir miğferleri ne de kalkanları var. Zaten tedarikli
olsalar neye yarar? Ya da yetenekli olsalar? Tüm bunlar anca ölümü geciktirir.
İnsanlar sabahın köründe aslanların ve ayıların önüne, öğlen olunca da onları
izleyenlerin önüne atılıyor. (Az önce) Katil olmuş kişilerin birazdan katil
olacak kişilerin önüne atılmasını emrediyorlar ve kazanan kişiyi bir sonraki
kıyıma saklıyorlar. Dövüşlerin sonu ise ölüm… Kılıçla ve ateşle hallediyorlar
işi. Arena boşken işte bunlar oluyor. “Ama birisi haydutluk yaptı, adam
öldürdü” dersen, “Nasıl peki? Hadi o adam birini öldürdüğü için cezayı hak etti[4]
”.  (Sen., Epis. I, 7: 3-6).


MS 56 ila 120
yılları arasında Roma’da yaşamış tarihçi ve senatör Tacitus, yazdığı ilk eser
olan ve edebi eleştiri niteliği taşıyan Dialogus De Oratoribus(Hatipler Hakkında Diyalog)’ta
Roma’da kendi yaşadığı İmparatorluk Çağı’nda neden Cumhuriyet Çağı’ndaki gibi
iyi hatiplerin yetişmediğini sorgular. Bu eserde bir paragrafın ortasında ise
gladyatör dövüşleriyle ilgili olumsuz görüşlerini ve zihin için nasıl sakıncalı
bulduğunu kısaca şöyle anlatır:


“…Aslında bu kentin aktörlere hayranlık, gladyatörlere ve atlara
düşkünlük gibi daimi ve kendine has zaafları, (çocuk) daha ana rahmindeyken
onun içine işliyormuş gibi geliyor bana. Zihin bunlarla meşgul ve doluyken onda
değerli sanatlara ayıracak ne kadar az yer kalıyor! .
..” (Tac. Dial. 29)


Roma’nın ünlü
yergi yazarı Aquinum’lu Decimus Iunius Iuvenalis (M. S. 55-140) Britannia’da
iki yıl orduda görev aldıktan sonra orta yaş döneminden itibaren yaşamını
Roma’da mahkemelerde savunmalar yaparak sürdürmüştür. Mahkemelerde dilediği
yere ulaşamayıp orada yabancı veya değersiz kişilerin bulunduğunu görünce
kendisini edebi çalışmalara vermiştir. Edebi yaşamını imparator Traianus (98-117)
ve Hadrianus (117-138) dönemlerinde sürdüren Iuvenalis, ileri yaş dönemini
sürdürürken kaleme aldığı yergilerinden birinde tanık olduğu gladyatör
dövüşlerinin değersizliğini şu dizelerle dile getirmiştir:


“Şimdi gladyatör dövüşleri düzenliyorlar ve halk parmağını
ters çevirerek
[5] (öldürülmesini) istediğinde elbirliğiyle öldürüyorlar; Oradan
dönerken de kamu tuvaletleri için bir araya geliyorlar.


Mademki bunlar, Fortuna(kader tanrıçası)’nın canı her
eğlenmek istediğinde,


Meseleleri en
aşağılık yerlerden en tepelere çıkaran insanlar,


Neden her
şeyi yapmasınlar?”  (Iuv. Sat., III, 36-40).


Halkın en büyük
eğlence kaynaklarından olan gladyatör dövüşleri böylece giderek imparatorlar
için de hayatlarının ve kendi reklamlarının ayrılmaz bir parçası haline
gelmiştir. Öyle ki, MS 70-130 yılları arasında yaşamış Cezayir asıllı Romalı
tarih ve biyografi yazarı Gaius Suetonius Tranquillus, Roma İmparatorluğu’nun
ilk 12 liderinin hayatlarını kaleme aldığı De Vita Caesarum(12 Caesar’ın Hayatı [Üzerine]) adlı
eserinde hemen hemen her imparatorun gladyatör dövüşlerini nasıl ve hangi
yaklaşımlarla düzenlediğini anlatır. Komutan Gaius Julius Caesar’dan başlayarak
Roma’nın ilk imparatoru Augustus’tan Domitianus’a kadar sırayla imparatorluk
liderlerini kaleme aldığı kitabında, imparatorların dönemindeki gladyatör
dövüşlerini, hemen her birinin dövüşlere olan düşkünlüğünü, onları büyük bir
zevkle düzenlediklerini yansıtan ifadeler içinde ve bazı olaylarla
destekleyerek kaleme almıştır. MS 37-41 yılları arasında olmak üzere yalnızca 4
yıl Roma İmparatorluğu’nu yöneten İmparator Caligula, birçok Roma imparatoru
gibi akıl sağlığı bozuk olan, acıma ve adalet duyguları gelişmemiş ve pek çok
masum insanı öldürmekten, en yakınlarını herkese rezil etmekten ve türlü cinsel
eğlencelerden geri durmayan biriydi. Suetonius’un Caligula’yı anlatan kitabında
(Suet. De
Vit
. :Caligula,
XXX; 2) onun atlı sınıfını, sahne gösterilerine ve gladyatör dövüşlerine düşkün
oldukları için -her nasılsa- eleştirdiği ifade edilmiş olsa da daha sonrasında
(XXXII, LIV) kendi düzenlediği ve hatta içine dâhil olarak sonlandırdığı
gladyatör dövüşleri anlatılmaktadır. Kendisinden sonra başa geçen ve MS 54 yılına
kadar 13 yıl tahtta kalan İmparator Claudius’un da tıpkı diğer imparatorlar
gibi gladyatör dövüşlerine çok düşkün olduğunu, hatta onları ölürken izlemekten
bile zevk aldığını ve bu sayede acımasız ruhunu rahatlattığını şu cümlelerle
ifade etmiştir:


“(Claudius’un) gaddar ve kana susamış bir doğaya sahip olduğu
büyük olaylarda olduğu kadar küçük şeylerde deortaya çıktı. … Nerede kendisinin
veya başkasının yönetiminde bir gladyatör dövüşü düzenlense, özellikle ağ
atanretiarius’ların ve hatta kazarayere düşenlerin bile, hemen boğazının
kesilmesini emrediyordu, çünkü onların yüzlerini son nefeslerini verirken
görmek istiyordu.”  (Suet. De Vit.: Claudius, XXXIV).


Bu bilgilerden ve
yazarların yorumlarından sonra, şimdi sıra kendimizde. Günümüzden 2000 yıl
öncesine giderek, ortada gladyatörlerin dövüştüğü koca bir amphithatrum’da
olduğuınuzu hayal edin! Bir yanda kan gövdeyi götürsün isteyen ceza sisteminin
destekçileri, diğer yanda Romalı erdemlerini yüceltme hayalini öne sürerek
köleleri ölümün can çekişen bir başka yüzüne gönderen kesim. Bir başka yerde
imparatorların sırtını sıvazlayan, zengin kesimin etrafa saçtığı gösteriş
emellerini ve rant kokusunu savuran işbirlikçiler. Diğer yanda öfke dolu
cümlelerle kendinden geçmiş vahşi dürütleri yüzünüze kusan halk. Diğer yanda
ise tanık olduğu bu vahşi gösterileri cesurca eleştirmeye hazır, onları sadece
gözleyen ve yazıya döken, okurlarını ruhun aşağı katmanlarına ait bu gösteriden
uzaklaştırarak üst benliğe çağıran ve bu acımasız gösterilerin iç yüzünü
gelecek yüzyıllara aktaracak olan yazarlar. Peki siz, Antik Çağ’da yaşayan bir
Romalı olsaydınız, hangi tarafta yer alırdınız?


***


ARKHE (Arkeoloji, Gezi, Kültür ve Sanat Dergisi), 1.
Sayı (Ocak-Şubat-Mart 2017):


Eğlence ve Yaşam Arasında Bir Dünya: Gladyatörler, (Ocak) 2017,
(s. 31-41).


Seçilmiş Kaynakça:


Antik Kaynaklar:


Athen. Deiphno.
AthenaiosDeipnosophistai.

(Kullanılan metin: Athenaeus the Deipnosophists, Volume II, Trans. by:
Charles Burton Gulick, Loeb Classical Library, 1928).


Cic. Ep.
Marcus Tullius Cicero, Epistulae Ad Familiares.

(Kullanılan metin: M. Tullius Cicero, Cicero: Selected Letters, Trans. by:
Frank Frost Abbott, Ginnand Co., Boston, 1909).


Cic. Off.
Marcus Tullius Cicero, De Officiis.


(Kullanılan
metin: M. Tullius Cicero, De Officiis, (with an English Trans. by: Walter Miller,
Harvard University Press, Cambridge, Mass., England, 1913).


Cic. Tusc. Disp
Marcus Tullius Cicero, Tusculanae Disputationes.

(Kullanılan Metin: M. Tullius Cicero, Ed. by: M. Pohlenz, Teubner, Leipzig,
1918).


Iuv. Sat.
Iuvenalis, Saturae.

(Kullanılan Metin: W. V. Clausen (ed.), Iuvenalis. A. Persi Flacci et D.
Iuni Iuvenalis Saturae, (brevique ad notatione critica instruxit), Oxford
1959).


Sen. Brev. Vit. Lucius
Annaeus Seneca, De
BrevitateVitae
.

(Kullanılan Metin: Seneca, Moral Essays: Volume 2. Ed. and Trans by: John W.
Basore, William Heinemann, London and New York, 1932).


Sen. Ep.
 Lucius Annaeus Seneca, Ad Lucilium Epistulae Morales.

(Kullanılan Metin: Seneca, Epistles 1-65, Volume IV, Trans. By: R. M
Gummere, Loeb Classical Library, Harvard University Press, Londra,1961).


Serv. Aen. Maurus
Servius Honoratus, In Vergilii Carmina Comentarii.

(Servii Grammatici qui feruntur in Vergilii carmina commentarii; recensuerunt
Georgius Thilo et Hermannus Hagen, Georgius Thilo, Leipzig. B. G. Teubner,
1881).


Suet. De Vit. Suetonius,
De Vitis
Duodecim Caesarum.


(Kullanılan Metin:    C. Suetonii Tranquilli opera. Vol. 1. De Vita Caesarum
Libri VIII
. Teubner, Leipzig 1907).


Tacit. Dial. Tacitus,
Dialogus De
Oratoribus.


(Kullanılan Metin: Cornelius Tacitus, Opera Minora, Ed. By: Henry Furneaux,
Clarendon Press, Oxford, 1900).


Tert. Spect. Tertullianus,
De
Spectaculis
.

(Kullanılan Metin: Tertullian-MinuciusFelix. Tertullian. Ed. by: T.R. Glover.
William Heinemann Ltd.; Harvard University Press, London; Cambridge,
Massachusetts, 1931).


Modern Kaynaklar:


Grant 1967 Michael
Grant, Gladiators,
Penguin Books Ltd., Harmondsworth, Middlesex, England, 1967.


Jacobelli Luciana
Jacobelli, Gladiators
at Pompeii
, “L’ERMA” di BRETSCHNEIDER, Roma, 2003.


Malay & Sılay
1991 Hasan Malay, H. Sılay, Antik Devirde Gladyatörler, Arkeoloji ve Sanat Yay.,
İstanbul 1991.


Uzunaslan 2005
Abdurrahman Uzunaslan, “Antik Roma’da Gladyatör Oyunları”, şurada: Süleyman
Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 12,
Isparta, 2005, (ss.15-58).


Welch 2007 Katherine
E. Welch, The
Roman Amphitheatre: From Its Origins to the Colosseum
, Cambridge
University Press, 2007.


DİPNOTLAR


* Öğr. Gör., Bursa-Uludağ Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi,
Arkeoloji Bölümü; İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Latin Dili
ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Doktor Adayı. (eburcuozkan@uludag.edu.tr)


[1] Kül kavanozları üzerindeki tasvirlerden hareketle ilk gladyatör
grubunun bustuarius
adı verilen dövüşçülerden oluştuğuna dair görüş de mevcuttur. (Serv. Aen.
X, 519; ayrıca bkz: Uzunaslan 2005, 18.)


[2] MÖ 106-49 yılları arasında yaşamış Romalı askerî ve politik lider
Gnaeus Pompeius, Romalı büyük general ve devlet adamı Gnaeus Pompeius Strabo’nun
oğludur. 16 yaşına gelip toga virilis giymeye hak kazanınca babanın soyadını
alma geleneğine uymayı nüfuzunun kendisine sağladığı iltimas sayesinde
reddederek “büyük, yüce” anlamlarına gelen “magnus” lakabını/ soyadını almayı seçmiştir. Gerekçe
olarak da kibirle suçlanırsa soyadına uygun yaşadığını söyleyebilme hakkını
göstermiştir.


[3] Esas dövüşlerin öncesinde ve aralarında halkı esas gösterilere
hazırlamak veya dinlendirmek adına paegniarius adı verilen kişilerin rakibe fazla zarar
vermeden, hafif silahlarla ve ölümcül olmayan vuruşlarla gerçekleştirdikleri prolusio
adlı ufak çaplı dövüşler kastedilmektedir.


[4] Suçlu olduğu için arena’da dövüşme cezası alan mahkûm kastedilmektedir.


[5] Gladyatör dövüşlerinde müsabakanın sonunda yenilen ama hayatta
kalan gladyatör canının bağışlanmasını istediğinde sırtüstü uzanarak sol elini
yukarı kaldırır, karar halkın isteğine ve editor(organizatör)’un ya da imparatorun arzusuna bırakılırdı.
Eğer seyircilerin çoğu başparmağını yukarı çevirerek “Missum!”
(Bağışla!) diye tezahürat ederse, editor cellada aynı işareti yaparak hayatının
bağışlanmasını sağlardı. Ancak başparmağını aşağı indirerek boğazını
gösterenler ve “Iugula!”
(Öldür/ Boğazını kes!) diye bağıranlar çoğunluktaysa imparatorun işaretiyle editor
da son emri verir ve celladın hamlesiyle gladyatörün yaşamına son verilirdi.
İki gladyatörün de birbirine üstünlük sağlayamadığı durumlarda ise kimi zaman
bu iki dövüşçü affedilebilir ama çoğu zaman yeni bir dövüşe yönlendirilirdi.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER