SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & MİTOLOJİ & SANAT TARİHİ & NOSTALJİ DÜNYASI

TARİH /// Ekrem Hayri PEKER /// Yitirdiğimiz Osmanlı Kenti : Bursa

TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & MİTOLOJİ & SANAT TARİHİ & NOSTALJİ DÜNYASI
Bu haber 14 Ağustos 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


Ekrem Hayri PEKER /// Yitirdiğimiz Osmanlı Kenti : Bursa


02 Nisan 2018


Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde
Bursa’nın yeri ;

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Bursa sevgisini incelemeden önce A.H.Tanpınar’ı kısaca
tanımalıyız.A.Hamdi Tanpınar edebiyatımızda pek gün ışığına çıkarılmak
istenmemiş,gölgede bırakılmış bir yazarımızdır.

Oysa adına bir araştırma enstütüsü kuracak kadar önemli bir yazarımız olduğunu
düşünüyorum.

Tanpınar’ ın gençliği (Doğumu 1901) Osmanlının çöküş yıllarıdır. Bugünkü adıyla
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdiği 1923 yılı Osmanlının
yanmış yıkılmış mirasından yeni bir devletin Türkiye’nin doğduğu, cumhuriyetin
ilan edildiği yıldır.

Edebiyat Fakültesinde okurken hocası Yahya Kemal Beyatlı’nın etkisiyle Divan
şiirini; Bakî, Nef’i Nedim, ve Şeyh Galip gibi divan şairlerini,Fransız şiir
ustalarını incelemiştir. Ahmet Haşim’in edebi tarzından da etkilenmiştir.
Annesini küçük yaşta yitirmiştir şair ve ona duyduğu özlemi, içindeki acıyı ilk
eserlerinde dile getirmiş içe dönük bir bakışla doğa ile iletişim kurmaya
çalışmıştır.

Ahmet Hamdi Tanpınar eserlerinde geçmişle, gelecek; Doğu ile Batı arasında bir
köprü kurmaya çalışmıştır. Osmanlı kültürünün geri plana itilmesini, kültürel
geçmişten kopukluğumuzu daha sonra yazacağı romanlarda bilhassa Huzur adlı
eserinde dile getirmiştir.

Önce şiirle başlar edebiyatımıza katkısı. Adını Musul Akşamları adlı şiirle
duyurur. Sonra diğer şiirleri yayınlanır. Dergâh, Milli Mecmua, Hayat, Görüş,
Ülkü, Varlık, Oluş, Kültür Haftası, Aile… dönemin edebi dergilerinde.

Ankara ve İstanbul’ daki çeşitli okullarda edebiyat öğretmenliği yapar.
Anadolu’ yu tanır. 1939’ da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde kurulan
Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirilir. 1942-1946 yılları
arasında Maraş milletvekilidir. Bir sure Güzel Sanatlar Akademisinde Estetik
dersleri verir. 1946 yılında tekrar İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesindeki eski görevine döner ve 1962 yılında ölünceye kadar bu görevde
kalır.

Bir imparatorluğun yıkılmasına tanık olur, bir yandan da yeni bir devletin, bir
Cumhuriyetin doğmasına.

Bir devletin dilinin, yazısının, ölçü sisteminin, takviminin, saatinin, kılık
kıyafetinin benzeri bir çok şeyin çok kısa zamanda değiştine şahitlik eder.

Ülkede başlatılan eğitim hamlesini okur yazar sayısının arttırılması için
açılan halk okullarını, ülkedeki okullaşmayı görür. Üniversite reformunu yaşar,
katkıda bulunur.

Anadolunun demir ağlarla örüldüğü, halkı kırıp geçiren başta verem olmak üzere
ve diğer hastalıklarla yapılan mücadeleyi yaşar, Onuncu yıl marşını söyler
coşkuyla.

Ikinci Dünya Savaşını yaşar. Ülkenin çektiği sıkıntıların yanı sıra Hugo,
Dickans, Goethe, Shiller gibi yazarları yetiştirmiş ülkelerin başlattığı ve
Dünya’ yı kana boğdukları yılları izler acı acı Hümanizmin, çağdaşlığın
temsilcisi olduğunu iddia eden Batı’ nın çıkmazını yaşar.

Mecliste bulunduğu 1942-1946 yılları arasında siyasi yaşam olumsuzlukları tek
şef sisteminin baskıcı karakterini yakından; muhalifliğin bedelinin nasıl
ödendiğini 1945 Tan olaylarında görür. Üniversiteye döndükten sonra bir daha
siyasete dönmez, ilk romanlarını da bu yıllarda yayınlar. Mahur Beste (1946) ve
en önemli eserlerinin başında gelen Huzur (1949) adlı romanıdır. Bu iki eser
arasında yayınlanan ve İstanbul, Ankara, Konya; Bursa ve Erzurum’ u anlattığı
Beş Şehri yayınlar.

Bu eserlere değinmeden önce Tanpınar’ daki zaman kavramına değinmeliyiz. Gerek
içinden geldiği Osmanlı Kültürünü ve bir edebiyatçı olarak bilgi sahibi olduğu
tasavvuftaki zaman kavramı Tanpınar’I etkilemiş zaman süresizliği (saat,
tarih-gün, ay, yıl anlamında) en güzel şekilde Bursa’ da Zaman ve Ne içindeyim
Zamanın Şiirlerinde ifade edilmiştir.

Tanpınar’ ın eserlerinde Osmanlı’ nın izlerini görürüz. Mahir Beste’ de Osmanlı
Devleti’nin son günlerinde seçkin bir çevrenin özelliklerini sergiler. Kendi
yaşamında izler taşıyan Huzur hem bir aşk romanıdır, hem de yazarın İstanbul’ a
duyduğu sevgiyi anlatır. Roman İstanbul’un tarihi semtlerinde; Osmanlı’nın
estetik anlayışının, kültürünün en yoğun yaşandığı yerlerde geçer. Mümtaz ve
Nuran’ ın aşklarının arkasındaki fon Osmanlının kültür mirasıdır. Yazar bu
eserinde Doğu ve Batının değer çatışmalarını, geçmişle gelecek arasındaki değer
farklılıklarını dile getirir. Aşk ve toplumsal sorumluluğun arasındaki
çatışmayı, bu çatışmanın getirdiği bunalımı inceler romanda geçmiş kültürün
reddedilmesinden doğan üzüntüsünü dile getirir.


Bu romanda geleceğe dair ön görüler de
vardır. Yazar kahramanları konuşturuken şöyle der “ şu an liseler devlet için
memur yetiştiriyor, ya ilerde yeteri kadar memurumuz olduğunda bu liseleri
bitirecek ne olacak?”? Eğitim sistemindeki belirsizliğe gelecek için bir hedef
konmadığına dikkat çeker.

Tanpınar’ ın önemli eserlerinde biri de Beş Şehirdir. Bu eserde Osmanlının
İstanbul’u, Bursa’ sı, Erzurum’una Selçuklu’nun Konya’ sı ve Türkiye
Cumhuriyeti’nin kurduğu modern kent Ankara anlatılır.

Yazarın kültür ve sistem çekişmelerini dile getirdiği diğer bir önemli eserde
saatleri ayarlama esntütüsüdür. Yazar bu önemli eserde iki uygarlık (Batı-Doğu);
iki ayrı değer sistemi (para-erdem) arasında bocalayan aydınların dramı
incelenir. Bir yandan geçmişe özlem duyan, geçmişe saplanıp kalan diğer yandan
da devlete dayanarak sınıf atlamak isteyen, başka kültürden esinlenip benzer
kurumlar ülkeye getiren ama uygulandığı ülkelerdeki faydayı elde edemeyen
aydınların çıkmazıdır. Çağ atlama uğruna yaratılan bürokrasiye dikkat çekilir
bu eserde. (1961) Eserde 1950-1960 yıllarındaki değişimin ince hicivlerine
rastlarız.

Kısaca Tanpınar’ da Osmanlıyı; onun kültürünü, estetik anlayışına duyulan
özlemi görürüz. Kurulan yeni cumhuriyetin bazı kurumlarının toplumumuzla
bağdaşmadığını dile getirir; kurumların toplumsal kültüre dayanmasını önerir.

Yazarın Bursa’ ya karşı özel bir sevgisi vardır. Bursa onun gözünde bir Osmanlı
kentidir. Buram buram Osmanlı kokar.


İSLAM MEDENİYETİNDE KENT

Tanpınar’ ın Bursa’ sından önce islam medeniyetinde kentin önemine değinelim.

Roma İmparatorluğunun parçalanıp, çöküş sürecine girdiği beşinci yüzyıldan
itibaren gerek istilacı kavimlerin etkisi gerek bozulan ekonomik düzenden
dolayı Batı Roma’ nın hokum sürdüğü Avrupa’ da kentler göçer, köylülük ve bunun
üzerinde yükselen feodal düzen hakim olur.

Daha sonra Bizans adını alacak olan Doğu Roma’ da da durum biraz farklıdır.
Nispeten gücünü koruyan Bizans’ da şehirlerin kasabaya dönüş süreci Batı’ ya
göre biraz daha uzun surer. Kentler cazibe merkezi olmaktan çıkmıştır.
Kentlerde Roma kentlerinin simgeleri olan Tiyatro,stadyum, meclis
binası,kütüphane, çeşmeler gibi sosyal yapılar artık görülmez. Var olanlar da
yıkılıp kilise inşaatlarında kullanılmaya başlamıştır.

Oysa Abbasi halifeliğinin topları üzerinde Batı Anadolu’ dan Hindistan’ a
uzanan bir imparatorluk kurmuş olan Selçuklular, onların mirasçısı Anadolu
Selçukluları kent medeniyetine dayanır.

Emevilerin kurduğu ve Abbasilerin devraldığı İslam İmparatorluğu kent
medeniyetine dayanır. Kent, camiler, medrese, kapalıçarşı, hanlar, hamamlar,
çeşmelerden müteşekkildir. Kent etrafındaki köyler kente yönelik üretim yapar.

Osmanlıda kentler kendilerine yeterli kurumlardan müteşekkil mahallelerden
oluşur. Mahalle aralarında ziraat yapılan tarlalar, bahçeler yer alır.

Osmanlının mahalleleri genellikle bir külliyenin, bir dergâhın etrafında yer
alır. Cami, medrese, hamam, imaret, kütüphane çeşmeden müteşekkil külliyelerde
genelde kurucusunun türbesi de yer alır. Bazı külliyeler hastanede yer alırdı.

Osmanlının kentlerinde yeralan vazgeçilmez iki unsuru da hanlar ve kapalı
çarşıdır.Gelenlerin konakladığı hanlarıyla kentler çevrenin ticaret merkezidir.
Gelenlerin konakladığı hanlar yer alır. Cami, medrese, hamam, imaret, kütüphane
çeşmeden müteşekkül külliyelerde genelde kurucusunun türbesi bulunur.

Osmanlı’nın hanları iki türlüdür. Konaklamak amacıyla kullanılan ve imalathane
olarak kullanılan hanlar.

Hanlara yakın bir çevrede kentin büyüklüğüyle orantılı kapalı çarşılar yer
alır. Bugünün hipermarketi sayabileceğimiz kapalı çarşılarda altın süs
eşyalarının satıldığı bedestenbulunurdu.Kapalı çarşıların civarlarında çarşılar
yer alırdı. Okçular, çarcılar, arakiyeciler, bakırcılar, saraçlar…gibi.

Kentlere ulaşan ticaret yolları da kervanların rahatça konaklayacağı hanlarla
güven altına alınmıştı.


OSMANLI ÖNCESİ BURSA

Osmanlı’ nın eline geçmeden önceki Bursa bugünkü Hisar semtini çevreleyen
sırların içine sıkışmış ufak bir kasabaydı. Hisarın altında yer alan yahudilik
semti ve Balibey hanı karşısında Rumların yaşadığı daha sonra balık pazarının
kurulduğu küçük bir Rum mahallesi vardı.

Osmanlı öncesi Bursa’ da Roma’ dan, Bizans’ tan kalmış bir yapı, bir anıt
göremeyiz. Sadece Bursa’ da değil İznik haricinde Marmara’ da yer alan hiçbir
kentte (İstanbul hariç) tiyatro, anıtsal çeşme, hamam göremeyiz. Sadece osman
Bey’ in gömülmesini vasiyet ettiği Gümüşlü Kümbetten bahsedebiliriz.

Surların içme sıkışmış bir kasaba halindeki Bursa’ yı Osmanlı savaşsız ele
geçirir. On yıllık bir abluka sürecinde sonra. Bizansın gönderdiği yardım
kuvvetleri bozguna uğratılır. O zamanki Orhanheli-Atranos ele geçirilir. Bu
şekilde kuşatma tamamlanır.

Herşeyden umudu kesen Bursa Tekfuru Köse Mihalin arabuluculuğu ile şehiri
teslim eder.Tarihte bir dönem kapanmıştır.Gitmek isteyenler götürebildikleri
kadar eşya ile muhafız eşliğinde Mudanya’ ya giderler. Nüfusun büyük bir kısmı
kalır, şehir yağmaya uğramaz. Bizans’ın Prusa’ sı biter.

Ve Osmanlı’ nın elinde yeni bir kent doğar. Osmanlı’ nın Bursa’ sı. Kentin
ilkelerine kadar Osmanlının ruhu işler bu konumu yıllarca surer. Bu hakikati
gayet iyi gören Evliya Çelebi 17. yy’ da yazdığı Seyahatnamesinde Buırsa’dan
bahsederken “ruhaniyetli bir şehirdir” der. Bursa Evliyalar şehridir.

Keçecizade Fuat Paşa Bursa için Osmanlı’ nın dibacesi der. Kent Yunan işgaline
uğradığı zaman Ankara’ daki meclisin kürsüsüne siyah bir örtü konur. Bu siyah
örtü işgal süresinde kürsüde kalır.


OSMANLI KENTLERİ

Osmanlının belli başlı kentleri İstanbul, Edirne, Bursa, Konya ve Erzurum’ dur.

Istanbul’ u fetheden Osmanlı her ne kadar nüfusunu, geçmiş görkemini
kaybetmişse de surlarıyla, atmeydanıyla, muhteşem Ayasoyfasıyla Osmanlıyı
karşılar. Bunlara kariye’yi, Ayairiniyi, Çemberlitaş’ı, su kemerlerini,
ekleyebilirsiniz. Osmanlı her ne kadar kenti anıtsal yapılarla (Süleymaniye,
SultanAhmet, Fatih Camileri, Topkapı Sarayı.. Gibi), medreseler, çeşmelerle
bezemişse de geçmiş uygarlıklar bir köşeden kendini gösterir.

Istanbul demeografik olarak Osmanlı’ nın çeşitliliğini barındırır. Kimi
Osmanlılarca, kimi kendiliğinden göç etmiş, ettirilmiş büyük bir gayri-müslim
nüfusa sahiptir. Bu oran 1927’lere kadar nüfusun üçte biri oranında
seyretmiştir.

Edirne Osmanlının geçici, kimi zaman yazlık başkentidir. Avcı Mehmed’ in
iktidar kavgasında yenilince sığındığı; sıkıntıdan kendini ava verdiği bir
kenttir. Istanbul’ dan kaçmıştır ama yenilgilerin faturasını ödemekten
kurtulamaz. Tahtını kaybeder.

Osmanlı Edirne’ yi aldığında Bursa’ ya gore daha stratejik ve daha kalabalık
bir şehirdir. Osmanlı bu kenti sayısız eserle donatır ve Selimiye ile şükran
borcunu öder.

Konya’ yı incelersek Bozkırda bir vahadır. Konya Osmanlı’ nın tüm çabasına
karşı Anadolu Selçuklularının başkentidir ve Mevlananın şehri onların mirasçısı
Karamanoğullarının damgasını vurduğu bir kenttir. Osmanlı sessizliğine terk
eder kenti. Bağlı aşiretlere de Balkan yolları görülür.

Erzurum tarihi geçmişinin izlerini taşır; ilk çağlardan buyana şehri Saltuklular
eserleriyle donatmışlardır. Osmanlıyı sessizce kabullenmiştir. Osmanlı onu
serhat kentlerinde biri, ordu merkezi yapmıştır. Osmanlıyla beraber yükselmiş,
onunla beraber gerilemiştir.

Anadolu dışındaki Edirne, Şam, Bağdat, Kudus, Kahire tarih mirasıyla Osmanlıya
katılmıştır.

Tanpınar döneminde Bursa Mudanya üzerinden trenle ulaşılan; ipekçilik ve
dokumaya dayanan bir sanayi ama ekonomisi daha çok tarım ve hayvancılığa
dayanmış zaman zaman gezginlerin ve dışarıdan daha çok İstanbul’ dan gelenlerin
kaplıcaları, Uludağ’ı ziyaret ettiği bir kenttir. Savaş yorgunu nüfusu 60-70
bin nüfuslu bir kenttir. Büyük bir incelikle tren yolunun kalkış noktası, garı
tarihsel dokunun dışında, kent merkezine –o zaman- bir hayli mesafede
kurulmuştur.

Tanpınar karşısında bir kent değil, her noktası oya gibi ince ince örülmüş
yaşayan tarihi, Osmanlı’ yı görür. Canlı bir müzedir gördüğü. 1855 depremine,
geçirdiği büyük yangına, Ahmet Vefik Paşa’ nın yol açma amacıyla yaptığı
yıkımlara rağmen tarihsel dokusunu korur.

Bursa Osmanlı’ nın dibacesidir. Padişahların, erenlerin, evliyaların kurduğu,
her taşının planlanıp konduğu bir kenttir. Onu büyüleyen bu muhteşemliktir.
Kuruluş ve gelişme dönemi padişahlarının, talihsiz şehzadelerin, kısaca
Osmanlı’ nın özel kabristanıdır Bursa.

Bursa’ da yazar “ ikinci bir zaman yakalar yaşadığımız, gülüp eğlendiğimiz,
çalıştığımız, seviştiğimiz zamanın yanıbaşında, ondan daha çok başka, çok daha
derin, takvimle saatle alakası olmayan; sanatın, ihtirasla, imanın yaşanmış
hayatın ve tarihin bir şehrin havasında ebedi bir mevsim gibi ayarladığı velut
ve yekpare bir zaman ”

Tanpınar’ ın ifadesiyle “ Cetlerimiz inşa etmiyorlar, ibadet ediyorlardı.
Maddeye geçmesini istedik bir ruh ve iman vardı. Taş ellerinde canlanıyor, bir
ruh parçası kesiliyordu. Duvar, kubbe, kemer, mihrap, çini hepsi Yeşil’ de dua
eder. Muradiye’ de düşünür ve Yıldırım’ da harekete hazır, göklerin derinliğine
susamış bir kartal hamlesiyle ovanın üstünde bekler. Hepsinde bir ruh terennüm
eder”

Tanpınar Osmanlı Tarihini inceleyerek bunu mekâna yansıması edebi bir dille
ortaya koymuştur. Hiçbir meslek adamı (mimar-şehrici yazar..) Bursa’ yı onun
kadar kavramamıştır. O Bursa’ nın ruhunu kavramıştır. O Bursa’ nın görünmeyen
yüzünü anlatır. Eserlerinde en güzel şekilde de Bursa’ da zaman şiirinde dile
getirir.

Eski bir cami avlusundaki şadırvan, duvar, bahçedeki çınar onu alır geçmişe
götürür, sanatçı bu şiirinde Osmanlı’ nın mimarisine saygısını sunar göğüs
mavisi, ovanın yeşiliyle uyumlu bir kent inşa ettiği için.

Kentin sokaklarında gezer, her köşeden fışkıran cami, medrese, han, hamam,
çeşme, imaret, yatır, Osmanlı’ nın büyüme devrindeki zaferleri anlatır
eserlerin üzerindeki kitabeleriyle.

Şehrin semtlerinde gezinir yazar bu şiirinde. Osmanlının aile kabristanı
sayılacak Muradiye’ yi gezer. Sular şehri Bursa’ nın biteviye akan
çeşmelerindeki suyun Cilimboz ve Gökdere’ nin berrak suyunun sesini dinler.

Yeşil türbeyi gezer, İstanbul’ a gelip beğenmediğini yazan ama Bursa’ da yeşil
türbenin güzelliği karşısında huşu ile eğilen Andre Gide hatırlatır.
Çinilerdeki sinmiş Kur’an sesini ve zamandaki yolculuğunu anlatır fetih
günlerine kadar uzanan.

Ve kaçınılmaz son ölüm uykusuna bu uhrevi ortamda ister yazar

“ Bir ilah uykusu olur elbette

Ölüm, bu tılsımlı ebediyete “

diyerek.


OSMANLI’NIN BURSA’YI YARATMA SÜRECİ

Osmanlı’ nın Bursa’ yı yaratma sürecini Tanpınar’ ın katkılarıyla inceleyelim.

Osmanlı Orhan Bey’ le beraber büyür. Şehir Yıldırımla beraber kapladığı alan 40
hektardan 80 hektara çıkar. Yeşil, Emirsultan, Muradiye ile beraber 200 hektara
ulaşır.

Anadolu, Irak, İran gibi bölgelerdeki Moğol zulmünden kaçan ulema, sanatçının
Osmanlının huzurlu başkentine sığınır. Geniş bir hoşgörü üzerinde yeni bir
kültür yükselir. Gerek Bizanstan kalan yerli unsurlar; Türk, Rum, Yahudi,
Ermeni, gerekse dışarıdan gelenler bu Kültüre yoğurulur, beylikten
imparaturluğa geçiş süreci başlar.Kent ve insan arasındaki ilişkiyi,yaşam ve
yaşam alanlarını bütünleşmesini göstern bir örnektir bu sentez.Osmanlı bu
tutkuyla yeni bir mimari,yeni eserler yaratır.

Orhan Bey’ le beraber büyük Bursa, Hisar içine bir medrese yaptırır. Var olan
kiliseyi camiye çevirir. Bey sarayını yapar şu anda izi bile kalmayan.

Yaptığı camilerin kandillerini, mumlarını elleriyle yakan, imaretinde
pişirttiği ilk yemeği kendi eliyle dağıtan bir alp erendir; bir hükümdardan
ziyade bir dervişe benzer der Tanpınar; Orhan Bey için.

“O; imparatorluğun başlangıç noktasına şefkati katar. Tarihçi Hammer ondan bir
azizden bahseder gibi anlatır” der.

Sonra bugünkü adıyla Orhan Boğazında camisiyle beraber külliyesini kurar, Emir
han yapılır, hanlar bölgesi doğar, kimisinde imalat yapılar, kimisinde
konaklanan, kimisinde ise her ikisi yapılan.Ovaya bir köprü yapılır, Nilüfer
suyuna, Nilüfer Hatun Köprüsü.

I.Murat Çekirgeye kendi külliyesini kurar. Osmanlı mimarisinin oluşumunun
ipuçlarıyla, arada Hamza Bey vardır Hisar’la Çekirge’yi birbirine bağlayan bir
nokta.

I.Murat Romalıların hamam geleneğini devam ettirir.

Eski kaplıcayı, kükürtlü hamamını inşa ettirir. II.Beyazıt kükürtlü hamamına ek
yaptırır. Şifalı suları Bursa’ lıların hizmetine sunarlar.

Yıldırım Beyazıt zamanında Ulucami eklenir, hanlar bölgesi gelişmektedir,
hisarlar arasında Taht-el kala vardır.

O kadar ince planlanmıştır ki buradaki yapılar birbirini takip eden üç terasa
sırayla kurulmuştur, yukarıda Ulucami ve Orhan Camisi taraçası; aşağıda, büyük
hanlar taraçası; daha aşağıda, bedesten ve öteki çarşılar taraçası.

Tanpınar’ ın ifadesiyle “mimarinin sadece muayyen bir malzemeyi, muayyen bir
gaye uğrunda kullanmaktan ibaret olmadığını” Bursa somutlaştırmıştır.

Başkent Edirne’ye taşınmışsa da Bursa’ nın boynu bükük kalmamıştır. I.Murat,
Yıldırım Beyazıt, II.Murat sık sık Bursa’ ya Gelmekte, Bursa’ da
yaşamaktadırlar. Edirne’ ye Balkanlara yapılacak seferlerde gidilir. Yıldırım
saltanatının ilk yedi yılını Bursa’ da geçirir. Yeşil’ in altındaki bir tepeye
hastanesiyle beraber külliyesini kurar. Damadı Emirsultan’ da kendi adı
verlecek mahalleye, Bursa ovasına bir dala tünemiş kartal misali bir külliye
kurar.

Osmanlının en büyük eserlerinden birini Osmanlıyı çökerten, dağıtmaktan
kurtaran ömrü iç savaşla geçmiş Çelebi Mehmet adına yapılan Yeşil Külliyesidir.
Cami, hamam, medrese, imaret ve çinileriyle herkesi büyüleyen Yeşil Türbe ve
türbeyi yaptıran Vezir Hacı İvazpaşa kendi adına da eserler kazandırır Bursa’
ya,gözlerine mil çekilmeden.

II.Murat için ayrı bir önem taşır Bursa. Muradiye semtine büyük bir külliye
yaptırır, bahçesinde onbir türbe yer alan. Vasiyeti gereği sade bir türbe
yaptırır kendine . Üstü açıktır bu türbenin, yağan rahmetten uzak kalmamak
için. Külliyenin içi aile kabristanına dönüşür yapılan onbir türbeyle. Padişahlar
İstanbul’ a gömülmektedir artık, bahtsız şehzadelerin cenazeleri gelmektedir
alaylarla.Tanpınar’ ın ifadesiyle “şehrin yüreği burkulur; Benden uzak
yaşıyorlar, öldükleri zaman bana dönüyorlar, bana da ağlamak düşüyor” diyor.
Muradiye’nin küçük türbeleri arttıkça şehrin hüznü de artar, bahtsız
şehzadelerin başında gelen Cem Sultan Bursa’ ya defnedilir.Ecelini kurtuluş
olarak İtalya’da esaretle karşılayan.

Cem Sultan’ ın türbesini II.Murad’ ın türbesi ne kadar sade ise belki bir özürü
andırırcasına o denli süslüdür. En son Şehzade Mustafa’ nın, dilsiz cellatların
elinde can veren şehzadenin cenazesi gömülür bir türbeye. Türbelere bitişik
inşa edilmiş bir Sibyan mektebi ölüm gerçeğini, varacağımız noktayı anlatır
talebelere, yüzyıllar geçer sonra geçmiştir külliyenin ortasından hamam ve bir
türbeyi başka tarafa kopartır atar.Bir çınar yatmaktadır şimdi türbelerin
arasında boylu boyunca .Yaşlanmış gövedesi genç , uzun dalını
taşıyamamıştır.Oysa dalı biraz budansa o yıllar nasıl tanık olduğunu bize
anlatmaya devam edecekti.

Çeşitli devlet adamlarının yaptırdığı külliye ve camilerin etrafında mahalleler
gelişir. Hamzabey’ le başlayan süreç Demirtaşpaşa, Hacı İvaz Bey, Başçı İbrahim
Paşa, Şair Ahmet Paşa, Balibey konuralp… bunların bşr kısmıdır.

Ulema da geri kalmaz bu imar faaliyetlerinden Emir Sultan, Molla Fenari,
Hacıali, Hoca Hasan, Davutdede, Davutkadı, Hacılar, Altıparmak Hoca, hoca hoca
Şemsettin, Hoca İlyas..lar birer taş daha koyarlar kente. Fetihten 130 yıl
sonra bir Türk, bir Osmanlı kentine dönmüştür bile.

Ama şehre ruhaniyet veren dervişlerdir. Geyikli babadır. Kuşatmaya katılır.
Okçu Baba, Aptal Musa, Tezveren, Eskici Baba, Türkmen babaları nefeslerini
verirler. Sonra bir semte adını veren pir emirler, tekkesini Makseme kuran
Bursevi’ ler Üftadeler İsmail Hakkı’larla devam eder. Bu süreçte Aziz Mahmut
Hüdayi Efendi bu ruhaniyetden İstanbul’ a da götürür. Tekkeler kapandığında
yaklaşık 25 dergâh vardır Bursa’ da.

Kuşatmada taşıdığı seksen kiloluk taşla Bursa kapılarını zorlayan Geyikli baba
Tanpınar’ın ifadesiyle Horasan erlerindendir. Bu dervişler Bursa’ nın etrafında
zaviyelerini kurarlar, ruh kudretleri ve kerametleriyle bu şehri muhasara
ederler, sonra da genç Orhan’ ın ordusuna hiç kimsenin kullanamayacağı kadar
ağır silahlarla katılırlar.

Osmanlının gözü yine de eksilmez Bursa’ dan. Ataşehirleri Bursa’ ya bir
mimarbaşı tayin edilmiştir. Sultan Aziz, Sultan Mehmet Reşat Bursa’ yı ziyaret
ederler. Sultan Aziz hemen yerinde bir av köşkü yaptırır. Bursa için 16-17.
yüzyıllardaki vilayet sicillerinde Dönüş Saltanat-I kadime sıfatı kullanılır.

Bursa sular, çınarlar, serviler şehridir aynı zamanda.Hanlarda; cami ve medrese
bahçelerinde, külliyelerde yükselir asırlık çınarlar, gölge sağlarlar
isteyenlere. Gölgenin yanında almasını bilene ruhaniyet verir.Asırlık
servilerde yaşamın ne kadar kısa olduğunu gösterir fanilere.

Ya Bursa’ nın suları Uludağ’ ın kaynaklarından gelen Pınarbaşında, Maksem’ de
taksim edilen sular mahallelere dağıtılır. Bursa’ ya sürgün edilen eski
şeyhülislam, karaçelebizade Aziz Efendi iki yüz çeşme yaptırır. Bursa’ ya
servetinin büyük bir kısmını bu uğurda harcamaktan çekinmez der Tanpınar. Belki
iç hesaplaşmasını yapar Aziz Efendi, her yaptığını çeşme iç sıkıntını azaltıp
huzura sevkediyordu. Bu su şehrini akan suyun sesini duymak, bu sesle şifa
bulmak istiyordu. Tanpınar bu seslerini dinledikçe Karaçelebizade’ ye hak
verir. Onu tanır, onu sever.

Şehrin sokaklarını gezerken yaşamı sorgular yazar,Hüdavendigâr Camini dolaşır.
Orada rastladığı bir çocuğun gülüşünde yaşamı yakalar. “ Bu gülüş, bütün o
taşlarda dinlenen ve geçmiş zamanı tahayyül eden ölüm’ e güneşten, aydınlıktan,
çok sevdikten sonra açık gözlerle bırakılıp gidilen herşeyden toplanmış bir
ithaftı. Emindim ki orada, o sessiz taşlara sinmiş ruhlar kendilerini bu
gülüşle bir an, yeni açmış bir gül fidanı gibi taze, ıtırlı ve mesut buldular”
der.

Sık sık yükselen seyrettiği Bursa Ovası’ nı da bir sanat eserine benzetir
yazar.

“Tabiat bereketiyle sanki bugün etrafı ezmek istiyormuş da bundan vazgeçmiş”
der; Tanpınar’ ın deyimiyle “Tepelerle çevrelenmiş, içindeki küçük, mesut
manzaralı köyleriyle yer alır.” Özenle düzenlenmiş büyük bir bahçedir sanki
ova.

Bursa için son sözünü şöyle söyler Tanpınar; “Bursa cinsinden şehirler daima
tarihi çevreleriyle ve ona sadık kaldıkları nispette mevcutturlar. Bu tarih
bizden sonra da devam edeceğine göre onu yalanlayacak, onunla çatışacak
hamlelerden sakınmalıyız.

Camilerin bahçeleri özel mezarlık olur. Şeyhler, müritler, mollalar, hocalar
gömülür. Yaşam, ölüm yanyanadır burada. Tanpınar “ Şark için ölümün sırrına
sahip derler. Fakat şark milletleri içinde dahi ona bizim kadar hususi bir
çehre veren, onu ehlileştiren baçka millet yoktur. Ve bunu ne kadar basit
unsurlarla yaparız.„der.

Bursa’ ya benzeyen Floransa, Rovanna, Girnata, Brüg, Gend şehirlerinin
güzelliklerini, bugünle tarihin kucak kucağa yaşaması vücuta getirir. Bu sadece
tarihi eserlere hürmetle, ehemmiyetle muhafaza etmekle olmaz. Muhafaza bu
işteki ilk şarttır. Ama tarihin dikte ettiği dersi iyice dinlemek lazımdır.
Bursa peyzajının rahatça tahammül edeceği üslubu, şehrin alacağı manzarayı
ancak o zaman getirdiği gibi tayin edebiliriz.

Tanpınar Bursa’ nın tarihi mimarisinin korunarak gelişmesini şehir planlarının
tarihsel dokuyu temel alarak yapılmasını söylemiştir. Sanki bugünlerin, bu tarih
ve çevre katliamını sezerek yetkilileri, Bursa’ lıları uyarmıştır.

Günümüzde Tanpınar örneklediği şehirler ( Floransa, Rovanna, Girnata, Brüg,
Gend…) tarihsel dokusuyla yaşamaktadır. Biz son kırk yılda Osmanlı’ nın
dibacesini tanınmaz hale getirdik. Tanpınar bu Bursa’ yı görmeden 1962’ de
hayata veda eder.


Yararlanılan Kaynaklar

1) Beş Şehir Ahmet Hamdi Tanpınar

2) Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar

3) Bursa’ da Zaman Ahmet Hamdi Tanpınar

4) Bursa Defteri Dergileri

5) Bursa’ da Yaşam Dergileri

6) Bursa Araştırma Vakfı Dergileri

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER