SON DAKİKA

16:21 - JİTEM DOSYASI /// VİDEO : TERÖRİSTLERİN GÖRMEKTEN BİLE KORKTUĞU EFSANE KOMUTANLAR – EŞREF BİTLİS VE EKİBİ

16:05 - HAVACILIK DOSYASI /// ERCAN CANER : En Ölümcül Helikopter Kayıpları

17:07 - JİTEM DOSYASI /// Sedat Peker’in iddiaları : JİTEM davalarında son durum ne ?????

17:13 - HAVACILIK DOSYASI /// VİDEO : ÜCRETSİZ DRONE EHLİYETİ NASIL ALINIR ????? DRONE LİSANS BAŞVURUSU – İHA-1 / İHA-0)

15:25 - HAVACILIK DOSYASI : Pilot Otorotasyon Eğitimi mi Yapıyordu ???

20:32 - HAVACILIK DOSYASI /// E. Hava Pilot Tümgeneral İrfan Sarp : Atatürk Havalimanı eski statüsüne yeniden kavuşturulmalıdır

17:00 - GLADYO DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : NATO’nun gayrimeşru çocuğu : Gladyo

09:30 - GLADYO DOSYASI /// CEYHUN BOZKURT : GLADYO UNSURLARI ÜLKEMİZDE YENİDEN BİR DİZAYN PEŞİNDE !!

16:24 - HAVACILIK DOSYASI /// ERCAN CANER : Ölümcül Robinson R-44 Kazası

05:26 - HAVAYOLLARI DOSYASI /// VİDEO : Yolculara Asla Söylenmeyen 15 Uçuş Sırrı

15:19 - GLADYO DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : Kasaturadan kuantum fiziğine Gladyo

15:43 - DENİZLERİMİZ DOSYASI : TARİHİN FIRTINALI SAYFALARINDAN * ERTUĞRUL FIRKATEYNİNİN TRAJİK YOLCULUĞU – (Bölüm I – II – III – IV)

22:30 - GLADYO DOSYASI /// Hikmet Çiçek : BİR GLADYO OPERASYONU KIZILDERE VE SAMANLIKTA SAKLANANLAR !!!

14:15 - KONTRGERİLLA DOSYASI : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU “YEŞİL” KOD ADLI MAHMUTT YILDIRIM İLE İLGİLİ 40 YILLIK SIRRI AÇIKLIYOR

09:18 - DUYURU : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’NUN VERDİĞİ BİLGİLER İLE İSTANBUL’DA 2 UYUŞTURUCU ŞEBEKESİ ÇÖKERTİLDİ. İŞTE YAZIŞMALAR !!!!!

08:09 - TAZİYE MESAJI : Teröristler tarafından döşenen el yapımı patlayıcının patlaması sonucu UZM. ÇVŞ. YUNUS EMRE YALMAN adlı askerimiz Şehit oldu. 1 askerimiz yaralandı.

19:00 - TAZİYE MESAJI : Tunceli’de Eren- 7 Operasyonunda yaralanan Jandarma Uzman Çavuş Burak Tortumlu hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.

18:22 - AK PARTİ DOSYASI /// MÜYESSER YILDIZ : Erdoğan’ın Abisi İsmail Kahraman’ın Başkenti Neresi ???

18:17 - GÜNDEM ANALİZİ /// MÜYESSER YILDIZ : 82’nci Vilayetimiz Kerkük “Bölücü Kebapçılardan” Daha Mı Önemsiz ???

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & MİTOLOJİ & SANAT TARİHİ & NOSTALJİ DÜNYASI

TARİH /// Ekrem Hayri PEKER : Yeniçeriler ve yeniçeri isyanlarına farklı bir bakış

TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & MİTOLOJİ & SANAT TARİHİ & NOSTALJİ DÜNYASI
Bu haber 15 Ağustos 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

Ekrem
Hayri PEKER : Yeniçeriler ve yeniçeri isyanlarına farklı bir bakış


12 Ekim 2018


Osmanlı
Devletinin en büyük savaş gücü, imparatorluğa giden yolu açan ordunun vurucu
gücüydüler.


Osmanlı
Beyliği büyüdükçe her taraftan savaşçılar gelmeye başladı.  Orhan Bey
(1326-1359), abisi Alaaddin Paşa’nın “Her çeri kırmızı börk giyiyor, bizim
çerimize ak börk giydirelim, bizim çerimizi bilelim” önerisini kabul etti.


Savaşlarda ele
geçirilen esirlerin bir kısmı eğitime alındıktan sonra orduya alındı. Sultan I.
Murat devrinde pençik sistemine geçildi ve devşirme dönemi başladı. 
Devşirilenler önce Gelibolu’daki gemilere gönderiliyor, 5-10 senelik eğitimden
sonra yeniçeri oluyorlardı.


Aşıkpaşazade,
Neşri, Oruç Bey ve anonim tarihlerde ocağın kuruluşunun 1361 yılında,
Edirne’nin fethinden sonra kurulduğunu yazarlar.


Ocağın
subaylarına “ağayan-ı bektaşiyan” denilirdi. Ocaktaki Bektaşiliğin kökeni Hacı
Bayram Veli ve Şeyh Edebali’ye bağlanıyor. O dönemde Osmanlı topraklarında
Bayramiye, Kalenderiye  gibi tarikatlar vardı. Devlet yöneticileri
Bektaşiliği ocağa uygun gördüler. Bektaşilik Balkanlarda da hızla yayıldı.
Nakşibendilik ise 16. Yüzyılda Osmanlı topraklarında yayılmaya başladı.


Bektaşilik,
ocağın yapılanmasında önemli rol oynadı. Ocaktaki kabul, terfi törenleri ve
benzer ritüeller, kardeşlik anlayışı ahilikten geçmiştir.  Mesleğin
gerektirdiği bekar yaşama tarzı, sadelik, sadelik, savaşçı dayanışması anlayışı
ise Bektaşiliğin manevi gücünden geliyordu. 17. Yüzyılın ortalarında İstanbul’a
gelen Ricaut gibi yabancı seyyahlar Bektaşilerin, ibadet etmesini bildikleri
gibi iyi kılıç kullandıklarını yazarlar.


Gelibolu’daki
Acemioğlan Ocağı’nda 400-500 devşirme bulunuyordu. Daha sonra İstanbul
Şehzadebaşı’nda bir kışla yapıldı.


**


Ocaktaki
bozulma önce yeniçerilerin evlenmesine izin verilmesiyle başladı. Evlilik izni
önce yaşlı ve sınır boylarındaki askerler içindi. Daha sonra serbest
oldu.  Yeniçerilerin çocuklarına kuloğlu deniyordu ve bunlar II. Selim’in
cülusunda yeniçerilerin emrivakisi sonucu ocağa alındılar.


Ocağa ikinci
müdahale III. Mehmet  (1574-1595) zamanında geldi. Bitmez tükenmez
savaşlar ocağın mevcudunu azaltmıştı. Ocağa Türk ve diğer Müslüman halklar
arasından asker alındı.


Savaşların
sürmesi, tımar sisteminin çökmesi asker ihtiyacını arttırdı. Savaşların
sürmesi, tımar sisteminin çökmesi Anadolu’da Celali İsyanları’nın nedenidir.
Osmanlı düşünürleri Sadrazam Rüstem Paşa’ya verilen topraklarla 50-60 bin
kişilik ordunun besleneceğini yazarlar. Ayrıca, sağlığında Sokullu Mehmet
Paşa’ya bu kadar dirik verilmesi ve reayayı kendi topraklarına kaydırması da tenkit
edilmiştir.


1380’lerde
başlayan devşirme sistemi 1700’lere varmadan terk edilmiştir. Önce savaş
esirlerinden seçilenler eğitilip orduya alınıyordu. Daha sonra “pençik”
geçildi. Toplanan geçler Gelibolu ve tersane ve gemilerde beş-on yıl
çalışıyordu. Sonra orduya alınıyordu.


Fatih Sultan
Mehmet, bir seferi esnasında etrafında Türkçe konuşan bir asker bulamayınca,
devşirilen oğlanlar Anadolu’daki Türk ailelerine belli bir süre için 1 altına
satıldı ve her yıl kontrol edildiler. Sultan I. Selim zamanında Trabzon ve
Karaman’dan da devşirme alındı. Ocağa Müslüman ve Türkçe bilenler
alınmazken,  Fatih Sultan Mehmet Bosnalı Müslümanların alınmasına izin
vermişti.


Padişahlar,
Birinci Ağa Bölüğü’nün birinci neferiydi. Ulufe dağıtıldıktan birkaç gün sonra
ocağa gelip, 40 akçelik maaşını alırdı.  Padişah üstüne bir avuç altın
ekleyip, ocağa iade ederdi. Padişahın kullanımı için 61. Solak Ortası’nda bir
Kasr-ı Humayun bulunuyordu.


Ocakta önemli
işler için “Ağa kapusu”nda toplanılırdı. Yeniçerilerdeki her ortanın bir damgası
yani arması bulunurdu. Bu damga vücuda dövme yapılır; eşyalara, giysilere,
çadırlara, bayraklara, belgeler ve mezar taşlarına işlenirdi. Kazanları kutsal
kabul edilir, çok önem verilirdi. Ocağa sığınanlara sahip çıkılırdı.


Ocağa
alınanların yeteneklilerinin Enderun’a alınması Hristiyan reayanın çocuklarını
vermek istemelerine, yeniçeri olan çocukların bir kısmının doğdukları yere
muhafız olarak gönderilmeleri oradaki yakınlarından bazılarının Müslümanlığa
geçmesine sebep oluyordu.


Asker
ihtiyacının artması devşirme usulüne mecburen son verdi. 1687’de Acemi Oğlan
ocağından çıkan 130 kişinin kaydı vardır. Osmanlının anlamsızca İran’la
1578-1639 Kasr-ı Şirin antlaşmasına kadar yürüttüğü savaşlar, İran’la
savaşırken Avusturya’yla savaşılmazdı. Ama birbirini çekemeyen vezirlerin
politikalarıyla 1593-1606 Zitvatorok Antlaşması’na kadar Avusturya ile
savaşıldı. Sonunda Avusturya kralı, Osmanlı padişahına eşitlendi.


Bu savaşlar
sonucu önce maliye çöktü. Tımar sistemi çöktü. Hazinenin para gereksinimi
sonucunda tımarlar, gümrükler, madenler… Kısaca para getiren her şey iltizama
verildi.  Asker sayısı arttı. Artan asker sayısı hazineye büyük yük
getirdi. Enflasyon sarmalı başladı. Yeniçerilerin maaşları hızla eridi.
Yeniçeriler Hızla esnafa dönüştü.


Haçova Savaşından
sonra yoklama yapılmış, savaşa gelmeyen ve kaçanlar tımar defterinden
silinmiştir. Silinenlerin bir kısmı “celali”  olmuştur.


Daha
1550’lerde tüfekli piyade gereksinimi artmıştır. Akıncı güçleri az sayıdaki
tüfekli Avusturya askerlerine yenilmeye başlamıştı.


Tüfekli
askerler için sekban birlikleri kuruldu. Tüfekler Anadolu’da kolayca
yapılıyordu. Bu oluşum tımar sisteminin çöküşünü hızlandırdı.


Asker sayısını
azaltmak için ocağın defterleri kontrol edilmiş, 1686 tarihinde 20 bin, 1771
tarihinde ise 30 bin kişi defterlerden silinmiştir. (Orhan Sakin, Yeniçeri
Ocağı ve Tarihi Yasaları, s,61)


Sultan Üçüncü
Selim zamanında padişaha layiha sunan Tatarcıklı Abdullah ve Moralı Osman
efendiler, ocağa saygınlık kazandırılması, topçu ve humbaracılara verilen önemin
onlara da verilmesini önermişlerse de Padişah ve çevresi ocaktan ümidi kestiği
için bu önerilere kulak asmadılar.


Sultan II.
Mahmut,  Ocağın sonunu getiren fermanında, “Yüz seneden beri eski
itaatlerinin itaatsizliğe dönüştüğünü bu yüzden birçok vilayet ve kalenin
düşman eline geçtiğinden ” söz etmiştir. (Orhan Sakin, Yeniçeri Ocağı ve Tarihi
Yasaları, s,61)


Ocaktaki
yozlaşmayla ilgili günümüze kalan ilk belge yazarı belli olmayan “Mebde-i
Kanûn-ı Yeniçeri Ocağı Tarihi’” adında bir risaledir.  Sultan I. Ahmet’in
saltanat döneminde (1603-1617) yaşadığı anlaşılan bu risaleyi yazan yeniçeri
askeridir.  Sayın Orhan Sakin, Yeniçeriler adlı eserinde bu belgeye geniş
bir yer vermiştir.  Yazar, bu risalesinde.


-Yeniçeri
talimhanelerinin viran olduğunu ve örümcek bağladığını, buralarda
görevlendirilenlerin ok atmayı bile bilmediklerini, kuşatılan kalelerdeki
zemberekleri kullanmayı bilen kalmadığını


-Savaşa
gitmeyen ziftçi, yedekçi gibi birlikler kaldırılmalı;


-Savaşa
gitmeyen oturakların yarıya düşürülmeli;


-Rüşvetin
yaygın olduğunu ve oda kâtiplerinin dürüst kimselerden seçilmeli;


Diye
yazmıştır.  Yazar, ocağa rüşvetle insan alındığını, çok kimsenin rüşvetle
oturak olduğunu, sanat ehlinin sefere gitmediğini yazar.


Kale
muhafızlığı dışında, ocağın görevleri arasında devriyeyle güvenliği sağlamak,
yangın yerinde güvenliği sağlamak ve yangın söndürmek, gemilerde çalışmak
vardı. Başarılı görülen yeniçeriler sipahi yapılıyordu.


1730’DAKİ
AYAKLANMAYI BAŞLATAN PATRONA HALİLYeniçeri isyanları


Ocağın ve
Osmanlının sonunu yeniçeri ocağı ve onlara destek veren ulema getirmiştir
dersek abartı olmaz. Padişahlar tahtan indirilmiş ve nice devlet adamlarının
canı alınmıştır. Bir padişah isyan sonucu boğdurulmuştur. İsyanların ekonomik
ve sosyal boyutlarının yanı sıra devlet yönetimindeki hiziplerin çekişmesinin
de etkisi olmuştur.


İlk isyan
Çandarlı Halil Paşa’nın teşvikiyle çıkmış, 1446’da Edirne buçuk tepe olayıyla
Sultan I. Mehmet ikinci kez tahttan indirilmiştir. Çandarlı Halil Paşa,
İstanbul’un fethinden sonra bunu hayatıyla ödemiştir. Fatih Sultan Mehmet’in
Gebze’de vefatından sonra savaştan yorulan yeniçeriler cihangir Cem Sultan
yanlısı Karamani Mehmet Paşa’yı parçalamışlardır.  Sultan II. Beyazıt’ı
pasif bulan yeniçeriler Sultan I. Selim’in tahta geçmesin sağlamışlardır.


Sultan I.
Selim’in Çaldıran Seferi ve dönüşte yeniçeriler sık sık ayaklanmışlardır.
Padişahın Trabzon ve Karamandan Acemi Ocağı’na asker almasına sebep
olmuşlardır.


Kanuni Sultan
Süleyman’ın İstanbul’da bulunmadığı, Veziriazam Makbul İbrahim Paşa’nın, isyan
eden hain Ahmet Paşa gailesini bertaraf etmek için Mısır’a gitmesini fırsat
bilen muhalifleri yeniçerileri isyana teşvik ettiler.


Kanuni Sultan
Süleyman, Edirne’den yeni dönmüş ve Kâğıthane’ye gelmişti. Padişahın
yokluğundan da yararlanan yeniçeriler, 16 Mayıs 1525′te İstanbul’da başta
Veziriazam İbrahim Paşa’nın sarayı olmak üzere Vezir Ayas Paşa ve Defterdar
Abdüsselam gibi devlet ricalinin konaklarını, gümrükleri, dükkânları ve halkın
evlerini yağmaladılar. Ertesi gün yeniçeriler ağa kapsına gelip, “Bizim bu
fesada rızamız ve şenaatten haberimiz yoktur, teftiş edin bulunsun!” dediler.
Yeniçeriler ilk defa bu kadar büyük çapta ayaklandılar.


Kâğıthane’de
bulunan Sultan Süleyman’da askerin isyan ettiğini öğrenir öğrenmez hemen deniz
yolu ile İstanbul’a gelmişti. Sultan, ilk iş olarak geniş bir soruşturma
yaptırdı ve askeri tahrik ettikleri anlaşılan Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa’yı
derhal idam ettirdi. Mustafa Paşa kethüdası Bali ile Reisülküttab Haydar da
olaya karıştıkları için hapsedilip, bir süre sonra öldürüldüler. Padişah iki
elebaşıyı kendi elleriyle öldürdü. II. Selim’in cülusunda kuloğullarının askere
alınması ve emeklilik taleplerini kabul ettirdiler.


Padişahların
vezirleri damat yapmaları aralarındaki çekişmeyi arttırdı ve oluşan hizipler
tahta çıkacak şehzadeyi belirlemeye başladılar.


Devlet
gelirlerinin azalması bankerlerin etkisini arttırdı. Bilhassa Yahudi sermayesi
etkili oldu, Yasef Nasi’nin etkisiyle Venedik’e savaş açıldı ve Kıbrıs Adası
alındı.


Enflasyonun
etkisiyle kapıkulu sipahileri 1589 yılında ayaklandılar. Sipahiler düşük ayarlı
ulufe akçesi yüzünden Divan-ı Hümayun’u bastılar. Beylerbeyi Mehmet Paşa ve
Defterdar Mahmut Efendi Padişah III. Murat’ın emriyle idam edildiler. 
Ekonomik gelişmeler, düşük akçe yeniçerilerin ekonomik isyanlarını başlattı.
Yeniçerilerin isyanlarını esnaf da destekliyordu. Bir kısmı zaten yeniçerilerle
gönüllü ya da gönülsüz ortaktı. Ayrıca yeniçeriler, orta sandıklarıyla finans
piyasasındaydılar, paralarını işletiyorlardı. Bu isyanlara kara ordusunun diğer
gücü sipahiler de katılıyordu.


Tarihçi
Selaniki,  ulufenin yarı yarıya değer kaybettiğini yazar. Yeniçeriler üç
kez daha ayaklandılar. Mart 1593’te ayaklanarak sadrazamı ve yeniçeri ağasını
görevden aldırdılar.


Yavuz Sultan
Selim’in Mısır’ı fethinden sonra İstanbul’a getirdiği 1500’e yakın ulema
imparatorluktaki dinsel bakışı değiştirdi. Padişahlar üzerinde etkili oldular.
Kanuni Sultan Süleyman’ın arkadaşı ve damadı Maktul İbrahim Paşa için; sonra
yeniçerilerin ayaklanıp yerine tahta geçireceklerinden korktuğu için oğlu
Şehzade Mustafa’nın ölümlerine fetva veren Şeyhülislam Ebussuud Efendi
dönemiyle ulemanın devlet yönetiminde etkisi arttı.


“İstanbul’u
duamızla fethettin” diyen Hocası Akşemsettin’e  “Ben İstanbul’u kılıcımla
fethettim” diyen Fatih’in dönemi kapanmaya başlamıştı.


Halktan geçici
olarak toplanan avarız adlı vergi düzenli hale geldi. 1582’de 40 akça olan
vergi 1600’ de 240 akçeye çıkmıştır.


Padişah III. Mehmet’in iktidarında (1595-1603) önemli
banker Ester Kira’ydı. Padişahın annesi safiye Sultan’ı avucuna almış ve
gümrükleri ele geçirmişti. 1 Nisan 1600’de Düşük ayarlı akçe yüzünden eyleme
geçen sipahiler, sarayın rüşvet işlerini çevirdiği iddia edilen Yahudi kadın
Ester Kira’yı parçaladılar. Oğulları da idam edildi. El konulan servetin in 50
milyon akçe olduğu kayıtlara geçmiştir. Bu olaydan sonra Yahudi sermayesi
zayıfladı, Rumlar öne çıktı.


Yeniçeriler,
Anadolu’daki Celali isyanları nedeniyle eyleme geçtiler.  Padişah III.
Mehmet’in kimi vezirlerin azlini, yeterli görmeyerek ayak divanına çıkarttılar.
Sorumlu tuttukları saray ağalarının kellelerini istediler, istekleri yerine
getirildi.



BATILI BİR SEYYAHIN GÖZÜNDEN BİR YENİ ÇERİ


6 Şubat
1603’de yönetimdeki hizipler arasında çekişmeler kapıkuluna yansıdı ve
Sipahilerle Yeniçeriler, sadrazam değişikliği yüzünden üç gün boyunca İstanbul
sokaklarında muharebe ettiler. Bütün bu isyanların fetva ile destekleyicisi
“ulema sınıfı”ydı.  Ulema sınıfı zaman zaman yeniçerileri isyana
kışkırtmıştır. Avcı Mehmet unvanlı Sultan IV. Mehmet, savaş giderleri için
halktan fazla vergi toplandığı için vergiden muaf ulemadan savaş gideri için
katkıda bulunmalarını istemesi tahttan indirilmesiyle sonuçlanmıştır.


Sultan I.
Ahmet (1603-1617), kardeş katlini kaldırmış, yaşça büyük ve aklı başındaki
hanedan üyesinin tahta geçirilmesini kanun yapmıştır. Bundan sonra şehzadelerin
taşradaki sancaklara gönderilmesine son verilmiş ve şehzadeler hapis hayatı
yaşamaya başlamıştır.


Bu uygulanma
Osmanlı bürokrasisinin işine yaramış ve deneyimsiz padişahlar vezirlerin ve
yakın çevrelerinin kuklası olmuşlardır.


Saraydaki
hizipler Sultan Ahmet’in kanunu çiğneyip tahta şehzade Mustafa’yı çıkardılar.
1617-1618 yılları arasında tahtta duran padişahın dengesiz halleri sonucunda
mecburen tahttan indirilmiş ve Sultam Osman tahta geçmiştir. Sultan Osman’ın
iktidarı sırasında Osmanlı tarihinin en korkunç ayaklanması gerçekleşti.
Vezirler, ağalar öldürüldü. Deli olduğu gerekçesiyle tahttan indirilen
I.Mustafa ikinci kez tahta oturtuldu(1622-1623) ve II. Osman öldürüldü. 1623
yılında IV Murat çocuk yaşta padişah oldu. İktidar annesi Kösem Sultan’ın
elindeydi.


7 Şubat
1632’de yeniçeriler Topkapı Sarayına yürüdüler. Babı hümayunu aşıp Ortakapı’nın
önüne geldiler. IV. Murat’ı tehdit ettiler. Sadrazam Hafız Paşa’yı gözünün
önünde parçaladılar. 2 Mart 1632 günü yeniçeriler bir kez daha saraya yürüyüp
IV. Murat’ı ayak divanına çıkarttılar. Yeniçeri ağasının, defterdarın
konaklarını yağmaladılar. Kapıkulu terörü haziran ayına kadar sürdü. İktidarı
ele geçiren Sultan IV. Murat, zorbaları kışkırtan vezir, devlet görevlileri ve
isyancı yeniçeri ağalarını idam ettirdi. Estirdiği terörle sükuneti sağladı.
Kurduğu düzen 1640 yılında ölümüyle sona erdi.


Sultan
İbrahim’in dengesiz hareketleri 3-4 yaşındaki kızlarını vezirlerle evlendirerek
başlık alması, ümeradan hediye toplaması bardağı taşırdı ve 8 Ağustos 1648 Ocak
ağaları ve ulema aralarında anlaşarak Sultan İbrahim’in tahtan indirilmesini
kararlaştırdılar. 7 yaşındaki IV. Mehmet tahta oturtuldu; Sultan İbrahim 10 gün
sonra boğduruldu. Çocuk yaştaki padişahın adına ülkeyi Kösem Sultan yönetmeye
başladı. Padişahın annesi Turhan Valide Sultan etrafındaki hizip arasında
iktidar mücadelesi başladı. Her iki taraf yeniçeri ocağından destek aradılar.
Yeniçerileri birbirilerine karşı kışkırttılar.


Bu dönemde
yeniçeriler, “Gerekirse Cengiz soyundan bir giray’ı tahta geçiririz” demeye
başladılar. Hanedanın varisi tükendiğinde tahtın varisi Cengiz soyu kabul ediliyordu.


Ulufeleri
geciken sipahiler ağalarını taşlayıp 13 Haziran 1651 isyan başlattılar.
Eylemler, yağmalar, öldürmeler günlerce sürdü. Çocuk padişah IV. Mehmet ayak
divanına çıktı.


Kösem Sultan,
rakibesini öldürmek isterken 2 Eylül1651’deboğularak öldürüldü.  Padişahın
annesi oligarşisi sona erdi.


Ocak yine
kaynadı ve 28 Şubat 1656’da sipahiler ve yeniçeriler ayaklandı. Çok kimse
öldürüldü. Cesetler ağaç dallarına baş aşağı asıldı. Olaylar ”vak’a-i
vakvakiye” diye adlandırıldı.


Bu dönemde
Padişahlar İstanbul’dan kaçıp, Edirne’de yaşamaya başladılar.  Sefer
çıkmayan II. Selim, Edirne’yi mesken tutmuştu. Sultan I. Ahmet’le başlayan
Edirne’de yaşamaya başlar, Sultan İbrahim ve sonrasında IV. Mehmet ve I.
Mustafa Edirne’de yaşayan padişahlardır.


15 Eylül 1656
ile 15 Aralık 1683 tarihlerini kapsayan ve Köprülü ailesinden sadrazamların
diktatörlük dönemidir. Saltanat naibesi Turhan Valide Sultan, 15 Eylül 1656’da
78 yaşındaki Mehmet Paşa sadrazamlığa getirdi. Bu şekilde II. Viyana
kuşatmasına kadar 27 yıl devam eden Köprülüler devri başlamış oldu.


Köprülü Mehmet
Paşa, 30 Ekim 1661’de ölmüştür. Birinci vezirlere sadrazam denmesi Köprülü
Mehmet Paşa zamanında başlamıştır. Köprülü Mehmet Paşa ölürken yerine oğlunun
Fazıl Ahmet Paşa’nın getirilmesini vasiyet etmiştir.1676’da Fazıl Ahmet Paşa
öldü. Daha sonra ailenin damadı Kara Mustafa Paşa sadrazam oldu.


Sonra II.
Viyana kuşatması felaketi yaşandı. Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa ve Kırım
Hanını dinlemeyen Kara Mustafa Paşa Osmanlının yıkılışına giden yolu açtı.


Geleneksel
Osmanlı-Fransız ittifakı bozuldu ve Fransa Papanın “haçlı ittifakı” çağrısına
olumlu cevap verdi. Lehistan Kralı Jan Sobiyeski, Rusların savaşa girmesi için
Kiev ve Smolensk şehirlerini geçici Ruslara verdi.


Osmanlı’yı bu
defa Kırım kurtardı. Kırım ordusunun geldiği her savaş kazanıldı. Bozguna
uğrayan ordu cepheyi bırakıp döndü ve IV. Mehmet, 5 Eylül 1687’de tahttan
indirildi.


Uzun bir
aradan sonra bir padişah II. Mustafa ordunun başında üç kez savaştı. İkisini
kazandı. Ama 1697 yılındaki Zenta bozgunu tüm ümitleri tüketti.


İsyanlara ara
verelim ve Osmanlı Devleti’nin yaptığı savaşlara değinelim.


SAVAŞLAR


Avusturya ile
savaşlar


1593-1606
Osmanlı-Avusturya Savaşı


1663-1664
Osmanlı-Avusturya Savaşı


1683
II. Viyana Kuşatması


1715-1718
Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı


1735-1739
Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı


1787-1791
Osmanlı-Avusturya Savaşı


İran’la
yapılan savaşlar


1578
– Çıldır Muharebesi


1582
– Tiflis Müdafaası


1583
– Meşaleler Muharebesi


1603-1618
Osmanlı-Safevî Savaşı


1611-1615
Osmanlı-Safevî Savaşı


1615-1618
Osmanlı-Safevî Savaşı


1623-1639
Osmanlı-İran Savaşı


1635
– Revan Seferi


1638
– Bağdat Seferi


1723-1727
Osmanlı-İran Savaşı


1730-1732
Osmanlı-İran Savaşı


1735-1736
Osmanlı-İran Savaşı


1742-1746
Osmanlı-İran Savaşı


1775-1779
Osmanlı-İran Savaşı


Osmanlı-Rus
savaşları


Bu devletlerle
yapılan savaşlara 1700’lü yıllarda bir üçüncüsü eklendi,  Rus Çarlığı.
Avusturya-Macaristan ve Rus Çarlığı Osmanlı Devleti’ne beraber savaş açtılar.
Genelde Avusturya yenildi, Rus kuvvetleri galip geldi. Avusturya savaştan
çekilince elverişli şartlarda anlaşmalar yapıldı ve Osmanlının Balkanlardaki
hâkimiyeti yüzeli sene devam etti.


1676-1681
Osmanlı-Rus Savaşı


1686-1700
Osmanlı-Rus Savaşı


1700-1721
Büyük Kuzey Savaşı


1710-1711
Osmanlı-Rus Savaşı


1735-1739
Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı


1768-1774
Osmanlı-Rus Savaşı


1787-1792
Osmanlı-Rus Savaşı


1806-1812
Osmanlı-Rus Savaşı


1827
Navarin Deniz Muharebesi


1828-1829
Osmanlı-Rus Savaşı


1877-1878
Osmanlı-Rus Savaşı


1914-1917
Osmanlı-Rus Savaşı


Bu dönemde
Avrupa’da iki güç Prusya ve İsveç, Avusturya ve Rus Çarlığına karşı Osmanlı
Devleti’ne destek verdi.


P.A. Tolstoy’un
Gizli Raporlarında Osmanlı İmparatorluğu


Ruslar ilk
elçiliklerini İstanbul’da açtılar. O dönemde Osmanlı’da Rusya dışında Fransa,
Hollanda, İngiltere’nin büyük elçileri, Avusturya küçük elçisi, Ragusa
(Dubrovnik)’nin diplomatik temsilcisi bulunuyordu. Ayrıca bu devletlerin
limanlarda konsolosları bulunuyordu. (Osmanlı Devleti’nin dış ülkelerde
elçilikler, yoktu)


Büyük Petro
tarafından özel olarak görevlendirilen Tolstoy, Osmanlı İmparatorluğu ile
kendine sorulan soruları ayrıntılı olarak cevaplamıştır. Tolstoy’un raporlarına
göre:


Vergiler:


Vergi
gelirlerinin arttırma konusuna önem vermiyorlar. İstanbul, Edirne gibi
merkezler ve bunlara komşu bölgelerden acımadan ve merhametsiz bir şekilde ağır
vergi topluyorlar. (s,13)


Devlet
hazinesi yağmalanıyor. Hazine-i Âmire’nin az olmasının sebebi budur. Şu an
devlet giderler., halktan gelen gelirlerle karşılanmıyor. Vergi toplayanlar
Hazine-i Âmire’yi rahat bir şekilde hortumlamaları yüzünden Türk devletinin ne
kadar gelir elde ettiğinin hesabını yapmak imkânsızdır.


(1697-1702)
yılları arasında sadrazamlık yapan Köprülü ‘nün yeğeni Amcazade Hüseyin Paşa,
Karlofça Antlaşması’ndan sonra olağanüstü vergileri kaldırmak ve savaş
yıllarında köylülerden toplanan vergi borçlarını iptal etmek zorunda kaldı.


XVII. yüzyılın
sonlarındaki başarısız savaşlar ve bitmez tükenmez savaşlar sonucunda vergi
gelirleri ciddi anlamda azaldı. Örneğin Manisa sancağında 1668-1669 ve
1701-1702 yılları arasında avarız hanelerinin sayısı 4823’den 2371’e düşmüştür.


Devlet, ülkede
vergiye tabi nüfusu arttırmak için başta Türkmenler ve Kürtler olmak üzere
göçebe aşiretler zorla yerleşik hayata geçirilmeye çalışılıyordu. İnşaat
işlerinde, köprü ve dağ geçitlerinin muhafazasında, posta hizmetlerinde ve
diğer işlerde görev alan reayaya tanınan imtiyazlar kaldırıldı.


(sultan II.
Mahmut ve Fırka-yı Islahiye/ Dadaloğlu)


(Köprülü
Mehmet Paşa, mali durumu düzeltmek için tedbirler aldı. Hatta bazı vakıflara el
koydu.)


*


Sipahi diye
adlandırılan süvari ordusunun 6 aydan önce belirlenen yere gelemediğini, donanmanın
insanı olmadığını, olsa da beş aydan önce sefere çıkamadığını yazıyor.


*


XVII. yy’ın
ikinci yarısında 94.979 oluşan kapıkulu askerlerinin 54.222’si yeniçeriydi.
Bunların 21.428’i kalelerde görevliydi. Savaşın sonlarına doğru yeniçerilerin
sayısı 70 binin üstüne çıktı. Karlofça Antlaşması’ndan sonra 33.389’a kadar
azaltıldı. (İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinde kapıkulu Ocakları, cilt I)


Karlofça
Antlaşması’ndan sonra topçular 6000’den 1200’e, cebeciler 2000’den 400’e
düşürüldü.


Tolstoy’a
mezomorta Hüseyin Paşa’nın donanmada hazırladığı yeni Bahriye kanunnamesi
sorulmuştur.


Her şehir ve
kasabada yeniçeri olduğunu söyleyen Tolstoy, 40 bin yeniçeriye ulufe
verildiğini, ama gerçekte bu kadar yeniçeri olmadığını, komutanların bu parayı
ceplerine indirdiklerini yazıyordu. Tolstoy, hazinede para olsa daha büyük bir
ordu besleyeceklerini yazıyor.


Türk
alaylarında temel sorun süvarilerin düzene bağlı olmamalarıdır. Bundan dolayı
piyadeler de zayiat veriyordu. Aynı şekilde toplar da arabalarıyla beraber yok
oluyordu.


Türklerin
piyade birlikleri yeniçeriler ise eski eğitim şekliyle hazırlanıyor. Yeni bir
şey öğrenmek için çaba sarfetmiyorlar.


Sadrazam
tarafından oyalanan Tolstoy, sultanın annesine yakın adamlara hediyeler vererek
sadrazamın görevden alınmasını sağlar. (13 Ocak 1703)


Yeniçeriler,
devleti fiilen yöneten Şeyhülislam Feyzullah Efendi ve çevresine karşı
İstanbul’da 1703’te isyan ettiler. Sultan II. Mustafa tahttan indirildi.
Şeyhülislam Feyzullah Efendi ve yakınları idam edildiler. Tahta geçen Sultan
III. Ahmet, bu isyana kıyısından köşesinden bulaşan herkesi idam ettirdi.


Tolstoy,
kaleler için, “… İstihkâm ilmi doğrultusunda inşaat yapamıyor, burada da hile
yapıyor, her tarafı akıllı bir şekilde inşa olmuş bir kalelerle değil kalabalık
insan kitleleri ile kuvvetlendiriyorlar.


Tolstoy,
Feyzullah Efendi’nin etkili olduğu dönem için şunları yazar, “Önceleri
şeyhülislamlar siyasi işlere karışmazlar, bu işleri vezirlere bırakırlardı. Kendileri
ise dini işleri idare ediyorlardı. Şu anda durum değişmiştir. Şeyhülislam
kendine büyük bir hazine toplamıştır.”


“Din
adamlarının (ulema) hazinenin gelirinin üçte birine sahip oluklarını söylemek
için yeterlidir.


Tolstoy’a göre
devletin mali çöküşü için “vezirler hırsızlık yapmasınlar ve tutumlu olmaya
çalışsalar o zaman hazine çok daha büyük kaynağa sahip olurdu


Köylüler hızla
fakirleşip, küçük tımar sahipleri iflas ediyordu. Eskiden hazineye önemli
katkıda bulunan birçok yerde halk iflas etmişti.”


Önemli
gelirlerin ortadan kalkma sebebi, reayanın fakirleşmesi idi. Tolstoy, Bosna,
Sırbistan birçok yerleşim yerindeki halkın iflas ettiğini ve fakirleşmiş halkın
burayı terk ettiğini yazıyor.


Tolstoy,
Kutsal İttifak’a karşı savaşın Osmanlı açısından başarısızlıkla sonuçlanmasının
sebebini genel iktisadi çöküntüye bağlar.


Tımar:


1701-1702
yıllarında tımar sahipleri için bir yoklama yapıldı. Sistem önemini kaybetmişti
(saray kadınları paşmaklık, ulema, vezirler) XVII-XVII. yüzyıllarda sistem
bozuldukça köylü toprağını terk etmek zorunda kalmış, büyük çiftlikler doğdu.
Küçük tarım işletmelerinin yerine hayvancılık ön plana çıktı. Çift bozan sayısı
artı ve küçük tımar sahipleri tımarlarını kaybettiler.


Ticaret:


İran’la
yapılan ticarete değinen Tolstoy, İranlıların ipek satıp karşılığında mal
almadıklarını yazıyor. İranlıların büyük miktarda altın ve gümüşü ülkeden
çıkardıklarını ve hazinenin boşalmasına sebep olduğunu yazıyor.


Tolstoy,
Fransızların kendi ülkelerinde sahte para bastıklarını ve Türk tüccarlarını
kandırdıklarını yazıyor. Fransa diğer devletleri ticarette geride
bırakmıştı.  Ayrıca Osmanlı’yı Avusturya ve bazen Rusya’ya karşı
kışkırtıyordu.


* * *


Şeyhülislam
Feyzullah Efendi’nin artan nüfuzu sonunda isyan başlattı. İstanbul’da başlayıp
Edirne’de sona eren ve Edirne Vak’ası denilen ayaklanmaya Cebeciler öncülük
etti. II. Mustafa tahttan çekildi. Yerine Sultan III. Ahmet (1703-1730) geçti.


“Lale devri”
diye adlandırılan ve Batıdaki çarpışmalar yerini barışın aldığı bu dönemin
sonunda 1730’da İran’la savaş başladı. Ordunun İran’a karşı sefere gecikmesi
topçu yamaklarının isyanına sebep oldu.


Patrona
Halil’in yönettiği kanlı ayaklanmada, Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ve
kimi vezirler boğdurulup cesetleri sürüklendi. III. Ahmet tahttan çekildi. I.Mahmut
(1730-1754) tahta çıktı. Bulunduğu Bursa’dan Kırım tahtına geçmesi için
çağrılan Kaplan Giray’ın önderliğiyle ayaklanmanın başını çeken zorbalar
öldürüldü. Ayaklanmacıların talebi üzerine Kâğıthane Sadabad’taki köşkler
yıkıldı.


Sadrazam Koca
Ragıp Paşa(1757-1763), imparatorluğun barışçı bir politika izlemesini
istiyordu. İmparatorluğun güçsüzlüğünü biliyordu. 1757 yılı Ocak ayında Osmanlı
padişahı III. Osman’ın sadrazamı olarak sadarete geldi. Sultan Üçüncü Mustafa
zamanında da sadrazamlığa devam etti. Vilayetlerde asayişin korunması,
maliyenin düzeltilmesi, askerin disiplinli eğitimi, savaş gemileri yapımı,
Laleli Camii inşası, Koca Ragıp Paşa sadrazamlığı sırasında gerçekleşti. Avrupa
Devletleri arasındaki Yedi Yıl Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’ni savaşın
dışında tuttu.


Rusya’nın
askeri gücünün farkında olmayan cahil Osmanlı yöneticilerin isteğiyle Rusya’ya
savaş açıldı. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı Osmanlı’nın büyük bozgunu ve
Kırım’ın elden çıkmasıyla sonuçlandı. Akabinde doğru dürüst hazırlık yapılmadan
tekrar savaşa girildi (787-1792). Bu dönemde Osmanlı’yı yaşatan “Fransız
İhtilali” oldu. Avrupa’nın karışması Osmanlının Balkanlardan atılmasını önledi.
Osmanlı Kırımın kaybını kabul etti ve Beserabya’yı Rus Çarlığı’na bıraktı.
Savaş sürerken “Özi Kalesi” Rusların eline geçince Padişah I.
Abdülhamit(1784-1789) üzüntüsünden öldü. Tahta Padişah III. Selim (1789-1807)
geçti.


Savaşlar
Osmanlı devletini madden ve manen çökertmişti. Avrupa merkezileşirken,
Osmanlı’da feodal aileler çıktı. Rumeli ve Anadolu’daki eyaletler “Ayan”
denilen derebeylerin eline geçti.


Diğer yandan
Fransız İhtilali’nin “Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik” sloganı Balkanlardaki
Hristiyan milletlerde “milliyetçilik” duygularını harekete geçirmiş, büyük bir
Slav imparatorluğu kurmak isteyen Rus Çarlığı bu akımlara destek vermeye
başlamıştı. Bu destek Avusturya ile Rus Çarlığı’nın arasını açmaya
başlayacaktı.


Nizam-ı Cedid
yeniliğine karşı başlatılan eylemlerde, ayaklanmacıların başı Kabakçı
Mustafa’nın başını çektiği isyan sonunda 25 Mayıs 1807 III. Selim tahttan
çekildi. IV. Mustafa tahta çıktı (1807-1808). İsyan sonucu İstanbul’dan kaçan
III. Selim yandaşları Rumeli’ndeki ayanlardan Alemdar Mustafa Paşa’yı ikna
ettiler. Alemdar Mustafa Paşa 15 bin kişilik ordusuyla İstanbul’a geldi. IV.
Mustafa yandaşları III. Selim ve Şehzade Mahmut’u öldürmek istedilerse de
şehzade kurtuldu. II. Selim’in öldürülmesi üzerine IV. Mustafa ve yandaşları da
öldürüldü. II. Mahmut padişah oldu(1808-1839).


Fransız
ihtilali önce Osmanlı’yı vurdu. Napolyon 1798’da Mısır’ı istila etmek için
istilaya başladı. Ayandan Cezzar Ahmet Paşa’nın savunduğu Akka kalesini
alamadı. Donanması da İngilizler tarafından yakıldı.


Çöküntü her
taraftaydı. Daha önce Hac kervanlarına saldıran, hacca gidenleri öldüren,
kadınlarını cariye, çocuklarını köle yapan günümüzdeki selefi akımların
destekçisi Vahabiler Hicaz’ı ve Mekke’yi ele geçirdiler.


Mısır’a
Fransızların kovulmasında yararlılık gösteren Kavalalı Ali, iktidarı ele
geçirdi ve paşa unvanıyla Mısır valisi oldu. Daha sonra Çerkes beylerini yemeğe
davet edip, gelen beş yüze yakın Çerkes beyini öldürerek Mısır’ın tek hâkimi
oldu. Hicaz’ı Vahabilerden kurtardı.


İstanbul’a
Fransız saldırısına inanılamadı. Çünkü Fransa “DOST” biliniyordu. İstanbul’da
Fransız etkisi çok yaygındı. Fransa yeni bir düzeni temsil ediyordu.


1600-1700’lü
yıllarda İstanbul’da bulunan yabancı elçi ve gözlemcilerin raporunda ortak
özellikler göze çarpar. Bunlar:


-kara
ordusundaki subayların yetersizliği



Donanmanın zayıflığı



Önemli görevlere torpil veya rüşvet ile atama.


-Devletin
toplayacağı vergiyi bilmemesi


-Toplanan
verginin üçte birine yakın oranda hazineye gelmeden çalınması.


Benzer
problemler Koçi Bey, Katip Çelebi, Naima gibi Osmanlı aydınlarınca da dile
getirilmiş, padişah ve devlet büyüklerine layihalar sunulmuştur.


Koçi Bey,17.
Asır ortalarında yazdığı layihada vergi toplamada iltizam usülüne şiddetle
karşı çıkmaktaydı. O, bu usulün yayılmasını Kanuni Süleyman’ın damadı ve
sadrazamı Rüstem Paşa’ya atfetmektedir. (s,31)


İnebahtı’da
ehil olmayan Kaptan-ı derya, tecrübeli reisler kulak asmamış ve savaşı büyük
bir yenilgiye sebep olmuştu. Yitirilen tecrübeli denizcilerin yeri
doldurulamamıştır.  Sonuçta zaman içinde Akdeniz’deki üstünlük
Venediklilere, 18. Yüzyılda diğer ülkelere kaptırılmıştır. 1722’de Rus
donanması Çeşme’de yatan Osmanlı donanmasını yakmaya muvaffak olmuştur.


  1. yüzyıldan
    itibaren Osmanlı toprakları ticaret savaşları yaşanmıştır. Fransızlar,
    Hollandalılar, İngilizler mamul mal satmak için yarışmışlardır. Fransızlar
    çok miktarda gümüşü Osmanlı topraklarından çıkarmışlardır. Osmanlı Devleti
    dış ticarette sürekli açık vermeye başlamıştır.


Ulemanın
güçlenmesiyle birlikte medreselerden fen bilimleri çıkarken, “Beşik ulemalığı”
ihdas edilmiş ulema çocukları doğar doğmaz ulema edilmiş ve miri araziden
bunlara arpalık verilmiştir. Daha 16. yüz yıl bitmeden tımarlar saray
kadınlarına “paşmaklık” (terlik parası) asıyla tahsis edilmeye başlamıştır.
Devlet gelirlerinin üçte biri sarayın harcamalarına gitmiştir.


Sürekli Rusya
ve İran’a savaş açmamız sadece devletin maliyeyi bitirmemiş, tecrübeli subay ve
askerlerin yitirilmesine; asker ve subayların savaşlardan kaçmasına sebep
olmuştur. Askerden kaçma problem olarak devam etmiş ve I. Cihan Harbinde
Osmanlı ordusundaki eratın yaklaşık üçte biri ordudan kaçmıştır.


Napolyon,
Fransa’da konsül olur olmaz Osmanlı Devleti’yle ittifak kurmak istemiş ve
General Sebastini’yi özel elçi göndermiştir. Fransa’nın bu çabaları netice
vermiş, Napolyon’un Mısır’a saldırısı hemen unutulmuştur.


Daha sonra
Sultan II. Mahmut zamanında diktatörlük yapan Elçisi Halet Efendi, “Fransa’da
dostluk namına ne görülür ve ne işitilirse behemahâl bu dostluk perdesi altında
Osmanlı İmparatorluğu için kötülük saklıdır” uyarısına kulak asılmamıştır.( E.
Ziya Karal, Halet Efendi, s,47. Aktaran O. Sakin, Yeniçeriler, s.89)


General
Sabastiyani, Fransa’ya gönderdiği raporda, “Osmanlı ordusunun sayısı çok
azalmıştır; güvenliği sağlamasına ancak yetmektedir. Yeniçeriler, eski
haklarını ve prestijlerini kaybetmişlerdir. Hepsi geçim derdindedir. Mükemmel
durumda olan topçu teşkilatı ve donanmada ise eğitimli subaylar yeterli
değildir” diye yazmıştır.  Aynı raporda Sebastiani, Fransa’dan
esinlenilerek oluşturulan Nizamı Cedit için “İmparatorluğun bütün İslamlarını
isyan ettirmiştir” notunu düşmüştür.


Bu olumsuz
koşullara rağmen, İstanbul’daki Fransız yanlılarının etkisiyle Napolyonla
ittifak kurulmuş,


Rus
Çarlığı’ile 1802’deki antlaşmaya aykırı olarak Eflak Beyi İpsilant,i ve Boğdan
Voyvodası Kostantini görevden alındı.  Bunun üzerine Ruslar Kasım 1806’da
Beserabya, Eflak ve Boğdan’a girdiler. Rus ordularını Silistre ve Yerköy’de
Alemdar Mustafa Paşa, İsmail’de Ayan Pehlivan Paşa ve Rusçuk’ta Kasım Paşa
tarafından durduruldular.


Bu savaş II.
Selim’in saltanatının sonuna giden olayların başlangıcı oldu. Rusya’nın
müttefiki İngilizlerin donanması 1807 Şubat’ında Çanakkale Boğazı’nı geçip,
İstanbul önüne geldi. Halkın savunma için harekete geçmesinden çekinen İngiliz
donanması şehre saldırmayı göze alamadı ve Çanakkale Boğazı’ndan biraz
hırpalanarak geri çekildi.


Halkın bu
kendiliğinden oluşan tepkisi İngilizlerle uzlaşma arayışında olan Bab-ı Âli’yi
de ürkütmüştü. Başkentteki huzursuzluğu patlamaya dönüştüren topçu yamaklarına
Nizam-ı Cedid üniforması giydirilmek istenmesi olmuştu.


Gündelik
hayatta kullanılan “gavur” eşyaları ve kumaşları problem olmazken ulemanın
aleyhteki propagandasıyla ordunun üniformaları problem olmuştu.  Gavur
üniformasına benzettikleri kıyafetleri giymek istemeye topçu yamakları
komutanları Raif Mahmut Paşa’yı parçalayarak, Kabakçı Mustafa önderliğinde 25
Mayıs 1807’de isyan ettiler.


Bab-ı Âli ve
Padişah olayın vahametini kavrayıp, mevcudu 20 bin olan Nizam-ı Cedid ordusunu
devreye sokamadılar. İsyana yeniçeriler ve esnafta katıldı.  29 Mayıs’ta
III. Selim tahttan indirildi. Yerine tahta IV. Mustafa geçti. Devlet yönetimine
padişah adına Şeyhülislam Ataullah Efendi ve Kabakçı Mustafa hâkim oldu.


Alemdar
Mustafa Paşa’ya vezirlik unvanını III. Selim yandaşları Alemdar’ın yanına
gittiler ve III. Selim’i tekrar tahta geçirmesi için ikna ettiler.


III. Selim’in
tahttan indirilmesi Napolyon’u da rahatlatmıştı. III. Selim’e verdiği sözleri
tutmasına gerek kalmamıştı. Rus çarı I. Aleksandr ile Tilsit’te görüştü. ‘de 7
Temmuz 1807 Aralarında barış antlaşması imzalandı. Napolyon, Osmanlı
İmparatorluğu’nun aralarında paylaşılmasını teklif etti.  Aralarında
İstanbul ve Çanakkale Boğazı’nın kimde kalacağı konusunda anlaşamadıkları için
bu plan hayata geçmedi.


Fransa,
Çarlıkla anlaşınca kaybeden yine Osmanlı oldu ve Ruslar’a taviz verilerek bir
antlaşmaya varıldı, Ruslar Eflak, Boğdan ve işgal ettikleri diğer Osmanlı
topraklarından çekileceklerdi.


Bu mütarekenin
ardından Alemdar Mustafa Paşa, İstanbul’da düzeni sağlamak için Sadrazam Musa
Paşa’yla anlaştı. Edirne’de Sadrazam ve Padişah IV. Mustafa buluştular ve
beraber İstanbul’a geçtiler.


Alemdar kısa
sürede İstanbul’da düzeni sağladı. İsyancı önderleri ve yağmacıları temizledi.
Alemdar’, Fransız yanlısı faaliyet gösteren 12 kişiyi idam ettirmiştir (Fatih
Ünal, “Aleksander Grigoreviç Krasnokutss’un Günlüğünden 1808 Yeniçeri
Ayaklanması ve Alemdar Mustafa Vakası”, Aktaran O. Sakin, Yeniçeriler, s.101)


Sadrazam,
Alemdardan cepheye gitmesini isteyince Alemdar şehri işgal etti ve tahta III.
Selim’i geçirmek istedi. Padişah IV. Mustafa, III. Selim ve Şehzade Mahmut’un
idamını emrettiyse de, Şehzade kurtarıldı ve II. Mahmut padişah olarak tahta
çıkarıldı. Böylece yeni bir dönem başladı.


Toprak
düzeninin bozulması:


Osmanlı
Devleti’nde feth olunan topraklar devletindi. Anadolu beyliklerinin tımarlarına
ve boyun eğen Hristiyan beylerinin tımarlarına el konulmamıştı. Onlar aynı
düzenlerini sürdürdüler.


Toprağın
başında olan sipahi, toprağın sahibi değildi. Devletin memuru pozisyonundaydı.
Reayaya ek vergi yükleyemiyordu. Toprak mülkiyetine karışmıyordu.
Topraklar,  işleyenin en büyük erkek evladına kalıyordu ve miras
bölünmüyordu. Tanzimat’a kadar kızlara kalmıyordu.


Rumeli eyaleti
33 bin tımarlı sipahi çıkarıyor ve bu açıdan etaletlerin en başında geliyordu.
Osmanlı vergi sistemi daha adil olduğu için gayrimüslim tebaa çabucak yeni
fatihleri benimsemişti. Toprağın işleyen veya varisleri tarafından satılamaması
ağalık sisteminin ortaya çıkmasına engel teşkil ediyordu.


Osmanlı
dirliklerinden 200 bin askerin çıktığını yabancı kaynaklar ileri sürüyor. Katip
Çelebi, Dustûru-ül amel eserinde bu rakamı 140 bin olarak veriyor. Osmanlı bu
şekilde hazineye ek yük getirmeden büyük bir ordu besliyordu. Tek sakıncasının
toplanma süresinin ayları bulmasıydı. Bu dönemde ulufeli (devletten maaş alan)
kapıkulu sayısı 41 bindi.


Bu sistem XVI.
Asırın ikinci yarısında bozulmaya başladı. Ayni Ali’ye göre; Lâcerm ve erbab-i
tımarın ihtilâline sebep olan iki maddedir: evvelkisi, padişahın dirliğine
mutasarrıf olan zuamâ (büyük zeamet sahibi) ve erbab- tımar sancağı askeri
olmayıp âhara (bir başkasına devir) koşuntu olduğudur. İkincisi, vaki olan
seferin yoklamaları mahfuz olup düsturülamel olmadığıdır (uygulama
prensibi)”(age.116).


Tımarların
valiler, saray halkı ve tevabii (yakınları) tarafından nasıl gasbedildiğini
Ayni Ali’den 25-30 yl sonra Koçibey (?-1650)ünlü layihasında şöyle
anlatmaktadır; “Nice yılyüz yıl mukaddem fetholunmuş kurâ ve mezarii (ziraat
yapılan yar) birer tarik (yol) ile kimin paşmaklık (saraylılar için-terlik
parası) ve kimin arpalık ve kimin temlik ettirip ve kendilerine tamam istiğna
(doyum) geldikten sonra her biri tevabiine (hizmetlilerine)  nice tımarlar
ve zeametler ettirilip erbaı seyfin dirliklerini kat ettiler” (age.116).


Tımarlı asker
sayısını azalırken ulufeli asker sayısı arttı. Doğal olarak hazine için kaynak
sıkıntısı doğdu ve tımarlı sipahi dirlikleri olan topraklar hazineye geçti.
Hazine topraklarında büyük çiftlikler doğmaya başladı, ağalar ortaya çıktı.
Daha sonra bu ağaların bir kısmı ayan olup yarı bağımsız hükümdarlık,
derebeylik oldular.


Tımarlı
sipahiler azalıp ulufeli asker sayısı artınca hazinenin açığı hızla artmaya
başladı. 1564’de hazinenin açığı 60 yükten ibaretken (bir yük yüz bin akça),
1650’de 1543 yüke çıkmıştı. Bu sırada ulufeli askerin yekûnu yüz bine yükselmiş
bulunuyordu. (Dustûru-ül amel, s, 131-134)


1768’de Rusya
ile savaş başladığında zaman orduda sadece 20 bin cebelû kalmıştı. 1787-1792
seferinde cepheden kaçan Anadolu tımarlıların tımarları 1791 yılında cezaen
irad-ı cedid hazinesince zaptolundu.


1792’de on
keseden fazla olan tüm dirliklere el konuldu ve dirliklerin usulüyle
işletilmesine karar verildi.  Dirliklerin iltizam usulü işletilmesine
Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Rüstem Paşadan itibaren başlamıştır. Cevdet
Paşa, bu usulün vahim neticelerini maruzat adlı eserinde yazmıştır.


1831’den sonra
bütün tımar ve zeametler devlete geçmiştir. Daha sonra bu topraklar “icar-ı
muaccele” denilen peşin para ile kiraya verildi.


Reaya /
köylüler asırlardır işlettiği topraklarda ağaların kiracısı durumuna düştü. Ağa
ve ayan sınıfı doğdu. Padişah II. Mustafa zamanında ayanlık devletçe tanınan
bir müessese oldu. XVII: asrın sonunda imparatorluk hemen fetihten önceki
feodal anarşi haline döndü (age. S, 120)


Osmanlının
toprak sisteminin bozulması Ö. Lütfü Barkan, Halil İnalcık ve birkaç tarihçi ve
Mustafa Akdağ tarafından incelendi. Toprak düzeni bozulup, sarayın ve ordunun
maliyeti arttıkça Anadolu’daki Türkmenlerin derbent, kale muhafızlığı ve
benzeri ayrıcalıkları ortadan kaldırıldı. Buna Türkmenlerin ve küçük tımar
sahiplerinin, suhtelerin tepkisi 1600’lü yılların başında etkisi zirveye varmış
olan Celali isyanları oldu. Anadolu yandı, yıkıldı. Ticaret, üretim zayıfladı.
Halk dağlara sığındı. İsyanlar Kuyucu Murat Paşa’nın yüz bin yetişkin Türkmen’i
öldürtmesiyle bastırabildi. İsyanlarda ölenlerin dışında açlık hastalık ve
kıtlıktan yüz binler öldü. Bu tarihten sonra Anadolu’da nüfus hızla azaldı.


Avrupa’nın
hızla merkezileştiği asırlarda Osmanlı feodalleşti.


Ağalar,
ayanlar devletin aldığı vergiden fazlasını reayadan alıyorlardı. Bu durum hızla
reayayı fakirleştirdi. Hastalık, açlık ve kıtlık kol gezmeye başladı.
İmparatorluğun Müslüman nüfusun artış hızı vergileri nispeten daha düzenli olan
gayrimüslim nüfusun artış hızının altında kaldı. Anadolu’ya gelen seyyahlar
Müslüman köylerin sefalet içinde olduğunu yazarken, gayrimüslim reayanın
yaşadığı köylerin bakımlı olduğunu yazarlar.


Osmanlı
Devleti ağalara göz yummak zorunda kaldı. Vergi ve asker toplamak için ağalara
ihtiyaç vardı. Diğer yandan Hristiyan köylü ağa zulmü altında ezilirken
milliyetçi söylemlere daha çok kulak verdi. Slav ağalarda (çorbacılar) halkın
tepkisini Osmanlı devletine yönelttiler. Tanzimat ve sonraki ıslahat fermanları
köylünün üzerindeki yükü fazla hafifletmedi.


Angarya
kaldırılınca Bosna’da Müslüman ağalar isyan ettiler. Balkanlardaki Hristiyan
reayanın ayaklanma sebebi Halil İnalcık’ın tespitlerine göre aşırı vergiler ve
miri toprak satın alamamaydı. 1848’de Bulgaristan’ı dolaşan Fransız memurları
en büyük şikâyetin “vergi” olduğunu yazalar. Fransızlara göre vergi memurları
keyfi davranıyorlardı. Bu durum Anadolu için de geçerliydi


Tanzimat
Fermanı’nın Osmanlı Devleti için yeni bir isyan ve kargaşa devrini açmıştır diyebiliriz.
Balkanlarda ve Doğu Anadolu’da durumunun süratle iyileşmesini isteyen reaya ve
Halil İnalcık’ın ifadesiyle, “diğer taraftan müktesep içtimai vaziyetleri
dolayısıyla rejime uymayan sınıflar ve zümreler, daima hoşnutsuzluk
göstermekten ve bunu isyana kadar götürmekten çekinmiyorlardı”.


Osmanlı’daki
nüfus sorununa değinen bir yazarımız da Kemal Karpat’tır. Karpat, 1850-1914
yılları arasında çoğu Hristiyan Arap 1.200.000 yetişkinin Amerika ve Avrupa’ya
göç ettiğini yazar.


Verginin
iltizam usulüyle toplanması cumhuriyetin ilanına kadar sürmüştür.


Kısacası
yeniçerilerin evlenmeleri, geçim sıkıntısına girmelerine yol açtı. Yeniçeriler
geçim sıkıntısını gidermek için esnaflığa başladılar ve zamanla savaşma
kabiliyetlerini yitirdiler. Tımar sisteminin bozulması ordunun maliyetini
arttırdı. Diğer yandan da sarayın giderleri çok hızla arttı.  Bunlara
bağlı olarak devletin vergi sistemi çöktü. Vergi toplama sistemi iltizama
geçince çiftçiler iflas etti ve bu sebepten köyler tarımsal gelişmelerin
dışında kaldılar. Mültezim zulmü yer yer isyanlara sebep oldu. Hazine açıkları
düşük akçeyle kapatılmaya çalışıldı.


Güç kazanan
ulema yeniçeri isyanlarına destek verdi, önderlik etti. Ulemadan Şeyhülislam
Feyzullah Efendi ve Sultan II. Mahmut döneminde Halet Efendi ülkeyi diktatörce
yönettiler. Yeniçeri Ocağı kapatıldı, Bektaşilik yasaklandı ve Nakşibendilik
Sultan II. Mahmut tarafından neredeyse resmi mezhep haline getirildi.


Bugün paralı
ordu fikrini öne sürenlere bunun getireceği mali yükü düşünmelerini öneririm.


KAYNAKÇA


-Allen,
W.E.D.1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi, Ankara-1966,


-Avcıoğlu,
Doğan, Türklerin Tarihi, İstanbul-1982


-Berkok
İsmail; Tarihte Kafkasya, İstanbul-1958


-Bıyıklıoğlu,
Tevfik Trakya’da Milli Mücadele Ankara, 1992


-Bi Mahmut;
Kafkas Tarihi, Ankara-2011


-Carthy,
Justin Mc, Sürgün ve Ölüm, İstanbul-1995


-Galland,
Antoine, İstanbul’a ait Günlük Hatıralar I (1672), Ankara-1998, TTK Yayınları


-Gözütoklu,
Murat, Musul Özdemir Harekâtı, İstanbul-2008


-İmbert, Paul,
Osmanlı İmparatorluğunda Yenileşme Hareketleri, İstanbul, (Basım yılı yok)


-İnalcık,
Halil Osmanlı İdare ve Ekonomi Tarihi, İstanbul-2011


-İnalcık,
Halil Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, İstanbul-2000


–İnalcık,
Halil, Devlet-i Aliye I, İstanbul-2010


– İnalcık,
Halil, Devlet-i Aliyye-III, İstanbul-2016


-İpek, Nedim,
Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleri, Ankara-199


-Kocacık,
Faruk, Balkanlar’dan Anadolu’ya göçler (1878-1890), İstanbul-1980


-Mantran,
Robert, Osmanlı Tarihi, İstanbul-1995


-Özden, Hilmi-
Öz, Semih, Türk Okçuluk Tarihi, İstanbu2015, UKİD Yayını


-Sakin, Orhan,
Yeniçeri Ocağı Tarihi ve Yasaları, İstanbul-2011, Doğu Kütüphanesi


-Silahdar
Tarihi, Mustafa Nihat Özon, Ankara, Akba Kitabevi


-Smirnov,V. D,
Osmanlı Dönemi Kırım Hanlığı, İstanbul-2016


-Şikorad,
A.B,Osmanlı-Rus Savaşları. İstanbul-2103


-Tolstoy,
Tolstoy’un Gizli Raporlarında Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul-2016, Yeditepe
Yayınları


-Uzunçarşılı,
İsmail Hakkı, Kapıkulu Ocakları I-II, Ankara-1998, TTK Yayınları


-Uzunçarşılı,
İsmail Hakkı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilatı, Ankara-1998, TTK Yayınları

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER