SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & MİTOLOJİ & SANAT TARİHİ & NOSTALJİ DÜNYASI

TARİH /// Ekrem Hayri PEKER : Osmanlı tahtına göz diken Giraylar

TARİH & TARİHİ ESERLER & ARKEOLOJİ & MİTOLOJİ & SANAT TARİHİ & NOSTALJİ DÜNYASI
Bu haber 12 Ağustos 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


Ekrem Hayri PEKER : Osmanlı tahtına göz diken Giraylar


14
Nisan 2019


Tarih boyunca
Türk devletlerinin yıkılma nedenlerinin başında saltanat kavgaları gelir.
Veraset konusu kurallara bağlanmamıştır. Hanedan mensubu her fert, tahtın doğal
adayıdır. Güçlü kişiler tahta geçmediyse bitmez tükenmez taht kavgaları başlar.


Türk
devletlerinin tarihi kuruluş döneminden sonra bitip tükenmez bir iç savaş
döngüsü başlar. Ta ki devlet yıkılana kadar bu kavga sürer.


Batıda veraset konusu
katı kurallara bağlanmıştır. Üstelik bey, kral, imparator… Her kimse tek
eşlidir. Bu eşten doğan çocuklar erkek kız fark etmeden varis olurlar. Erkek
oğul yoksa kız varistir. Hükümdarın en büyük erkek evladı varistir. Hiçbir
kardeşin ölüm olmadıkça tahtta hakkı yoktur. Grandük veya dük unvanı verilir,
eşinden miras gelmediyse kayda değer bir toprak verilmez.


Hükümdarın başka
bir kadından (metres, sevgili…) olan erkek veya kız çocuklarının tahta hiçbir
hakkı yoktur. Kilisenin de destek verdiği bu düzen oturduğu için kolay kolay
hanedan değişmez.


Osmanlının
kuruluşunda aynı sıkıntıların yaşandığını görüyoruz. Osman Bey, komşularına
karşı izlenecek politika konusunda görüş farklılığına düştüğü amcasını öldürür.
Osman Gazi ölünce, komutanlar ve dervişler ağırlık koyarlar; ağırlık ağabeyi
değil, kardeşlerden Orhan Gazi’yi beylik tahtına çıkarır.


Sultan I.Murat’a
evladı Savcı Bey isyan eder, hem de Bizans tahtının varisiyle. Kosova
Savaşı’nda düşmanı kovalayan Şehzade Yakup’a, “Baban çağırıyor” denilir, sonra
öldürülür. Adamları oğlunu Macaristan’a kaçırırlar. Büyüyen şehzade taht için
şansını denemek isterse de Hristiyan olması yüzünden başarılı olamaz.


Yıldırım Beyazıt’ın
Ankara Savaşı’nda yenilip, esir düşmesinden sonra fetret devri diye anılan bir
dönem yaşanır. Çelebi Mehmet, kardeşlerini bertaraf ederek tahta çıkar. Sağ
kalan yeğenlerinin gözlerini kör eder.


Benzer olayların
devam ettiğini söyleyelim. Kuruluş döneminden I. Selim’e kadar Balkanlar’a
çıkan her şehzade buradaki akıncı beyleri ve halktan destek bulmuştur. Fatih
Sultan Mehmet’e, yeniçerilerin “Kardeşin Orhan’ı biliyoruz” demesi silahlı
gücün ve bu gücü arkasına alan bürokrasinin sultanı belirleyecek bir güce
ulaştığının bir işaretidir.


Şehzade Selim
babası II. Beyazıt’a isyan eder. Öncesinde abisi Şehzade Korkut, Mısır’a
sığınmış ve sonra geri dönmüştür. Şehzade Korkut’tan önce Fatih Sultam
Mehmet’in oğlu Şehzade Cem Mısır’a sığınmıştı. Türkmenler tarafından “Yavuz”
lakabı takılan Sultan Selim, tüm kardeşlerini ve üçü haricinde yeğenlerini
öldürtür.


Şehzade Ahmet’in
İran’a sığınan oğlu Şehzade Murat’a, Şah İsmail büyük ilgi gösterir. Şah,
şehzadeyle beraber ava çıkar. Fakat bir gün şehzadenin öldüğü haberi yayılır.
Tarihçi Lütfi Paşa,  Şehzade Murat’ın Şah İsmail tarafından öldürüldüğünde
ısrarcıdır. (Lütfi Paşa, s, 207, Tevarih-i Âl-i Osman. Aktaran, Haldun Eroğlu,
Osmanlı’da Muhalefet, s, 148)


Bir müddet sonra
şehzadenin ölmeyip İran’dan kaçıp Amasya’ya geldiği söylentisi çıktı. Bu haber
Sultan Selim’i endişelendirmişti. Sultan Selim, bu endişesinin nedenini soran
nedimi Hasan Can’a; “Şerirler ve eşkıya güruh, fitne ve fesada bahane isterler.
Böyle işi sıkı tutmayınca, güzel memleketimizde fesat berteraf olmaz. Bu
ihtimamdan sonra, eşkıya bundan böyle harekete yol bulamaz. Sonumuz intihaldir.
Şimdi dikkatleri biz etmezsek, saltanat evladımıza intikal ettiğinde, reaya ve
berâyâ âsud ve rahat olma ihtimalini yitirir” cevabını vermiştir. (Haldun
Eroğlu, Osmanlı’da Muhalefet, s, 148)


Yapılan tahkikat
neticesinde sahte şehzadenin kısa bir süre önce Üsküdar’da öldüğü
anlaşılmıştır.


Şehzade Ahmet’in
oğlu Murat, İran’a kaçarken Alaeddin Ali ve Süleyman Mısır’a kaçtılar. Bu iki
şehzade 1513 yılında Kahire’de çıkan veba salgınında öldüler ve Kahire’ye
defnedildiler. Cenaze namazlarına Memlük Sultanı Kansu Gavri’de katıldı.(
Haldun Eroğlu, Osmanlı’da Muhalefet, s, 147)


Sultan Ahmet’in
Kasım adındaki oğlu Haziran 1516’da lalasıyla beraber Mısır’a sığındı. Memluk
Sultanı Kansu Gavri, şehzadeyi himayesine alıp, Kahire’ye getirdi.


Tarihçi İbn
İlyas, “Bedâyiü’z-zühur fi vekayii’d-dühur” adlı eserinde Sultan Selim’in
Şehzade Kasım’ın hayatta olmasından büyük endişe duyduğunu ordusunun şehzade
tarafına geçmesi ihtimalinden endişe ettiğini yazar. (Aktaran, Haldun Eroğlu,
Osmanlı’da Muhalefet, s, 149)


Mercidabık
Savaşı’nda Şehzade Kasım’da bulunur. Savaştan sonra Memluk güçleriyle beraber
Kahire’ye döndü. Ridaniye Savaşı’na yeni Memluk sultanı Tomanbay’ın emrine
verdiği bir birlikle ve Osmanlı bayrağı ile katılır.


Savaştan sonra
şehzade saklanır. Sultan Selim döndükten sonra sığındığı kişi tarafından
Osmanlı güçlerine ihbar edildi. 30 Ocak 1518’de Mısır’da idam edildi. (Haldun
Eroğlu, Osmanlı’da Muhalefet, s, 151) Bütün bunların ışığında Sultan Selim’in
Mısır’a saldırısının arkasında kaçan şehzadelerin sığındığı bir ülkenin olması
yattığını söyleyebiliriz.


Osmanlı
topraklarının dışına kaçabilen son şehzade Beyazıt oldu. Onun ve evlatlarının
sonu abisi Şehzade Selim’in gönderdiği cellâtların elinden oldu.


Yaşlanan sultan,
(1494 doğumlu) oğlu Mustafa’yı tehlikeli bulmuştu. Yeniçerilerin “Padişah
yaşlı” diye mırıldanmaları 1553’de Şehzade Mustafa’nın sonunu getirir. Padişah
III. Mehmet, Celali isyanlarını bastırmak için kendinden ordu isteyen oğlu
Şehzade Mahmut’u boğdurur.


Sultan I. Ahmet
(saltanatı, 1603-1617), veraset sistemini değiştirir, “Ekber ve Erşad” evlat
kuralını getirir. Şehzadeler, sancağa gönderilmeyip, sarayda hapsedilirler.
Ulema ve ordu, deneyimsiz padişahları istediği gibi yönlendirir desek abartı
olmaz. Padişahlar ağırlık koymak istedikleri zaman devrilirler. Padişah Genç
Osman’ın(saltanatı,1618-1622), IV. Murat’ın (saltanatı, 1623-1640) kardeşlerini
öldürtmelerinin ardında bu korku vardır.


Fatih’e
İstanbul’daki kardeşin hatırlatan yeniçeriler, padişahların isyanlarla sürekli
tahttan indirildikleri, çocuk yaşta tahta çıktıkları, kimisinin çocuksuz öldüğü
1600’lü yılların kargaşasında Osmanlı tahtına varis olarak Kırım giraylarını
hatırlatmaları şaşırtıcı olmaz.


***


Altınordu Devleti
dağılınca aynı Cengiz soyundan gelen Hacı Giray, Litvanya Dükalığı’ndan yardım
alarak 1449’da Kırım’ı ele geçirip, Kırım Hanlığı’nı kurdu.


Osmanlı Kafkas
ilişkilerinin başlaması Fatih Sultan Mehmet’in ipek yolu üzerinde yer alan
Kefe’nin ele geçirilmesiyle başlamıştır. Fatih, 1461 yılında Amasra, Sinop ve
Trabzon’u fetih ederek Karadeniz ticaretini kontrol altına almıştı.


1475 yılında
Gedik Ahmet Paşa’nın yönetimindeki donanma ve kara ordusu Kefe’yi kuşattı. Ağır
bombardımana tutulan kale 4 gün sonra teslim olmuş. (Aşıkpaşazade, S.182)
Kefe’yle beraber Cenevizlilerin elindeki Kerç, Soğdak, Balıklava, Azak, Taman,
Menkup ve İnkerman gibi küçük hisarlarda teslim alınır. Kırım tahtına da
Kefe’de Cenevizliler tarafından zindanda tutulan Mengli Giray zindandan
çıkarılır. Mengli Giray, Fatih’in desteğiyle Kırım Hanı olur.


Mengli Giray kızı
Ayşe Hatun’u I. Selim ile evlendirmiştir. Sultan Selim, bir kızını Mengli
Giray’ın oğlu Saadet Giray (1514-1532) ile evlendirmiştir.


***


Türk paşaların
entrikalarıyla Kırım tahtını ele geçiren Gazi-Giray, Saadet-Giray’ın oğlu
Nureddin Devlet-Giray’ı da öldürtmüştür. Devlet-Giray’ın oğlu Şahin-Giray
Çerkesya’ya, diğeri Mehmed Giray Anadolu’ya kaçmıştı. Kısa bir süre sonra
kalgay Selamet-Giray da Anadolu’ya kaçmış ve orada önce Karayazıcı, sonra da
kardeşi Deli Hasan’ın isyanına katılmıştır.


Sultan Ahmet,
Gazi Giray’ın hunharlıklarının faturası onu tekrar hanlık koltuğuna oturma
yolunu açan Sadrazam İbrahim Paşa’ya kesilmişti. Sultan, sadrazamlığı başkasına
vermişti.


Gazi-Giray’la
Bab-ı Ali arasında gâh hasmane, gâh dostane ilişkiler, hanın ölümüne kadar
sürdü gitti. Fakat bu arada, her iki tarafın da kendi derdi kendine yettiği
için, bu ilişkileri düzeltme yolunda herhangi bir adım atılmadı. Bab-ı Ali,
Anadolu vilayetlerinde Celalî isyanlarıyla uğraşıyordu. Asi Karayazıcı ölünce
isyancıların başına kardeşi Deli Hasan geçti.


Gazi-Giray
öldüğünde Tatar beyleri Mart 1608’de oğlu I. Tohtamış Giray’ı tahta çıkardılar
ve tarihçilerin kaydına göre bu işi eski Türk geleneklerine uygun olarak
yaptılar. Şirin, Barın, Selciut ve Mansur kabile beylerinden oluşan Dört karaçu
/ karaci, Tohtamış Giray’ı bir keçenin üzerine oturtarak, dört bir yanından
tutup kaldırdılar ve kabul meclisi salonunun divanına kurulan tahta götürdüler.
Türk tarihçiler doğrudan doğruya Tohtamış Giray’in tahta çıkarılmasında
babasının ağalarının oğlunun Bab-ı Ali tarafından tayiniyle ilgili babalık
vasiyetinin bulunduğunu söylemelerinin etkili olduğunu belirtmektedirler. Yine
de Tatarlar üç gün kadar sonra Bab-ı Ali’ye özel bir elçi göndererek Tohtamış
Giray’ın tahta çıkarıldığını belirtip, önceki sultan fermanının onun han olarak
tayini için yenilenmesini talep etiler.


Asi Deli Hasan,
affedilip Bosna beylerbeyi yapıldıktan sonra affedilen Selamet Giray ve Mehmet
Giray dört buçuk yıl geçirecekleri Rumelihisarı’nda hapsedilirler. Muhtemelen
bu ikisi çok tehlikeli görülmedikleri için infaz edilmeleri belirsiz bir tarihe
ertelenmişti. Daha sonra bu giraylar affedildiler.


Sultan III. Murat
1595 yılında ölünce yeni Osmanlı bürokrasisi Gazi Giray’ın vasiyeti dikkate
almamış, Tohtamış Giray’ın Kırım tahtından alınmış ve sarayındaki bazı nüfuzlu
kişilerin destekleriyle Rumelihisarı’ndaki iki tutukludan Selamet Giray ve
Mehmet Giray birisi han, diğeri kalgay yapılmıştı. (s,293). Selamet-Giray deniz
yoluyla Kırım’a giderken, kardeşi Mehmet Giray’ı belki yolda Tohtamış’la
karşılaşır düşüncesiyle kara yoluyla göndermişti. Görevden alınan Tohtamış Han,
karayoluyla İstanbul’a gelirken kardeşi Selamet Giray tarafından yolunu
kesmekle görevlendirilen Mehmet Giray Akkerman yakınlarında Tohtamış Han’a
saldırır ve kardeşiyle beraber öldürür. (s,295)


Kalgay yapılan
Mehmet Giray pek rahat duramaz. Aradan bir yıl bile geçmeden hana karşı
tavırlar almaya başlar. Selamet-Giray’ın kendisini ortadan kaldırmayı kafaya
koyduğunu öğrenen Mehmet Giray, kardeşi Şahin Giray’la anlaşarak hana karşı
isyan bayrağı açarlar. Birkaç çatışmadan sonra asi kardeşler ülke dışına
kaçarlar. Kalgay Canibek Giray han tahtına oturur.


Bu iki kardeş,
tahtı Selamet Giray’ın elinden almak için giriştiği bir iki başarısız denemeden
sonra, Akkerman yakınlarında, Ruslara komşu oldukları bir yeri kendilerine
karargâh edindiler. Kendilerine iltihak eden Tatarlarla birlikte Rus
topraklarına akınlar düzenliyor ve ele geçirdikleri esirleri satıyorlardı.
Ganimete ve yağmaya susamışlık, kısa sürede onların yanında kalabalık bir Tatar
grubunun toplanmasına zemin hazırladı ve hatta hanın ordusunda dahi onların
safına geçme temayülleri belirdi. Bu durum yeni han Canıbek Giray’ı
endişelendirmişti, ama onlar Rus ve diğer halklara mensup esirler almayı ve
onları Akkerman’da satmayı sürdürdüler. Bu durum karşısında han, onların bu
haydutluklarına bir son verme kararı aldı. Han, üzerlerine yürüdü. Akkerman
yakınlarında vuku bulan çarpışma hanın üstünlüğüyle sonuçlandı. Asi kardeşler
tekrar taraftarlarını toplamaya giriştiler.


Mehmet Giray, o
Sadrazam Nasuh Paşa’ya meylederek sultana itaat arz etmeyi kendisi için daha
yararlı buldu. Nasuh Paşa, Mehmet Giray’ı Edirne davet etti. Sultan Ahmet,
Edirne civarında avlanırken şahinini bir kartalın üzerine saldı. Mehmet Giray
da hiçbir şeyden haberi olmadan yakındaki bir tepenin arkasından şahinini aynı
kartal üzerine saldı. Sultan buna çok öfkelendi ve kendi ganimeti üzerine şahin
gönderenin kim olduğunu sordu. Sonra çevresine bakınma bir tepe üzerinde
yanındaki 40-50 kadar Tatarla aynı bölgede avlanmakta olan Mehmet Giray’ı
gördü. Sultan Ahmet, Mehmet Giray’ın tutuklanıp Yedikule zindanlarına
kapatılmasını emretti. Nâimâ’nın kaydına göre, daha sonra idam edilen Nasuh
Paşaya yapılan suçlamalar arasında Edirne’deki av partisinde onun Mehmet Giray
lehine takındığı tavrın da rol oynadığı belirtilmektedir.


Mehmet Giray
padişahın gazabına çarpılıp hapse atıldığında kardeşi Şahin Giray Kili
kalesindeydi. Onu tutuklaması için biri gönderilmiş, fakat o bazı adamlarıyla
birlikte kaçıp Şah Abbas’a sığınmıştı. Mehmet Giray hapiste yatarken
İstanbul’da olup bitenleri dört gözle takip ediyordu. I. Mustafa’nın tahtından
indirilip 1617 de II. Osman’ın tahta çıkarılışı esnasındaki endişeli
koşuşturmalar ona kaçmak için iyi bir fırsat hazırlamıştı ve yeni sultanın
cülus töreni sırasında daha önceden konuştuğu Halef mirza ona kaçmak için atlar
hazırlamıştı. Hemen arkasından karadan ve denizden adamlar çıkarılmış ve Mehmet
Giray Pravadi’de yakalayarak sultana getirilmişti. Sultan onu sıkı bir şekilde
sorguladıktan sonra tekrar Yedikule’ye atıldı, oradan da Rodos’a gönderildi.
Kırımlı tarihçiler Mehmet Giray’ın maiyetinde bulunan 30-40 kadar kişinin
tamamının infaz edildiğini belirtmektedirler.


Mehmet Giray
hapiste bulunduğu günlerde daha sonraları sadrazam olup onun hanlık tahtına
çıkmasına yardım eden Mere Hüseyin Paşa ile yakın dost olmuştu. Bu arada
Canıbek Giray Türklerin yanında İran seferine katılmış ve bir varlık
gösterememişti. Türklerin mağlubiyetinde en önemli rolü şimdi kendi Tatarlarına
karşı İran ordusunda savaşan Şahin Giray oynamıştı. Şahin Giray kısa süre sonra
bunu telafi ederek Lehistan seferi sırasında büyük yararlılıklar sergileyecek
ve özellikle II. Osman’ın 1621’de düzenlediği seferde sultanın dikkatini
çekecek kahramanlıklar ortaya koyacaktı.


III. Mehmet Giray
(1623-1627) hemen İran’dan kardeşi Şahin Giray’ın geri gönderilmesi için
yazışmalara girişti ve o geldikten sonra Bâb-ı Ali’nin oluru ile kalgay olarak
atadı. Rivayete göre Şahin-Giray’ın ayrılışı sırasında hamisi Şah Abbas’la tam
da onun maceraperest ruhunu ve arsızlığını yansıtan bir konuşma geçmişti. Şah
Abbas, Şahin Giray’ı uğurlarken elini tutup şaka yollu, “Peki padişah seni
üzerimize gönderirse, bizimle çarpışacak mısın?” diye sormuş, o da gayet pişkin
bir şekilde, “Kurt kuzuyu görür de sabredebilir mi? Şahin de bir güvercin
görürse onu tutmak ne mümkün?” cevabını vermiş.


Bab-ı Ali sürekli
sahil şehirlerini yağmalayan ve yakıp yıkan Kossaklarla uğraşmaktaydı. Kossak
belasını defetmek için Bâb-ı Ali Mehmet Giray’a ferman üstüne ferman
gönderiyor. Sultanının fermanlarına pek kulak asmıyordu. Gerek hana ve gerekse
kalgayı olan kardeşi Şahin Giray’a karşı girişilen birkaç müracaatın arkasından
Bâb-ı Ali’nin sabrı tükendi ve tekrar Il. Canıbek-Giray han tayin edildi. Hasan
Paşa adlı vezirin ve diğer ayanların refakatinde Canibek Giray bir gemiye
bindirilerek Kırım’a götürüldü.


Fakat Canıberk
Giray iki kardeşin öyle bir direnişiyle karşılaştı ki muhtemelen Bab-ı Ali dahi
böyle bir muhalefet beklemiyordu. Her iki kardeş, savaşmak için ordularını
toplamış ve hazırlanmışlardı. Hasan Paşa durumu Bab-ı Ali’ye rapor ederken,
Canıbek, Kefe’de İsmail Paşa’nın Varna’dan bir filoyla gelişini beklemek üzere
Ali Kadı adında birinin evine misafir olmuştu. Bu arada padişahın fermanına
uygun olarak Mehmet Giray’ın teslim olması için Kefe’den toplar ve Tatar
askerleri getirilmişti.


Giraylar bu
sözlere kulak asmazlar. Osmanlı ordusunu bozguna uğratırlar. Kefe’yi ele
geçirirler. Osmanlı ordusunda kendilerine karşı savaşan Kantemir Mirza’nın
ailesini işkence ile öldürürler. Şahin Giray bu galibiyetten sonra Tuna’yı aşar
ve Tuna’nın her iki yakasını yağma etmeye başlar. Ailesinin intikamını almak
isteyen Kantemir Mirza, padişahın izniyle otuz bin tatar savaşçıyı yanına
topladı. İki giray, 1625 yılında Tuna sahilinde karşılaştılar. Şahin Giray
bozguna uğradı. (Smirnov, V.D., Osmanlı Dönemi Kırım Hanlığı ,s, 307)


Buna rağmen
Mehmet Giray saltanatını sürdürdü. Şahin Giray Özü boyundaki Kossaklara
sığındı. 1627’de Kırım tahtına Canibek tekrar getirildi. Bunun üzerine Mehmet
Giray’da kardeşinin yanına sığındı. İki giray, Kossaklarla Kırım’ı yağmaya
başladılar. Bir akında Mehmet Giray öldürüldü. Şahin Giray kaçtı. Beş yıl Kırım
ve Kafkasya’da çeşitli yerlere saldıran Şahin Giray, beş yıl sonra İstanbul’a
gelerek IV. Murat’tan af diledi. Affedilen Şahin Giray, 1631’de Rodos’a
sürüldü. IV. Murat’ın ölümünden sonra tahta çıkan sultan İbrahim’in emriyle
idam edildi.


*


Güçlü hanlara,
ateşli silahlara ve toplara sahip bir ordudan yoksun olan Kırım Hanlığı sık sık
Rus istilasına uğramaya başladı. Kırım Hanlığı’nın 1774’de Küçük Kaynarca
Antlaşması’yla sözde bağımsızlığının ardından Rus Çarlığı’nın kontrolüne
girmesi ve ardından 1783 yılında ilhakından sonra Kırım girayları unutulup
gittiler. Balkanlara yerleşen giraylar Osmanlı kayıtlarına sadece adli vaka
olarak geçtiler. Sultan Giray, Çiftliğinden geçirilen ve hazineye vergi olarak
götürülen sürüye el koyduğu için yirmi kişilik maiyetiyle Limnos adasına
sürülür. (Smirnov, V.D., Osmanlı Dönemi Kırım Hanlığı, s,643)


1791-92
yıllarında Tuna Nehri civarında haydutluk ve yağma olaylarının arkasından
giraylar çıkar. Şumnu’da Mehmet Giray ve Kırkkilise’de (Kırklareli) Selamet
Giray, haydutlarla işbirliği yaparlar ve soygundan ele geçen malları
bölüşürler. Bunun üzerine üzerlerine kuvvet gönderilerek cezalandırılırlar.
(Smirnov, V.D., Osmanlı Dönemi Kırım Hanlığı, s,643)


KAYNAKÇA:


  • Akdes,
    Nimet Kurat, IVXIII. Yüzyılda Karadeniz’in Kuzeyinde Türk Devletleri,
    Ankara1972,TTK
  • Akdes,
    Nimet Kurat, Türkiye ve İdil Boyu, Ankara2011, TTK
  • Allen,
    David W.E,Muhteşem Süleyman Zamanında Türk Dünyası
  • Aşıkpaşazade,
    Hazırlayan Nihal Atsız, İstanbul1970, 1000 Temel Eser
  • Babinger,
    F, Fatih Sultan Mehmet ve Zamanı, İstanbul2003
  • Eroğlu,
    Haldun, Osmanlı’da Muhalefet, İstanbul2016, Bilge Kültür Sanat
  • Fischer,
    Alan, Kırım Tatarları, İstanbul2009, Selenge Yayınları
  • Goodwin,
    Jason, Ufukların Efendisi Osmanlılar, İstanbul1999, Sabah Kitapları
  • Hammer,
    Büyük Osmanlı Tarihi, İstanbul, Sabah Kitapları
  • İdrisi
    Bitlisi, Hest Behişt, VII. Ketibe, Fatih Sultan Mehmet Devri, Ankara2013,
    TTK
  • İnalcık,
    Halil, Devleti Aliyye I, İstanbul2010, T. İş Bankası Kültür Yayınları
  • İnalcık,
    Halil, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, Ankara2014, TTK
  • İnalcık,
    Halil, Osmanlı İmparatorluğunun Ekonomik ve Sosyal Tarihi (13001600) C. I,
    İstanbul2000, T. İş Bankası Kültür Yayınları
  • Selaniki
    Mustafa Efendi, Selaniki Tarihi, Ankara1999, TTK
  • Ostrogorski,
    Georg Bizans Devleti Tarihi Ankara2011, TTK
  • Oruç
    Bey Tarihi (Haz. Nihal Atsız), Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul
  • Smirnov,
    V.D., Osmanlı Dönemi Kırım Hanlığı, İstanbul2016, Selenge Yayınları
  • Yabubovski,
    Yu, Altınordu ve Çöküşü, Ankara2000, TTK
Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER