Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


EKREM HAYRİ PEKER : Boğanın
boynuzları – Sümerler – “Tarih Türklerle Başlar”


27
Mart 2018 Salı


İngiliz Arkeoloji
Enstitüsü profesörlerinden Harriet Crawford’un Sümer ve Sümerler üzerine
yazdığı bir kitabı okudum. Yazar Sümerlerin Türk kökeni ve Batı Türkistan,
bugünkü Türkmenistan bağlantısına hafifçe değinip, daha çok Sus-Elam
uygarlığıyla bağlantı kurmaya çalışmış. Oysa kitabının bazı bölümlerinde yazdıklarının
bir kısmı kendisini yalanlıyor, savunduğu tezini çürütüyor.


Aynı anlayışı
Hititler üzerine kitap yazmış bulunan İngiliz arkeoloji enstitüsünde 
görevli araştırmacılar görmüştüm. Batılı tarihçilerinden J.G.Macquen’in
Hititler ve Hititler çağında adli eserinde kendi ırklarını, medeniyetini İran’a
bağlama çabası, üstün ırk safsatalarıyla Hitler’i Almanya’da iktidara
getirmişti ve Hitlerde Ani ırkı dünyaya hâkim kılmak için tarihin en kanlı
savaşını başlatmıştır.


İsveç tarihinin
kurucusu kabul edilen, Pr. Sven Lagerbringin ‘’İsveçlilerin ataları Türktür.
Avrupa’da birçok krallıklar (Norveç, Danimarka, Saksonya, Westfalen, Fransa ve
İngiliz) Odin’in çocukları soyundan gelmektedir’’ Sözleri unutulmak
istenmiştir. Oysa bugün Türkler’in, Kafkas kökenli Halkların izlerine
İngiltere’de, İspanya’da, Cezayir’de rastlamak mümkündür. Bask halkının Kafkas
kökeni tarihçiler arasında tartışılmaz bir gerçek haline gelmiştir.


Lagerbring eski
İsveççe, Almanca, Danca dillerinin temelini Tirkrar(Türkler)’ların konuştuğu
dilin oluşturduğunu iddia eder. Odin bölgeye büyük ihtimalle İsa’dan önce
gelmiştir.


Sarı denizden
Macar ovalarına  kadar uzanan bölgedeki Türk varlığı nedense görülmek
istenmez. Proto-Türk veya ilkçağ Türklerinden geriye Balkan gibi isimlerin
kalmasını, İsveç Sagaları ve Almanların meşhur destanı Nibulungen’in bazı
bölümlerinde Türk isimlerinin  isminin geçmesini nasıl açıklayacağız?


Ünlü tarihçi
L.Gumilev bunu şöyle açıklıyor,’’Dünya tarihi içinde, kadim Türk halklarının ve
kurdukları devletlerin tarihi incelendiğinde şöyle bir soru sormak lazım
gelmektedir: Türkler neden ortaya çıktılar ve neden katiyen torunları olmayan
müteakip birçok millete kendi isimlerini bırakarak tarihten silmediler? Çünkü
Kadim Türkler insanlık tarihinde geniş bir yer tutmalarına rağmen nüfusça
azaldılar?’’


İngiliz Profesör
Sümer bölgesinde bulunan bir kısım eşya’nın Anva/Anev de bulunduğunu yazıyor.
Tarihçiler Sümerlerin bu bölgeden geldiğini söylüyorlar. Bu bölgede Anev ve
Afganistan’ın Badakşan bölgesinde bulunan Lacivert Taşı getirtip heykel ve
varlıklı insanların kullandığı mühürlerin yapımında kullanmışlar.


Metal eşya ve
bronz yapımında kullanılan bakırı getirmek için Umman ve Bahreyn’de ticaret
kolonileri kuran Sümerler İndus vadisindeki Harappa ve Mohengodero medeniyetini
kuranlarla ticaret ilişkilerini sürdürmüşlerdir.


Sümerlerin
yaptığı Zigguratlar bugün Türkmenistan’daki Altın Tepe ve Afganistan’daki
Murgidak bölgesinde bulunan bazı yapılarla benzerlik göstermektedir. Bu örnek
iki bölge arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Sümer mühürlerdeki oba resimleri
de bu konuda başka bir örnektir.


Sümerler yukarı
Mezopotamya ve Anadolu içlerine kadar ilerleyip bu bölgelerde küçük yerleşim
yerleri kurmuşlardır. Asur bölgesinde kazı yapan ünlü arkeolog Henry Lazard
kazı anılarını anlattığı ‘’Ninova’’ adlı eserinde bölgede bulunan piramitlerden
bahseder. Bu yapılar Mısır piramitlerinin atası olabilir. Sümerlerin bölgeye
M.Ö.4bin yıllarında  geldiğini unutmayalım. Ziggurat yapımı bütün bölgeyi
sarmıştır. Ünlü tarihçi Heredot Babil’deki Zigguratın kendi döneminde mevcut
olduğunu söylüyor.


Tarihi bugünkü
coğrafyaya göre yorumluyoruz. Bugün merkezi Asya’da yan Türkistan’da bulunan
Gobi ve Taklamakan bölgesinde Kazan şehrine kadar uzanan büyük bir deniz yer
alıyordu Bu denizin çevresinde büyük bir uygarlık vardı. İklimsel değişiklikler
bu denizi zaman içinde kuruttu. Bugün buna örnek Marmara denizinin birkaç katı
büyüklükteki Aral gölünün/denizinin kurumasıdır. Karadeniz’in bugünkünden küçük
bir göl olduğu çevresinde bulunan şehir kalıntılarından anlaşılmaktadır.
Bugünkü Marmara denizi de bir göldü. Prens adaları bu gölün etrafındaki
tepelerdi. Pendik açıklarında denizin altı-yedi metre derinliğinde 
yerleşim yeri kalıntıları bulunmuştur.(NTV Tarih Eylül 2012 Sayısı) Tarihi
iklim değişikliklerinin nice medeniyet yıktığını, medeniyetleri kuran halkları
dağıtıp yok ettiğini tarih kaydeder. Buna örnek olarak Türkistan, Yemen,
Habeşistan’da yaşayanları ve geride bıraktıkları muhteşem yapıların yanında
Mısır Erken Mayaları gösterebiliriz. İklim, coğrafya, ticaret yolları, nüfus ve
bilgi birikiminin medeniyetlerin oluşmasında  çok önemli rolü vardı.


Değerli tarihçimiz
Kazım Mişan’ın yazılarında belirttiği gibi Türkler göçebe değil, göçmendir.
Kuraklığın Afrika ülkelerinde bugün ne gibi toplumsal sonuçlara yol açtığını
görüyoruz. Oğuzlarda suya giren öldürülürdü. Türk toplumlarında sulak bölgelere
kudsiyet atfedilmesinde yaşanmış kuraklığın büyük etkisi vardır. Fergana
vadisinin Oş bölgesinde böyle bir alan Şah-ı Merdan adıyla günümüze kadar
gelmiştir.


İbn-i Fadlan’ın
oğuzlarla ilgili yazdığı ‘’yıkanma adetleri yoktur, suyu kirletenleri
öldürürler.’’sözleri bize korkunç bir kuraklık ve çölleşme neticesinde yaşanan
faciaların toplum belleğinde nasıl bir yer ettiğini, nasıl genlere işlediğini
göstermektedir.


Büyük bir
medeniyetin ardılı olan Sümerler maden taş, orman yönünden fakir ve bataklık
olan bu bölgede büyük bir medeniyet kurmuşlardır. Yeni kentler kurulmuş,
bataklıklar kurutulup yeni sulama kanalları açılmış, ticaret yolları geliştirilmiş,
koloniler kurulmuştur.


Sümerler
tekerleği buldular. Hızlı tekerleği, çömlekçi tekerleğini bularak çanak-çömlek
yapımını hızlandırdılar. Saban ve gemilerde çapa kullandılar. İlk birayı
yaptılar, toprak tuzlanınca tuzu da yanıklı bitki ziraati yaptılar. Matematik
ve Edebiyat ta önderlik ettiler. Kullandıkları lisan diplomatik dil olarak
binlerce yıl kullanıldı. Ticaretin gelişmesi bazı yenilikleri getirdi. Önce
eski yazılarının üzerine oluşturdukları çivi yazısı geliştirildi. M.Ö. 4bin
yıllarında kullanılmaya başlanılan çivi yazısı M.S.  1.yy a kadar (kimi
tarihçilere göre daha sonraki yüzyıllarda)kullanıldı. Sümer yazısı günümüz
alfabelerinin atası sayılan Fenike alfabesine ışık tuttu


Sümerler
edebiyatlarını yazıya geçiren ilk halktır. Edebiyatlarının dışında devletin,
tüccarların, tapınakların tüm kayıtları, ders kitapları, yazışmaları,
sözleşmeleri yazıya geçirilmiştir. Sümer arşivleri tarihe ışık tutmaktır.
Sümerlerin gelişmiş bir kültürel yaşamına sahip olduğunu bıraktıkları
tabletlerden anlıyoruz. Hazırladıkları sözlükte 800 değişik yiyecek-içecek ve
bunlardan yapılan yemek tarifleri vardır. Bu tariflere göre Sümerler de 20
çeşit peynir,100 çeşit çorba ve 300 çeşit ekmek olduğunu öğreniyoruz. Başlıca
yiyeceklerinin et, tatlı ve tuzlu su balıkları, sebzeler (soğan, sarımsak,
pırasa, marul, salatalık), arpa, bakliyat (mercimek, nohut, fasulye), meyveler
(elma, armut, üzüm, nar, fıstık) olduğunu, nane-tere-kimyon gibi baharatlar
yaptıklarını öğreniyoruz. Arpadan bira,  hurmadan şarap yapmışlar. İçini
oydukları sazları kamış yaparak küplere koydukları süt, bira ve şarapları ortak
içebilmişlerdir. İ.Ö. 2700 yıllarına ait Sümer kral mezarlarında kullandıkları
arp, lir, ut gibi müzik aletlerinin tahta bölümleri bulunmuştur.


Sümer kültürel
yaşamında bugün olduğu gibi üfürükçülük, büyücülük yapan kadınların olduğunu
anlıyoruz. M.Ö.2100 yılların da Sümer-Lagaş kralı Gudea sihir ve büyü yapan
kadınları şehirden sürmüştür. Babilliler Sümer bölgesini ele geçirince
büyücülük yapan kadınları Babil şehrine toplamışlar, insanların önemli
buldukları her konuda büyücülere danışmaları adetmiş. Babilli büyücülerin ününü
duyan Hititler elçi gönderip Babil devletinden büyücü istemişler.


Sümerler eğitime
önem vermişlerdir. Matematik ve geometri konularını da içeren iki ders kitabının
tabletleri bulunmuştur. Ticaret hayatı ve bürokrasinin gelişmesi bugün
kullandığımız imzanın yerine kullanılan   mühürü icat ettiler. Mühür
ticari anlaşmaların yanı sıra, devletlerin anlaşmalarında da imza yerine
kullanılıyordu. Mühür, kimlik gibiydi. Nasıl bugün kimliğimiz kaybolunca ilan
veriyoruz, Sümerler de kim mührünü kaybederse duyurmak zorundaydı, yoksa cezası
ağırdı.


Sümerlerin Türk
kökenli oluşlarında bir örnek olarak ölü gömme adetlerini gösterebiliriz. Sümer
Kralları da Türk Hakanlarında olduğu gibi  mezara eşleri, hizmetçileri ve
eşyalarıyla gömülmüşlerdir. Sümerlerde Türkler de olduğu gibi tek eşlilik
vardı. Eşler arasında evlilik sözleşmesi yapılırdı.


M.Ö. 2000-3500
yılları arasında yakın Doğu’nun basat kültürünü Sümerler temsil etmiştir.
Sadece bölge halkını değil Akdeniz bölgesini, Mısır’ı, Anadolu’yu
etkilemişlerdir. Ortaçağın Latincesi gibi Sümer dili bölgenin politik, ekonomik
ve kültür dili olmuştur.


Sümer tanrı ve
tanrıçaları isimleri değişerek bölge halklarının tanrı ve tanrıçaları olmuştur.
İlk yaradılış efsanesi Sümerlere aittir. Yaratılış ve Gılgamış destanları Hint
ve Avestalarından da daha eskidir. İlyada ve diğer destanlar Sümer destanlarına
göre çok gençtir. Üstelik yazıya geçirildiği için orijinal hallerini muhafaza
etmişlerdir. Sümer efsanelerinde yer alan canavar figürlerini Grek
efsanelerinde görmekteyiz.


Sümer bölgesini
işgal eden Akatlar onların dilini ve yazısını alıp tarihin ilk sözlüğünü
(Akatca/Sümerce) yapmışlardır. Sümerlerin astronomi bilgileri çok gelişmiştir.
Yıldız adları Sümerlerden gelmektedir. Gök bilimi astronominin kurucusunun
Sümerler olduğunu söyleyebiliriz.


İlk kubbenin
Sümerliler tarafından yapıldığı bilinmektedir. Sümerlerin yaşadıkları bölgede
olmayan taş ve maden işlemesi konusunda ve kuyumculuktaki ustalıkları, onların
taşı ve madeni bol olan bir bölgeden geldiklerinin bir kanıtıdır. Kanal açmak
ve kanal sistemini yürütmek gelişmiş bir mühendislik bilgisi olduğunu
göstermektedir. Sümerler kerpiç ve tuğla kullandıkları yapılarda yalıtım
malzemesi olarak asfaltı da kullanmışlardır.


Sümerler tarihin
bilinen ilk kanun devletidir. Sümer kanunları İ.Ö.2050 yılına tarihlenmektedir
ve bilinen Hammurabi Kanunlarından çok eskidir. İşçiler onluk ve yüzlük
gruplara ayrılıp, birer yıllık mukavele yapılırdı. Çalışanların ayda üçgen izin
hakkı vardı. Yerli halktan birinin köleliği üç yılı geçemezdi.


Artan Sami göçü
ve yanı sıra Sümer devletinin şehir/site devletlerine bölünmesi Sümerleri
zayıflayıp Sami halkları içinde yok olmalarını getirdi. Kendileri ortadan
kalkıp unutuldu ama bölgedeki etkisi iki bin yıl sürdü. 19.yüzyılın ortalarında
bölgeye gelip kazılar yapan arkeologlar buldukları karşısında büyük bir
şaşkınlık geçirdiler. Rüzgâr erozyonunun yerleşim yerlerini yıkması, eski Sümer
şehirlerinin üzerine kentler kurulması, tarım alanlarına veya batak dönüşmesi,
kullanılan araç ve gereçlerin çürümesine rağmen bulunan çivi yazılarının
çözülüp, Gılgamış ve Tufan destanlarının okunmasıyla sadece Ortadoğu tarihi
değil, bilinen tarih değişti. Samuel Noah’ın dediği şu sözler tarih bilimine
geçti ;’’ TARİH SÜMERLE BAŞLAR.’’ Bugün üniversitelerimizin Sümeroloji
bölümleri sönmüştür. Eski Türkler kimdir diye sorsanız size yalın kılıç
ülkeleri dağıtan insanlar imajını çizeriz. Oysa böyle bir medeniyeti belirli
bir bilgi birikimine sahip olmayan toplumlar kuramaz.


Sümerce üzerine
araştırma yapan Hinks, British Association’da 1850 yılında verdiği konferansta
çivi yazısını Akatlıların icat etmediğini, çünkü bu yazının Sami dilinin
bünyesine hiç uymadığını, eğer bu dili Samiler icat etselerdi kendi dillerine
uygun yapmış olmaları gerektiğini söylemiştir. Hinks, çivi yazısını Babil de Samilerden
önce yaşamış Sami olmayan bir halk tarafından icat edilmiş olduğunu öne
sürmüştür. Bu halkın Babillerden önce bölgeye gelip yerleştiklerini
anlatmıştır. Sümer dilini ilk keşfeden Rawlinsondur. Rawlinson bu dilin zamir
bakımından Moğolcaya, Mançu diline yakın olduğunu, fakat kelime bakımından hiç
benzerlik bulunmadığını söylemiştir.


Sümer dilinde
Türk dilinde olduğu gibi kelimeler kök halindedir. Onlara ekler yapılarak yeni
kelimeler oluşturuluyor. Sümer dili de Türk dilinde olduğu gibi fiil bakımından
çok zengin, ses uyumu var. Erkek, dişi ayrımı yok. Türkçe de olduğu gibi kısa
anlatımla geniş anlam veriyor.


Bu konuda
çalışmalar yapan Azeri Profesör Atakişi Celiloğlu Kasım, Sümerceyi incelemiş
çalışmalarını ‘’Sümerce kesim olarak Türk dilidir’’ adlı kitapta toplamıştır.


Sümerceyi
inceleyen İranlı araştırmacı R.Heyavi ilk incelediği 161 sözcüğün 35’inin
Türkçe kökene bağlamıştır. Prof. Osman Nedim Tuna Sümercede yer alan 165 
kelimeyi Türkçe kelimelerle eşleştirmiştir. Türkmen araştırmacı Begmurad Gerey
Sümerce 295 kelimeyi Türkçe kelimeyle eşleştirmiş ve bu konuda bir kitap
yazmıştır. Ünlü dil bilimci M.Swadesha bilgisayar analiziyle yaptığı analiz
sonucu şu sonuca varmıştır:’’Eğer iki ayrı dilde fonetik ve anlam bakımından
benzeyen kelimeler 100’den fazlaysa, bunların bağımsız olma ihtimali birkaç
milyonda birdir.


Araştırmacı Jule
Oppent Sami olmayan bu dilin Sümerce olması gerektiğini ileri sürmüştür.1874’de
araştırmacı Françon Leonorman Sümer dilini Ural-Altay dil grubuna koydu.
Sümerolog B.Lands Berger ‘’Sümer dili, hem dil bakımından, hem de bütün Asya
boyunca dağlık bölgelerde konuşulan dil bakımından önemlidir. Bu türden olup
bugün hala yaşayan dil Türk dilidir.’’Oppert’e göre Sümer dili Türk, Fin ve
Macar dillerine akrabaydı. Sümerlerin aynı çağda yaşamış medeniyetlerden farklı
olarak çivi yazısıyla yazdıkları kayıtları bırakmışlardır. Lagaş kentine ait
kazılarda 40.000 tablet, Wippur’da ki kazılarda 30.000 tablet bulunmuştur. Bu
tabletlerde Sümerlerin gündelik yaşamlarına ait bilgiler, tarihleri,
edebiyatları, ilahiler ve destanları yazılıydı.


Lagaştaki
tabletler M.Ö. 2500 yıllarında başlarken, Tufandan sonra kurulmuş Kiş
şehrindeki tabletlerin başlangıç tarihi M.Ö. 2800 dür. Sümerler tabletlere
Tufandan önce beş şehirlerinin olduğunu yazmışlardır. Erida, Badtibıra, Larak,
Sipper, Şıruppak yakınlarında bulunan Al-Ubaid adlı küçük bir höyükte en eski
Ziggurat kalıntısı, heykeller ve dinsel törenlerini gösteren mermer vazolar
bulunmuştur. Burada bulunan eserler M.Ö. 3300 yılına tarihlenmiştir.


Sümerlerin en
ünlü kenti, İbrahim Peygamberin kenti Ur’da kral mezarları bulunmuştur.
Al-Ubaid’de yapılan Kazılarda alt katmanlarda tablet bulunamamıştır. M.Ö 5900
yıllarına tarihlenen farklı kültürlere ait kap-kacak bulunmuştur. M.Ö.2400
yıllarına ait tabletlerde Türkçe adlar bulunmuştur. Bunlar bölgeyi istila eden
Gut/Guti/Kut krallarının adlarıydı.


Sümer
medeniyetini yaratan halklarla Mısır Medeniyetini de kurduğunu söyleyebiliriz.
İlk çağ Mısır tanrıları Sümer Tanrılarıyla aynıdır. Sümerlerdeki Anu, Mısır’da
Anubis olmuştur. Sümer Mitolojisi’ndeki tanrılar, inanışlar, kavramlar önce
Mısır’a, oradan Grek Mitolojisi’ne geçmiştir.


Avrupalı
Tarihçilerde sık görülen davranış Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan halkların
incelerken, eğer söz konusu halk Turani veya Sami ırkından değilse hemen
Hint-Avrupa grubuna sokmaktadırlar. Avrupalı Tarihçilerin Kafkasya konusunda ve
orada yaşayan halklar konusunda bilgileri ve araştırmaları yok denecek
seviyededir.


Kafkas
Tarihçilerinin son yıllarda yaptığı araştırmalar sonucu Sümer ve Babil
krallarının bir kısmının isimlerinin eski Abaza-Apsuva dilinde olduklarını
tespit etmişlerdir. Bu ve benzeri bazı benzerlikler Sümerlerin arasında Kafkas
kökenli kabileler olduğunu göstermektedir. Tarih Boyunca Mısır ve Kafkasya
arasında süren ilişkinin temelinde bu da olabilir. Mısır’a giden Sümerlilerle
beraber giden halklar bu köprüyü kurmuş olabilir. Dileyenler bu konuda rahmetli
B.Ömer Büyüka’nın “Hazreti İbrahim’le Awubla ve Kafkasyalılar” adlı kitabını
okuyabilirler deyip, konuyu ayrı bir yazıya bırakarak devam edelim.


Türklerle
Sümerler arasındaki benzerlikler, Sümer destanlarının eski Türk destanlarına
olan benzerliklerinde de görülmektedir. Sümer dilinden Latinceye, Gerekçeye
çeşitli kelimelerin geçtiği araştırmacılarla tespit edilmiştir.


Türk halklarının
ağıt yakma, mersiye yazma geleneğine Sümerlerde de rastlamaktayız Madem
tarihçilerin büyük bir bölümü tarihi Sümerlerle başlatıyor, ya öncesi? Öncesini
aramak için yüzey araştırmaları yapmak, yazıtları incelemek, yazılı kayıtları
araştırmak; bunun için enstitüler, vakıflar kurup araştırmacıları yıllarca
desteklemek gerekmez mi? Ne dersiniz, kültürümüze nasıl girdiği belli olmayan
bozkurt’u bırakıp Gök Bori’yi araştırmanın, onun izlerini aramanın zamanı
gelmedi mi?


KAYNAKÇA


1) Sümer ve
Sümerler, Harriet Crawford    Ankara 2010

2) Hititler ve Hititler döneminde Anadolu 
G.Macquan         
  Ankara 2009

3) Ninova , H.Lazard, İstanbul

4)İsveççenin Türkçe ile benzerlikleri, Sven
Lagerbrıng         İstanbul  2010

5)İsveçlilerin Türk kökenleri üzerine, Abdullah
Girgin         
İstanbul   2011

6)Uygarlığın kökeni Sümerler, M.İlmiye
Çığ           
İstanbul   2008

7)5 bin yıllık Sümer Türkmen bağları, Begmurad Garen    
İstanbul

8)Sümer ve Türk dillerinin tarihle ilgisi, Osman Nedim Turan İstanbul

9) Doğunun Prehistoryası, V.Golden Chılde   Ankara 2010

10)Sümerlerde Tufan, Tufanda Türkler   M.İlmiye
Çığ       İstanbul 2011

11) Hazreti İbrahim’le Awubla ve Kafkasyalılar   B.Ömer Büyüka
İstanbul Ekim 1975

12) Avrupa’lıların Ataları Türk’tür, Cengiz Özakıncı  İstanbul

13) Anadolu Arkeolojisi    Pr. Veli Sevin  İstanbul 2002

14) Büyük Türk Part Devleti Beg murat Gerey İstanbul 2009

15) İran Türklerinin Eski Tarihi Pr. Dr.Muhammed.Taki Zehtabi (Kireşçi)

16) Iraklılar Yazılımı, Kazım Mişan Bursa 2007

17) Türklerin Kaybolan Ataları, Kazım Mişan  Bursa 2011

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış