Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


DR. YAŞAR KALAFAT : Ortak Halk Kültürü Kodları
İtibarıyle Kafkasya (Kırım-Kuzey-Güney Kafkasya) ve Anadolu


Giriş**


Bu çalışma, Türk
kültür coğrafyasının, Türk kültürlü halklarının halk kültürlerine dair, zaman
zaman ve muhtelif vesilelerle yapılan derlemeler ve bunların karşılaştırılması
projesinin, Kırım-Kafkasya-Anadolu paftası ile ilgili olan kısmının
güncelleştirilmiş şeklini içermektedir.


Metinde geçen
Türk kültürlülük ve Türk kültür coğrafyası tanımlamalarındaki Türk sözü, ırkî
veya kavmî anlamda olmayıp, bir kültürün oluşturucusu, mensubu, sahibi ve
varisi olma anlamındadır. Bu kültürün tarihî arka planında Bozkır medeniyeti
vardır. Kırım-Kafkasya ve Anadolu bu kültür havzasının kapsamında olmuş ve bu
kültürün genlerini asrımıza kadar taşımışlardır. Girilen yeni dinlerle ve az
çok değişen ana dillerle yaşanılan yeni kültürel kimliklere rağmen, bu
coğrafyanın halkları Atlı Göçebe Bozkır Medeniyeti döneminden beri kültür
akrabalarıdırlar. Bu kültürde Türkler, halka hizmeti hakka hizmet olarak
bilmiş, halkı din ve dil farkı gözetmeksizin eşit kabul etmişlerdir. Bu
yapabildikleri dönemlerde, yapabildikleri nispette Türk olabilmişlerdir.


Bozkır kültürü,
M.Ö bin başlarında Eurasia bozkırlarında İskitlerle başlatılan bir kültürdür.
Bozkır kültürü, Altay yaylalarında Proto-Türkler tarafından ortaya konulmuştu.
Kültürün teşekkül çağı, sosyal yapısı, devlet, ülke, halk, hükümranlık
anlayışı, siyasî, adlî, ordu ve din yapısı incelenmiştir. Dinî hayat; Totemcilik,
Şamanizm, tabiat ve atalar kültleri bakımından irdelenmiş ve Gök-Tanrı dininin
bu kültürdeki yeri belirlenmiştir. Ayrıca bu kültürün iktisadî, edebî hayatı da
incelemiştir.[1]


Güneyi ve kuzeyi
ile Kafkasya, Kırım ve Anadolu da bu kültürün kültür havzası kapsamında
olmuşlardır. Bu coğrafya, Avarlar, İskitler, Hunlar, Hazarlar, Bulgar Türkleri
döneminden itibaren Atlı Bozkır Kültürü’nün damgasını taşır.


Günümüz
itibariyle ekonomik ve siyasî savaşların belirleyicisi olan kültür savaşları
döneminde, egemen güçler kültür savaşlarının karakterini de belirlemekte, çok
sayıda ihtilaflı kültür bölgeleri oluşturarak emperyalist çıkarlarını
gerçekleştirmektedirler.


Bozkır kültürünün
izlerini izlerken, birkaç bin yıllık bir geçmişin getirdiği inanç
tabakalaşmasını aralayarak, geçmiş ile günümüzü ilişkilendirmek hiç de kolay
değildir. Bölge halk inançları kültürü, doğal olarak başka dinlerden de inanç
geni almışlardır. Bunun için bölgede yaşamış dinlerin sistematiklerinin ele
alınıp, halk inançlarında varlıklarını sürdüren inanç tespitlerinin bu
sistemlerdeki yerlerine bakılabilir diye düşünüyoruz.


Halkbilimi
araştırmalarının vasat ve vasıtalarından olan çocuk oyunları, ninniler,
alkışlar-kargışlar, halk mutfağı ve diğerlerinin sözlü kültür verilerinde
yaşamakta olan halk inanmaları, araştırıcıyı halkların ortak kültür tarihi
geçmişinde buluşturabilmektedir. Biz alanımız itibariyle bunu söyleyebilirken,
sosyal yapının her alanında devlet yönetim yapısı, ordu teşkilatı, ekonomik ve
hukukî hayatın izleri de muhakkak takip edilebilir. Çocuk oyunlarında yaşamakta
olan bazı normlar, bir dönemin ordu teşkilatına dair mesajlar vermektedir.


Anadolu
coğrafyasında, Müslüman Gürcülerin Anadolu Türk kültürüne gen verip onlardan
gen aldıkları bir gerçektir. Gürcülük bütünü kapsamında ele alınan kesimlerin
aralarındaki kültürel etkileşim ve kültürel uyum bu halkların ana dili farklı
olan Anadolu’nun diğer halklarından daha ileri seviyede değildir.


Gregoryen Kıpçak
Türkleri, Müslüman Oğuz Türkleri ile 200 yıl egemenlik savaşı yaptılar.
İslâmiyet’e giremeyen, girmeyen Kıpçak Türkleri, dindaşları Gregoryen Ermeniler
ve Gregoryen Gürcüler arasında eriyerek Gürcü veya Ermeni oldular. Bu durum,
tıpkı İslâmiyet’i tercih ederek Türkleşen Gürcü veya Ermenilerin Türkleşmeleri
gibidir.


Özetle, bölge
halklarının farklı devletler kapsamında veya mensup halklar halinde dinleri ve
dillerinden farklı bir ortak bağları daha vardır. Bu ortak bağ yok sayılarak
mücadelesi verilen kültürel kimlik, emperyalizmin istismar unsuru olarak
kullanılmaktan çıkarılabilir.


Halkların
dilleri, dinleri, siyasî yapılanmaları, egemen oldukları topraklara saygılı
davranılarak, birlikte yaşayan farklı dilli ve dinli halkların karşılıklı
demokratik haklarını kullanmalarına fırsat verilerek, uzak geçmişteki
akrabalıkları üzerinde durulabilir. Bu strateji farklı dilli ve dinli halkların
millî kimlik farklılığı ihtilafından yararlanarak ihtilaflı bölgeler yaratma
imkânını emperyalizmin elinden alabilir. Uzak geçmişten gelen akrabalık genleri
ortaya çıkarılarak, bölgesel akraba güçler yapılanmalarına gidilebilir. Uzak
geçmişten gelen kökler üzerinde oluşturulmuş kültler, halklar arası yeni
dayanışma ortamları için kodlar oluşturabilirler.


Kırım ve Kuzey-Güney Kafkasya Halkları


Bu kurgulamadan
esaslanan tezimizi, Güney Kafkasya halklarından Azerbaycan’da yaşayan Talişler,
Kürtler, İngilaylar, Hapıtılılar, Hınalıklılar, Kırızlılar, Buduhlar, Üdinler
[2], Gürcistan’da yaşayan Acara,
Şıvani, Narnari, Abkozuli, Forikoova, Mitiuluti
gibi Lazlarla
birlikte 12 farklı etnik kimlikten oluşan halklar[3], bu ülkede yaşayan Ermeniler,
Karapapaklar ve Abhazlar üzerinde uygulayabiliriz. Kuzey Kafkasya halklarından Kalmuklar apayrı
bir kültürel oluşumdur. Bu arada Ermenistan’da yaşayan ve Gregoryen olmalarına
rağmen, Fars,
Hindu,
Çingene
gibi halkların maalesef sınır dışı edildiği bilgileri vardır.[4] Kuzey Kafkasya’da yaşayan Karapapah, Dağlı, Nogay, Kumuk, Karaçay, Balkar, Çerkez, Oset, Çeçen, İnguş[5], Kırım’da Rus, Ukraynalı, Tatar,
Kırımçak
ve Karay
gibi halkların halk kültürlerinden örneklemeler yaparak izah
etmeye çalışırken, Kafkasya’da yaşayan halklardan Anadolu’da yaşamayan toplum
türü yoktur.


Kırım Türkleri
arasında, Özbekistan’dan Kırım’a göçten sonra kısa bir süre Osmanlı Türkü olmak
ve Kırım Tatar Türkü olmak şeklinde fazla su yüzüne çıkmayan bir ayrım dönemi
yaşanmıştır. Aynı ihtilafı biz Romanya Türkleri arasında da görmüştük.[6] Kırım Türklüğünün Kırımçaklar bölümü
âdeta tamamen tarihe karışmış, Karaylar ile İslâm Kırım Türklüğü beklenilen
kaynaşmayı sağlayamamış, Rusya Federasyonu’nun 2015 Kırım harekâtından sonra
Kırım Türklüğü, Dünya Türklüğü ile bütünlüğünü sağlamaktan iyice uzaklaşmıştır.


Kırım, tarihte de
Kafkasya’nın siyasî, kültürel ve coğrafî bütünlüğü içerisinde düşünülmüştür.
Kırım Türklerinden en içler acısı durumda olanlar, şüphesiz Karay Türkleridir.
Hazar Türklüğünün kültürel varisliğine talip olan İsrail, 13. Kabile
projesinden beri Karayların İsrail kültürünün bir parçası olduğu iddialarından
hiç vazgeçmemiştir.[7] Bu ısrarlı tutumda Karayların tezleri hiç
dikkate alınmamıştır. 1995-96 yıllarında Türkiye Genç İş Adamları Derneği
İstanbul’da Yahudi göçünün 500. Yılı münasebetiyle yaptığı kültürel
etkinliklerde, Karay konusunun dünya çapında uzmanlarından olan Şaban Kuzgun
kendisine yapılan ısrarlar üzerine bir konferans vermiş, Karay gerçeğinin dile
getirilmesi bu organizasyon tarafından pek hoş karşılanmamıştır.


Kırım Türklüğü ve
Kırım Tatar Türklüğü, Anadolu Tatar Türkleri itibariyle kültürel kimlik olarak
ele alınınca, Türklüğe mensubiyet itibariyle aralarında farklı düşünce
kesimleri olduğu görülür. Şırnak’ta yaşamakta olan ve Kürt kimlik dayatması
karşısında hayatları pahasına direnebilen Tatarların destanî hayatları ise
fevkalade önemlidir. Bu toplumdan yapılmış inanç kültleri araştırıcıyı Altaylar
Türk kültür havzasının halk inançlarına götürürken, Türkiye’deki Tatar
kesimlerinin bu toplumun varlığı her nedense fazla ilgilerini çekmemiştir.[8]


Kalmuklar,
bugünkü RF’na bağlı, merkezi Elista olan Kalmuk Özerk Cumhuriyeti’nde
yaşamaktadırlar. Budizm’in canlı bir şekilde bu bölgede var oluşu, 17. Yüzyılda
İdil-Yayık hattına gelişleri ile mümkün olmuştur.[9]


Türk sosyal
bilimciler bilhassa 1990’lardan sonra Türklüğün soy ağacını çıkarma
çalışmalarına yoğunlaşmış, ana ve tali dalların hangi yüzyıllarda nasıl
oluştuğunu, bunların gövde ile olan farklı bağları üzerinde durmuş ve fakat
daha ziyade hamaset ve heyecan mahsulü olan bu arayışlar, soydaş toplumların
soydaşlıklarına gerekli ruhu kazandıramamıştır. Hâsılasızlığın faturası Çarlık
ve Sovyet Rusya ile Çin’e çıkarılmıştır. Rus ve Çin emperyalizmlerinin
gelişmenin bu seyrinde şüphesiz büyük payları vardır. Bununla beraber Türk
Türkologlarının da mesuliyetleri yok sayılamaz.


AB ülkelerinde
5-6 milyon Türkün olduğu söylenir de, bu miktar Türkün ne kadarının kendisini
Türk hissettiği veya Türklüğe sempati duyduğu ve nedenleri üzerinde durulmaz.
AB’deki Türkiye menşeli İslâm toplum için de aynı teşhis konulabilir. İhtilaf
halindeki Türk Müslümanların Türkiye’den yana olan miktarları, bütünün ancak
belirli bir kısmı kadardır. AB ülkelerindeki Türk İslâm potansiyelin Türklük
yanlı potansiyeli bir yana, bazı hallerde bu potansiyeli, kısmen de olsa millî
gücüne katabilmiş, Türklük ve İslâmiyet karşıtı bir güç konumuna da
sokabilmiştir.


Hal bu olunca,
sorun sadece emperyalizmin stratejilerden değil, antiemperyalistlerin aynı
zamanda strateji yoksunu oluşlarından ileri gelir iken, Romanya veya Kırım
Türklüğünün kimlik birliği içerisinde olmayışı yadırganılmamalıdır.


Sovyetler
Birliği’nin, Kafkas halklarının dinleri, dilleri ve ayrıntılı halk kültürlerini
incelediği ve Altay bölgesinde bu incelemelerin Çarlık Rusya döneminde
başlatılıp aralıksız sürdürüldükleri bilinmektedir. Halkların birliklerini
bozmak için de, birliklerini sağlayabilmek için de, onları halk kültürleri ile
yakından tanımak durumundasınız.


Azerbaycan Halkları


İncelediğimiz
bölgenin halklarına biraz daha yakından bakılınca; Azerbaycan halklarından Ingilaylar’ın;
Strabon’un eserinde ismini zikrettiği 26 halktan birisi olduğu üzerinde
durulmaktadır. Dilleri Gürcüceye yakın olan bu halkın dinleri İslâm’dır. Halk
kültürleri Türklerin ve Gürcülerin halk kültürlerinden oluşmuştur. Bu toplum
Azerbaycan’ın Qah, Zagatale gibi ilçelerinde yaşamaktadır. Bunlar kendilerini
Gürcistan’da Gürcü ve Azerbaycan’da Azerbaycan Türkü hissederler. Kendilerini
tanıtırlarken, dillerini zamanla kaybetmiş Türkler olduklarını söylerler.
Ingilaylıklarını ön plana çıkarmak istemezler. Bunların üzerinde yapılan
Gürcüleştirme faaliyetlerinde başarılı olunamamıştır. Bunların, Türklerle
aralarında yoğun evlenme görülür.[10]


Hapıtılılar[11]


HınalıklılarKelt
diye bilirler. Dilleri bölgenin Azerbaycan Türkçesinden farklılık gösterir.
Dağıstan dil grubuna mensuptur. Halk kültürleri de Müslüman halktan
farklılıklar gösterir. Yaşadıkları bölge sapa ve yolları çetin olan, her yıl
ulaşıma 7-8 ay kapalı olan bir bölgedir. Azerbaycan’dan başka bir ülkede Kelt yoktur.
Nüfusları 5-6 bin civarındadır. Azerbaycan Türkleri ile aralarında evlilikler
olabilmektedir.[12]


Kırızlılar[13]


Üdinler[14]


Ortak Halk İnançları


Udinlerde yağış
dolu halinde yağınca, dolunun durması ve evcil hayvan sürüden ayrı düşüp
otlakta kalınca, dolu ve kurtağzı kaycı/bıçakla bağlanır. Türk halk
inançlarında da kurtağzı bıçakla bağlanır, kurtağzı bağlama Türk kültürlü
halklar arasında bir kültür kodudur. Türk halk inanç kültüründe bıçağın tersi
ile bir halk hekimliği uygulama biçimi olan parpılama yapılır,
bu coğrafyada bıçağın üzerine ant içilir, bıçak elden ele verilmez, düşmanlığa
yol açacağı inancı vardır. Al Karısı diye bilinen kara iyeye karşı bıçağın
koruyuculuğuna inanılırken, dolunun bağlanılarak durdurulması şeklindeki
uygulama Udin halk kültüründen tespit edilmiştir. Türk halk inançlarında
bağlanmak, bağdan korunmak, bağdan kurtulmak bir büyü türü olarak bilinir.


Bu toplumda ay veya güneş
tutulması
sırasında bıçakla bağlama yapılır. Bu toplumda da Türk
kültürlü halkların genelinde görülen inançlar gibi gürültü çıkarılır, tüfek
atılır ve böylece ayı ve güneşi esir alan canavardan/kara iyeden kurtarmak
amaçlanır. Türk kültürlü halklarda ayı esir alan ve Cangalos
diye bilinen kara
iye
den kurtarmak için bu tür uygulamalar yapılır.[15]


Udinlerde de yeni
gelin evinin eşiğinden girince çok çocuklu olması için kucağına çok sayıda
çocuk oturtulur. Diğer Türk kesimlerde bu uygulama, gelinin ilk çocuğunun erkek
olması için kucağına veya yatağına erkek çocuk yatırılır.[16] Bu uygulama ile gaip âlemine “bu
çocuktan istiyorum” mesajı verilmiş olunur. Bu çocukta ve onun annesinde bir
kut olduğuna, kara iyelere karşı bir korunmasının olduğuna inanılır.


Udinlerde de
yılın bereketli olması için, onun Azerbaycan Türkleri gibi bulağa/çeşmeye biraz
buğday
dökmesi istenir. Udinlerde Nevruz çiçeğinin ismine Kors Marsi denir
ve bu toplum Nevruz uygulamalarının hepsini kültüründe yaşatır.[17]


Udinlerin halk
takvimi ile Azerbaycan Türklerininki arasında bazı ortaklıklar vardır. Bu
toplumda da aya bakılarak, onun konumuna göre yağışın yağıp yağmayacağı tahmin
edilir. Bunun için kurak havalarda dışarıya bir mediro/kova asılır, kova
devrilir ise kuraklığın devam edeceğine hükmedilir. Kurak havalarda yağışın
yağması için dışarıya ters çevrilmiş kazan koyulur. Kazan etrafında Türk kültür
coğrafyasında çok yoğun inanç oluşmuştur. Keza ters motifi de
Türk kültürlü halklar arasında bir inanç kodu oluşturmuştur.


Udin halk
inançlarında da pir kültü vardır. Bu toplumda pir hatu
olarak bilinir, ona gidilerek çeşitli ihtiyaç ve sorunlar için dua yazdırılır.
Udinler Müslüman halkın pirlerine de adak adar, onları ziyaret ederler.


Udin
evliliklerinde kız kaçırma, kocaya kaçma ve başlık parası,
kan
davası
yoktur. Oğlan tarafı kızın anasına, atasına armağan
alır. Bu toplumda evlilikler tek eşli olur ve eş boşama şeklinde bir uygulama
yoktur. Ailede atanın sözü hâkimdir. Aileler ataerkildir. Düğünlerde hına/kına
yakma
geleneği vardır.[18] Türk kültür coğrafyasında bilhassa
başlık uygulamasının olmadığı yerlerde ana hakkı, süt hakkı türünden miktarı belirlenmemiş ödemeler
veya hediyeler alınır.


İlk dişi çıkan balaya/bebeğe “mıcık laş koy/balaca
bir toy”, diş
toyu
yaparlar. Udinlerde sünnet uygulaması yoktur, ama kirvelik
kurumu vardır.[19]


Doğum toyu, ilk diş toyu, ilk saç traşı toyu,
ilk
adım toyu
, ad toyu Türk kültürlü halkların toy kültürlerinde
çok sık görülür.


Udinlerin kurt’a
karşı farklı bir saygıları vardır. Mecbur kalınmadıkça kurta karşı silah
kullanılmaz, onun kaçıp gitmesi için gürültü yapılır.[20] Bu uygulama Hakkâri yöresinde de çok
yaygındır. Kurt avı silahsız yapılır.


Udinlerde antlar
Allah’a yapılır, güneşe ve aya da yemin edilir.[21] Güneşe ve aya yemin etme Azerbaycan Türklerinin
yemin kültüründe de vardır.


Udinlerde, od/ateş
söndürülmez, gerektiğinde uyutulur, ihtiyaç olunca uyarılır, uyandırılır.
Udinler, “En bahtiyar hane o ailedir ki o ocakta od sehere/sabaha kadar
saklanır/söndürülmez” derler.[22] Ateşin söndürülmemesi, uyutulması inancı
Türk halk inançlarında ocak kültünde önemli bir yer tutar. Ocağın sönsün
denirken ailenin perişanlığı istenmiş olunur. Sözlü kültürde çok sayıda örneği
vardır. Kaşkayi Türklerinde ata ocağından ayrılarak kendi ocağını kuran oğlana,
ateş, ata ocağından söndürülmeden götürülerek onun ocağı tüttürülmüş olur.[23]


Halk inançları,
kültürleri bakımından en yoğun benzerlik, Kuzey ve Güney Azerbaycan Türkleri ile
Anadolu Türkleri arasındadır. Türk kültürlü halkların ölüm inançları arasında
yer alan tul
inancı
, tarihî derinliği olan uygulama biçimleri ile ruhun
ölümsüzlüğü, diğer âlemden göçen kimsenin bu âlemle ilişkisini kesmediği
inancının çeşitli tezahür şekillerini içerir. Anadolu Türk halk inançlarında
daha ziyade ölen ve bilhassa genç ölen bir kimsenin bazı özel eşyalarının çok
yakınları tarafından saklanıp, zaman zaman bunların etrafında ağlanılması
olarak tezahür eder. Güney Azerbaycan’ın Borçalı bölgesinde bu uygulamaya paltar dökme
denilir.


Kırım Karay
Türklerinin inançlarında çok önemli bir yer tutan Palta Diğmez
Kutsal Ormanı’ndaki eben ağacı, Türk inanç kültüründe kod oluşturan
kültlerden ağaç
kültü
bakımından tipik bir örnektir. Kuzey Kafkasya Karaçaylarında
ağaç kültü, terek
kültü
olarak geçmektedir.


Ortak kültürü
oluşturan ve paylaşan halkların isimlerini anarken, tabii ki, onların ortak
milliyete alternatif ve muhalif milliyetler oluşturmalarını amaçlamıyoruz. O
takdirde karşı olduğumuz emperyalizmin tutumundan farkımız kalmaz, emperyalizme
alet olmuş oluruz. Anlatmak istediğimiz, birlikte yaşayan halkların aralarında
kültür empatisi kurabilmeleri için kültürleri ile tanış olmaları gerektiği
hususudur. Bu tanışıklık emperyalizmin onları tanıdığından daha ileri bir
seviyede olabilmelidir.


Azerbaycan’dan
ismini zikrettiğimiz haklardan Talişler, Taliş Eli’nin kuzey kısmında Lenkeran’da
yaşayan ve İranî bir dille konuşan Şiî Caferî inançlı Müslüman bir halktır.
Güney Taliş bölgesi İran toprakları içerisinde yer alır ve Hanefî Müslüman bir
halktan oluşurlar.


Türkiye’deki
Gürcü kökenli Türk kesimlerin arasında, aynı Gürcüceyi konuşarak anlaşamayan
kesimler vardır. Ancak bu farklılığın nereden geldiğine dair yapılmış
çalışmaların varlığı bilinmemektedir. Türkiye Gürcü halk inançları da zaman
zaman çalışılmıştır. Bu çalışmaların farklı Gürcücelerin halk kültürüne
yansımışlığı konusunda yapılmış çalışmaları ve görüşleri bilinmemektedir. Bizim
Amasya’daki Gürcü ve Ahıskalı halk inançları incelemelerimiz, kırk çıkarma, Al Karısı,
yerikleme/aşerme,
kutlu gecelerde koku çıkarma gibi konularda fark olmadığı
sonucunu vermişti.[24]


Daha evvel şu
noktaya açıklık getirmemiz gerekir: Ortak kültür kodlarından bölgesel güç
oluşturma teorisinin gerçekleşmesi, doğaldır ki, ilgili ülkelerin ortak kararı
ve katılımı ile mümkün olur.


Acara’nın statüsü
anlaşmalarla belirlenmiş, Acara’daki Türk nüfusun hakları ve bunların korunması
için alınmış kararlar bilinir iken, Acara’da yaşamakta olan Türklere ciddi
Gürcüleştirme uygulanmaktadır.[25] Bakü Ahıska Kongresinde konuşturulan
Batumlu Türk gençleri, kendilerinin sistemli kimlik kabulüne zorlandıklarını
yer ve zaman bildirerek olaylarla anlatmışlardı.[26] “Ankara’da Polis Koleji’nden yatılı
eğitim alan Batumlu Müslüman Türk gençler Acara’ya dönünce, kendilerini
Hıristiyan misyonerliğinin kucağında bulmuşlardır. Gürcü aydınının,
Türkiye’deki Gürcü kökenli halkın Türkleştiği konusunda ciddi endişeleri
vardır” türünden sancı oluşturacak tespitler var olduğu sürece, iki milletin
ortak geçmiş inşa etmesini beklemek oldukça zordur.


Başka bir ifade
ile megalo/devasa ideaları olan toplumlarla antiemperyalist komşuluk ilişkileri
kurmak oldukça zordur. Ahıska Türklerinin yurtlarına dönmeleri konusunda Avrupa
Konseyi, Azerbaycan, Türkiye ve Gürcistan irade belirtmelerine rağmen, sürgüne
uğramış Türk toplumlarından iade-i itibar yaşayan tek toplum olan Ahıska
Türkleri yurtlarına dönememişlerdir. Bu sonuca Ahıska Türklerinin bilinen bazı
tutumları da yol açmıştır.


Ahıska
Türklüğünün Türkiye ve Azerbaycan’a iskânı ve sembolik bir bölümünün ABD’de
muhtelif bölgelere serpiştirilmeleri ile ABD ve RF, bu sıkıntısını savmış ve
fakat yurtlarına dönmeyen, dönemeyen Ahıska Türkleri gerçeği ile Türkiye’nin
Güney Kafkasya ile sağlama fırsatı bulduğu coğrafî bütünlük imkânı yok
olmuştur.[27]


Paylaşılan
dünyanın bu bölgesinde, Türklüğün bir yakası RF, bir yakası ABD’nin âdeta
payına düşmüştür. AB ve ABD emperyalizminin anlaşarak demokrasi maskesi vaadi
ile girdikleri Ortadoğu’da günlük terör kurbanı 50’den 70’e çıkmıştır. Türk
doğalgaz ve petrolu Türk ülkesinde üretilip Türk ülkelerinden pazarlanırken,
söz sahipliğini Türkler değil, büyük ölçüde emperyalizm yapmaktadır.


Ülkeler arası
ilişkiden evvel, halklar arası ilişkinin üzerinde durulmalıdır. “Âlimler
anlaşırsa âlemler anlaşır” denilmiş, ama halk kesimleri anlaşırsa, onların
yetiştirdiği siyasîler, diplomatlar, ideologlar da anlaşacaktır. Halklar, gerek
Gürcistan’da ve gerekse Türkiye’de bu uyumluluğu asırlar boyu
gösterebilmişlerdir.


Yurtdışı Türkler
ve Akraba Topluluklar Başkanlığı mevzuatı irdelenirken, üzerinde durulan en
önemli husus, soydaş olmayan akrabalığın nerede başladığı, sınırlarının ne
olduğu, kültür akrabası olan toplumların ülkelerinde mensubu bulundukları bir
milletlerinin ve millî kültürlerinin olduğu hususudur. Akraba kültürler, farklı
milletlerin millî kültürlerine mensup olabilirler mi? Bu hal, çift
milliyetlilik sonucunu ve kendisi ile birlikte bazı sorunları doğurmaz mı?


Avusturya ile
Almanya’nın Avrupa’daki durumları sosyolojik sistematikte sorun olmuyor ise
bölge halkları arasında oluşmasını önerdiğimiz model de sorun olmayacaktır.
Esasen bizim tartışmaya açtığımız, savunduğumuz strateji, AB’nin, bir anlamda
kendi normlarında başlatıp geliştirdiği bir yapılanma modelidir. Yurtdışı
Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı mevzuat ve hedefleri bu istikamette
geliştirilebilir kanaatindeyiz.


Sonuç


Halk kültüründen
hareketle, birlikte yaşamakta olan halkların sadece ulus devlet içerisindeki
birliktelikleri pekiştirilmiş olmaz, bölge ulus devletleri kapsamında yaşamakta
olan akraba toplulukların yakınlaşmaları sağlanarak, komşu ülkelerin bölgesel
bir güç olmaları da sağlanabilir.


Bu sosyo-kültürel
bünye üzerine inşa edilecek siyasî ve iktisadî yapılanmalar, bölge dışı
emperyalist yapılanmalara karşı, bölge halk ve ülkelerinin, ‘onlar da kendi
aralarında bölgesel bir güç oluşturdukları için’, ekonomik ve siyasî
çıkarlarını savunabilir. Ortadoğu halkları için geçerli olan bu teşhis,
Kırım-Kafkasya ve Anadolu için de halkların ortak kültürleri ve bu kültürlerin
tarihî arka planı bakımdan uygundur.


** Dr. Yaşar Kalafat, Halk Bilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji
Merkezi, yasarkalafat@gmail.com, www.yasarkalafat.info


[1] İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, Türk Kültürünü Araştırma
Enstitüsü Yayınları, Ankara 1977.


[2] Yaşar Kalafat, Bakü-Ceyhan Kültür Hattı/Sosyal Antropoloji Araştırmaları,
Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları, Ankara 2000, s.85-88.


[3] Biz bu tespiti Acara Cumhuriyeti’nde katıldığımız bir millî gün
kutlamalarında spiker tarafından yapılan takdimden tespit ettik. (Yaşar
Kalafat, Balkanlardan
Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları III-IV,
Berikan Yayınevi,
Ankara 2006, s.263-264). Gürcü Bilim adamı Zaza Tsurtsumia bu tarz bir
açıklamayı kabul etmemekte, bunların Gürcü toplumları olduklarını, Lazların ise
Gürcü dil ve tarihi ile ilgisi olmayan Gürcülüğün dışında bir kimlik
olduklarını ifade etmektedir.


[4] Yaşar Kalafat, “Kültürel Küreselleşme, Dinler Arası Diyalog ve
Mono Milliyetçilik”, Gregoryen Türklerde Halk İnançları, Berikan
Yayınevi, Ankara 2012, s. 139-145.


[5] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları III-IV,
Berikan Yayınevi, Ankara 2006.


[6] Yaşar Kalafat, a.g.e.


[7] Yaşar Kalafat, Kırım-Kuzey Kafkasya/Sosyal Antropoloji Araştırmaları,
Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları, Ankara 1999.


[8] Yaşar Kalafat – Betül Güngör, Türk Kültürlü Halklarda Türk Tatar
Halk İnançları,
Berkan Yayınevi, Ankara 2011.


[9] Oktay Berber, “Budizm Yayılışında Kalmukların Rolü Var mı?”, Altay Toplulukları
Sempozyumu (20-22 Temmuz 2015, Antalya).


[10] Yaşar Kalafat, Bakü-Ceyhan Kültür Hattı/Sosyal Antropoloji Araştırmaları,
s. 85-88.


[11] Yaşar Kalafat, a.g.e.


[12] Yaşar Kalafat, a.g.e.


[13] Yaşar Kalafat, a.g.e.


[14] Yaşar Kalafat, a.g.e.


[15] Yaşar Kalafat, “Efsaneden Halk İnançlarına Jelmauz/Ay Basan Cin”,
III.
Türk Şöleni (17-19 Mayıs 2012, Erzurum).


[16] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları III-IV,
s. 339-351.


[17] Yaşar Kalafat, a.g.e.


[18] Yaşar Kalafat, a.g.e.


[19] Yaşar Kalafat, a.g.e.


[20] Yaşar Kalafat, a.g.e.


[21] Yaşar Kalafat, a.g.e.


[22] Yaşar Kalafat, a.g.e.


[23] Yaşar Kalafat, “Kaşkay Türkleri”, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk
Halk İnançları II
, Berikan Yayınevi, Ankara 2007, s. 13-48.


[24] Yaşar Kalafat, “Sivas Yöresi Örnekleri İle Türk Halk İnançlarında
Aşermek/Yeriklemek”, Türklük Bilimi Araştırmaları, Sayı: 10 (Aralık
2001), s. 169-172.


[25] Yaşar Kalafat, “Acara Özerk Cumhuriyeti Gezi Notları”, Yeni Düşünce,
Sayı: 25 (22-28 Haziran 2001), s. 40-45.


[26] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları III-IV,
s. 178-260.


[27] Yaşar Kalafat-Kâmil Ağacan, “Güney Kafkasya Barışının
Sağlanmasında Anahtar Etnisite: Ahıskalılar”, Avrasya Dosyası
(11 Eylül Sonrası Türk Dış Politikası Özel Sayısı), cilt: 10, Sayı: 1 (İlkbahar
2004), s. 187-198.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış