Dr Salih EROL : Bir Yenişehirlinin İşgal, Milli Mücadele ve
Cumhuriyet Dönemi Anıları


Acı olsa da, gerçekçi
olmakta fayda var.


Hele ki söz
konusu tarihse eğer hamasetten, ideolojik ve psikolojik her türden çarpıtmadan
kaçınıp gerçekçi olmakta milletin istikbâli adına çok daha büyük faydalar
vardır. Burada konumuzla ilgisi dolayısıyla dile getirmem gereken birinci
gerçek şudur:


Eskilerin
deyimiyle “Harb-i
Umumi
” de (I. Dünya Savaşı 1914 – 1918) biz,harbiden acı ve ağır
bir yenilgiyle ayrıldık.


Durum hiç de, bir
ara ders kitaplarında klişeleşmiş gerçek dışı ifadeyle, “Almanlar
yenildiği için biz de yenilmiş sayıldık
” gibilerinden değildi.


Harbiden
yenilerek, bugün onlarca ülkeye denk gelen bütün Orta Doğu Dünyası’ndaki beş
yüz yıllık hâkimiyetimiz sona erdi Harb-i Umumi’de.


Bu geniş
coğrafyayı kaybetmemiz yetmezmiş gibi, elimizde kalan son topraklar olan Anadolu
işgale uğradı. Bu bakımdan son bir Milli Mücadele yapmak kaçınılmaz oldu. Çok
ağır ve zor koşullarda 1919 – 1922 yılları arasında yürütülen bu mücadele
sadece bir işgalci devletlerden bir Kurtuluş Savaşı olmakla kalmayıp; aynı
zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet Türkiyesine uzanan bir kuruluş mücadelesi oldu.


Hepimiz için
artık tarih sayılan bu girişteki olaylara temas etmemin nedeni, bu tarihlerde
aklı eren, zihni açık bir çocuğun hatıralarına geçiş yapmaktır.


Yazımızın asıl
kahramanı olan bu çocuk Mehmet Emin Lapacı’dan (1913 – 2007) başkası değildir.



Lapacı Emin, Veysel Uyanık ve Turgut Yüce


Olağanüstü hayat,
sekiz – dokuz yaşlarındaki M. Emin’e o kadar çok yer ve insan gösteriyor ki.
Oysa bu tür olaylar (savaş –işgal –göç) olmasaydı muhtemelen Yenişehir’in
dışına bile çıkmayacaktı o erken yaşlarda. Büyük adam gibi Şarkikaraağaç’tan
Isparta’ya omzunda sucuk sepetiyle yürüyor; satıyor ve karşılığında lazım olan
eşyayı yüklenerek dönüyor.


Nihayet, gün
gelir, işgali koyu karanlığın kurtuluşun aydınlığına doğru döner zaman ve
1922’nin sonbaharında Batı Anadolu mevsime inat adeta yeniden doğar. M. Emin,
kurtuluşun mimarı olan Gazi Mustafa Kemal, Fevzi, Karabekir, İsmet Paşa gibi
büyük komutanlarımızı görmemiştir ama onlar hakkında birinci ağızlardan
aktarabileceği dikkat çekici bir sürü anekdota sahiptir.


En önemli tanık
bizzat babasıdır. Batı Cephesi’nde görevli subaylar elbette ki  büyük
paşaları yakinen bilir ve görürler. Mesela, Büyük Taarruz’un hemen öncesinde
cepheyi ziyaret eden Başkomutan
Mustafa Kemal ve Fevzi Paşa’nın ciddi – asık suratlı- mesafeli halleri
subayları tedirgin etmiştir. Ancak şaşırtıcı bir biçimde İsmet Paşa, güleçtir
ve subayların sırtını sıvazlar; “en kötü şartlarda bile kırk gün içinde bu ülke kurtulacak
diyebilmektedir. Ancak bu nispeten rahat görünen paşanın dahi botları yırtıktır
ve demir bir telle emaneten bağlıdır.


İşte, M. Emin,
kitaplarda kolay kolay bulamayacağımız bu türden zengin, dikkat çekici
hatıralara sahipti.


Biz, sadece bu
kadarıyla şimdilik yetinip, asıl konumuza, Lapacı Ailesi’nin durumuna devam
edelim.


Ağustos’un (1922)
sonlarında ağır darbe alan Yunan Eylül başından itibaren hızla kaçar ve 6
Eylül’de Yenişehir kurtulur. Bizim aile de göç etmiş diğer aileler gibi eve
dönmeye başlıyor. İşgalden çekilirken daha bir vahşileşen Yunan’ın yakıp
yıkmalarının dumanı henüz bitmeden M. Emin ve ailesi Yenişehir’e varırlar. İki
yıl önce terk ettikleri evleri diğer bütün yapılar gibi harap haldedir.


İşte, bütün
bunları yaşadığım için milli bayramlarda kendimi tutamam; ağlarım

diyor dönemin tanığı M. Emin.


Kaçarken
arabalarını ve silahlarını yarı yolda bırakarak hızla uzaklaşmış işgalciler.
İçi mavzer silahlarıyla dolu arabalardan herkes nasibini alıyor. “Yenişehir’de
mavzersiz ev kalmadı
” diyen M. Emin, Cumhuriyetin ilanını kutlayan
havai fişeklerin işgalcilerden kalma kurşunlar olduğunu gülümseyerek
belirtiyor.


Kurtulan
Yenişehir’de işbirlikçiler elbette ki, cezasız kalmayacaktı. Harabeye dönmüş
şehirde dolaşırken gördüğü bir manzaradan, ne de olsa bir çocuk olarak, nasıl
ürperdiğini de anlatıyor M. Emin. Çarşının ortasında bir ağacın yanında kurulan
sehpada asılı birinin cesediyle yüz yüze geliyor.


Boynunda kocaman
bir etikette suçu yazılan bu idamlığın adını sorunca bir büyüğün verdiği cevap
çok anlamlı:


Evladım,
bunun ismi lâzım değildir. Suçlu da olsa, çoluk – çocuğu var. Yarın – öbür gün
hain oğlu diye damgalanmasın bu kişiler
”.


Bu milletin ne
kadar büyük olduğunu; kan davası ve linç kültürüne fersah fersah uzak durduğunu
gösteren ibretlik bir cevaptır bunu. Çocuklar ileride büyüdüklerinde
akranlarını bu olaylar üzerinden suçlamasın diye titizlik gösteren itidal
sahibi büyükler vardı o zamanlar.


Acaba, günümüzde
bu yüce özelliklerden çok mu uzaklaştık diye düşünmeden edemiyorum.


M.Emin,
konuşmasının ilerleyen bölümlerinde Cumhuriyet sonrası Yenişehir’i ve hayatını
anlatsa da biz onun anlattıklarını Cumhuriyetin ilanıyla noktalayalım.


Nasip olursa,
başka bir yazımızda onun Cumhuriyet sonrası hatıralarını yazalım.


Kurtuluşta ve
Cumhuriyetimizin kuruluşunda emeği geçen başta Gazi Mustafa Kemal olmak
üzere herkese rahmet dileklerimiz ve minnetle..


Ve son olarak bu
mühim olayların o dönemki küçük tanığı olarak bize bu değerli hatıraları
aktaran; 2007’de vefat eden Mehmet Emin Lapacı’ya da Mevlâ rahmet eylesin.


Dr
Salih EROL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet