Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Doğu İlleri ve
Varto Tarihi

Bölüm VII: İstibdat Devrinde Doğu İlleri , Hamidiye Alayları ve
Aşiret Kavgaları






Sultan Hamit, Tanzimat Türklerine ve hattâ güya Avrupa devletlerine karşı
saltanatını korkudan çıkarmak için 1307-1891 tarihinde doğu illerimizde 36 atlı
Hamidiye Alayını teşkil etmiş, bu teşkilâta; tarihimizin yukarı kısımlarında
açıkladığımız gibi, Yavuz Sultan Selim tarafından Anadolu’dan doğu illerimize
kaldırılan ve sonradan Kormanço şubesi adını alan yakın çağ Türk aşiretlerini
dahil etmişti.



Sultan Hamit, istibdadını yürütmek için artık temelli olarak bu aşiretlere Kürt
ve doğu illerine de Kürdistan ve kendisine de Kürtlerin babası demekteydi.
Vatanına ve milliyetine hıyanet eden bu padişah, doğu illerimizin Kürdistan ve
buradaki aşiretlerin de Kürt olmadığını biliyordu. Onun şahsi saltanatı uğrunda
söylediği bu sözler, o gün doğu illerinin Türklüğünü yoketmeğe kâfi gelmiş,
özbeöz Türk soyundan olan doğu halkını, Yavuz’dan sonra bir kere daha felâkete
sürüklemişti.



Yavuz Sultan Selim devrinden önce yazılmış tarihlerin gerçekte Kürt olarak
tesbit ettiği bir millet ve doğu illerimizin coğrafi durumunda yazılmış bir
Kürdistan adı yoktu. Sultan Hamit bunu biliyordu. Fakat o, Tanzimat Türklerine
karşı saltanat ve istibdadını ayakta tutabilmek için, coğrafi ve idari
durumdan, istibdada elverişli olan doğu illerimizi o günkü, aşiretlerin her üç
şubesinin nüfusça en kalabalığı, zengini ve azılısı bulunan Kormanço
şubesindeki aşiretleri Hamidiye teşkilâtına alarak, bunları Türklük ve gençlik
cereyanlarına karşı bir kalkan gibi kullanmak istemişti.



Dördüncü Ordu Müşirliğine tâyin kılınan Çerkes Mehmet Zeki Paşa, Erzincan’a
gelmiş doğu illerimizdeki Kormanço şubesine dahil aşiretler arasında Hamidiye
teşkilâtını kurmak üzere Mirliva Mahmut Paşa’ya Van, Malazgirt, Hınıs ve
Varto’ya göndermişti.



Kormanço şubesi, Mil ve Silif adlı iki partiye ayrılmıştı. Bu partilerin her
birine bir aşiret mirvalığı ile beher alay komutanına birer kaymakam rütbesi
verilmişti.



Mil partisinin livası, Viranşehir bölgesindeki çöllerde bin çadırlık aşiretiyle
dolaşan, Milan aşireti reisi İbrahim Paşa idi. Bu paşanın komutası altında :
Varto, Karlıova, Bulanık’ta oturan Cibran aşiretinden teşkil edilmiş dört
Hamidiye alayı, Malazgirt bölgesinde altı adet Hasanan aşireti Hamidiye alayı,
Hınıs’ın Tekman, Köksü, Hacı Ömer bölgelerinde iki tane Zırkan aşireti,
Hamidiye alayı, merkezi Viranşehir olmak üzere beş tane Milan aşireti Hamidiye
alayı, bir tane Karaçeki aşireti alayı ve Urfa’nın Sürüç ilçesinde iki tane
Berazan aşireti, Hamidiye alayları vardı.



Silif yahut Mil partisinin livası, Pantos’ta oturan Hayderan aşireti reisi
Mirliva Hüseyin Paşa idi. Bu paşanın komutası altında : Muradiye, Patnos ve Van
bölgelerinde oturan beş adet Hayderan aşireti Hamidiye alayı, Ağre’da bir
Ademan ve bir Takoriyen aşiret alayı, merkezi Ağrı, iki Zilan ve bir adet
Celâli aşiret alayları, Eleşkirt’te bir tane Sıpkan aşiret alayı vardı. Bu
aşiret alaylarına birden başlayarak 33 numara sıraiyle verilmişti. Bunlardan
başka Zilanlı Selim Paşa’ya bir mirlivalık rütbesi, Babakürdü şubesinden
Mistoyi Miran’a paşalık verilmişti.



Her Hamidiye alayı bin iki yüz atlı idi. Her alayın başında tek bir harf
okunmasını bilmiyen bir kaymakam dikilmişti. Bu kaymakam o aşiretin eski ağası
idi. Her alayda yine aşiret ağasının akrabasından iki binbaşı ve aşiretin ileri
gelenlerinde dört yüzbaşı ve sekiz mülâzim vardı. Bunların hiçbirisi okumak
bilmezdi. Her alay kumandanı zorla bir kâtip bulabilmişti. Alayın bütün atları
aşiret eratının öz mallarıydı. Bu atlara o alayın damgası vurulurdu. Alay
paşalarına, kaymakam ve zabitlerine padişah hazinesinden dolgun maaşlar ve hediyeler
verilirdi. Eratın silâhları, kısmen bunların eşkıyalıkta kullandığı silâhlar ve
kısmen de devletten verilmiş tüfeklerdi. Ümerâ ve zabitanın kılıçları ve
elbiseleri devlet tarafından veriliyordu. Doğu illerindeki bu Hamidiye
kaymakamlarının sayıları, Varto’da Cibranlı Mahmut Bey, Cibranlı Sincar İbrahim
Bey, Karlıova’da Cibranlı Maksut Halit Bey, Malazgirt’te Fethullah Bey,
Hasanalı Halit Bey, Sıpkanlı Abdülmecit Bey’lerdi.



Bu aşiret liva ve kaymakamları, 1309-1893 yılında Erzincan’da Müşir Mehmet Zeki
Paşa’nın yanında toplanarak İstanbul’a Sultan Hamid’in yanına gitmişlerdi.
Sultan Hamit, bunları gözden geçirerek rütbelerini takmış ve bunların
yakışıklılarına kılıç, paralar ihsan etmişti ve onlara :  “ Benim,
kürtlerin babası olduğumu unutmayın!” diye iltifat etmişti.



Sultan Hamit, o gün bu aşiret ağalarına verdiği geniş selâhiyet ve rütbe ile,
doğu bölgesindeki şehirlileri, esnaf ve tüccarı ve doğu illerindeki çiftçi ve
halk tabakasını ve bu illerde, biz Türküz, diyenleri bu Hamidiye alaylarına
birer esir gibi teslim ederek, onları aşiret alaylarına soydurmuş, kırdırmış ve
ezdirmişti. Koskaca bir Türk İmparatoru olan bu zalim padişah, bilerek Türk
ırkının düşmanı kesilmişti.



Hamidiye liva ve alay kumandanları, İstanbul’dan döndükten sonra, istibdadın en
karanlık zirvesine çıkmış bulunuyorlardı. Bu aşiret ağaları, Hamidiye unvanı
altında büyük bir debdebe ve saltanata kavuştuktan sonra kendilerini hiçbir
kanuna tâbi tutmadan mülkiye adını alan doğudaki diğer aşiretleri, komşuları
olan halkı, şehir ve kasabaları soymağa ve doğu illerini yakıp yıkmağa
başladılar. Padişahın ellerine verdiği silâh ve salâhiyetle çok amansız
harekete geçtiler. Doğu illerinde, Sultan Hamid’in ve kara kuvvetin birer
müstebit ve kanlı kolları gibi uzanan Hamidiye alayları, doğunun bütün dağ ve
derbentlerinde yollar kestiler, kervanlar soydular. Halkın malına ve canına
kıydılar. Binlerce masum köylünün kanlarını döktüler ve bununla da kalmıyarak
Hamidiye teşkilâtına girmiyen kabile ve aşiretlerin köylerine baskınlar
verdiler, can yaktılar, mal talanladılar.



Hamidiye alaylarının İstanbul’dan aldığı kara fikirler artık doğu illerinin
rengini tamamen değiştirmiş, müstakil hareket eden 36 kanlı beylik yaratmıştı.
Bu beylikler, kendilerini yalnız Sultan Hamid’in Kürtleri ve oğulları, din ve
şeriatın arkaları, insanların en kutsalları, Türklüğün düşmanları ve yurdun Con
Türklere karşı müdafileri sayar ve kendilerini hiçbir kanuna tâbi tutmadan
doğunun diğer kabile ve halkını karşılarında köle ve kul biliyorlardı.



Osmanlı İmparatorluğunun orta devrinden başlayıp Sultan Hamit çağında
tamamlanan bu yıkıcı siyaset ve zehirli duygulardan doğan Hamidiye teşkilâtı,
az bir müddet içinde doğudaki Türk nesli arasına müthiş bir kötülük ve nefret
uyandırmış, milli birlik ve bütünlüğü çok ağır bir surette parçalamış, Hamidiye
olmıyan halkı bu aşiretlere ezdirdikten sonra, menfaat ve saltanat hırsiyle
deliren bu alayları ve hatta bir alayda olan öz kardeşleri birbirine musallat
ederek, doğu illerimizin her yanını kanlarla sulamıştır.



Sözümü gerçekleştirmek için, bu acı manzara ve kanlı boğuşmalardan birkaç örnek
vereyim.



Doğudaki Hayderan aşiretinin bir alayı, Tokariyan aşireti reisi Hüseyin ağa
ile (1) , Eleşkirt’teki Sıpkan aşireti reisi Abdülmecit, Malazgirt’te
Hasanan aşireti kaymakamı Fethullah Bey ve Halil Hasan’la ve Hasanlı Rıza
Halit, Hasanlı Acem oğullariyle, Hınıs’taki Zırkan alayı komutanı Kulihan Bey,
Tekman’daki Zırkaan alay kumandanı Selim Bey’le ve bu iki aşiret yine
Hınıs’taki Çarek aşiretleriyle ve Varto’daki Cibran ikinci alay kumandanı
Mahmut Bey, Cİbran birinci alay kumandanı Sincar İbrahim Bey’le ve
Karlıova’daki üçüncü Cibran alay kumandanı Maksut Halit Bey öz kardeşi Selim
ağa ile ve yine bu üç Cibran aşiret alayı Varto’daki mülkiye Hormek aşireti
ile, Viranşehir’deki Millan aşireti livası İbrahim Paşa, Karakeçi aşireti reisi
Dirii ile, saffıharp halinde yıllarca dövüşmüşlerdi.



Savaşlarda binlerce insan ölmüş, talanlar gitmiş, köyler yıkılmıştı. Hükümet,
Hamidiye alayları arasındaki savaşları durdurmak için, ya bir nasihatçı paşa
gönderir veyahut bir telle müdahale ederdi. Mülkiye olan aşiretlerle
Hamidiyeliler tutuşunca, Hamidiye tarafını tutar, karşıdaki mülkiye aşiretini
bastırmak için savaş yerine bazen birer tabur nizamiye askerini gönderirdi.
Kendilerini Hamidiye alaylarına karşı müdafaa etmekten aciz olan doğu
illerindeki diğer kabileler ve halk mecburi olarak Hamidiye alay kumandanlarına
ağır vergiler verir ve bunların idaresinde köle gibi yaşarlardı.



Her iki aşiret livası ve kaymakamlar, döktükleri kanlardan ötürü hiçbir mahkeme
ve adalet divanında hesap vermeğe mecbur değillerdi. Bunlar bütün aşiret
halkının mukadderatlarına birer mutlak hâkimdi. Aşiretin adli idare, içtimai
hukuku, aşiret reisinin elindeydi. Reis, başka bir aşiretten öldürdüğü birçok
adamların kanına karşılık, kendi aşiretinden ölümlerine sebebiyet verdiği bir
sürü insanların kanlarını bir dehalet ve barışma ile bağışlar, evine gelen
hasım aşiret ağasının bir merhabasına feda ederdi. Bir aşiretin malı, canı,
ırzı o aşiretin reisinin öz malı sayılırdı. Reis, huylandığı ve şüphelendiği
bir adamı öldürebilir, bir suçluyu hapis veya affedebilirdi ve sevdiği bir
kadınla buluşur, bunlar için hiçbir makam veya mahkeme, reisin hakkında
tahkikat yapamazdı.



Sultan Hamid’in bu kara siyaseti, Osmanlı İmparatorluğunun hâkimiyeti altında
bulunan doğu illerinde 36 derebeylikten ibaret olan bir Kürdistan yaratmıştı,
bu siyaset, Türkleri Kürt diye vasıflandıran, onlara bu adla mensub bir iftihar
takındıran, Türkün, malını, canını, adını, ırkını, milli varlığını hiçe satan,
iğrenç bir siyasetti. Bu siyaset, doğuda çok feci kötülükler yaratmış, saymakla
bitmiyen bu kötülükler ve Türk düşmanlığı Meşrutiyet devrine ve Şeyh Sait
isyanına kadar, babadan evlâda, irsi bir hastalık gibi geçmişti.



Bu tehlikeli fikir hastalığı, mevzuumuz olan doğu illeri ve bilhassa Varto
tarihinde bin türlü kanlı olaylar ve çeşit kötülükler doğurmuş, önceden yalnız
Sünnilik ve Alevilik gayretiyle birkaç kere dövüşen Cibran ve Hormek
aşiretleri, bu son Hamidiye teşkilâtının siyaseti karşısında birbirlerini
yoketmek için yıllarca çarpışmışlardır.



Bu iki aşiretin salâhiyeti, hayatı ve kuvvetleri arasında büyük bir fark vardı.
Cibranlılar : Sultan Hamid’in müstebit alayları ve Kürdistan’ın kudretli bir
aşireti,  Hormekliler, mülkiye, reâya ve ahali, aşiret ve kürt sayılmayan,
bayağı bir Türkmen oymağı bilinirdi.



Cibran alayı, kumandanları ve aşiret ağaları, hükümlerini Muş ve Varto idare
makamlarına yürüten ümera ve zabitan, Hormek ağaları, hükümet kapısından
koğulmuş, malı, canı, helâl, kâfir kızılbaşlardı.



İşte birisi asalet, salâhiyet, kudret ve zorunu göstermek için köylere ve
talanlara saldıran ve öbürüsü, malını, canını, namusunu ve hakkını, istibdadın
kanlı pençesinden kurtarmak için çarpışan, iki aşiret çarpışıyordu.



Cibran Aşireti, Hamidiye teşkilâtında bin ikişer yüz atlı mevcutlu dört
Hamidiye alayına ayrılmıştı. Bu alayların merkezi Varto olmak üzere, Şerafettin
ve Bingöl dağları arasındaki geniş alanın köylerinden kurulan ve Varto
merkezinde oturan Cibranlı Mahmut Bey’in emrinde bir alay, ve Şerafettin’in
kuzey eteklerindeki köylerden kurulup, merkezi Bağlı köyü olmak üzere Cibranlı
kaymakam Cincer İbrahim’in emrinde ikinci bir Cibran aşiret alayı ve merkezi
Karlıova’nın Tokliyan köyünde Göynük ovası köylerinde kurulmuş Cibranlı Maksut
Halit Bey’in emrinde üçüncü bir Cibran aşiret alayı, ve merkezi Bulanık
ilçesinde olmak üzere Cibranlı Fezzo oğlu kaymakam Selim Bey’in emrinde
kurulmuş dördüncü bir Cibranlı aşiret alayı teşkil edilmişti.



Sultan Hamid’in para, rütbe, silâh ve kuvvetiyle teçhiz edilen bu dört alay,
kendi bölgelerindeki halka, kasabalara ve Hamidiye olmayan diğer aşiretlere
saldırarak onları kendi çiftlikleri haline getirmişlerdi. Bilhassa eskiden
düşman ve kızılbaş bildikleri ve kendisinden çekindikleri Hormek aşiretini
yoketmiye yeltenerek, onların Varto’daki bölgelerine, köylerine saldırmışlardı.
Bu üstün kuvvetler karşısında şaşıran Hormekliler, başkanları olan Fereşat-Fero
ailesinden İbrahim Talu’nun etrafında  toplanmışlardı. İbrahim Talu ve
akrabaları, ilahi bir tevekkülle, canlarını ve namuslarını kurtarmak için, bu
sayısız aşiret akınlarına karşı durmaya ve hiçbir kuvvete boyun eğmemeğe karar
vermiş, bunlar bin zorlukla ele geçirdikleri basit silahlarla köylerinin
mevzilerinde gece gündüz beklemişlerdi.



1309-1893 yılının mayıs ayında Cibranlılar, İbrahim Talu’nun oturduğu Kasman
köyünü basmış, İbrahim Talu ve oğlu Zeynel ve kardeşleri Veli ve Memil ve
Zengel’deki amcası Aga oğlu Selim ve kardeşleri, Kür tepesinde kuşatılmış,
Cibranlı Velibilik, Memil tarafından katledilmiş ve alay kumandanı Mahmut Beyin
amcası oğlu Talha, İbrahim Talu tarafından yaralanmış, beş Cibranlı öldürülmüş,
Cibran süvarileri Ameran köyü üzerinden ricate mecbur edilmişti. Bu sırada
Göynük’ten gelen bir tabur nizamiye askeri savaşa karışınca, İbrahim Talu ve
akrabaları devlet nüfusuna saygı göstererek geri çekilmiş, bu durumdan
faydalanan Cibranlılar, askerin himayesinde geri geri dönüp, dokuz Hormekli
öldürmüşler ve Ameran köyünü talanlamışlardı.



Aynı tarihte Göynük – Karlıova bölgesinde bulunan Cibranlı Halit Bey’in üçüncü
Hamidiye alayı, Kârir’deki Hormek aşiretine akına başlamış, bu sırada bu
aşiretin reisi ve Hösnek nahiyesi müdürü bulunan ikinci Zeynel’in torunu Küçük
Aga, hükümetten aldığı bir kuvvet ve bölgesinde topladığı aşiret eratiyle Kârir
dağlarının sarp geçitlerinde Cibran aşiret alayını durdurarak onların Kârir
bölgesine girmelerine engel olmuştur.



Yine bu yılda, Palah göl mevkiinde İbrahim Talu ile Cibranlı “Amer” aralarında
şiddetli bir çarpışma olmuş, arada hayli can telef olmuş, İbrahim Talu ile
kardeşi Veli’nin harikulâde cesaretleri sayesinde, götürülen talan sürüleri,
Cibranlılardan geri alınmıştı.



1310-1894 yılında İbrahim Talu ve Hormek köyleri Bingöl yaylarına çıkmışlardı.
Cibranlılar bütün kuvvetleriyle her yandan Hormek aşiretine yüklenmişlerdi. Bu
yılın temmuz ayında Karlıova’daki Cibranlı Hatto oğullariyle Cibranlı Mahmut
Bey’in sekiz yüz seçkin atlısı, İbrahim Talu’nun Bingöl’deki Hasman yaylasını
çevirerek müsademeye başlamışlardı. İbrahim Talu, kardeşleri ve oğlu Zeynel ve
Zeynel yaylasındaki amcası oğlu Selim ve kardeşleri birleşerek kendilerini ve
yaylalarını kurtarmış, Cibranlı Alo-reşik ile birkaç Cibranlı ve Hormekli
katledilmiş ve fakat Cibranlılar İbrahim Talu yaylasının bütün sığırlarını
talanlayıp götürmüşlerdi.



İbrahim Talu ardı arkası gelmiyen bu Cibran akınlarından ve saldırışlarından
ötürü, hükümetten yardım dilemek üzere oğlu Zeyneli Varto kaymakamının yanına
göndermişti. Cibranlı Mahmut Bey, kaymakamın yanıbaşındaki sedirde oturmuş,
Zeynel şikayetini kaymakama yaparken, Mahmut Bey ona sıra vermeden Zeynel’e
hitaben: “ Ne yapalım sizin fermanınız padişahtan çıktı” demiş ve kapıdaki
zabıta memuru, (Zeynel, Mahmut Bey’e karşı geldiği için) onu hükümet kapısından
kovmuştu. Bu hadiseden sonra İbrahim Talu ve Hormekliler artık canlarından,
hürriyetlerinden ve hükümetten ümitlerini keserek, bütün varlıklariyle hem
Cibranlılara, hem de hükümete karşı koymaya yemin etmişlerdir.



Bir müddet sonra Üstükran nahiyesine Hormeklilerin tedibi için askeri bir
kuvvet gelmiş ve Cibran aşireti bu askeri kuvvetlerden faydalanarak Hormek
köylerini basmış ve eskisinden fazla karşı koyma ile karşılanarak zayiata
uğramış ve geri dönmüşlerdi. Hormekliler artık hiçbir kuvvetten çekinmiyor, ve
kendileri için mukadder olan ölümü bekliyorlardı. İbrahim Talu’nun meşhur olan
sürmeli tüfeğinin sesi iki günde bir Hormek dağ eteğinde yükseliyordu.



İbrahim Talu’nun bu haksızlık ve zulme karşı koyması, nahiyeye gelen yüzbaşı ve
mülkiye kaymakam gözünde bir isyan şeklinde görünmüş ve bu hal Cibranlı Mahmut
Beyin işine yaramış, Varto merkezinden Erzincan Müşirliğine ve Sadarete
yağdırdığı tellerde : İbrahim Talu ve Hormek aşiretlerinin isyan ettiğini ihbar
etmiş, Varto kaymakamı bu şikâyeti tasdik ettiği için, İbrahim Talu Hormek
aşiretinin tedibi için Varto merkezine bir alay nizamiye askeri gelmişti.



Bu askerle birlikte Cibran alayı Hormek köylerini tarıyacaktı. Fakat kânun
ayları gelmiş, karlar yağmayağ başlamış olduğu için askeri kuvvet Varto’da
yerleşmekle meşgul bulunuyordu. Tam bu sırada İbrahim Talu’nun amcası oğlu
Zengel köylü Selim, Caneseran köyüne gidip, halka zulüm yapan Üstükran müdürünü
dövmüş, Selim’i ele geçirmek için Varto merkezinde oturan alaydan bir tabur
nizamiye askeri, binbaşı Ziya Bey’in emrinde olarak Üstükran nahiyesine gelmiş,
burada Cibranlı binbaşı Ömer Ağa, iki yüz aşiret atlısiyle bu kuvvete katılarak
Zengel köyüne doğru hareket etmişlerdi.



10/12/1310-1894 günü karlı yolları aşarak Zengel’e giden bu kuvvetler, Selim ve
kardeşleriyle maiyetinin ateşleriyle karşılaşmış ve akşam Caneseran köyüne
dönmeye mecbur olmuşlardı. Selim aynı gece de İbrahim Talu’ya haber vererek
bütün arkadaşlarıyle ailelerinin alıp Bingöl dağlarının eteklerinde
saklanmışlardı. İbrahim Talu, bu kar ve kış içinde aşiretinin başına bir
felaket gelmemek için, onların çeşit yerlerde saklanmalarını ve nizamiye
askerine karşı gelmemelerini tenbih ederek, kendisi de o gece Bingöl
eteklerinde bulunan Kürte-gül mezresindeki bir küçük eve gidip saklanmıştı.



Caneseran köyüne dönen tabur, ertesi günü tekrar Zengel’e doğru hareket
ederken, Civarik deresinde silahlı bir adamın Küte-gül’e gittiğini görerek, bu
piyadenin izine düşerek ansızın İbrahim Talu’nun saklandığı küçük evi kuşatmış
ve ateşle karşılaşınca ilk iş olarak evin kapısına doldurduğu bir yığın ota
ateş vererek İbrahim Talu’yu ateş ve dumana boğmuşlardı.



İbrahim Talu’nun yanında üç oğlu ve silahlı on hizmetçi vardı. Bunlar ateşte
yanacaklarını görünce İbrahim Talu göğsüyle ateş ve alevleri yararak
hasımlarının üzerine atılmış, fakat kapıdaki kar şepelerinde ve seviklerde
mevzi alan binden fazla asker ve Hamidiyelilerin birden açılan silahlarının
kurşunları arasında yere serilmiş, onu takip eden bütün arkadaşları birbirinin
üzerine cansız olarak yığılmışlardı. (2)



Hürriyet şehidi kahraman İbrahim Talu’nun ölümü , aşiret arasında yıldırım
hızıyla yayılmış, halk kendilerini toplayıncaya kadar asker ve Hamidiye alayı
Varto’ya yetişerek zaferlerini telle Sultan Hamid’e bildirmişlerdi.



Bu feci hâdiseden ötürü Varto ve Kârir’de bulunan bütün Hormek halkı, derin bir
mateme bürünmüş, o sırada Kârir’de bulunan İbrahim Talu oğlu Zeynel, babasının
intikamını almağa and içmiş, ve 1311-1895 yılı baharında Varto’ya dönerek
amcası oğlu Zeynel köylü Selim’i aşiretin başında bırakmış, kendisi ve 17
yaşındaki kardeşi Veli ve on beş fedai atlısiyle dağlara çıkmıştı. (3)



Zeynel, ilk müsademesini Cibranlı Kör Ahmet ağanın adamlariyle Karaboğa
tepesinde verdi. Bu müsademeye Tatan köyündeki bir bölük asker de karıştı.
Zeynel’in atı vuruldu ve iki Cibranlı katledildi. Zeynel ve Veli, küçük
çeteleriyle durmadan Cibran köylerine saldırıyor, ele geçirdikleri düşmanları
öldürüyor ve bu çeteleriyle ortalığı velveleye veriyorlardı. Cibranlılar,
Hormeklilerin topluluğuna saldırmıya vakit bulamıyor, hep Zeynel’in peşinde
dolaşıyorlardı.



1311-1895 yılı sonbaharında, yurdumuzdaki Ermeniler, Van, Muş, Çapakçur, Kiği
dağlarında komiteler teşkil ederek şekavet ve fedailiğe başlamışlardı. Askeri
birlikler ve Hamidiye alayları bazı yerlerde bu isyanları yatıştırmak için
harekete geçmişlerdi. Kiği’de bir Ermeni köyü üzerinde Çapakçur Zazalariyle,
üçüncü Cibran aşiret alayı komutanı Halit Bey’in kuvvetleri arasında kavga
çıkmış, Zazalar kendilerini toplayıncaya kadar kırk kişi ölü vererek Zermak köyü
üzerinden Çapakçur’a dönmüşlerdi. Kış gelmiş, karlar ortalığı beyaza bürümüş,
yollar kapanmış, Zeynel Kârir bölgesine çekilmişti. Zeynel’in takibi için gelen
bir bölük asker, Tatan köyünde bekliyordu.



1312-1896 yılında Zeynel, yine akınlarına devam etmiş, defalarca hasımlariyle
çarpışmıştı. Zeynel aynı zamanda okumuş bir genç ve bir milliyetçiydi. Onun
tazminat Türklerine muharebesi ve ilgisi vardı. Varto’daki kaymakam ve Hamidiye
kumandanları bu ciheti bildikleri için çok fazla kendisiyle uğraşıyor ve fakat
bir türlü ele geçiremiyorlardı.



1313-1897 yılında, Cibran Hamidiye kaymakamlarının araları açılmış ve bunlar
yer yer kavgaya tutuşmuşlardı. Zeynel bu durumdan faydalanarak Göynük’teki
Cibranlı kaymakamı Halit Bey’le birleşip, kaymakam Cicar İbrahim Bey ve onun
amcası oğlu Kör Ahmet ağanın köylerine baskın verip, birçok adamın ölümüne
sebebiyet vermişti. Bu yılın sonbaharında Zeynel hastalanarak Caneseran köyüne
gelip Seyit Ali’nin evinde yatmış, Tatan’da bulunan yüzbaşı Süleyman Efendi ve
Hamidiye süvarileri bu haberi alarak, Zeynel’i burada kuşatmış ve ilk
çarpışmada bir zaptiye vurulmuş, İbrahim Talu’nun âkibetinden ibret alan
Hormekliler Caneseran’a akarak, muhasarayı kaldırmışlar, Zeynel yalnız atına
binerek çetesinin başına geçmişti.



1314-1898 yılı yazında : Varto’daki Cibranlı Mahmut Bey’le, Cibranlı kaymakam
Sincar İbrahim2in araları bozulmuş, Mahmut Bey’in atlıları Tatan köyünü
talanlamış, her iki alay arasında Leylek dağında yapılan savaşta, Cibranlı
Mahmut Bey katledilmişti.



Bu sırada Varto’da bulunan bir alay nizamiye taburu, Zeynel’in derdestin bahane
ederek bir alay Hamidiye ile Hormek köylerine saldıracaklardı. Zeynel aşiretin
başından ayrılmış, çetesiyle dağlarda dolaşıyordu. Aşiretin idaresi amcası oğlu
Selim’in elindeydi. Selim cesur, yiğit ve zeki bir başkandı. Başına gelecek
felâketi anlamış, hiç olmazsa hükümetin takibinden aşiretini kurtarmak
maksadiyle, Hormek köylerinin yirmi bir muhtariyle Erzincan Müşiri Ahmet Zeki
Paşa’nın yanına giderek Zeynel’den başka, bütün Hormeklilerin affını çıkarmış
ve dönerken Hormek köylerinden dört yüz atlı seçmiş, bunlarla kendi köylerini
muhafaza etmeyi ve karşılıklı olarak Cibranlılara saldırmayı kararlıştırmıştı.



Zeynel’in affına imkân yoktu. O bütün jurnallarda, jöntürk çetesi, stibdadın
düşmanı eşkıyayı meşhure olarak tanınmış, desdesti için her vakit Varto, Hınıs,
Tercan, Göynük ova ve dağlarında kuvvetli askeri müfrezeler ve Hamidiye
alayları dolaşmıştı. Zeynel bu sırada Bingöl dağlarında idi.



1316-1900 yılının bir yaz günü maktul Cibranlı Mahmut Bey’in kardeşi binbaşı
İsmail, Zeynel’in Halitan çayırında bulunan tüccar Kota’nın çadırına gideceğini
haber almış, Varto’da seçtiği seksen atlıya asker elbisesini giydirerek
Zeynel’in yolunda pusu kurmuştu. Zeynel bu pusuyu farkederek savunmağa başlamış
ve ilk önce bu atlıları asker sandığı için, Caneseran köyü yaylasına kadar
dövüşerek geri çekilmiş, burada atlıların talana saldırdıklarını görünce,
bunların Hamidiye olduğunu anlamış ve şiddetle hücuma başlayıp bu atlıları
“Ger” yaylasına kadar kovalamış, dört Cibran atlısını öldürmüştü.



Selim, Erzincan’da affa uğradıktan sonra, kardeşi Mustafa Üstükran nahiyesi
müdürü olmuş ve Hormek köylerinin muhafazası için nahiye, merkezine bir bölük
asker gelmişti. 1317-1901 yılının mayıs ayında Sincar İbrahim Bey’in oğlu
Mehmet ve akrabası Hasan Ali kumandasındaki dört yüz atlı, Üstükran bucağına
hücum ederek bu köyün malını götürmüş, köydeki bölük kumandanı yüzbaşı, talanı
almak için Hamidiyelilerin önlerine geçerken Cibranlı Hasan Ali tarafından
kamçı ile dövülerek geri dönmüş, tam bu sırada Selim yıldırım gibi yetişerek
emrindeki kuvvetin başında bizzat ileri atılarak, Cibran atlılarını önlerine
katıp, Tatan boğazına kadar sürmüş, bütün talanı geri aldığı gibi,
Cibranlılardan öldürdüğü yedi süvarinin de at ve silahlarını ganimet olarak
getirmişti.



Zeynel bu haberi Kiği’de duymuş, o da akrabalariyle beraber çalışmak üzere affa
uğramyı arzu etmiş ve Kiği köylerinde çetesini kardeşi Veli’ye teslim ederek,
Ulaş oğlu Mustafa ağanın nüfus tezkesini alıp İstanbul’a gitmiş ve fakat burada
Cibranlı işçilerinin ihbarına uğrayarak Harbiye Nazırının huzuruna götürülmüş,
nüfus kağıdını ibraz edip Mustafa olduğunu iddia etmiş, tam bu sırada Varto’dan
gelen bir telde Zeynel’in çetesiyle Bingöl’deki yaylalara saldırdığı bildirilmiş,
bu muamma karşısında Harbiye Nazırı, Zeynel’i bir tabur askerle Erzurum’a
teşhis için göndermiş. Zeynel, Erzincan yolunda firar ederek az bir müddet
sonra kardeşi Veli ve çetesiyle birleşip dağlara çıkmıştı.



Bu hâdiseden sonra Zeynel şiddetle aranmağa başlanarak gıyaben idama mahkum
edilmiş ve küçük çetesiyle Yavi bucağından gelirken üçüncü Cibranlı aşireti
alayı, binbaşı Derviş Bey’in atlılariyle karşılaşmış, yapılan müsademede Derviş
Bey’in iki amcası oğlu Zeynel ile Veli’nin elinde katlolmuş, Zeynel Çivreş
dağlarına çıkarken, burada misafir kaldığı Sileper köylü Sâdi ağanın evinde
1318-1902 yılının haziran ayında üçüncü Cibranlı alay kumandanı Halit Bey’in
atlıları tarafından çevrilmiş, burada bir atlı Cibranlıyı öldürüp kurtulmuştur.



Yine 1318-1902 yılının temmuz ayında, İstanbul aşiret mektebinden mezun olan
maktul Cibranlı Mahmut beyin oğlu Halit Bey, babası yerine ikinci Cibranlı
aşiret alayı kaymakamı olarak aşiretinin başına geçmiş, bu adam, üçüncü
Cibranlı alayı kaymakamı olan diğer Halit beyle görüşerek Zeynel’in takibi için
Bingöl dağlarına askeri kuvvetler tahrik ettikten sonra, bütün aşiretleriyle
Varto ve Hormek köylerine ve Selim’e saldırmışlardı.



Zeynel artık dağlarda, Selim yirmi kadar cesur akrabası ve Hormek atlılariyle
birlikte Cibranlıların çok üstün kuvvetlerine karşı bir saffıharp halinde
dövüşüyordu. İlk akın 1318 yılın ikinciteşrin ayında başlamış, her iki aşiret
Mengel gediğinde dövüşmüş, bu savaşta Selim’in amcası oğlu Hüseyin
öldürülmüştü. Fakat Selim, Cibran kuvvetlerini Kargapazar köyü istikametine
kadar püskürtmüştü.



1319-1903 yılı baharında, ikinci Cibran aşiret alayı, Varto’dan Hormek
köylerine saldırmıştı. Leylek dağında yapılan müsademede her iki taraftan
birkaç kişi ile Selim’in yeğeni genç İbil vurulmuştu. Bu savaşlar 1321-1905
yılına kadar durmadan devam etmiş, her iki taraftan iki yüzden fazla yiğit
öldürülmüştü. Ölenlerin iki katı Cibranlı idi. Cibran ağalarından Hatto oğlu
Şerif ve Mustafa’dan başkası savaşa gelmediği için, bunlardan bellibaşlı kimse
ölmemiş, buna karşılık Selim’in akrabasından Hüseyin ve İbil gibi iki sayılı
yiğit vurulmuştu.



Selim bunların intikamlarına karşılık alay kaymakamlarından birisini öldürmek
istiyordu. Fakat bu Beyler, Selim’in silahından çekinerek savaşa gelmiyor,
sayısız atlılarını gönderiyorlardı. Selim bunu bildiği için bunların köylerine
kadar hücum etmeyi düşünmüş, akrabalarından Talu oğulları, Memil, Veli ve
Gülâbi oğulları Aga ve Mustafa’yı üç yüz seçkin atlı ile arkasına takarak
Kargapazar köyüne defalarca hücum etmişti.



Cibran ikinci ve üçüncü alay kuvvetleri, Kargapazar’da toplanmış, Selim’in
akınlarına karşı durmuşlardı. Selim her savaşta iki yüz metre atlılarından
ileri gidiyor, atından inmeden Cibran süvarilerine saldırıp elindeki dokuzlu
tüfeğini makine gibi işletiyordu. Selim, 1321-1905 haziran ayında üç yüz
kişilik kuvvetiyle Mengel gediğinde, Cibranlıların yedi yüz atlısiyle
karşılaşmış, ilk çarpışmada bunları yerinden oynatarak önüne katmış ve büyük
bir asabiyetle süvarilerinden ayrılarak üç yüz metre ileri atılıp Cibran atlı
kollarının içine düşmüş ve yan ateşine tutulup atı üzerinden yere
yuvarlanmıştı. Hormekliler yetişinceye kadar Cibran atlıları Selim’in cesedini
alıp Kargapazar köyüne savuşmuşlardı.



Selim’in ölüm haberi, süratle bölgeye yayılmıştı. O gün askeri müfrezeler
tarafından takip edilerek Tercan dağlarından Bingöllere gelen Zeynel, bu acı
haberi duyunca ertesi günü Mengel gediğinde olan Hormek kuvvetlerinin başına
geçerek Kargapazar köyünü kuşatmıştı.



Selim’in cesedini almak için köyün, Hormekliler tarafından kuşatılacağını bilen
Cibranlılar, o gece Kargapazar’a iki binden artık kuvvet yığmışlardı.



Zeynel üç koldan köye hücum ederek bizzat köy camiinin kapısına kadar
ilerlemiş, bu sırada arkadaşlarından İbrahim Mitti’nin orada ve Selim’in
kardeşi nahiye müdürü Mustafa’nın köy arkasında vuruluşu yüzünden, Hormek
kuvvetleri geri çekildiği için, Zeynel müşkül duruma girmiş ve fakat yerinde
sebat ederek köyü kurşun yağmuruna tutmuş, bu son vaziyetin hesap aşırı
çıkacağını anlayan her iki aşiretin şeyh ve hocaları araya girerek Selim’in
cesedini Zeynel’e teslim edip muhasarayı kaldırmışlardı. (4)



Selim’in katli, doğu illerindeki alevileri, Hınıs’taki Çarek aşireti, Varto ve
Kiği’deki Lolan ve Hormek aşiretleri üzerinde dehşetli tesirini göstermişti. Bu
sırada Varto’da meclis âzası olan Lolanlı Mehmet ağa ve aşireti savaşa
karışmış, Mehmet ağanın kardeşleri Selim ve Hasan, Cibranlılar tarafından
öldürülmüştü.



Kiği’deki Hormek aşireti reisi Küçük Ağa, akrabasından Kürikânlı Kamer ağa,
büyük bir kuvvetle üçüncü Cibran alayının Sağnıs köyüne inerek bu köyde birkaç
kişi öldürmüş, köyü talanlamış ve kendisinin de Veli adlı yiğit bir kardeşi
vurulmuştu.



Zeynel artık askeri kuvvetlerden çekinmiyor, Hormek aşiretinin başına geçerek
Selim’in intikamını almağa çalışıyordu. Selim’in katlinden iki gün sonra,
ikinci alay komutanı Halit Beyin amcası İsmail ve Hasan yedi yüz kişilik bir
kuvvetle hudutta olan Rakasan köyünü ansızın basmış, Hormekli Musa Gedik’le üç
adam öldürmüş, bu köyü talanlamıştı.



Bu müsademenin ikinci günü Zeynel ve kardeşi Veli, iki yüz elli atlı ile Gedik
Mezarı mevkiinde Cibranlıların dört yüz atlısiyle karşılaşmış, Veli büyük bir
heyecanla dört yüz metre ileriye atılarak düşman kolları arasına girerek,
Zeynel ve atlıları yetişinceye kadar üç yiğit Cibranlıyı öldürüp silahlarını
almış. Zeynel ve süvarileri Cibranlıları Leylek köyüne kadar sürerek yedi adam
öldürmüştü. Zeynel o günün gecesinde Muzuran köyünü basmış, dört Cibranlı daha
öldürmüştü. Zeynel ölümle kucaklaşacak ve fakat Selim’in intikamını alacaktı.
Çarek ve Lolan aşiretleri de Zeynelle harekete geçecek ve sayısız kanlar
dökülecekti.



İkinci Cibran aşiret alay kaymakamı Halit Bey (5) bu tehlikeyi
tamamen idrak etmiş, Zeynel’in aşireti başından ayrılarak tekrar dağlara çıkması
için Varto merkezinden sedarete teller yağdırmış, bütün bu şikayetlerinde
İttihat Terakki Cemiyetinin bir çetesi olan Zeynel’in aşireti başına geçerek
Padişah kuvvetlerine ve Hamidiye alaylarına saldırdığını ve önü alınmazsa bunun
bir isyan halini alacağını bildirmişti.



Esasen Zeynel bu suçla suçlandırıldığı için gıyaben idama mahkum edilmiş ve
iradei senniye ile (ahzu-giriftine) yakalanmasına emir verilmiş, yıllarca
askeri müfrezeler tarafından takip edilmekte idi. Halit Bey’in bu telleri bir
hatırlatma olmuş, mütesarrıfı bir alay nizamiye askeri ile Varto ve Üstünkran
nahiyesine gelerek işe el koymuş, Zeynel çetesini alarak Bingöl dağlarına
çıkmış, Selim’in kardeşi Veli ile Zeynel’in kardeşi Ali ve Hormek ağaları paşa
tarafından nahiyede toplattırılıp bunlar zoraki bir barışla Cibran ağalariyle
barıştırılmış ve bu suretle bu kanlı savaşlara bir son verilmişti.



Zeynel askeri kuvvetler tarafından takip edilerek Bingöllerde izini kaybedip
kışı Kiği ve Tercan köylerinde geçirmiş, 1322-1906 yılı baharında bir kere
Palandöken dağlarında kendisini gösterdikten sonra atlılarını dağıtmış,
kendisi, kardeşi Veli ve karısı Fatma ve oğlu küçük Haydar ve hizmetçisi
Hasan’la izini kaybedip Varto’nun Caneseran köyü mezresinde Seyit İbrahim’in
evine gelip saklanmıştı. Tam bu sırada yine Bitlis valisi ile mutasarrıf ve
nizamiye alay komutanı Zeyenl’in derdesti için Varto merkezine ve Üstünkran
nahiyesine gelmiş, Zeynel’in izini bulamadıkları için Varto’da bir piyade
taburunu bırakarak geri gitmişlerdi.



Bu yılın mayıs ayında Zeynel’in Seyit İbrahim mezresinde saklı olduğu, birisi
tarafından tabur komutanına ihbar edilmiş, tabur komutano ve Cibranlı binbaşı
Kör Ahmet ağa kuvvetleriyle şafakta Seyit İbrahim’in düzlükte olan tek bir
evini kuşatmış, birden içeriye otuz silahlı girmişti. Bir dakika içinde
bunlarla Zeynel ve kardeşi Veli arasında korkunç ve kanlı bir müsademeden
sonra; asker ve Hamidiyeliler içerde on iki ölü bırakarak dışarı kaçmış, ev
sahibi Seyit İbrahim’in oğlu Hüseyin de bu meyanda öldürülmüş, dışarı kaçan
neferler bir çığlık kopararak evleri kuşatan kuvvetlerin dağılmasına
sebebolmuş, Zeynel ve kardeşi Veli ile hizmetçileri Hasan dışarı atılarak asker
ve Hamidiye kuvvetlerinin bu şaşkın durumundan yol açarak süratle ilerlemiş,
Veli koluna taktığı beş mavzerle küçük Haydar’ı omuzlayıp evlerden
uzaklaşmışlardı. Zeynel’in gebe olan karısı Fatma gidemediği için öldürülmesini
kocasından rica etmiş. Veli kadının alnından kurşunlayarak yere yuvarlamış,
yollarına devam etmişlerdi.



Binbaşı Cibranlı Kör Ahmet ağanın talihi bu sefer Kürte-gül’de olduğu gibi
işlememiş, o son bir gayret olarak birçok atlı ile Zeynel’in yolunu kesmiş ise
de, dört nefer maiyetini ölü bırakarak geri kaçmış. Zeynel ve kardeşi ile
hizmetçisi süratle gözlerden kaybolup Bingöllere tırmanmışlardı.



Bu kanlı hâdiseden sonra Bitlis valisi ve alay komutanı sayısız kuvvetle
Üstünkran nahiyesi köylerine gelerek bölgenin meşelerinde ve dağlarında aylarca
Zeynel’i aramış, bu meyanda Hormeklilerden yüzlerce kişiyi kızgın şişlerle
dağlıyarak eziyet etmiş ve Hormek köylerinin bütün mallarını ve erzakını asker
ve Hamidiye atlılarına yedirmiş. Hamidiye atlıları köyleri talanlamıştı. Vali
ve alay komutanı 1322-1906 yılının sonteşrin ayında Muş’a çekilirken, Üstünkran
nahiyesinin bütün köylerini çıplak, aç, sefalet içinde terketmişlerdi.



Zeynel artık bütün civar ilçelerde asker ve Hamidiye alayları tarafından
aranılıyordu. Kış gelmiş, dağlar kapanmıştı. Barınacak hiçbir yer yoktu. O son
bir çare olarak Viranşehir’de bulunan Milanlı İbrahim Paşanın yanına gitmişti.
Paşa, Zeynel’i kapısında görünce sevinmiş bir gün sonra Karakeçi aşiretine
misafir giderken Hamidiye ve Cibranlıların düşmanı olan Zeynel’i tutmalarını
oğullarına ısmarlamıştı. Bu sırada çok acayip bir hâdise zuhur etmiş, Arapların
“Şamar” aşireti yüzlerce süvari ile paşanın çadırları kapısında olan at ve deve
ılgılarını önlerine katıp sürmüşler, bütün Milan aşireti, Zeynel kardeşi Veli
ve on beş atlısı bu talancılarla dövüşmüş, Zeynel ve  atlıları burada da
akla sığmaz bir cesaret göstererek Arapların önlerini kesmiş, beş kişi
öldürerek onların at ve silahlarıyla birlikte paşanın talanını geri almışlardı.
Paşa bu kavgayı işitip eve dönünce Zeynel ve kardeşi Veli’yi kucaklıyarak
gözlerinden öpmüş, ağır hediyeler vermiş, bunlar için ayrı bir çadır kurarak istirahatlerini
temin etmişti.



Paşa candan Zeynel’e hayran olmuştu. Ona büyük bir iyilik olsun diye İstanbul’a
Sultan Hamid’in yanına gidip affa uğratmasını düşünmüş ve 1323-1907 yılı
baharında İstanbul’a gitmişti. Paşanın Sultan Hamit’le arası çok iyi idi.
Padişah ona oğlum diye hitabederdi. Fakat jöntürk tanıdığı Zeynel’i asla
affedemezdi. Hatta onun teslimini İbrahim Paşa’ya irade buyurmuş, paşa süratle
eve dönerken Diyarbakır’dan Zeynel’e gizli bir haber gönderip onun hemen
Viranşehir’den ayrılmasını bildirmişti.



Zeynel bu haberin mânasını biliyordu. O gece atlılarını alarak Viranşehir’den
çıkmış ve hiçbir yerde saklanmaya lüzum görmeden bir hafta sonra Bingöl
dağlarına çıkmıştı. Bu yıl Zeynel pek az takip edildi. Dağlarda verdiği birkaç
müsademeden sonra Dersim’e gitti. 1324-1908 yılında Dersim’den dönerken, Sultan
Hamit tahttan indirilmiş, meşrutiyet devri başlamış, ittihatçılar herkesten
önce Zeynel ve akrabalarının affını telle Varto kaymakamlığına bildirmişlerdi.
Zeynel ve bütün Hormek mahkumları beş yüz atlılık bir düğün alayı gibi
destelerce davul ve zurnaların sesleri arasında Varto hükümet konağı önünde
saygı ile eğilip aflarını almışlardı.



(1) Bu savaşta, meşhur Hayderanlı Tahir Han
öldürülmüştü.


(2) Bu cesetlerin altında yalnız
İbrahim Talu’nun oğlu Ali sağ çıkmıştı.


(3) İbrahim Talu, “Bir gün ölürsem,
silahımı Veli’ye, evlerimi Ali’ye, aşiretin idaresini Zeynel’e veriniz!”
demişti.


(4) Cibranlılar, Selim’in cesedini
yıkayarak bir kat ipekli yatak içinde saklamış, onu bir arabaya yükletip
ölüsüne saygı gösterip, uğurlamak şartiyle büyük bir âlicenaplık yapmış,
arabayı köyün başında olan Zeynel’e göndermişlerdi.


(5) Halit bey Tatan müsademesinde
öldürülen kaymakam Mahmut Beyin oğludur. Büyük harpte miralay olan bu adam Şeyh
Sait isyanında Bitlis’de asılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış