Doç. Dr. Ramazan
BOYACIOĞLU (*) : KARAMANOĞULLARI’NIN KÖKENLERİ

Karamanoğulları’nın kökenleri meselesinde tarihçiler
değişik görüşler ortaya koymuşlardır. Bazı tarihçiler, Karamanoğullarının Afşar
boyunun bir kolu olduğunu belirtirken, bazıları da Salur boyundan olduğunu
açıklamışlardır. Bazıları ise, ya tarih bilgisi olmadığından yanlışlıkla ya da
sahiplenmek için kasıtlı olarak Karmanoğulları Devleti’nin kurucuları olan Karamanoğullarını,
devletin içerisinde bulunan Rum uyruklarla 
karıştırmışlar ve bunların,

Grek-rum kökenli olduklarını söyleyecek kadar ileri
gitmişlerdir(1). Buna benzer başka bir büyük hata da Hammer, Cenâbî, Hazerfan,
Âlî,  Karamânî, Hayrullah Efendi gibi
bazı tarihçilerin, Karamanoğullarının kurucusu olan Nûre Sûfî (Nûre  Sofu)’yi, Ebu’l-Fidâ’daki bir kaydı
yanlışanlamalarından dolayı, Ermeniden dönme şeklinde yapmış oldukları
yanlışlıktır(2)

1947 yılında, Karamanoğulları ile ilgili bir doktora
çalışması yapan ve pek çok makale yazan Şehabettin Tekindağ,  İslâm Ansiklopedisi’nde yazdığı makalesinde
Karamanoğulları’nın kökenlerini Salur boyuna bağlamanın doğru olmadığını
belirttikten sonra, Yazıcı-zâde Ali’nin “Tarih-i Âl-i Selçuk” adlı
eserine dayandırarak, Karamanoğulları’nın Afşar boyundan olduğunu söylemiştir(3)

Yine Selçuklu Tarihi ve Türkiye Tarihi yazarlarından Ali
Sevim ile Yaşar Yücel gibi tarihçiler, kaynak göstermeksizin
Karamanoğullarını  Oğuzların Afşar boyuna
mensub olduklarını söylemişlerdir(4)

İsmail Hakkı Uzunçarşılı ise, bir makalesinde, aşağıda
vereceğimiz H.Nihal ve Ahmet Naci’nin makalesini kaynak göstermesine rağmen,
eğer bir yazım hatası olmamışsa, Karamanoğullarının Oğuzların Afşar boyuna
mensub olduklarını yazmıştır (5). “Osmanlı Tarihi, I” kitabında ise,
“Son araştırmalara göre Karaman aşiretinin Oğuzların Salur veya Afşar
boylarından birisine mensup oldukları hakkında iki rivayet vardır”(6)
demektedir.

Ayrıca, “Karamanoğulları Dönemi Konya Mezar
Taşları” adlı eseri yazan Seyfi Başkan, Atsız’ın 1957’de Selçuklu
Araştırma Dergisi’nde yayınlanan “Hicri 858 Yılına Ait Takvim” başlıklı
makaleyi kaynak göstererek Karamanoğulları ile ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

“Orta Anadolu’nun güneyinde yaşamış olan bu Türkmen
beyliğinin Oğuzlar’ın Afşar boyuna mensup olduklarına inanılmaktadır. Karaman
aşireti XII. yüzyılda Aral gölü doğusundaki Maveraünnehir bölgesinde yaşıyordu.
Bu yüzyılın ortalarında doğudan gelen Moğol baskısı karşısında anayurtlarını
terk ederek batıya doğru göç etmeye başlamışlar, ilk önce Azerbaycan ve  Şirvan yörelerine bir süre yerleşmişler ve
daha sonra burada aşiretin bir kısmını 
bırakarak batıya doğru yollarına devam etmişlerdir. Karaman aşiretinin
Anadolu’ya geçen büyük kısmı, I.Alaeddin Keykubad tarafından 1228’de Mut ve
Ermenek civarına yerleştirilmiştir”(7)

Karamanoğullarının, Oğuzların Salur boyuna mensup olduğunu
söyleyenlere gelince, kanaatımızca bunlar daha çok bilimsel bir araştırma
yaptıktan sonra makalelerini yazmışlardır. Bunlardan birisi, Köprülüzâde Mehmed
Fuad’tır. 1925 yılında “Türkiyat Mecmuası”ında yazdığı”Oğuz
Etnolojisine Dair Tarihi Notlar” adlı makalesinin “Salur”lar
kısmında ve “İslâm Ansiklopedisi”nin “Salur” maddesinde,
ayrıca 1928 yılında “Türkiyât Mecmuası”nda
yazdığı”Karamanoğulları” adlı makalesinde, Karamanoğullarının Salur
boyundan olduğunu ortaya koymuştur. Bu makalelere göre Salur, Oğuzların Üçoklu
boyundan gelen bir kabilenin adıdır. Sözkonusu kabile bu adı, Oğuz Han’ın
altı  oğlundan biri olan Dağ Han’ın büyük
oğlu olan Salur’dan almıştır. Metinlerde Salvur, Salgur, Salûr, Salgır ya da
Salur  şeklinde yazılmış olan
“salur” sözcüğünün aslı, “salgur” sözcüğünden
gelmiştir.  “Salgur ” sözcüğü
ise, Türkçe’de  “salmak ”   fiilinin “sal-”   köküne 
“-gur”   eklenerek
yapılmıştır. Böylece, saldırıya hazır savaşçı anlamına gelen “Salgur”   adı, zamanla Salur  ya da salır 
şeklini almıştır(8). Ayrıca, salur 
sözcüğü “kılıç” anlamına da gelmektedir(9)

Salurlar da. öteki Oğuz boyları gibi,  İli ve Issık Gölü çevresinden ayrılarak,
Seyhun kıyılarına, oradan da 
Maveraünnehir, Harezm ve Horasan bölgelerine gelmişlerdir. Daha sonra
Anadolu’nun alınışı üzerine, bu boyun bir bölümü, Anadolu’ya gelmiş ve
Anadolu’nun değişik bölgelerinde köyler ve kasabalar kurup yerleşmişlerdir.
Salurların, Oğuz tarihi içerisindeki yerine gelince; Oğuz Han’ın torunu olarak
gösterilen Dib-Yavku ile konuşup onu fetihlere yönelten Salurlu Ulaş Bey
olmuştur. Ayrıca,  İnal Yavku da
yardımcılarını ve beylerini Salurlardan seçmiştir. Salurlu Ulaş Bey’in oğlu
Salur Kazan da, Dede Korkut destanlarında, Oğuz ilinin beylerbeyi olarak
müslüman olmayan Kıpçak Türkleri ile savaşmıştır. Böylece, müslüman bir mücahit
olarak X.yüzyılın tarihî bir kişisi olmuş ve Bayındır Han ile birlikte
“Türkistan’ın direği”, “Karaçuk’un kaplanı” adlarını
almıştır. X.yüzyılda ise, Peçeneklerle savaşan Salurlar, bir Peçenek hanının
yaptığı baskın sonucunda Alp-Salur Kazan’ın annesi Çiçekli hatunu esir alıp
götürmüştü. Daha sonra Çiçek hatun Peçenekleri yenen oğlu tarafından
kurtarılmıştır. X.Yüzyılda yapılan bu savaşta, Salurlar, Peçenekler ile Oğuzlar
adına, savaşmışlar ve zafere ulaşmışlardır. Bundan sonra da Alp-Salur Kazan
soyundan gelen Salur Beyi Öğürcük Alp de, XII.yüzyılda, Kanglı Türkleri ile
savaşmıştır(10)

Salurlar arasında kadınların da, beylik yaptıklarını
görmekteyiz. Bunlar arasında Salur Kazan’ın karısı Burla hatun; ya da Salur
Barçın gibi kadınlar bulunmaktadır. Salur Barçın’ın, Sır Irmağı yakınında
bulunan ve Özbek halkının “Kök Kaşane” dedikleri mezarı, güzel
çinilerle süslenmiştır.(11)

Selçuklu Devleti’nin çöküşünden sonra, Fars eyâletinde
kurulan Salgurlar hanedanı (1147-1186) da, Salurlar tarafından kurulmuştur.
Dahası,  şair hükümdar Kadı Burhaneddin
de Salurlardan gelmektedir(12). Salgur Ata-begi Zengi (1147-1161), Selçuklu
Devleti’nde kardeşler arasında çıkan taht kavgalarında,  İldeniz ve Arslanşah’a karşı, Melikşah’ın
oğlu Mahmud’u desteklemiş ve onu tahta çıkarmıştır(13)

Selçuklu Devleti’nin uyguladığı “Büyük Oğuz boylarını
parçalayarak değişik yerlere dağıtma” politikası sonucu olarak Salurların
ve Karamanlıların  önemli bir bölümü
Batıya göçetmiştir. Bu arada bir bölümü de Kafkasya’da kalmışlar ve orada
Karamanlı adını taşıyan yerleşim yerlerini oluşturmuşlardır. Serahs ve Merv
havalisinde kalan Salurlar, genellikle Türkmen veya Oğuz adıyla daha sonraki
yüzyıllar içerisinde önemli görevler yüklenmişlerdir. Aralarından büyük bir
bölümünün ayrılması üzerine sayıları ve gücleri hissedilir bir  şekilde azalmıştır. Merv ve Serahs Salurları,
aşîret yaşayışı gereği, öteki göçebe Türkmenlerle yaptıkları mücadelelerde ve
özellikle Şiî  İranlılara karşı
yaptıkları saldırılarda,  İranlıların
karşı saldırılarıve cezalandırmaları sonucunda, sürekli  şekilde kan kaybetmişlerdir. Safeviler
devletinden itibaren İran’da kurulmuş olan devletler, bu Türkmenlerle sürekli
şekilde uğraşmışlardır. En son olarak da Fetih Ali  Şah Kaçar’ın oğlu Abbas Mirza’nın, 1831’de,
Serahs’a yaptığı saldırısında çok kanlı 
yıkıma uğramışlar ve artık önemlerini tamamen yitirmişlerdir. Yine bu
arada, Serahs bölgesinde toplu halde yaşayan salurlar, İran, Türkmenistan ve
Azerbaycan sınırlarında yaşayan Teke ve Sarık Türkmenleri ile karışmışlardır.
Burada özellikle şunu da vurgulamak gerekir ki, İran, Buhara ve Afganistan’da
yaşayan Salurlar, kendilerini Türkmenlerin en eski ve en asîl boyu olarak
görmüşledir. Cürcan vilâyeti ile Harezm arasındaki Atrek (Etrek) nehri
yakasında oturan Salurlar, “Yaka Türkmeni” adıyla anılmaktadırlar
(14)

Diğer taraftan Salurlardan bir kısmı da, 1380-1424 yılları
arasında Semerkant, Turfan ve Su-Çeu yolu ile Sining’e gelmişlerdir.
Bunlar  Ouronvou  güneyinde 
Sin-Hao-Ting  ya da Salur kasabası
merkez olmak üzere, Sarı nehirin sağ sahilinde Ouronvou ‘dan  Tao-ho’ya kadar  şerit gibi uzanan bir alanı ve bu nehrin sol
sahilinden Si-ning’den Ho-tcheou’ya giden oldukça arızalıve dağlık bazı
bölgelere yerleşerek, günümüzdeki Kansu Salurlarını oluşturmuşlardır.  İran ve Türkmenistan sınırında yaşayan
Salurlar üç kola ayrılmışlardır. Bunlar 
Yalavaç (Yalvaç), Karaman ve 
Kirçe Ağa (veya “Kiçi Ağa” ya da “Kiçik Ağa” yahut
da “Ana-Bölegi”)’dır. Yalavaç’lar, Ordu-hoca, Daz ve Beğ-Sakar olmak
üzere üç kola ayrılmışlardır. Karaman obasıda, Uğru-cihli, Beğ-gezen ve Aleyn
olmak üzere üç kola ayrılmışlardır. Kirce Ağa ise, Kirce-ağa ve  Beş-uruk 
olmak üzere iki kola ayrılmışlardır. Ayrıca bu kolların da çeşitli
dalları vardır(15)

Yine Türkiyât Mecmua’sında H.Nihal-Ahmet Nâci yazdıkları,
“Anadolu’da Türklere Ait Yer İsimleri” adlı makalelerinde
Karamanoğullarını, Oğuzların Üçok kolundan Dağhan’a ait Salur boyuna mensup
olduklarını söylemişlerdir. Ayrıca bu makalelerinde Orta Anadolu dışında kalan
yerlerde dört Salur adlı köye rastladıklarını ve 17 tane de Karaman ve
Karamanlı adlı yerleşim yeri tesbit ettiklerini bildirmişlerdir. Dahası, bunların
bulundukları yerleri de açıklamışlardır(16). 
Bu yazarlardan başka, 1957 yılında, Karamanoğulları Tarihi’ni yazan Harb
Okulu Siyasî Tarih öğretmenlerinden Tahsin Ünal da, Karamanoğullarının bağlı
bulunduğu Salur’ları, Oğuzlarla birlikte ele almıştır Böylece Salur boyunun ve
Karaman obasının, Selçuklular ile beraber, Miladî 920’lerden sonra Türk
Yurdundan (Yukarı Yurt), yani Ural Dağlarının doğusu, Hazar Denizi ile Aral
Gölü’nün kuzeyi ve Altay Dağlarının batısındaki bölgeden çıktıklarını; Harezm,
Maveraünnehr ve Horasan bölgelerine indiklerini; bu bölgelerde, uzun zaman
Samanoğulları, Gazneliler, Karahanlılar gibi değişik müslüman-Türk
devletlerinde görevler üstlendiklerini yazmıştır. Ayrıca, Selçukluların mensub
olduğu Kınık boyu ile, Karamanlıların mensub olduğu Salur boyunun aynı tarihsel
olayları, aynı sosyal ve iktisadî kaderleri paylaştıklarını belirtmiştir.
Karamanoğullarının Anadolu’ya gelişlerini ise, Türk yurdundan itibaren Salur
boyunun da öteki Oğuz boyları ile birlikte Yukarı Yurttan, 920’de,  İli ve Isık gölünün çevresine geldiklerini;
sonra, Maveraünnehr’e geçtiklerini; uzun süre yukarıda sözedilen devletlerin
hizmetlerinde bulunduktan sonra 1040-1200 tarihleri arasında Azerbaycan
bölgesine yerleştiklerini; oradan da 1220 yılında ortaya çıkan Moğol
saldırıları karşısında, onların önünden kaçarak Anadolu’ya gelen öteki boylarla
birlikte Anadolu’ya ulaştıklarını açıklamıştır(17)

Biz, 1998 Eylülünde, iki arkadaşımla birlikte
Türkmenistan’a yaptığım gezide, Türkmenistan’ın Serahs kentine bağlı,
Salurlardan, hala, beş obanın (köy) varlıklarını sürdürdüklerini gördük. Serahs
kenti hakimi (kaymakamı) olan Annadurdı Mamedov, bizi iki gün evinde misafir
etti. Konuşma anında ben Karaman ilinden olduğumu söyleyince, heyecanlandı ve
bana, Serahs kentine bağlı Salur’lardan iki tane Karaman obası, bir tane Yalavaç
(Yalvaç) ve iki tane de Kiçikağa (Küçükağa) obası olduğunu söyledi. Biz
bunlardan bir Karaman obasını ziyaret ettik. Bu oba, bizim Anadolu köylerindeki
yapı tarzının aynısı olan tek katlı kerpiç evlerden oluşmaktadır. Onların da
Anadolu halkı gibi konuk sever olduklarınıgördük.

Yine bu gezimizde, Selçukluların başkentlerinden olan Merv
kentinin ve kalelerinin yıkıntılarını gezdik Moğolların oralarda yaptıkları
tahribata  şahit olduk. Ayrıca  İmam Serahsî (öl.414/1023-1024) adıyla anılan
Ebu’l-Fazl Gâzi’nin mezarını ziyaret ettik. Onbirinci yüzyılın başlarında
yapılan bu mezar, ilk olarak 1425 yılında Timurlulardan Şah Ruh döneminde ve
son olarak da 1980 yılında Türkmenler tarafından yenilenmiştir. Bu arada Serahs
kentinin  yıkılmışolan kalesini de
ziyaret ettik ve içerisinde yapılan kazılarda, yanık ve kül kalıntılarının
olduğunu gördük. Bu durum, Moğol baskınından sonra kalenin ve kale
içerisindekilerinin yakıldıklarını göstermektedir

Sonuç olarak, yapılan bu araştırmalar neticesinde,
Karamanoğullarının kökenlerinin kesinlikle Afşar boyundan olmayıp, Salur
boyundan olduğu açıklık kazanmıştır. Yine bu araştırmalara göre, Milattan sonra
IX. yüzyılda Oğuzlar, Türk yurdunda yaşamışlardır.

Oğuzların yirmi dört boyundan biri olan Salur kolu,
zamanla ilk yurtlarını terkederek İli ve Isık gölü bölgesine gelmişler, oradan
da Mâverâünnehir’e yerleşmişlerdir. Burada Samanoğulları, Gazneliler ve
Karahanlılar gibi devletlerin hizmetlerinde bulunmuşlardır. XI.yüzyılın
başlarında ise, Harezm ve Horasan havalisinde Selçuklularla birlikte Doğu
Anadolu’ya akınlar yapmışlardır. 1220’li yıllarda Moğol saldırılarından kaçan
bir kısım Salur ve Karaman obaları, Azerbaycan ve Şirvan bölgelerine gelmişler,
burada bazı köylere kendi adlarını verdikten sonra, Selçuklu Devleti’nin
uyguladığı “büyük Oğuz boylarını parçalayarak değişik yerlere
dağıtma” politikası sonucu olarak büyük çoğunluğu Anadolu’ya geçmişlerdir.
Azerbaycan’da kalanları ise, sonraları bir çok siyasal meselelere karışarak
Karakoyunlu Devletinin kurulmasında önemli bir rol oynamışlardır. Ayrıca
Safevîlerin ordu teşkilatında da Karaman aşiret beyleri görev almışlardır.
Anadolu Selçuklu hükümdarı I.Alaaddin Keykubat döneminde (1219-1236) ise, küçük
Ermenistan sınırlarına yerleştirilen Türkmen aşiretleri arasında çoğunluğu
oluşturan Karamanlılar, Silifke ve Ermenek dolaylarında toplanmışlardır(18)

Şikârî, Karamanoğullarının soyunu  şu 
şekilde açıklamaktadır: “Kalhan oğullarından  Şirvan Han soyundan, Oğuz taifesi beylerinden
Saadeddin derler bir bey vardı.  Şirvan
vilayetine gelmişlerdi. Çok kalabalıktılar. Onbin obaydılar. Kışın Acem
bölgelerine giderlerdi. Bunlara Oğuz taifesi derlerdi. Çoğunlukla kafir
Ermenilerle savaşırlardı. Beylerine Saadeddin, kardeşine İmameddin derlerdi.
Bahadır bir yiğitti. Nureddin derler oğlu vardı. Türkmen taifesi de bunlarla
birlikte konar göçerlerdi. Türkmen taifesinin beyine Hayreddin derlerdi. Bir
yıl baharında Türkmen ve Oğuz yaylaya çıktılar. Saadeddin vefat etti,
Nureddin’i bey eylediler”(19)

Yukarda belirtildiği gibi Silifke ve Ermenek
bölgelerindeki Karamanlıların başında bulunan Nûre Sofu (Nureddin), o zamanlar
yayılmakta olan Babâî tarikatına girerek Türkmenler arasında kendisini tanıtmış
ve etkili bir kişi olmuştur. Oğullarından Karaman, babasının nüfuzundan
yararlanarak durumunu güçlendirmiş ve bu arada Moğollar karşısında 1243’te
Kösedağ savaşınıyitiren Anadolu Selçukluları zayıflayınca, gücünü ve önemi daha
da artmıştır. Selçuk hükümdarıII.Kılıç Arslan (1155-1192), Kilikya ucunda
tehlikeli bir sınıra yerleşmiş olan Karamanlıların karşı bir olay çıkarmamaları
için 1256 yılında Karaman Bey’e Kilikya ile Konya sınırlarıarasında Ermenek
beyliğini tımar olarak vermiştir20. Bunun sonucunda da Karamanoğulları
Devletinin temeli atılmıştır. 

*Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi
Öğretim Üyesi.

1 S. A. Hudaveroğlu Theodolos, La Litterature Turcophone,
Acte du III. Congrès İnternational des Etudes

Byzantines, Athene 1932, 90-93.

2 Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi,  çev. Mehmet Ata Bey, yay.haz. Mümin
Çevik-Erol Kılıç, İstanbul 1989, I, 176; Yapılan bu yanlışlık hakkında bkz.
Şehabettin Tekindağ, “Karamanoğulları”, Milli Eğitim Bakanlığı İslâm
Ansiklopedisi, (İ.A) İstanbul 1955, 317; 
Halil Ethem Bey, 
“Karamanoğulları Hakkında Vesâik-i Mahkûke” ,TOEM, 1327
(1911), XI, 701.

3 Şehabettin Tekindağ, “Karamanoğulları”,  İ.A, VI, 317; Aynı yazar, “Son Osmanlı
-Karaman Münasebetleri Hakkında Araştırmalar”, Tarih Dergisi,  İstanbul 1963, XVII-XVIII,.43; Aynı
yazar,  “Şemsüddin Mehmed Bey
Döneminde Karamanlılar”, Tarih Dergisi, İstanbul 1964, Sayı:19, 81.

4 Ali Sevim-Yaşar Yücel, , “Karamanoğulları
Beyliği”, Türkiye Tarihi, I, Ankara 1990, 240.

5 İşmail Hakkı Uzunçarşılı,  Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu
Devletleri, “Karaman Oğulları”

Ankara 1988, s.1.

6 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Ankara 1982,
I, 43.

7 Seyfi Başkan, Karamanoğulları Dönemi Konya Mezar
Taşları, Ankara 1996, 5.

8 Köprülüzâde Mehmet Fuat, “Oğuz Etnolojisine Dair
Tarihi  Notlar (Salurlar)”
(O.E.D.N)  Türkiyât Mecmuası (T.M.),  İstanbul 1925, I,.191; aynı yazar,
“Salur”,  İ.A.,  İstanbul 1966, VIII, 136-137; aynı
yazar,  Türkiyât Mecmuası, “Anadolu
Beyliklerine Ait Notlar” (Karamanoğulları), İstanbul 1928, II,.14.

9 Derleme Sözlüğü, Türk Dil Kurumu, Ankara 1978, X, 3529.

10 Köprülüzâde, İ.A. VIII, 136; aynı yazar, Türkiyât
Mecmuası “O.E.D.N”., I, 191-192.

11 Köprülüzâde, İ.A. VIII, 136

12 Köprülüzâde, İ.A. VIII, 137.

13 Osman Turan Seçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti,
İstanbul 1980, 255,314.

14 Köprülüzâde, İ.A. VII, 137-138; Türkiyât Mecmuası.
“O.E.D.N.”, I, 196-197.

15 Köprülüzâde, İ.A. VII, 137-138; Türkiyât Mecmuası.
“O.E.D.N.”, I, 196-197.

16 H.Nihal-Ahmet Naci, 
“Anadolu’da Türklere Ait Yer İsimleri”, Türkiyât Mecmuası,
İstanbul 1928, II, 246.

17 Tahsin Ünal, Karamanoğulları Tarihi, Ankara 1957,
s.5-10.

18 Karaman Devri Sanatı, İstanbul 1950, s.1.

19 Şikârî, Karaman Oğulları Tarihi, Konya 1946, s.9-10.






















































































20 Ernest Diez, a.g.e., s.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet