10 Ağustos
1920 Sevr Anlaşması.. Unutma, unutturma..


Sevr (Sevres) Barış Anlaşması


Sevr Anlaşması, Avrupa tarafından uzun yıllar boyunca tehdit olarak
görülmüş Osmanlı imparatorluğunu haritadan silen bir anlaşmadır.


I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile
Osmanlı İmparatorluğu hükümeti arasında 10 Ağustos 1920’de Fransa’nın başkenti
Paris’in 3 km batısındaki Sevr (Sèvres) banliyösünde bulunan Seramik Müzesi’nde
imzalanmış antlaşmadır. Antlaşma imzalandığı dönemde devam eden Türk Kurtuluş
Savaşı’nın sonucunda Türklerin galibiyetiyle, bu antlaşma yerine 24 Temmuz
1923’te Lozan Antlaşması imzalanıp, uygulamaya konduğundan Sevr Antlaşması
geçerliliğini kaybetmiştir.


Sevr anlaşmasının imzalandığı döneme bakıldığında; yeni topraklar fethetme
üzerine kurulu olan Osmanlı toprak kaybına uğradığı, dolayısıyla gerilediği bir
dönemdeydi. Avrupa ise dünyayı emperyalizm denetimine almaya başlamıştı. Yine
Avrupa’da ulus-devlet süreci başlamıştı, bu toprakların önemli bir kısmını
Osmanlı toprakları oluşturmaktaydı, dolayısıyla yeni kurulan ulus-devletler
Osmanlı’nın düşmanıydı.


I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile
Avusturya arasında Saint-Germain Antlaşması, Macaristan arasında Trianon
Antlaşması ve Bulgaristan arasında Neuilly Antlaşması imzalanmasına rağmen
Osmanlı Devleti ile 1919 Mayıs’ında hâlâ bir barış antlaşması imzalanamamış ve
görüşmeler belirsiz bir geleceğe ertelenmişti. Bunun nedenleri İtilaf
Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ni paylaşmadaki anlaşmazlığıdır.


İtilaf Devletleri Yüksek Konseyi’nin 7 Mayıs’ta aldığı karar uyarınca 15
Mayıs’ta İzmir Yunanlar tarafından işgal edildi. Bu olay tüm Türkiye’de güçlü
bir ulusal tepkiye yol açtı. 4 Eylül’de toplanan Sivas Kongresi’nden sonra
İstanbul’daki Osmanlı hükümeti, ülke üzerindeki idari ve askeri denetimini
kaybetti. Sivas ve daha sonra Ankara’da, Mustafa Kemal Paşa yönetiminde bir
ulusal direniş hükümeti kuruldu. Anadolu hükümeti, olumsuz şartlarda bir barış
antlaşmasını kabul etmeyeceğini bildirdi ve mücadele hazırlıklarına girişti.


İtilâf Devletleri 18 Nisan 1920’de San Remo
Konferansı’nda Osmanlı İmparatorluğu’na uygulanacak barış antlaşmasının
şartlarını hazırladılar. 22 Nisan’da Osmanlı hükümetini Paris’te toplanacak
barış konferansına davet ettiler. Padişah, eski sadrazam Ahmet Tevfik Paşa’nın
başkanlığında bir heyeti Paris’e gönderdi. Ertesi günü Ankara’da toplanan Büyük
Millet Meclisi, 30 Nisan günü taraf devletlerin dışişleri bakanlıklarına
gönderdiği bir yazıyla İstanbul’dan ayrı bir hükümetin kurulduğunu bildirdi.


Paris’te barış şartlarını öğrenen Ahmet Tevfik Paşa, İstanbul’a gönderdiği
telgrafta barış şartlarının “devlet mefhumu ile kabil-i telif
olmadığını” (devlet kavramı ile bağdaşmadığını) bildirerek görüşmelerden
çekildi. Bunun üzerine 21 Haziran’da İtilaf Devletleri Türk milletinin direnişini
kırmak için, İzmir’de bulunan Yunan kuvvetlerini Anadolu içlerine sürmeye karar
verdi. Balıkesir, Bursa, Uşak ve Trakya kısa sürede Yunan ordusu tarafından
işgal edildi.


Ege’deki işgaller üzerine 22 Temmuz’da İstanbul’da
toplanan Saltanat Şurası,[2] Paris’e Sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığında
ikinci bir heyet göndermeye karar verdi. Şura’da yaşananlar günümüzde hâlâ
tartışılmaktadır. Nutuk’ta bu toplantıda Vahdettin’le ilgili “Sevr Muahedesi’ni
bizzat ayağa kalkmak suretiyle kabul etmiştir.” denmektedir.


Kimi tarihçiler bu olayı, şurada oy hakkı olmayan padişahın oylama
yapılması çağrısı yapılınca dışarı çıkması, fakat Damat Ferit’in olayı
oldubittiye getirmesi olarak yorumlamaktadır. Kimileri toplantının Sevr’i
onaylatmak üzere taraflı bir tarzda yürütülmesini protesto mahiyetinde, belki
de biraz öfkeli bir şekilde ayağa kalktığını ve çıkıp yan odaya geçmiş olduğunu
iddia etmektedir. Kimi tarihçiler ise bunun, padişah ile Damat Ferit Paşa’nın
antlaşmayı kabul ettirebilmek için birlikte hazırladıkları bir plan olduğunu
iddia etmektedirler.


Antlaşma hükümleri belirlenen ve taraflar tarafından
imzalanan Sevr Barış’ı tıpkı Ayestefanos (Yeşilköy) antlaşması gibi
uygulanmamıştır. Sevr barışında imzası olan devletler şunlardır; Osmanlı
Devleti, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Belçika, Ermenistan, Yunanistan,
Polonya, Hicaz, Romanya, Çekoslovakya, Sırp-Hırvat Sloven Devleti. Birçok
devletin onayını alan Sevr antlaşması ölü doğan bir antlaşmadır ve
uygulanamamıştır.


Sevr antlaşması maddeleri, Türk milletinin tarihten silinmesini amaçlayan,
şartları ağır, milli mücadele sayesinde uygulanmamış bir anlaşmadır. Sevr
antlaşmasının hükümlerine göre İstanbul, aynı şekilde Osmanlı devletinin
başkenti olarak kalacak; ancak antlaşma hükümleri sağlanamazsa İstanbul Osmanlı
devletinden alınacaktır. Osmanlı devletinin kontrolünde olan Boğazlar, itilaf
devletleri tarafından kurulan bir boğazlar komisyonu tarafından yönetilecek,
ayrıca bu komisyon ayrı bir devlet ve bayrakla yönetilecektir. Savaş sırasında
dahi boğazlar bütün devletlere açık olacak ve kurulan komisyonda da Osmanlı
devleti bulunmayacaktır. Anadolu’nun doğusunda iki devlet (Kürdistan ve
Ermenistan) kurulması planlanırken; Ege bölgesinin bir kısmı, İzmir ve Midye-
Büyükçekmece çizgisinin batısında kalan Trakya bölgesi de Yunanlıların
kontrolüne bırakılacaktır.


Osmanlı toprağı olan Arabistan ve Irak İngiltere’ye verilecektir. Urfa,
Antep, Mardin ve Suriye Fransızlara verilecek, Adana’dan Kayseri’ye kadar
uzanan çizginin güneyinde kalan topraklar ise İtalyanların kontrolüne
bırakılacaktır. Özellikle Osmanlı devletinin askeri yönden kendisini
savunmasını engellemek için Osmanlı asker sayısı 50.700 kişi olarak
belirlenmiş, ayrıca donanma gücü olarak da sadece 13 savaş gemisi
bulundurmasına izin verilmiştir. Subayların % 15’ini Müttefik veya tarafsız
devletler subayları oluşturacak, zorunlu askerlik hizmeti olmayacaktır.
İngiliz, Fransız, İtalyan ve Japonlardan oluşan bir komisyonla, gerek ticari
rotalarda ve gerekse gümrüklerde itilaf devletlerine geniş kapitülasyonlar
sağlanacak ve Osmanlı tebaasın da bulunan azınlıklara geniş haklar
tanınacaktır. İngiliz, Fransız, İtalya ve Osmanlıdan kurulacak bir komisyon,
Türkiye’nin servetini düzenleyecek, bütçe üzerinde son sözü söyleyecek, Türk
parasının cins ve miktarını belirleyecek ve bu komisyonun onayı olmadıkça
Osmanlı devleti iç ve dış borç alamayacaktır.


Yıllık gelir, bu komisyon tarafından, komisyonun ve işgal kuvvetlerinin
masrafları, savaş sırasında zarar görmüş olan Müttefik Uyruklarının zararları
için ayrıldıktan sonra, geri kalan Osmanlılar için harcanacak danışman olarak
bulunacak. Van, Erzurum, Bitlis ve Trabzon illerinin bulunduğu alanda, bir
Ermenistan Devleti kurulacak, sınırlarının tayinin Amerika Birleşik Devletleri
Başkanının hakemliğine bırakılacaktır. Oniki Ada İtalyanlara, Akdeniz’deki
diğer adalarda da Yunanlılara bırakılacaktır. 


Sevr Barış’ı, padişah ve hükümet tarafından kabul
edilse de Anadolu insanı tarafından asla kabul edilmemiştir.
Aksine
Anadolu insanı daha da hırslanmış ve mücadele aşkıyla birleşmiştir. İtilaf
Devletleri, işledikleri tarihi yanılgıyı bir süre sonra görmüşlerdir. TBMM, bu
antlaşmayı hiç dikkate almadan Türk Ulusunun bağımsızlığını ve Misak-ı Milli
sınırlarını kurulan yerel direniş grupları olan Kuvayi Milliye ile savunmuşlardır.
Ayrıca Anayasa gereği Mebusan Meclisi’nde oylanması gereken Sevr antlaşmasının
sadece padişah ve çevresindekiler tarafından imzalanması nedeniyle bu
antlaşmanın bir hükmü yoktur. 19 Ağustos 1920 yılında toplanan birinci TBMM
Sevr Barışı’nı imzalayanların ve onaylayanların vatan haini sayılmalarını kabul
etmiştir.


TBMM, Sevr antlaşmasını kabul etmediğini açıkça
belirtmiştir.
Ayrıca Sevr antlaşması Osmanlı devletinin imzaladığı
son antlaşmadır. Büyük Millet Meclisi hükümeti bu antlaşmayı tanımadı. Meclis
“Misak-ı Milli” ye yemin ederek, Türk topraklarının parçalanmasına müsaade
etmeyeceğini dünyaya ilan etti. Bu sebeple Mustafa Kemal, idamımıza hükmeden
düşmanlarımıza karşı daha azimli ve daha kuvvetli karşı koyma çarelerini
düşünmek gerektiğini söyleyerek, bu antlaşmayı tanımadığını belirtti. Bu
antlaşma, Misak-ı Milli sınırlarını işgal etme planı olduğu ve Türk milletinin
bağımsızlığını tehlikeye düşürdüğü için TBMM tarafından kabul edilmemiştir.


Sevr Antlaşması Türk halkının verdiği kurtuluş
mücadelesi sonucunda uygulanamamış, bu yüzden Türk halkı adına TBMM ile itilaf
devletleri arasında І. Dünya Savaşı’nı bitiren antlaşma olarak “Lozan Barış
Antlaşması” imzalanmıştır.


Türk milleti için hiçbir zaman geçerliliği olmayan ve ölü doğan bir anlaşma
olarak tarihe geçen Sevr Anlaşması’nın amacı bugün de devam etmektedir.
Ermenistan’ın kurulması ve sözde Kürdistan hayalinin temelleri bu anlaşmada
mevcuttur. Türkiye aleyhinde yapılan hesaplarda Ermenistan’ın o dönemde henüz
saptanmamış güney sınırının Osmanlı aleyhine genişletilmesi halinde, Türklerin
Ermenistan içinde çoğunluk meydana getirecekleri müttefiklere anımsatılmış, en
ince ayrıntılar hesaplanmıştır.


İngiltere mandasındaki Irak topraklarına yakın konumda
bulunan ve Osmanlı sınırında yaşayan Kürtlere özerklik verilmesi yine Sevr
anlaşmasında kararlaştırılmıştır. Kürtlere özerklik vermenin yolunu arayan bu
anlaşmada sözde Kürdistan’ın sınırları ise belirsizdir, çünkü aynı bölgede
kurulması amaçlanan Ermenistan’ın sınırlarıyla çakışmakta ve anlaşmaya
varılamamaktadır. Bir diğer husus da Osmanlı’da yaşayan Kürtlere olanaklar
sağladığı düşünülen maddelerin net olmamasıdır. Osmanlı sınırındaki Kürtlerin
bağımsız olabilmeleri için koşul ileri sürülmüştür. Buna göre; Kürtlerin
Osmanlı’dan bağımsız olmak istediklerini kanıtlayıp Milletler Cemiyetine
başvurması gerekmekteydi. Bu kanıtlamanın nasıl olacağı bilinmemekle birlikte
uluslararası hukukta böyle bir kanıtlamanın kim tarafından onaylanacağı ise net
değildi.


Diğer maddede ise Milletler Cemiyeti konseyinin bu nüfusun bu bağımsızlığa
yetenekli olduğuna karar vermesidir. Bir kere böyle bir kararın hangi ölçütlere
dayanacağı belirsizdi. Bununla birlikte ABD’nin MC’ye girmeyi kabul etmediği ve
MC’nin hakimiyetinin İngiltere’de olduğu göz önüne alındığında Kürtlerin
kaderinin İngiltere’de olduğu görülmektedir. İngiltere’nin bu bağımsızlığı
nasıl değerlendireceği söz konusuydu. İngiltere; güneyde kendi mandası Irak’ta
yaşayan Kürtlerle birleşecek güçlü bir Kürdistan yaratmaktansa, zayıf bir
Osmanlı’yı tercih edebilirdi. İleride Kuzeyde petrol çıkması halinde buraya
sahip çıkılması bağımsız bir Kürdistan’la mümkün olmazdı. Bu nedenle İngiltere
planlarını bu düşünce üzerine kurmuştur.


Ancak Türk Millî Mücadelesi bütün bu plânları,
projeleri, prensipleri, oyunları, açık ve gizli anlaşmaları yırtıp attı. Bütün
mücadelelerine rağmen yıllar boyu Türkiye’yi parçalayıp bölmek ve etkisiz hale
getirmek isteyen emperyalist güçler yeni bir Türk devletinin kurulmasına engel olamadılar.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet