Türkiye’yi
inşa eden ekonomi politikaları


Atatürk’ün Ekonomi Politikası 


Atatürk, her alanda olduğu gibi ekonomi politikasında da Türk milletinin
kalkınmasını temel almıştır. Bu düşünce temelinde ekonomi politikasında
milliyetçi ve ilerlemeye yönelik politikalar izlemiştir.


Uzun süren ve çetin geçen Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlandıktan sonra, bu
savaşı yürüten liderler, başta Atatürk olmak üzere, şu temel soruya cevap
aramışlardır: “Türkiye nasıl kalkınabilir, halkın refaha en kısa zamanda
kavuşması için nasıl bir ekonomi politikası gütmelidir?” Bunu anlamak için de 4
Şubat 1923’de İzmir’de iktisat Kongresi toplanmıştır. Başkanlığını Kâzım
Karabekir Paşa’nın yaptığı Kongre’yi Mustafa Kemal Paşa bir konuşmayla açmış ve
ekonominin önemi, ekonomik kalkınma modeli ve bizde o zamana kadar izlenen
ekonomi politikasının yanlışlığı üzerinde durmuştur. Çünkü 1809 – 1838 yılları
arasında yapılan ticaret anlaşmaları ve sonrasında 1878 yılına kadar İngiltere
kontrolüne geçen, 1878 tarihinden sonra da Bismarck Almanyasının elinde tuttuğu
Osmanlı ekonomisi devralındığında dış pazarlara ve yabancı ekonomiye bağımlılık
hat safhadaydı.


Atatürk bu kongredeki konuşmasında kapitülasyonlar üzerinde uzun uzun
durmuştur. Padişahlar tarafından ecnebilere, başlangıçta, bir lütuf, bir atıfet,
bir ihsan olarak verilen bazı imtiyazların giderek genişlediğini ve memleket
ekonomisini, maliyesini, hattâ adliyesini kayıt ve şart altına aldığını, bunun
da sonuçta, ulusal egemenliğimize ağır kısıntılar getirdiğini söylemiştir.
“Oysa biz tam bağımsızlık istiyoruz, iktisadi, mali, adli, kültürel her alanda
tam bağımsız olmayı amaçlıyoruz” diyen Atatürk, ulusal egemenliğin ancak bu
şekilde tam olarak gerçekleşeceğini belirtir. Bu görüşüyle de milli ekonomiyi
şekillendirmeyi başarmıştır.


Atatürk’ün ekonomi stratejileri şu şekilde özetlenebilir:


Atatürk, kendinden önceki ideolojilere dayalı ekonomi sistemleri yerine
kendi ekonomik ideolojilerini oluşturmuştur. Bu nedenle ne sağ ne de sol
ideolojilere kapılmamıştır.


Atatürk’ün Prof. Dr. Afet İnan’a yayınlattığı “Vatandaş için medeni
bilgiler” adlı kitapta yaşam kalitesinin sürdürülebilir olması için tüm
vatandaşların ayrıcalıklı kişi, grup, zümre veya benzer sınıfların oluşmasının
önlenmesi gerektiği ve tüm vatandaşların kalkınma sonuçlarından eşit şekilde yararlanması
gerektiğine dair görüşler vardır.


Atatürk, TBMM 3. Yasama yılı 1 Kasım 1937 açılış konuşmasında “kesin
zaruret olmadıkça, piyasalara karışılamaz; bununla beraber hiçbir piyasa da
başıboş değildir” demiştir. Bu söze göre ekonomi, Pazar ekonomisi kurallarına
göre işletilmeli, devlet de Pazar ekonomisi kurallarına uymalıdır. Yine
Atatürk’ün stratejisine göre özel girişimler devlet tarafından desteklenmeli ve
korunmalıdır. Atatürk’ün yönergeleriyle kurulan İş Bankası da buna örnektir.


Bir diğer husus da devletin özel girişimi teşvik etmesidir. Atatürk,
devletin doğrudan ekonomik faaliyetlere katkıda bulunarak, özel girişimcilere
kılavuzluk etmesi gerektiği belirtmiştir.


Atatürk’ün maliye politikasına bakıldığında devletin bütçe açığı vermesi
kesinlikle kabul edilemez. Bütçeler denk hazırlanmalı ve denk kapatılmalıdır.
Atatürk’e göre Devlet Hazinesinin yurt içi ve yurt dışında güçlü olması
ekonomik bağımsızlığın elde edilmesinin tek yoludur. Atatürk’ün maliye
politikasındaki temel amaç devlet bütçesinin dengelenmesidir.


Atatürk’ün para politikasındaki asıl amaç ise enflasyonun önlenmesidir.
Enflasyonun önlenebilmesi için de devlet harcamalarıyla kaynaklar arasındaki
dengenin korunması önemlidir.  Atatürk, Merkez Bankasının para basmasını
enflasyonun en önemli nedeni olarak göstermiştir.


Fakat bu sağlam temellere rağmen Atatürk’ün uyguladığı politikalar zaman
zaman eleştirilmektedir. Atatürk’ün tarıma ağırlık verirken sanayi politikasını
ihmal etiği iddia edilmektedir. Oysaki bu görüş doğru değildir. Atatürk sanayie
hiç önem vermemiş değildi; bilâkis, gerek İzmir İktisat Kongresi’nde, gerek
Birinci 5 yıllık kalkınma planı ile, gerekse 1927 yılında çıkarılan Sanayi-i
Teşvik Kanunu ile bu alanda önemli adımlar atılmasına çalışılmıştı. Ağır
endüstri de ihmal edilmemişti. Zonguldak ve Karabük havzasında, o zamanki
Türkiye ölçülerine göre, dev tesis sayılacak fabrikalar kurulmuştu. Karabük
demir- çelik fabrikaları bu tesislerin en önemlilerindendi. Eski kömür ve maden
ocaklarının işletilmesine devam edilmişti. Çıkarılan ürünlerin ucuz taşınması
için demiryolu politikasına özel önem verilmiş ve Anadolu’nun önemli bir kısmı
“demir ağlarla” örülmüştü. Son olarak ilâve edelim ki, başlangıçta önemli
ölçüde Sovyet Rusya’nın da desteğiyle Türkiye’nin bazı yerlerinde şeker
fabrikaları, bez kombinaları, vs. açılmıştı. Bunların çoğu bugün de
faaliyettedir.


Dönemin şartları da göz önünde bulundurulduğunda Atatürk’ün ne denli akılcı
politikalarla Türkiye’yi kalkınmaya teşvik ettiği görülmektedir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet