Demokrasi
yaklaşık 25 yüzyıl önce Antik Yunan’da icat edilmiş bir kavramdır. Geçen zaman
içinde toplumsal, siyasal ve düşünsel gelişmelerle birlikte demokrasinin
niteliği değişim göstermiştir. Bu makalede Antik Yunan Demokrasisi ile Modern
Demokrasi karşılaştırılmaya çalışılacaktır. Makalede aynı zamanda doğrudan
demokrasi ile temsili demokrasinin temel bileşenlerine değinilecektir. Birinci
bölümde Antik Yunan’da demokrasinin nitelikleri anlatılmadan önce demokrasiye
varan tarihsel süreç ele alınıp Antik Yunan toplumsal yapısından
bahsedilecektir. Doğrudan demokrasi uygulamasının Antik Yunan’da nasıl hayata
geçirildiği farklı yönlerine değinilerek incelenecektir. İkinci bölümde ise
modern dönemde demokrasiyi yeniden şekillendiren olgu ve olaylar üzerinde
durulacaktır. Modern demokrasiyi oluşturan en temel kavramların olumlu ve
olumsuz yanları açıklanmaya çalışılacaktır. Temsil olgusunun modern demokrasi
için bir zorunluluk olup olmadığı tartışılacaktır. Son olarak üçüncü bölümde
iki demokrasi modeli arasındaki temel farklar ortaya konulacaktır. 


BİRİNCİ BÖLÜM


ANTİK YUNAN’DA DEMOKRASİ


Demokrasi,
Yunanca demokratia
sözcüğünden türemiştir. Antik Yunanlar, MÖ 500-300 yılları arasında
polis olarak adlandırdıkları siyasal birimlerde uyguladıkları yönetim
şekillerini demokratia
olarak kavramsallaştırmışlardır. Halk anlamına gelen “demos” ve egemenlik
anlamına gelen “kratos” kelimelerinden oluşan demokratia halkın
doğrudan kendi kendini yönetmesini, “halk yönetimini” ya da “halkın
egemenliğini” ifade etmektedir.[1] Antik Yunan’da ortaya çıkan ve bir yönetim
biçimi olan demokrasi tarih boyunca farklı şekillerde nitelendirilmiştir. Bu
niteliklere geçmeden önce demokrasi kavramının ortaya çıktığı Antik Yunan
toplumsal yapısını incelemek ve demokrasinin doğuşuna ortam sağlayan siyasi,
ekonomik ve toplumsal koşullara kısaca değinmek faydalı olacaktır.


Demokrasiye Varan Tarihsel Süreç



XII. yüzyılda savaşçı bir topluluk olan Dorlar, Balkan yarımadasının
kuzey-batısından başlayarak güneye doğru inmişler ve Mykene uygarlığını yerle
bir etmişlerdir.[2] Mykene uygarlığının yıkılışından MÖ IX. yüzyıla kadar olan
döneme Karanlık Çağ denilmektedir. Bu dönem hakkında bilinenler kısıtlıdır.
Çünkü Dor istilası sahip olduğu sosyo-politik yapı gereği Mykene uygarlığının
izlerini tarihten silmiştir. Karanlık Çağı, Kahramanlık Çağ takip etmiştir. Dor
yayılmacılığı bu dönemde de kendini göstermektedir. Yayıldıkları topraklarda
yaşayanları “toprağa bağlı köleler” haline getiren Dorlar kabile şeklinde
örgütlenmişlerdir. Kabileler arasında kimi farklılıklar hatta güçlü bir rekabet
vardır. Dolayısıyla ortaya çıkan Dor yerleşimleri aynı nitelikte
olmayacaktır.[3]


Kabilelerdeki
temel ekonomi elbette tarım ekonomisiydi. Ancak MÖ VIII. yüzyıldan sonra
üretimin artması ve ticaretin gelişmesiyle para ekonomisinde canlanma
yaşanmıştır. Ekonomideki bu değişimle birlikte kabilelerdeki şef gibi ayrıcalıklı
roller üstlenmiş olanlar kendilerini aristokratik soylu bir sınıf olarak
tanımlamışlar ve toprakları kişisel mülkleri haline getirmeyi başarmışlardır.
Böylece toplumda aristokratik bir katman oluşmuştur.[4]


Atina
MÖ VIII. yüzyıla kadar krallıklarla yönetilmekteydi. Ancak MÖ VIII. ve VII.
yüzyılda aristokratlardan oluşan bir zümre krallığı tümüyle tasfiye etmiş ve
yönetimi ele geçirmiştir. Bu dönemde soylular ile halk arasında gerilimler
yaşanmıştır. Çıkan bazı ayaklanmalar kanla bastırılmış Drakon ve Solon
kanunlarıyla durum düzeltilmeye çalışılmıştır.[5]


Atina’daki
altı yargıçtan biri olan Drakon MÖ 621 yılında aristokratlar tarafından düzeni
tekrar sağlayacak yasalar yapmakla görevlendirilmiştir. Drakon yasaları
aristokratların çıkarlarını koruyup fakirler ve köleler için ağır cezalar
öngörüyordu. Öyle ki en küçük hırsızlığın bile cezası ölümdü. Tüm bu katılığına
rağmen Drakon yasaları aslında önemli bir dönüşüm anını işaret ediyordu. “Artık
tanrısal kökenliği olduğuna inanılan ve ayrıcalıklı kesimlerin keyfince
yorumladığı sözlü ve söylencesel tanrısal yasalar (thesmoi) yerini,
içeriği ne olursa olsun, herkese açılmış, yazıya geçirilmiş ve özellikle de bir
insan eliyle ortaya konulmuş nomoiye bırakıyordu.”[6]


Drakon
yasaları elbette halk ile soylular arasındaki bu çatışmaya çözüm değildi. Atina
aristokratları çok geçmeden bunun farkında vardılar ve MÖ 594’te Solon’u yasa
yapıcı olarak görevlendirdiler. Solon ilk iş olarak borçlarından dolayı
özgürlüğünü kaybeden vatandaşların borçlarını sildi ve borç köleliğini
yasakladı. Yeni bir vergi yapılanması getirdi ve buna bağlı olarak siyasal
hakları yeniden düzenledi. Bu sistemde yurttaşlar belirli bir servet dilimine
göre sınıflara ayrılıyor ve buna göre çeşitli siyasal haklara sahip
oluyordu.[7] Borç köleliğini kaldıran ve Atina sınıfsal yapısını değiştiren
Solon kanunları ve oluşturduğu sınıflandırma şeması kendinden sonra demokratik
adımlar atılmasına büyük katkılar sağlamıştır. Yaşanan bu gelişmeler
neticesinde Atina demokrasinin beşiği haline gelmiştir.


Toplumsal Yapı


Antik
Yunan demokrasisinin başarılı olduğu dönem incelendiğinde görülmektedir ki
polislerdeki toplumsal yapı demokrasinin işleyişinin kolaylaştırmıştır. Antik
Yunan demokrasisinin en zayıf yönleri olarak kabul edilebilecek kölelik olgusunun
ve kadınların siyasal haklardan mahrum bırakılmasının demokrasinin işleyişine
katkıda bulunduğu söylenebilir.


Antik
Yunan’da polislerin büyük çoğunluğu kölelerden oluşmaktadır. MÖ 312 yılında
yapıldığı belirtilen bir nüfus sayımında Attika’da 21.000 yurttaş, 10.000
metoikos ve 400.000 köle olduğu saptanmıştır. Canlı bir araç ve eşya gibi
görülmekten pek fazla bir şey ifade etmeyen köleler insan kategorisinde dahi
sayılmazlardı. Polislerde üretim büyük ölçüde kölelerin emeğiyle sağlanıyordu.
Ev işlerinde ve devlet örgütlerinde çalıştırılan köleler vardı.[8] Buradan da
anlaşılacağı gibi polisin ekonomik varlığını sürdürmesinde kölelerin yadsınamaz
bir rolü vardı. Antik Yunan demokrasisinin başarısında kölelerin iş gücünün
birçok alanda sömürülmesinden doğan ekonomik kazancın da önemli bir payı
vardır.


Polislerde
köleler gibi kadınların ve metoikosların da siyasal hakları bulunmamaktaydı.
Metoikoslar çalışan bir sınıftı ve ticaretle ya da zanaatla uğraşıyorlardı. Bu
sınıf özgürdü ancak burada “özgürlük” kavramının Antik Yunan’a içkin anlamı
unutulmamalıdır. Antik Yunan’da özgürlük köle olmamak değildi. Metoikoslar
özgür olmalarına rağmen siyasal haklardan yoksundu.[9]Meclise katılamayan memur
olamayan kadınların durumu da özgürlük açısından metoikoslara benzer. Metoikos
değillerdir ancak atfedilen görev çalışmak, yönetmek (ev kölelerini) ve
üretmektir. Kadınlar adeta yeniden üretimin sağlandığı eve hapsedilmiştir.
Antik Yunan’da kadınların sosyal hayatını J.M. Roberts şöyle ifade
etmektedir: “Yazılı
kanıtlar zengin adamlarının karılarının bile çoğunlukla ağır işçiler gibi
yaşadıklarını gösteriyor. Kadınların tamamının sosyal davranışları gayet
kısıtlıydı; üst sınıflardan kadınlar bile zamanlarının büyük bir çoğunluğunu
evlerinde kapalı olarak geçiriyorlardı. Eğer dışarı çıkmaları gerekirse
yanlarında mutlaka birinin olması gerekirdi. Herhangi bir ziyafette görünmek
saygınlıkların sorgulanmasına neden oluyordu. Normal bir sosyal hayata sahip
olan kadınlar fahişelerdi; onlar başkaları tarafından tanınabilirlerdi ama
saygın bir kadın için bu mümkün değildi.”
[10]


Antik
Yunan demokrasisini kadınları, metoikosları ve köleleri dışarıda bırakmış
olması sebebiyle eleştirmenin ne kadar adil bir yaklaşım olduğu tartışmalıdır.
Kuşkusuz ki modern demokrasiyle karşılaştırıldığında bu açıdan kapsamı dar ve
başarısızdır. Ancak Antik Yunan demokrasisi 20. yüzyılda bile hala kusursuz bir
şekilde hayata geçirilememiş ideallerle değil kendi çağının değerleriyle
kıyaslanmalıdır.


Demokrasi
bu dönemde halkın yoksul kesiminin yönetimi anlamında da kullanılmıştır. Bugün
için bile demokrasi düşük eğitim ve gelir seviyesine sahip insanların yönetimde
söz sahibi olabilmesinin önünü açan bir rejim olarak kabul edilmektedir.[11] Bu
durum Antik Yunan’da demokrasinin kötü bir niteliği olarak görülmüş ve
eleştirilmiştir.


Platon
demokrasiden nefret eder. Platona göre demokrasi sayesinde siyaseti ve
yönetmeyi bilip bilmediğine bakılmaksızın, halkın hangi kesiminden olursa olsun
herkes her göreve getirilebiliyordu. Platon bu gerekçeyle demokrasiyi adil bir
yönetim biçimi olarak görmemiştir.[12] Aristoteles’in de demokrasiye
yaklaşımı eleştireldir. Ona göre demokrasi “genel yarar gözetilmeksizin
uygulanan bir halk egemenliği” türüydü.[13]


Doğrudan Demokrasi Uygulaması


Antik
Yunan demokrasisini o zaman kadarki diğer tüm rejimlerden ayıran en temel
özellik yurttaşların polisin yönetiminde doğrudan söz sahibi olabilmeleridir.
Doğrudan yönetimi mümkün kılan Halk Meclisini Ahmet Taner Kışlalı şöyle
anlatmaktadır: “Eski yunan demokrasisinde Halk Meclisi temel kurumu oluşturuyor
ve buraya 20 yaşına gelen her erkek yurttaş katılabiliyordu. Bu meclis yılda en
az on kez toplanmaktaydı. Yasaları kabul eden, savaşa, barışa ve vergi
toplanmasına karar veren organ burasıydı. Tüm yurttaşların katıldığı böyle bir
meclisten dolayıdır ki, kent demokrasisine «doğrudan demokrasi» diyoruz.”
[14]


Ayrıca
Halk Meclisinde toplananların devlet yönetimini seçimden seçime değil sürekli
bir biçimde denetleme yetkisi vardı. Yönetici kadro ve devlet memurları halk
tarafından sorguya çekilip görevinden alınabilirlerdi.[15] Temelde Halk
Meclisinin varlığıyla birlikte Beşyüzler Meclisi ve Halk Mahkemeleri
kurumlarının katkısıyla doğrudan demokrasi Antik Yunan’da vücut bulmuştur.


Beşyüzler
Meclisi Atina’daki toplamda on mahallenin gönderdiği 500 temsilciden
oluşuyordu. Her mahalleden kura ile seçilen temsilcilerin en önemli görevi Halk
Meclisinin gündemini belirlemek ve kimi idari işleri
yürütmekti.[16] Üyelerin kura ile seçilmesi ve her yurttaşın ancak bir kez
seçilebilmesi usulüyle yurttaşların neredeyse tamamı Beşyüzler Meclisine üyelik
yapmış oluyordu.


Antik
Yunan demokrasisinde bir diğer önemli kurum Halk Mahkemeleridir. Halk Meclisi
gibi bu kurumda doğrudan demokrasinin temel taşlarını oluşturmaktadır. 30
yaşını tamamlamış olmak şartıyla 6000 kişilik bir kurul, her yıl mahalleler
tarafında seçilmekteydi. Kurul kendi içinde mahkemelere ayrılıyordu ve üyelerin
mahkemelere dağılımı kura ile belirlenmekteydi. Bu mahkemeler yasaların
anayasaya uygunluğunu denetleyebiliyor, herhangi bir yurttaşın itirazı üzerine
gerek duyduğu takdirde ilgili yasayı yürürlükten kaldırabiliyordu.[17]


Antik
Yunan demokrasisini Ahmet Taner Kışlalı’nın deyimiyle “doğrudan bir azınlık
demokrasisi” diye nitelendirmek mümkündür. Çünkü toplumu oluşturan bireylerin
belirli bir kısmı siyasal hakka sahipti. Nüfusun ancak onda biri poliste
siyasal yönetime katılabilmekteydi. Ancak bu yönetime katılma işlevini temsilci
aracılığıyla değil de bizzat kendisi yerine getirdiği ve temsilcilerde kurayla
ve sırayla saptandığı için aynı zamanda bir doğrudan demokrasiydi.[18]


İKİNCİ BÖLÜM


MODERN DEMOKRASİ


Avrupa’da
16. yüzyılda feodal sistemden ulus-devlet modeline geçişle birlikte demokraside
yeni arayışlar ortaya çıkmıştır. Siyasal düşünceyi bu arayışlara iten sorun
“kent devletini aşan ulus-devlet ölçeğinde bir demokrasinin kurulup
kurulamayacağı” idi.[19] Ulus-devlet düzeyinde demokrasinin uygulanabilmesini
mümkün kılan siyasal kurum temsil mekanizmasını olmuştur.[20] Modern dönemde
demokrasi varlığını ancak temsili demokrasi şeklinde sürdürebilmiştir.
Ulus-devlet düzeyinde yeniden beliren demokratik düşünce Huntington’a göre “üç
büyük bir demokratikleşme dalgası” yaratmıştır. Birinci dalga Magna Carta,
Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi gibi
gelişmeler neticesinde halkın genel ve eşit oy hakkına kavuşmaları ve temel hak
ve özgürlüklerin anayasal güvenceye bağlanmasıyla sonuçlanan dönemi (1828-1926)
kapsamaktadır. Bu dönemde otuza yakın ülkenin demokratik rejimi benimsediği
görülmektedir.[21] İkinci dalga döneminde (1943-1962) Japonya, Batı Almanya,
Hindistan ve İsrail gibi ülkelerin de demokrasiye geçiş yapmasıyla birlikte
demokraside bir artış görülmüştür. Bu artışın sebebi olarak İkinci Dünya
Savaşı’nın demokrasiyi savunanlar tarafından kazanılması gösterilebilir. Bu
artışla beraber ikinci dalga döneminde demokrasiye geçen ülkelerin sayısı otuz
altıya yükselmiştir.[22] Huntington’a göre üçüncü dalga 1970’lerin ortasında
Yunanistan, Portekiz ve İspanya’nın demokrasiye geçişi ile başlamış ve
1980’lerin sonunda Doğu Bloku’nun çökmesiyle zirveye ulaşmıştır. 1990’larda çok
uluslu yapıya sahip SSCB, Yugoslavya, Çekoslovakya kurucu uluslarının
bağımsızlıklarını ilan etmesiyle dağılmıştır. Bu gelişmelerin sonucu olarak bu
ülkelerde devletçi ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçilmiş ve temsili
demokrasiye doğru bir siyasal gelişme görülmüştür.[23]


Temsili Demokrasi


Temsil
olgusuyla birlikte demokrasi yeni bir boyut kazanmıştır. Demokrasi özünde
halkın yönetimi demektir. Ancak temsil olgusuyla birlikte halkın temsilciler
vasıtasıyla yönetimi olarak bu öz değişmiş durumdadır. Esasında temsilin tam
anlamıyla gerçekleştiği kuşkulu bir durumdur. Temsili demokrasilerde bir
seçimden diğerine kadar temsilcileri denetlemenin bir yolu yoktur. Temsilcilerin
de seçimlerden sonra toplumla iç içe oldukları ve temsil görevlerini gereği
gibi yerine getirdikleri söylenemez. Bu açıdan da bakacak olursak temsilin
varsayımdan ibaret olduğu söylenebilir. Ancak daha öncede değinildiği gibi
ulus-devlet düzeyinde demokrasinin temsil olgusuyla var olabileceği su götürmez
bir gerçektir. Günümüzde ulus-devletlerin durumları dahi doğrudan demokrasinin
uygulanabilirliğine engeldir.[24]


Siyasi
partiler bugün temsili demokrasinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Daha da ötede
temsili demokrasi siyasi partiler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Fakat modern
demokrasinin bir bakıma partiler demokrasisi olmasının “siyasal katılımı
yalnızca seçimlere indirgeyen” bir özellik taşıdığı söylenebilir.[25] Siyasal
hayata katılım bilincinin geliştirilmesiyle bu sorun bir nebze olsa da çözüme
kavuşturulabilir. Toplumun örgütlenmesinin ve görüşlerini dile getirmesinin en
etkili yolu siyasi partilerdir. Ancak siyasi partilerin bu önemli özelliğinin
bazı durumlarda demokrasinin lehine çalışmadığı da söylenebilir. Siyasi
partilerde kemikleşmiş bir üst yönetimin varlığı veya parti içerisinde alınan
bütün kararların parti liderinin onayına kalması bu duruma örnek olarak
gösterilebilir. Bu durum modern demokrasinin “elit teorileri” ile açıklanmasına
sebep olmuştur. Bu teoriye göre modern demokrasi sadece yönetici elitlerin yer
değiştirmesinden ibarettir.[26]


Temel Hak ve Özgürlükler


Modern
demokrasilerde temel hak ve özgürlüklerin çok önemli bir yeri vardır. Günümüzde
demokrasi tanımlanırken başvurulan ilk kavramlardan birisidir. Temel hak ve
özgürlüklere Batı siyasal düşüncesinin kaynaklık ettiği fikri genellikle kabul
görmüştür. İngiltere, Fransa ve ABD’de yaşanan gelişmelerle insan hakları ve
özgürlükler anayasal güvencelere bağlanmış ve günümüzde evrensel değerler
haline gelmiştir. 20. yüzyılda insan hakları uluslararası düzeyde de koruma
altına alınmıştır. Birleşmiş Milletlerin yayınladığı İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi (1948) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (1950) devletlerin temel
hak ve hürriyetleri ihlal etmesine karşı koruyucu mekanizmalar
öngörmüşlerdir.[27] Günümüzde bir yerde demokrasinin varlığı sorgulanırken
temel hak ve özgürlükler aranan ilk değerler arasındadır.


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


ANTİK YUNAN DEMOKRASİSİ VE MODERN DEMOKRASİNİN FARKLARI


Bu
iki demokrasi modeli devlet-birey ilişkisi bakımından karşılaştırılacaktır. Bu
karşılaştırma polis devleti ile modern devlet arasındaki fark, vatandaşlık
kavramının değişen niteliği ve siyasal ilgi bağlamında ele alınacaktır.


Antik
Yunan polisleri küçük şehirler ve bu şehirlerin etrafındaki küçük köylerden
oluşmaktaydı. Dolaysıyla modern devletle kıyaslandığında Antik Yunan polisleri
hem coğrafi bakımdan hem de nüfus bakımından çok daha küçüktürler. Modern
devlette devlet ve vatandaş birbirinden bağımsızdır. Sivil toplumun ve özel
alan – kamusal alan ayrımının gelişmesiyle bu bağımsızlık daha da
belirginleşmiştir.[28] Oysa polis “…yurttaşların ve yönettiği bütünün ta
kendisidir.”[29] Antik Yunan’da polisler vatandaşların varlığından bağımsız
toplumdan ayrı bir bütün değillerdi.


Vatandaşlık,
“modernitenin bir aracı olmakla birlikte soy kütüğü Antik Yunanla başlatılan
bir yanda içinde yer aldığı siyasal – kültürel bağlama, diğer yandan da hak
talep ve mücadelelerin kazanımlarına bağlı olarak farklı anlamlar taşıyan bir
olgudur.”[30] Dolayısıyla evrensel bir vatandaşlık tanımı yapmak mümkün
değildir. Atina’da siyasal hakka sahip olmayı ifade eden yurttaşlık sınırlı bir
gruba tanınmıştır. Yurttaş olmanın koşulu Atinalı bir ailenin çocuğu olmak ve
18 yaşından büyük olmaktır. Atina’da yurttaşlık kadınları, köleleri ve
metoikosları kapsamayan bir kavramdı.  Atinalı yurttaşlar polisin ortak
işlerine dahil olma ve yüksek kamu görevlerine gelme hakkına
sahiptiler.[31]Modern vatandaşlık modern devletin bir ürünüdür. “Ulus-devlette
vatandaş, ulusal egemenliğin bir parçasının hamilidir.”[32] Ulus-devlette
yalnızca o ulusa ait olanlar vatandaştır ve siyasal haklara sahiptir. Bu açıdan
vatandaşlıkla milliyet arasında zorunlu bir ilişki vardır. 19. yüzyılın sonunda
itibaren milliyet ulus-devletin vatandaşları ile yabancılar arasındaki
kavramsal, hukuksal ve ideolojik sınırları belirlemiştir.[33] Günümüzde
bireysel özgürlüklere bağlı olarak devletin müdahale alanına karşı
vatandaşların korunması fikri hakimdir. Antik Yunan’da yurttaşların polise
bağlılıkları duygusal bir zemine oturmaktaydı. Ulus-devletlerin de
“milliyetçilik” noktasında bunu başardığı söylenebilir. Ancak günümüzde
vatandaşla devlet arasındaki ilişkinin daha çok “teknik” olduğunu belirtmek
gerekir. “Bir Atinalı için en uygun yaşam alanı polisti. Oysa günümüzde
küreselleşmenin de etkisiyle insanların yaşadıkları topluma ve özellikle de
devlete olan bağlılıklarının zayıfladığı söylenebilir.“[34]


Polisin
yönetimine katılmak, polisin sorunlarının çözülmesine katkıda bulunmak
Atinalılar için hayatın bir parçasıydı. Perikles “yalnız biz Atinalılar devlet
işlerine karışmayanlara kendi iş gücü ile uğraşan sessiz bir yurttaş değil,
hiçbir işe yaramayan biri gözüyle bakıyoruz” derken yurttaşı niteleyen şeyin
öncelikle devlet işlerindeki rolü olduğunu vurgulamaktadır.[35] Zaten var olan
koşullar yurttaşlar için siyasal faaliyeti mümkün kılıyordu. “Ortalama bir
Atinalının çalışıyor da olsa günün bir bölümünü meclise gitmeye veya bir hatibi
dinlemeye ayırdığı söylenmektedir.[36] Modern demokrasilerdeki siyasal ilgi
Antik Yunan’dan farklılaşmaktadır. Günümüz demokrasilerinde vatandaşların büyük
çoğunluğunun siyasete katılımı yalnızca seçim dönemlerinde gerçekleşmektedir.
Seçimlere katılımın da beklenen seviyelerde olmadığı göz önünde bulundurulursa
siyasetin büyük ölçüde temsilcilerin uğraşı haline geldiği ortaya çıkmaktadır.
Nasıl ki Atina’daki koşullar siyasal faaliyeti yurttaşların tamamı için mümkün
kılıyorsa bugünün koşulları da siyasal ilgisizliğe neden olmaktadır. Çalışan
nüfus gününün büyük bir kısmını yoğun iş temposuyla geçirmektedir. 
Bununla birlikte çoğunlukçu bir yapıya sahip olmayan partilerin de etkisiyle
günümüzde insanlar siyasal alanda etkin değillerdir.


SONUÇ


Antik
Yunan demokrasisi ile modern demokrasi arasında benzerlik yok denilecek kadar
azdır. Tarihsel süreçle birlikte demokrasiye atfedilen nitelikler değişim
göstermiştir. Demokrasi temsil mekanizmasıyla modern dönemde uygulama alanı
bulmuştur. Ancak özü itibariyle “halkın yönetimi” olan demokrasi “halkın temsilciler
vasıtasıyla yönetimi” olarak değişim göstermiştir. Bu değişimin zorunlu olduğu
ileri sürülebilir. Çünkü günümüz şartları doğrudan demokrasinin uygulanmasını
imkansız kılmaktadır. Bugün temsil olgusunun demokrasiye uyarlanmasıyla da
sorun bitmiş değildir. Temsili demokrasi kendisiyle beraber temsil sorununu da
gündeme getirmiştir. Bir seçimden diğerine milletvekillerini denetlemenin
mümkün olmayışıyla bu temel kavram kendisini milletvekillerinin vicdanına
bırakmış durumdadır. Bununla birlikte siyasal katılımı seçimlerle sınırlı
kılması da tartışılan sorunlardan birisidir. Bu tartışmaların vardığı sonuç
“katılımcı demokrasinin” uygulanmasında ya da siyasal alana katılımın
geliştirilmesinde birleşmektedir. Modern demokrasiyle birlikte devlet – birey
ilişkilerinin niteliği değişmiş ve temel hak ve özgürlükler geliştirilmiştir.
Antik Yunan demokrasisi ile modern demokrasi devlet – birey ilişkileri,
vatandaşlık kavramı ve siyasal ilgi gibi temel noktalarda farklılık
göstermektedir.


Yusuf HELVACIOĞLU, Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü


[1] Menderes Çınar, “Demokrasi,” Siyaset,
(edit.) Yüksel Taşkın, İstanbul, İletişim Yayınları, 2014, s. 207.


[2] Ayhan Yalçınkaya, “Yurttaş: Siyaset,” Batı’da
Siyasal Düşünceler
, (edit.) Mehmet Ali Ağaoğulları, 5. Baskı,
İstanbul, İletişim Yayınları, 2011, s. 23.


[3] A.g.y. , s.23-24.


[4] A.g.y. , s.25.


[5] A.g.y. , s.36 –
37.


[6] A.g.y. , s.37.


[7] A.g.y.


[8] A.g.y. , s.39.


[9] A.g.y. , s.43 –
45.


[10] John Morris Roberts, Dünya Tarihi,
c.1, Çev. İdem Erman, İstanbul, İnkılap Kitabevi Yayınları, 2011, s.194.


[11] Vera – Zaval’dan aktaran Mehmet Fatih
Hüner, “Antik Yunan Demokrasisi – Modern Demokrasi Karşılaştırması,”


http://www.academia.edu/4023971/Antik_Yunan_Demokrasisi_-_Modern_Demokrasi_Kar%C5%9F%C4%B1la%C5%9Ft%C4%B1rmas%C4%B1_Comparison_of_Ancient_Greek_Democracy_and_Modern_Democracy_,
(10.12.2015), s.2.


[12] Yalçınkaya, a.g.y.
, s.113.


[13] Ateş Uslu, “Demokrasi,” Siyaset
Bilimi,
(haz.) Gökhan Atılgan, E. Atilla Aytekin, 4. baskı,
İstanbul, Yordam Kitap, 2012, s.140.


[14] Ahmet Taner Kışlalı, “Eski Yunan’da
Demokrasi ve Demokratik Düşünce,” Amme İdaresiDergisi, No.1, Mart 1984, s.67.


[15] Yalçınkaya, a.g.y. ,
s.41.


[16] Kışlalı, a.g.y. , s.67.


[17] A.g.y. , s.67 –
68.


[18] A.g.y. , s.68.


[19] Meral Sağır, “Demos’un Genişlemesi ve
Temsili Demokrasiden Küresel Doğrudan Demokrasiye,” Amme İdaresi
Dergisi
, No.3, Eylül 2004, s.5.


[20] A.g.y.


[21] A.g.y. , s.5 – 6.


[22] A.g.y. , s.6.


[23] A.g.y.


[24] Hüner, a.g.y. , s.9.


[25] Sağır, a.g.y. , s.6.


[26] Hüner, a.g.y. , s.10.


[27] Ozan Örmeci, “Temel Hak ve Hürriyetlerin
Gelişimi ve Korunması,” http://politikaakademisi.org/2014/08/08/temel-hak-ve-hurriyetlerin-gelisimi-ve-korunmasi/
, (13.12.2015)


[28] Hüner, a.g.y. , s.14.


[29] Yalçınkaya, a.g.y.
, s.29.


[30] Uslu, a.g.y. , s.14.


[31] A.g.y.


[32] A.g.y. , s.124.


[33] A.g.y.


[34] Hüner, a.g.y. , s.16.


[35] Yalçınkaya, a.g.y.
, s.53.


[36]Friedell’den aktaran Hüner, a.g.y.
, s.16.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet