Eski
İskandinav kayıtları, Türklerin eskiden yaşadığı bölge ve bizzat Türk
toplulukları ile İskandinavyalıların atalarının yoğun temasta olduklarını
bildirmektedir. Bunlar çok önemli kültürel öğeleri içerir. Ayrıca etnik
temaslar da gerçekleşmiştir. Sonuçta en önemli kültürel niteliklerden biri olan
kahraman tiplemesinin İskandinav ve Turan dünyalarında büyük ölçüde
benzeştiğini görmek şaşırtıcı olmamaktadır. Ayrıca bu kahramanlara verilen
isimler de benzeşmektedir ve belki de kökteştir.


Hayli
cüsseli bir kitaplık oluşturan İskandinav sagaları (efsaneleri) Türkiye’de bir
genel kültür konusu olmanın ötesine geçememiştir. Bilimsel çalışmalarda ele
alınmasının örnekleri yok denecek kadar azdır. Bu yüzden, bilimsel olarak fazla
bilinmeyen bu konuda ileri bir aşamayı içeren, karşılaştırmalı bir tarzda bildiri
sunma cesaretini dinleyici kitlemizin çoğunluğunun halkbilimci olmasından
aldık. Bu yüzden biz saga tanımlamasına girmeyeceğiz.


‘F’
ünsüzünü bulundurmayan Türkçenin ‘alp’ kelimesi ile Kuzeylilerin ‘elf’ sözcüğü
arasındaki dilbilimsel ilişkiyi kanaatlerinize havale ediyoruz. Belki başka bir
çalışmada bu sözcükler etimolojik olarak tahlil edilmelidir. Aşina olunan usul,
karşılaştırmadan sonra tarihi zeminle ilgili bir sonuca varmaktır. Biz ise
tersini yapacak ve önce tarihi zemini açıklayıp ardından bu zeminde
karşılaştırma yapacağız.


Son
yıllardaki araştırmalar Türk anayurdunun Altaylarda, hele de Sibirya’nın
doğusunda olamayacağını açıklıkla göstermiştir. Muhtemel Türk yurdu İdil‐Ural
bölgesindedir. Eski Türkçenin söz varlığının bir ormancı‐ avcı‐tarımcı topluma
işaret etmesi bunun bir kanıtıdır. Ziraat yapan insanları ot bitmez bölgelere
yerleştiremeyiz. Bölgedeki yer adlarının Türkçe isimlerinin de olması buna
işaret eder. Biz Anadolu’da bin yıldır ırmak isimlerini Türkçeleştiremeyip,
sadece bazılarına renk izafe ederken, Doğu Avrupa’da ve Batı Sibirya’daki
neredeyse tüm ırmak isimlerinin Türkçe adları vardır.


Eski
Türkleri betimleyen kaynaklar neredeyse hep bir ağızdan sarışın bir kavimden
bahsederler ve Kumanlar bu bahislerde sadece küçük bir yer tutar. Bu tip insanı
herhalde en iyi bu bölgede bulabiliriz. Türk boy isimlerinin ezici çoğunluğu
batı tarafa aittir ve doğuda geçmez. Şu an, dayatılmış kalıpları bırakarak
eldeki veri ışığında düşünen bir dilbilimcinin rahatlıkla söyleyebileceği şey,
Türkçenin en yakın akrabasının Macarca olduğu ve bu ikisinin muhtemelen aynı
dilden indiğidir. Bu da aynı bölgeye işaret edecektir.


Hatta
başka ayrıntılar da tespit edilmiştir. Örneğin Osman Karatay’ın yenilerdeki bir
tespitine göre, Göktürk devletini kuracak olan Türk budun, uğradığı felaketin
ardından Ergenekon vadilerine sığınmadan önce Orta İdil civarında yaşıyordu.
Dolayısıyla İskandinavya ile İdil boylarını harita üzerinde düşündüğümüzde,
aralarında çok sıkı tarihi ve kültürel ilişkilerin bulunması değil, bulunmaması
şaşırtıcı olacaktır. Hatta sıkı bir etnik ilişki düşünmek için de zemin
bulunmaktadır.


Yaklaşık
aynı iklimi yaşayan iki kuzey bölgesinden bahsediyoruz. Şu an üzerinde bir
proje olarak çalıştığımız saga metinlerinin incelenmesi bu konuda haklı olduğumuzu
her geçen gün daha bir katiyetle göstermektedir. En ünlü sagaların başında
gelen Heimskringla, ilk sayfasında Kral Odin’in İskitya’nın, yani Ana Rusya’nın
doğusundaki Turkland’dan göçünü anlatır. Feridun Ağasıoğlu bazı İskandinav yer
isimlerinin Türkçe koktuğuna işaret etmiştir. Biz bunun daha fazla olduğu
düşüncesindeyiz ve ilerde ayrıntılı çalışmaları bilim dünyasıyla paylaşacağız.


Türkistan’dan
İskandinavya’ya göçen Kral Odin, daha sonra tanrılaştırılmış ve Kuzeylilerin
baştanrısı haline gelmiştir. Kavminin adı Az’dır, yani Göktürk yazıtlarında
karşımıza Az Budun olarak çıkan, Abakan bozkırında Kırgız komşuluğundaki halk.
Eskiçağda Azları Aral boylarında görüyorduk. Timur bir sefere çıkmadan önce bu
bölgedeki Öden Ata’nın kabrini ziyaret etmiş, dua ve dilekte bulunmuştur.
Şimdiki Daşoğuz yakınlarında da Ütin Kala diye eski bir yıkıntıdan haber
verilmektedir.


Eğer
bir Türk budununun önderi İskandinav kültüründe baştanrı haline geliyorsa,
bizim Alpler ile Elfleri kıyaslamamızda hiçbir beis kalmayacaktır. Önce tarihi
açıdan Türk ve İskandinav kahramanlarını, daha sonra da destanî anlamıyla
alpları ve elfleri ana başlıklar halinde anlatacağız. Alp, Türkçenin çeşitli
lehçelerinde kahraman, cesur, yiğit anlamlarına gelir.


Türkiye,
Azerbaycan, Türkmen, Kırgız, Karakalpak Türkçelerinde “alp”; Çuvaş‐ ça’da
“ulıp”; Kazak, Tatar ve Hakas Türkçelerinde “alıp” şekillerinde
kullanılmaktadırlar. Destan çağlarından, İslamiyet’in kabul edilmesinden
sonraki dönemlere dek Alp unvanı, birçok boy tarafından ve hükümdarlardan küçük
komutanlara kadar yayılan bir yelpazede kullanıldı. İslamiyet’ten sonraki
devirlerdeki Alp‐Gazi ve Alp‐Eren kullanımları yaygınlaşmıştır. Kişi ismi,
sıfat, unvan olarak çeşitli kullanımları vardır.


Alplar,
süreğen savaş şartlarında yaşayan göçebe boylarda önderlik ve savaşçılık
yetenekleriyle sivrilen kimselerdir. İyi binicilerdir, savaş aletlerini çok iyi
kullanırlar ve savaşlarda kişisel kahramanlıklarını sakınmadan sergilerler.
Uzun boylu, bahadır ve güçlüdürler. Aralarında kan davaları sürer. Ozanlık
yeteneklerini haiz olanları vardır. Kadınlar tüm bu özellikler açısından
erkeklerden geri kalmaz. Konfederasyon şartlarında bir alpın çevresinde daha
alt düzeyde alplar toplanır. En üstteki alpla bağımlı alpları arasında
gelişigüzel olmayan ve bir hukuka dayanan ilişkiler sistemi vardır.


Büyük
alp belli zamanlarda bağımlıları toplamak ve bu toplantılarda ziyafetli şölen
düzenlemek zorundadır. Alp tipi olarak ilk ele alacağımız örnek Oğuz olmalıdır.
Oğuz, dünyaya Tanrı tarafından düzeni sağlaması için gönderilmiştir. Doğumu,
daha sonra evleneceği kadınlar, hatta silahları ve atları tanrısal bir
doğaüstülük gösterirler. Bünyesi çocukluğundan itibaren olağandışı gelişim
seyri izlemiştir. Oğuz, kutun gereğini yerine getirir ve evrene, yani töreye
dirlik düzenlik getirir.


Bütün
bunları tek başına değil, yüksek önderlik yetenekleriyle çevresine topladığı
kitleyle gerçekleştirir. Göçebe federasyonları devri ideolojisinin
temsilcisidir. Batı Türk geleneğini temsil eden Oğuz’un düzen‐devlet‐töre
kurucu alp özelliklerine nazaran Doğu Türklerinin alpları mazlum halkını
zulümden kurtarmaya soyunan daha savunmada bir tiptir. Devlet kuruculuktan
ziyade, varlığını işgalciye karşı korumakla uğraşır. Güney ve Kuzey Sibirya
destanları bu türden alpları barındırır. Manas destanı ise bu iki geleneğin
arasındadır.


Manas,
hem halkının esaretini ortadan kaldırır hem de devlet kuruculuğu görevini
üstlenir. Dolayısıyla kut, Manas’ta Sibirya destanlarının alplarına göre daha
belirgindir. 


Manas
destanındaki alp tipinin ortak özellikleri şu şekildedir:


1) Çeşitli hayvanların özelliklerini taşırlar ve diğer insanlara
göre bu suretle farklılık gösterirler.


2) Trajedinin ideal kahramanından ziyade daha insani, iyiliği,
kötülüğü, çeşitli zaafları bünyesinde taşıyan karakter yapısına sahip.


3) Kavrayışlı, bilge, öngörülüdürler.


4) Güçlü ve iridirler. Düşman saflarını tek başlarına darmadağın
ederler.


5) Gece hızlı hareket etme ve karanlıkta iz sürme özellikleri
vardır.


6) Cömerttirler. Halkın koruyucusudurlar.


7) Küçük yaşlarda beden hareketlerinin, silah kullanmanın ustası
olurlar, ülke yönetirler.


8) Kullandıkları eşyayla (at, yay, ok) bütünleşirler ve bu
eşyanın insanlar gibi ismi vardır.


9) Kahramanın tekliği ideolojisi vardır. Birden fazla kahramanın
varlığı çatışmaya davetiye çıkarır. Erkekler böyleyken kadınların da onlardan
aşağı kalır meziyetleri yoktur.


Genel
özellikleri şu şekildedir: 1) Ne düşündüklerini çekinmeden
söyleyebilirler. 2) Öngörülüdürler (kehanet yeteneğini haiz) ve mantıklıdırlar.
Falcılık yeteneği taşıyanları vardır.


Bu
erkek ve kadın tiplerinin özelliklerin hemen hepsinin İskandinav
kahramanlarında da olduğunu göreceğiz. Peki İskandinav kahramanı kimdir?
İskandinav metinleri malzeme olarak tarihçiler açısından hala tartışmalı kabul
edilir, ancak İskandinav geleneklerinin ve tarihinin incelenmesine girişen bir
bilim adamı açısından paha biçilemez değerde oldukları şüphe götürmez.


Destanî‐tarihi
metinler olan sagalar, Hıristiyanlık öncesi çağın kozmolojisini yansıtan edda
şiirleri ve saga özellikleri göstermekle birlikte onlar kadar uzun olmayan kısa
anlatılar anılan kaynaklardandır. Saga metinlerinde sahneye çıkan kahraman
figürlerinin bazıları gerçekten yaşamış olan tarihi şahsiyetler, bazıları ise
hayalidir, hatta bazıları düpedüz masalsıdır (Kızıl Erik‐14, “Tek Ayaklılar”
gibi).


Buna
karşılık hiç şüphe yok ki merkezdeki krallarla merkezkaçtaki soylu beylerin
mücadelelerinin ve literatürde Viking Çağı olarak adlandırılan dış seferler
çağının filizlenmeye başladığı bir kahramanlık çağının atmosferi
yansıtılmaktadır. Biz, İskandinav kahraman figürlerinin ortak özelliklerini
dört kaynağa dayanarak belirledik. Bunlar; Yanık Njall, Heimskringla (ilk beş
saga), Kızıl Erik, Egil sagalarıdır. Birincil kaynak olarak saga literatürü
elbette çok daha geniştir ve incelemelerimizin derinleşmesiyle ilgi çekici
sonuçlara ulaşacağımız kesindir. Şimdilik vardığımız sonuçlar dahi heyecan
vericidir.


Önce
İskandinav kahramanını tanımlayalım:


1)
Savaşçıdır. Muharebe esnasında komutan kral/bey dahi en önde çarpışır ve
düşman saflarında ciddi bir bozgun yaratır. Silahtan olurlarsa birbirlerine
‐metinlerdeki ifadesiyle‐ tekme tokat girişirler. Savaşçılık öylesi bir
meziyettir ki bir Viking yaşlandığı ve yatağında öleceğini anladığı için
ilenmiş ve kralından ufukta görünen savaşta cephe görevi istemiştir.


Metinlerde
sözü edilen birçok beyin ön saflarda çatışırken öldüğüne ilişkin çok sayıda
değinme vardır. Bu yiğitlik paradigmasının içine, kendisinden haber‐ siz malını
yağmaladığı adamın karşısında korkak durumuna düşmemek için geri dönüp mal
sahibi adamı ve maiyetini yakmak gibi ilginç tutumlar da girer.


2)
Tüccardır. Yağmacılık ve haraççılıktan ayrılmayan melezlenmiş bir ticaret
rutinleri vardır. Sadece kendi aralarında değil, ırmaklar yoluyla doğu ve güney
ekseninde Doğu ve Batı Avrupa’nın içlerine kadar.


3)
Cömerttir. Bağlılarına karşı cimrilik yapanlardan iyi bir dille
bahsedilmez. Eli açıklık ise bir meziyet olarak daima yüceltilir.


4)
Hukukçudur. Düzen kurucu ve koruyucudurlar. Yapıca ve işlevce Türk dünyasının
kurultayına benzerlik arz eden yıllık büyük althing toplantısı ve bunun yanında
toyla eşleştirilebilecek küçük şölenler, düzenin sağlanmasında ve
pekiştirilmesinde işlev taşırlar.


Yağmacılık
hukuksuzluk demek değildir. Yanık Njall’ın Sagası’nın başkahramanlarından
Njall’ın şu sözü bir istisna değildir: “Ülkemiz yasalar üstüne kurulacaktır,
yasasızlıksa yıkım getirecektir”. Saga kahramanlarında düzen kuruculuk ve kendi
algıladıkları kozmosu dengeye kavuşturmak, sık rastlanan bir karakter özelliğidir.


5)
Önsezilidir. Geleceği okumada olağandışı bir yetenekleri vardır. Bu,
bilgelikten farklıdır. Kahraman özellikleriyle öne çıkmış bir kimse bilge
olabilir, ama önsezili olmayabilir. Önsezili kişilerin en ünlü örneklerinden
biri Njall’dır.


6)
Büyücüdür. Büyülü ruhları kullanırlar.


7)
Beceriklidir. Beden hareketlerinde, savaş aletlerinin kullanılmasın‐da,
binit kullanmada küçük yaşlardan itibaren ustalaşırlar.


8)
Eşyalarıyla bütünleşir. Kullandıkları savaş malzemeleri ile (kılıç,
mızrak, at) bütünleşirler. Bu aletlerin ve binitlerin isimleri vardır.


9)
Önderdir. Küçük yaşlarından itibaren çevrelerine kitleleri toplayıp onları
yönetme becerisini kazanırlar.


10)
Mütevekkildir. Kaderlerini sezdikleri durumda, sonunda ölüm dahi olsa ona
boyun eğdikleri olur (Njall’ın öldürüleceğini sezmesi, buna karşın canını
kurtaracak önlemleri almayı reddetmesi).


11)
Ozandır. Güzel Saçlı Harald’ın saray hiyerarşisinde ikinci sıradadır.
Ozanlık yeteneği, idam suçunun bağışlanmasına bile vesile olabilir. Şiir ve
şair büyü ile el ele ilerler. Şiir düzen şair, hasta başladığı boylamanın
sonunda tamamen iyileşebilir. Bazılarının masalsı yaratıklarla akrabalığı
vardır. Egil‐7’de Bjorgolf ile dağ devinin akrabalığı gibi.


13)
Endamlıdır. Çoğunlukla çok iri, uzun, görkemli bir figür olarak
resmedilirler. “Hiç kimselere benzemeyen dev gibi” adamlardır (örn: Egil‐25.
bölümdeki Skallagrim ve yoldaşları). Egil‐27’de Kveldulf bir güç patlaması
yaşar ve hemen arkasından gücü normal insanların bile altına indiği için yataklara
düşer. Egil‐30’da Skallagrim, dört kişinin kaldıramadığı büyüklükte bir taşı
denizin dibinden çıkarıp o taşla birlikte evine geri döner.


Egil’in
kendisi üç yaşındayken altı yedi yaşında gösteren, her açıdan hızlı gelişme
gösteren bir kimsedir. On iki yaşına geldiğinde o kadar güçlenmiştir ki savaş
oyunlarında rakibi yoktur. Nihayet yetişkin çağında dev kadar iri bir kimse
olarak tarif edilmektedir. Sonradan açılan mezarında bulunan kemikleri normal
insanlarınkinden çok daha iridir. Öyle ki, test etmek için baltayla kafatasına
vurmuşlar, fakat birkaç çizik dışında hiçbir zarar verememişlerdir.


14)
İçki içmeyi sever. Çok içerler.


15)
Kadınlar da yiğitlikte, akılda ve kişilikli duruşta erkeklerden geri
kalmaz. Savaşta kaçan erkekleri tekrar çatışmaya döndürmek için yalın
kılıç düşman saflarına dalan, evlilikte son kararın kendisine bırakıldığı,
kocasına rağmen Hıristiyanlığa geçen, devleti yöneten, büyü gücüne sahip
kadınlar her yerde karşımıza çıkar.


Görüleceği
üzere İskandinav kahramanıyla Türk destanının kahramanı arasında büyük
benzerlikler var. Hiç şüphesiz verilen bu özelliklerin hepsi bir kimsede
toplanmıyor. Alpların masalsı boyutlarını incelerken Dr. Bülent Bayram’ın
“Çuvaş Türklerinin Kahramanlık Anlatmaları” isimli çalışmasından yararlandık.
Bu çalışmadaki menkıbevi/masalsı alp tipi elflerle çarpıcı benzerlikler
gösteriyor.


Bunun
yanı sıra Ural‐Altay, Orta Asya, Kafkasya, Tatar, Tuna Bulgarlarının devler
hakkındaki efsaneleriyle, Çuvaşların alplar hakkındaki anlatmaları benzer
motifler taşır. Alp, Çuvaş anlatımlarında onların her alanda yardımcısı olarak
betimlenmiştir. Normal hayatta Çuvaşların orman söküp tarla yapmalarına, tarla
sürmelerine, ekin ekmelerine yardım eder. Düşman saldırdığında ise onlara karşı
koyan ve Çuvaşları kollayan bir koruyucu kahraman konumundadır.


Alplar
uzun boylu ve insanüstü bir güce sahiptir. Doğduktan sonra çok hızlı
büyümektedir. Bir anlatıya göre Alpın çocuğu, normal insanların çocukları ile
oynamak ister. Çocukların onu oyuna almak için ondan olağandışı isteklerde
bulunması üzerine alpın çocuğu, bunların hepsini yerine getirir. Fiziksel
özellikleri itibariyle popüler belleğin Asya‐ Türk tiplemesinden farklı
olabilmektedirler. Sözgelimi Şan‐Şakkay sapsarı sakallıymış. Bunun için ona
Sarı Alp demişler.


Bir
başka anlatıma göre, eskiden panayıra giden bir grup, alpın sapsarı saçlı
kızlarını evlerinin bahçesinde dolaşırken görmüş. Bazen bir destan kahramanının
yaptığı işleri yerine getiren ve halkı için savaşan bir kahraman konumundayken,
bir başka zaman çok sıradan bir insan, basit bir kahraman şeklinde ortaya
çıkabilmektedir. Çobanlık ve tarım yaparak yaşayan alplardan bahsedilir. Alplar
günümüz insanlarının olmadığı dönemlerde yaşamışlar ve çok iri yapılı olmuşlar.


İnanışa
göre bu alplar aynı zamanda Kafkas dağının yanında da bulunuyorlardı. Alpların
Kafkasya’dan İdil boylarına göç edişlerinden söz eden bir başka anlatım daha
vardır. Alp, bazen Tanrı tarafından çeşitli sebeplerle yeryüzüne gönderilmiştir
ve O’nun adeta yeryüzündeki temsilcisi gibidir. Buna karşılık bazen de Tanrı
tarafından cezalandırılmakta ya da Tanrı alpın doğumunun kendisine kötülük
getireceğinden korkmaktadır.


Alpların
yok oluş sebepleri; Tanrı’nın cezalandırması, su altında kalması, sır bir
şekilde ortadan kalkma veya günümüzün normal insanlarına dönüşmedir. Alpların
yok oluşları normal insanların hayatının başladığı dönemi açmıştır. Alp
toprağı, alp tepesi, alp kurganı şeklinde adlandırılan tepelerin, bazı
göllerin, çukurların oluşumlarını açıklayan efsanevi anlatımlar vardır.
Özellikle Alp tepeleri adı verilen tepelerin oluşumu konusunda çok sayıda
anlatım vardır. Alp tepeleri geleneksel Türk inançlarındaki kutsal ziyaret
yerleri gibi görülmektedir. Bu tepeler kutsal kabul edilmiş ve onlar
sürülmemiştir.


Burada
bulunan alpın savaş malzemeleri de kutsal kabul edilmiştir. Bu malzemelere
Çuvaşlar büyük saygı göstermişlerdir. Bu tepeler aynı zamanda insanların
başlarına gelen bir felaketten sıkıntıdan kurtulmak için gelip yardım
istedikleri dua ettikleri yerler haline dönüşmüştür. Buralara çeşitli zamanlarda
çeşitli sebeplerle kanlı kansız kurbanlar sunmuşlardır. Alplara ve onların
günümüzdeki hatıraları olarak kabul edilen tepelere hala saygı gösterilir.


Çuvaşlara
göre kiremetler onlara birçok kötülüğü, hastalığı getirebilmektedir: “Alpın
ayakkabısını silkelemesiyle oluşan tepeler bir süre sonra bir kiremete
dönüşür”. Bir anlatımda, kuraklığı ortadan kaldırmak için kiremete kurban
sunulmuşsa da yağmur yağmamıştır. Olağanüstü özellikleri olmasına rağmen alplar
ve çocukları, kendilerine kötü bir şey yapılmadığı müddetçe kimseye
dokunmamıştır. Böylece görülüyor ki alplar, kuralları belirlenmiş herhangi bir
iyilik ya da kötülük çerçevesinin içine konulamıyor.


Elfler
ise İskandinav, Anglo Sakson ve Germen kültür kollarına ayrılan kuzey
kültürünün çok popüler bir halk inanışı figürüdür ve sadece coğrafi değil,
zamansal olarak da geniş ilgi görmüş ve gerek kültürden kültüre, gerekse
günümüze kadarki tarihsel süreçte hakkında çeşitlemeler yapılmıştır. Otantik
malzemeye girmeden önce kelimenin anlamı ve kökeniyle ilgili açıklamaları bir
fikir verecek düzeyde serimlemek istiyoruz.


İzlandaca‐
İngilizce sözlüğünde elfler şöyle açıklanmaktadır: “Álfr: 1) Mitolojide elf,
peri. Edda, Ljósálfar (Aydınlık Elfler)
ve Dökkálfar (Karanlık Elfler) olarak ikiye ayırır. Karanlık Elfler
gerek modern peri hikayelerinde, gerekse eski yazarlarca anılmaz. Elfler ve
Ass’lar (ç: Aesir) dost tanrılardır. Alvismál’de elfler ve cüceler [: dwarfs]
açık bir şekilde birbirinden ayrılır. Edda’da elflerin oturdukları bölge
Álfheimar’dır ve kralları da Frey’dir. Peri hikayelerinde elfler tepelik
yerleri uğrak yeri haline getirmiş olan Huldu [: gizli] tayfası olarak anılır.


2)
Geçmişte Kuzey bölgesinin iki büyük nehir arasında yer aldığı düşünülüyordu;
Gautelfr ve Raumelfr. Mitolojik zamanlarda bu ara bölge Álfheimar olarak
isimlendirilmişti ve sakinleri Álfar [: elfler] idi.” Ayto’ya göre; “Elfler,
Germen efsanelerinde sahip oldukları olağandışı güçler sayesinde insanların
yararına ya da zararına büyü yapabilen varlıklardır. Zararlı küçük cinler
haline dönüşmeleri 16. yy’dan itibarendir.


Walshe’in
tartışmalı varsayımına göre ise kök, Sanskritçe “rbhus” (: kurnazlıkta usta bir
çeşit peri) kelimesidir. Buna karşılık elf, alf ya da alfr kelimelerinin
etimolojik olarak Sanskritçe ile bağlantılı olup olmadığı tartışmalıdır.
OE’de“aelf” şeklinde geçer ve “ylf” türevidir. ON “aelfr, alfr”, MHG “alp” (:
karabasan) benzer anlamlardadır. Elf, Avrupa dillerindeki popüler bazı bileşik
kişi isimlerinin de unsuru‐ dur; Alfred (Ælfræd), Alvin (Ælfwine), Eldridge
(Ælfric) gibi.


Eddalardaki
“Alfar” (tekil: “alfr”) bilinen en erken elflerdir. Kuzeylilerin tapınımda
bulunduğu alt sınıf tanrılardan biridir. Elfler atmosferin dünya yüzeyine yakın
bölgede ve dünyanın iç bölgesinde yaşarlar. Birinciler Alfheim’de yaşayan
Aydınlık Elfler (: Ljósálfar), ikinciler Karanlık Elfler
(: Dökkálfar) olarak anılırlar. Snorri, Aydınlık Elfler’in güneşten daha
sarı, Karanlık Elfler’in ise ziftten daha kara olduğunu yazar.


Aydınlık
Elfler ile Karanlık Elfler erken dönem inanışlarında birbiriyle iç içe geç‐
miştir. Bazı elflerin davranışları ve görünüşleri insanlar gibidir ve
yaşadıkları yerler tümseklerdir. Kendilerini insanlara zaman zaman gösterirler
ve onlara yakınlık durumlarına göre iyilik ya da kötülük yaparlar. Sözgelimi
savaş sırasında ordulara yardım ettiklerini biliyoruz .


Buna
karşılık insanları ve hayvanları büyüleyip hastalandırabilirler. Buna İzlanda
dilinde “álfabruni” (elf çarpması) denir. Bu yüzden insanlar onların
yakınlığını kazanmak için, yaşadıklarına inanılan tümseklerde ve tepeciklerde
“álfablót” denilen sunu törenleri düzenleyip kurban sunarak ibadet ederler.


Elfler,
tarla ve ormanlarla, suyla, yerin alt bölgeleriyle, evlerle olduğu gibi ışık ve
havayla da bağlantılıdır. Tümseklerle birlikte tepelerde, taşlarda, kayalarda,
mezarlıklarda ve hatta denizin içinde otururlar. Korular, ağaçlar, özellikle
limon ağaçları onlardan sorulur. Bazıları dev gibidir. Bir hikayeye göre çok
uzun bacaklı olan bir elf hep sobanın başında oturmak istiyor. Eğer bu olanak
kendisine arkadaşça sağlanırsa herkesi mümkün olduğunca çevresine oturtmaya
çalışıyor ve ağaçları bütün olarak sürükleyip ateşe atmak istiyor.


Huldu
tayfası olarak anılanları uzun boyludur. Evleri, davarları, kiliseleri vardır.
Kendilerini ve mallarını insanlara görünmez kılabilirler. Beşiklerden vaftiz
olmamış çocukları ve dışarıda yalnız dolaşan küçük çocukları kaçırırlar ve
yerine kendilerininkini koyarlar. Kızları Hıristiyan erkeklere aşık olurlar ve
kendilerine çekebilmek için kırlık alandayken onlara bira ya da süt sunarlar.


Bu
içiti yudumlayan adam büyünün etkisine girer ve elf kızla birlikte elf mekânına
gider. Bunlar, ruhlarını ölümsüz kılmak için ölümlüyle evlenmeye çalışırlar.
Dişi olanları düşünülebilecek en güzel kadınlardır. Tanınmalarını sağlayacak
tek şey büyük kısmını gizlemeyi başardıkları kuyruklarıdır. Görünmez
varlıklarla insanlar arasında birçok başarılı evlilik vardır. Kısa süreli
erotik karşılaşmalar da cabası.


Ölüm
kültünü kuzey inanışlarından ve elflerden ayrı düşünmemek gerekir. Elfler
ölümün ve doğanın ruhlarıdırlar, eski ırkların hatıralarıdırlar, rüyalar ya da
hayaller onlardan sorulur. Alfar ya da bağlı kategorilerinin ölümle ilişkisi
tümsek ya da tümülüslerde yaşıyor olmalarıyla bağlantılıdır. Olaf Gudrusson
ölümünden sonra ve henüz Geirstad’daki defnedildiği tümsekte iken
Geirstadar‐álf (: Geirstaðaálfr) olarak biliniyor.


Akrabaları
ona bereketli bir yıl olması için kurban sundular. Yine de bu kanıt tüm
ölülerin elf/alf olarak anıldığı konusundaki bir iddia için yeterli değildir.
Olaf Geirstaðaálfr’a gelince; o, dünyaya tekrar ve bu sefer Aziz Olaf olarak
gelen bir varlıktır. Bu bağlamda elflerin “tepelerle” olan ilişkilerinin,
tümülüslerin yeniden doğum olayıyla (Olaf vakası) ilişkileri bağlamında
değerlendirilmesi yerinde olabilir.


Kökenlerine
ilişkin olarak, eski geleneklerle Hıristiyanlığın karışması sonucu ortaya
çıkmış çok ilginç tevatürler vardır. Bir tanesine göre bir gün Tanrı, Adem ve
Havva’yı ziyaret eder. Havva çocuklarını gösterir. Tanrı, başka çocukları olup
olmadığını sorduğunda Havva yok der, ama vardır. Çocuklar temiz olmadığı
(yıkanmadığı) için göstermeye utanmıştır.


Tanrı,
“Benden gizlenenler insanoğlundan da gizlenecektir!” der ve o günden sonra bu
çocuklar ölümlülere görünmez olur. Koru, fundalık, tepecik ve taşlarda
yaşarlar. İşte elfler bunlardan türemiştir. İnsanlar ise Havva’nın
gösterdikleri çocuklardan gelir. Ölümlüler elfleri, onlar kendilerini
göstermedikçe göremezler. Fakat elfler insanları görebilir.


Bir
başka inanışa göre Tanrı, insanları cennetinden kovduğu zaman bunlar yeryüzüne
indiler ve troll tayfası olarak bildiğimiz varlıklar oldular. Çatı tepesine
düşenler nisse, suya düşenler su cini, tepelere düşenler tepelik tayfası,
kırlara düşenler elf oldu.


Elflerle
destansı alpların ortak özelliklerini sıralamak gerekirse:


1)
Aynı elf, hem iyi hem kötü olabilir.


2)
İnsanlara, oların yaşamlarını kolaylaştıracak yardımlarda bulunurlar (savaş,
tarım, zanaat vs)


3)
Sıradan insanlar gibi yaşayanları vardır. Bunlar davarı, çifti çubuğu olan,
çocuk ve aile sahibi elflerdir.


4)
Fiziki özellikleri itibarıyla normal insan gibi ya da tam tersi dev
boyutlarında olabilirler.


5)
Tepelerde ve tümseklerde yaşarlar. Su, dağ, koru, ağaç gibi doğa unsurlarını
kutsal kılarlar.


6)
Yaşadıkları tepeciklerde sunu törenleri (álfablót) yapılır.


7)
Unutulmuş zamanların atalarıyla, yani bir atalar kültüyle ilişkili olabilirler.


8)
İnsanların kaderlerine etki edebilecek güçleri olduğuna inanılır.


9)
Tanrı katından kovulma ya da Tanrı tarafından cezalandırılma tevatürüyle
anılırlar.


 Osman Karatay –  Emre Aygün


Makalenin aslı dosya(pdf) halinde sunulmuştur: 1121731567_002-karatay


KAYNAKÇA


AÇA
Mehmet (2000). “Türk Destancılık Geleneğine Bütüncül Yaklaşabilme ve Alp
Kavramı Üzerine Bazı Yeni Yaklaşım Denemeleri”, Millî Folklor, VI/48: 5‐17.


AĞASIOĞLU
Firidun (2000). Azer Xalqı, Bakı.


AYTO,
J. (2005). Dictionary of English Etymology, London: A & C Black Publ.


BAYRAM
Bülent (2010). Çuvaş Türklerinin Kahramanlık Anlatmaları (Alp‐ lar), Ankara:
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay.


CLEASBY
R.‐G. VIGFUSSON (1874). Icelandic English Dictionary, London: MacMillan and Co.


CRAIGIE
W. A. (1896). Scandinavian Foklore: Illustrations of the Traditional Beliefs of
the Northern People, London.


GREEN
W. C. (trans.) (1893). The Story of Egil Skallagrimsson, London 1893.


KÖPRÜLÜ
Fuat (1997). “Alp”, İslam Ansiklopedisi, C. 1, Eskişehir: MEB Dev‐ let
Kitapları.


KAPLAN
Mehmet (1985). Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar 3 (Tip Tahlil‐ leri), C.
III., İstanbul: Dergâh Yay.


KARATAY
Osman (2009). “Ergenekon Öncesindeki Felaket Hakkında Bir Tarihleme Denemesi”,
1. Uluslararası Uzak Asya’dan Ön Asya’ya Eski Türkçe Bilgi Şöleni, Afyon
Kocatepe Üniversitesi, 18‐20 Kasım 2009 (bas‐ kıda).


KARATAY
Osman (2010a). “Dnyeper Nehrinin Türkçe Adı ve İzahı Gereken 2500 Yıl”,
Karadeniz Araştırmaları, 26:17‐26.


KARATAY
Osman (2010b). “Türklerin ve Macarların Ortadoğu Kökenleri Üzerine”, Turan, 9:
27‐46.


KVIDELAND
R.‐H. K. SEHMSDORF (ed.) (1988). Scandinavian Folk Belief and Legend,
Minneapolis: University of Minnesota Press.


MacCULLOCH
J. A. (1930). Eddic Mythology, Vol. II, Boston.


MANTAYEV
T. (2010). Bir Tarih Kaynağı Olarak Muravyev ve Velihanov’un Eserleri, İzmir:
Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü (Yayınlanmamış Yüksek
Lisans Tezi).


MARCANTONIO
Angela (2009). “Belso‐ázsiai nyelv‐e a magyar?”, Journal of Eurasian Studies,
I/2: 68‐94


MORRIS
W.‐E. MAGNÚSSON (1893). The Saga Library (Heimskringla, Vol. I), Vol. III,
London.


NİZAMÜDDİN
ŞÂMÎ (1987). Zafernâme, (çev. N. Lügal), 2. Baskı, Ankara.


PARTRIDGE
E. (1966). Origins: A Short Etymological Dictionary of Modern English, London:
Routledge.


SEPHTON
J. (1880). Eirik The Red’s Saga, Liverpool: D. Marples & Co. Limi‐ ted.


THORSSON
Ö. (ed.) (2000). The Sagas of Icelanders: A Selection, London: Penguin Books.


YILDIZ
Naciye (1985). Manas Destanı (W. Radloff) ve Kırgız Kültürü İle İlgili Tespit
ve Tahliller, Ankara: AKDTYK Türk Dil Kurumu Yay.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet