EMİN ÇÖLAŞAN : Abdülhamit
gerçekleri !!


Sevgili okurlarım, Osmanlı padişahı
Abdülhamit için TRT tarafından hazırlatılan dizinin ilk bölümü dün akşam
yayınlandı. Birileri yine iyi para kazandı!


Şimdi piyasada Abdülhamit modası var.
Osmanlı’nın bu padişahı zorla yüceltilmek isteniyor, adı çeşitli kamu
kurumlarına veriliyor. Son olarak İstanbul’daki koskoca GATA Hastanesi’nin adı
Abdülhamit Hastanesi olarak değiştirildi.


Biz millet olarak tarihimizi hiç bilmeyiz.
Oysa bu padişah ilginç biridir.


1876-1909 yılları arasında tam 33 yıl boyunca
tek adam olarak padişahlık yaptı.


Dönemi hezimetler, yenilgiler ve her biri
devlete utançlar veren olaylarla doludur.


Bu süre içerisinde kazandığı bir tek zafer,
bir tek başarı bile olmamıştır.


* * *


1877 yılında Rus ordusu Osmanlı’ya saldırdı.
Doğu’dan Erzincan’a kadar girdiler, Batı’da Rumeli ve Trakya’nın bir bölümünü
ele geçirdiler. Bu yenilgi tarihimizde 93 Harbi olarak anılır.


Kuzey’den gelen ve Plevne müdafaasını
çökerten Rus orduları İstanbul’u işgal etmek üzereydi. Yeşilköy’e kadar
dayandılar. Abdülhamit İngiltere’ye başvurup “Beni kurtarın” diye
ricacı oldu ve İngiliz donanması İstanbul’a demir attı.


Ruslar o günkü adı Ayestefanos olan
Yeşilköy’de 10 katlı apartman yüksekliğinde görkemli bir zafer anıtı yaptı.
Abdülhamit derseniz, çok uzun yıllar boyunca padişahlığını bu anıtın yanı
başındaki Yıldız sarayında (ve hiç utanmadan) sürdürdü.


* * *


Tahta çıktığı zaman Osmanlı’nın parlamentosu
vardı. Hemen ilk iş olarak kapattı!..


Ve o günden sonra 33 yıl boyunca ülkeyi tek
adam-tek despot yöntemiyle yönetti. Sadrazam, büyük devlet adamı Mithat Paşa’yı
bugün Suudi Arabistan’da olan Taif Kalesi’ne sürdürdü ve orada adamlarına
boğdurarak şehit etti.


Korkak, vesveseli bir adamdı. Padişah kaldığı
sürece sarayından sadece cuma günleri namaza gitmek için çıkardı! Ne de olsa
halife idi!


Ülkeyi gizli hafiyeler ve jurnalcilerle
yönetti. Nice asker ve sivil yurtseverleri İmparatorluğun Fizan, Yemen gibi en
ücra köşelerine sürgün edip hayatlarını kararttı.


* * *


Evet, korkaktı.


Dünyanın en güçlü donanmalarından biri
elindeydi. Haliç’teki donanmayı “Dışarı çıkarsa bu gemiler sarayımı
bombalayıp beni tahttan indirirler” korkusuyla orada yıllar boyu çürüttü.


Devlet kendisinden sonra Balkan Harbi ile
Birinci Dünya Harbi’ne girdiğinde donanma sıfır düzeyinde idi ve gemiler artık
çalışmıyordu!


O iki savaşta yine hezimete uğradık.


Elinde Ertuğrul isimli ahşap bir firkateyn
vardı. Onu Japon İmparatoru’na nişan ve madalya vermek için Japonya’ya
gönderdi. Hint Okyanusu’nun fırtınalı denizlerine dayanamayan ahşap Ertuğrul
dönüş yolunda battı ve 587 denizcimiz boğularak şehit düştü.


* * *


İstanbul’da yaşayan Lorando ve Tubini isimli
iki piyasa bankerinden büyük miktarda borç almıştı. Geri ödeme zamanı çok
geçtiği halde, Fransız uyruklu bu iki bankere borcunu ödemedi.


Yıl 1901.…Bunun üzerine Fransa hükümeti Limni
ve Midilli adalarına donanmasını gönderip asker çıkardı.


Borç ödeninceye kadar her iki adanın da
gümrük gelirlerine el koyduğunu resmen açıkladı.


Paçaları tutuşan Abdülhamit borcunu ödemek
zorunda kaldı.


Bu durumlara düşürülen bir devletin
saygınlığı olur mu!


* * *


Orduyu ve donanmayı yok eden Abdülhamit
savaştan korkardı. Bir tek Yunanistan’la savaştı ve kazandı!.. Ama hiçbir
kazancı olmadı, Batılı devletlerin baskısıyla nasihat aldı.


Onun döneminde bir karış bile toprak
kazanamadık ama verdiği yerler çok!


Teselya’yı Yunanistan’a, Kıbrıs’ı
İngiltere’ye verdi.


Karadağ, Bulgaristan, Romanya ve Tunus elden
çıktı.


Gerçek bir despottu…


Astığı astık kestiği kestikti ama doğruyu
söylemek gerekirse insanları idam ettirmezdi. Sürgün edip susturmayı her zaman
tercih etti.


Kendisine her gün yüzlerce jurnal gelirdi. Bu
iğrenç jurnalleri verip insanların hayatını kaydıran herkesi saraydan maaşa
bağlamıştı. Devletin kese kese altınlarını onlara ihsan ederdi. Jurnalcilik bir
sürü sahtekarın geçim kapısı olmuştu.


* * *


Özellikle Batı ülkelerinden acayip korkardı.
Onlarla sorun çıkmasını istemez, ne dedilerse onu yapardı.


Yıl 1905. Ermeni terör örgütleri kendisine
Yıldız Camisi avlusunda bombalı saldırı düzenledi ve Abdülhamit’in kıl payı
kurtulduğu bu patlamada yakınında bulunan 26 kişi öldü. Ermeniler bu paralı
görevi, taşeron olarak kiraladıkları Edward Jorris isimli bir Belçika vatandaşı
anarşiste yaptırmıştı.


Jorris yakalandı, her şeyi itiraf etti ve
idama mahkum edildi… İstanbul’daki Batılı devletler hemen devreye girip katilin
Belçika’ya iade edilmesini istediler…


Ve Jorris’i gizlice iade etti, gemiye
bindirip ülkesine gönderdi!


* * *


Günün birinde Selanik ve Makedonya’da İttihat
ve Terakki Cemiyeti kuruldu. Yurtsever asker ve sivil aydınlar İmparatorluğun
içine düştüğü durumlara artık isyan ediyor, özgürlük istiyordu.


Yıl 1908. Bazı subaylar emirleri altındaki
askerlerle birlikte dağa çıkıp Meşrutiyet ilan edilmesini, Meclis’in yeniden
açılmasını istediler.


Şimdi dizilere konu olan Abdülhamit başına
gelecekleri görmüş ve yine korkmuştu.


İkinci Meşrutiyet’i ilan etti, 33 yıl aradan
sonra Meclis’i tekrar açtırmak zorunda kaldı.


Süngüsü iyice düşmüştü.


Selanik’ten İstanbul’a Meşrutiyet’i korumak
ve sahip çıkmak adına askeri birlikler (avcı taburları) gönderildi. Ancak
yobazlar-şeriatçılar bu olanlara karşıydı.


Avcı taburlarında görevli bazı çavuşları
ayarlayıp isyan çıkardılar.


Bu isyan tarihimizde 31 Mart şeriat olayı
olarak bilinir.


* * *


Bu kez isyanı bastırmak için Selanik ve
Edirne’den yeni askeri birlikler yola çıkarılıp trenlerle İstanbul’a
gönderildi.


Bunun adı Hareket Ordusu oldu…


Hareket Ordusu İstanbul’da isyanı bastırdı.
Kurulan Harp Divanları gereken yargılamaları yaptı ve çok sayıda yobaz idam
edildi.


Bu arada Meclis toplandı ve Abdülhamit’in
tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Reşat padişah oldu.


(Burada bir parantez açıyorum. Bu konuları
baştan sona öğrenmek isteyenler Osman Selim Kocahanoğlu’nun şimdi üçüncü
baskısı yapılan “31 Mart Ayaklanması ve Sultan Abdülhamit” isimli çok
ilginç ve öğretici kitabını okuyabilir. (Temel Yayınları).


* * *


Bu sırada Balkan Harbi başlamış, Bulgar
ordusu neredeyse İstanbul’un kapısına dayanmıştı. İttihat Terakki hükümeti
İstanbul elden giderse devletin eski padişahı da esir düşebilir korkusuyla
Abdülhamit’i İmparatorluğun en güvenilir bölgesi olan Selanik’e (çocukları ve
karılarıyla birlikte) sürgün gönderdi. Orada devlet tarafından kiralanan
Alatini köşkünde kaldılar.


Padişahlığı süresince on binlerce masum
insanı sürgün eden şahıs şimdi kendisi sürgün edilmişti!


* * *


Abdülhamit 31 Mart irtica olayına acaba
destek vermiş miydi?


Bu konu bugün bile bilinmiyor. Elde somut bir
kanıt yok. Destek vermiş olmasa bile karşı da çıkmamıştı.


Bir süre sonra, 1914 yılında Birinci Dünya
Savaşı patladı. Selanik tehlike altındaydı.


Devlet, bu eski padişahı bu kez yine aynı
gerekçeyle, düşman eline geçmesin diye İstanbul’a getirip Beylerbeyi Sarayı’na
yerleştirdi. 1918 yılında ölünceye kadar orada yaşadı.


* * *


Ürkek, korkak, vesveseli bir adamdı. 33 yıl
boyunca uyruklarına kan kusturdu.


Bu süreçte iyi işler de yapmadı mı? Elbette
yaptı ama kötülükleri iyiliklerinden çok daha fazladır.


Koskoca güçlü donanmayı Haliç’te çürüttü.


Girdiği her savaşta (Rus ve Yunan) ordumuzu
saraydan yönetmeye kalkışıp yenilgiye uğrattı.


Kıbrıs dahil pek çok mülkümüzü yabancılara
kaptırdı.


Ülkeyi hafiyelerin verdiği gizli jurnallerle
yönetti. Tahttan indirildikten sonra kurulan heyetler, Yıldız Sarayı’nda
torbalar dolusu jurnaller buldu. Ama bunlar okundukça bazı acı gerçekler de
ortaya çıktı. Abdülhamit’e en karşı bilinen bazıları bile ona jurnal vermişti!
Bunun üzerine jurnallerin okunmasından vazgeçildi ve hepsi birden heyetler
önünde yakıldı!


* * *


Rus ordusunun Yeşilköy’de, sarayına birkaç
kilometre ötede yaptırdığı görkemli zafer anıtının yanında hiç utanıp
sıkılmadan padişahlık yapıp devletin onurunu çiğneten bu şahıs şimdi neredeyse
“Kahraman (!)” ilan edilecek. (Bu anıt daha sonra İttihat ve Terakki
döneminde dinamitlenerek yıkıldı.)


AKP iktidarı siyasi masallar okuyup
Abdülhamit’i böyle yapay yöntemlerle parlatmayı bir yana bıraksın da, tarihin
gerçeklerine bir baksın.


O padişahı böyle TRT dizileriyle falan
aklamak mümkün değildir.


Şu kısacık yazıda çok özetle anlatmaya
çalıştıklarım herhalde bunun kanıtıdır!


LİNK : http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/emin-colasan/abdulhamit-gercekleri-1699324/