O’nun
döneminde orduda saraya yakın olduğu için terfi alan 60-80 yaşında komutanlar
vardı. İş yapan ve başarılı subayları jurnallerle sürdü ya da hapsettirdi.
Akdeniz’in en büyük donanması Haliç’te çürümeye terk edildi. 1908’in devrimci
atılımıyla ordu tekrar dirildi


15 Temmuz darbe girişiminden sonra TSK’nın emir komuta birliğinin
bozulması büyük tartışma yarattı. Askeri uzmanlar bu durumun ileride büyük zaaf
yaratacağını ve ülke güvenliğinin tehlikeye gireceğini belirtiyorlar. Bu karar
II. Abdülhamid dönemindeki durumu
hatırlatıyor. O dönem de Sultan Abdülhamid (1876-1909), darbe yapar diye orduyu
etkisizleştirmiş, donanmayı Haliç’e, askeri de kışlasına hapsetmişti. Bunun
sonucu da Osmanlı İmparatorluğu hızlı bir dağılma dönemine girmiş ve
emperyalist savaşlara karşı etkin müdahale edilemediği için de en büyük toprak
kaybı yaşanmıştı. Abdülhamid’in vehme giden darbe korkusunun faturasını ise
millet çekmişti. Çok güvendiği gerici ordunun ‘31 Mart’ 1909 isyanı sonrası ise
tertibin altında kalarak yıkıldı.



AMCASININ
YERİNE GELDİ



Sultan Abdülhamid, 30 Mayıs 1876 günü müdahaleyle tahttan indirilen amcası
Abdülaziz’in yerine getirilen ve kısa süre sonra delirdiği için görevden alınan
Sultan V. Murad’ın yerine tahta çıktı. Abdülaziz 4 Haziran 1876 günü Feriye
Sarayı’nda bilekleri kesilmiş şekilde ölü bulundu. Bu olay aileyi büyük bir
korkuya saldı. İntihar, “cinayet” olarak kabul edildi, bundan sorumlu tutulan
ilk anayasacı Sadrazam Mithat Paşa uyduruk bir yargılamayla Taif’e sürgün
edildi ve burada boğdurularak şehit edildi. Bu olaydan sonra Abdülhamid baskıcı
bir yönetim kurdu ve öldürülecek korkusuyla Saray’ında sıkı bir güvenlik
çemberi oluşturdu. Ordu yerine hafiye teşkilatına dayandı. 33 yıl iktidarda
kaldı.



EN
BÜYÜK TOPRAK KAYBI YAŞANDI




Abdülhamid, gelir gelmez iki cephede 93 Harbi (1877-78) denilen Rus
saldırısıyla karşılaştı. Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’nın yardım
çığlıklarına karşı kulaklarını tıkadı. Savaşı cephede değil, Saray’dan yönetti.
Savaş felaketle sonuçlandı! Balkanların gitmesindeki en önemli Bulgaristan
gediği açıldı. Doğu’da ise Kars, Batum, Ardahan gitti. Sonra Kıbrıs, Mısır,
Tunus, Romanya, Sırbistan, Karadağ, Bosna-Hersek ve Girit elden gitti.
Bulgaristan’ın temelleri atıldı. Onun dönemini en iyi milli şairimiz Mehmet
Akif anlatır: “Yıkıldın gittin amma ey mülevves istibdat / Bıraktın milletin
kalbinde çıkmaz bir mülevves yad!”



DONANMAYI
HALİÇ’TE ÇÜRÜTTÜ




En çok “darbe”, “hürriyet” ve “inkılâp” kelimelerinden korkuyordu. Amcası
Abdülaziz’i devirdikleri gerekçesiyle donanmaya özel bir kin güttü. Akdeniz’in
en büyük donanmasını Haliç’e hapsetti. Ordudan gelecek tepkiyi yumuşatmak için,
1897 Yunan Savaşı’na “hayır” diyemedi. Orduyu da tam manasıyla kullanamadı.
Elde edilen zaferi, masa başında berhava etti. Halka zalim, büyük güçler
karşısında boyun eğendi. Buna da “Büyük güçleri idare ediyor” dediler. O’nun
döneminde ordu içten içe çürüdü. Ordu adeta komutansız kaldı. İş yapan ve
başarılı subayları jurnallerle sürdü ya da hapsettirdi. Hele askeri okullarda
tam bir takip çetesi kurdurmuştu. Genç subaylardan ödü kopuyordu. Onları adım
adım izletiyordu, ihtilal yaparlar diye enselerinde hafiyeler bitiyordu. Bundan
Mustafa Kemaller de nasibini aldı. Orduya “darbe yapar” diye talim
yaptırılmıyordu. Beceriksizlik had safhadaydı. Asker eğitimde havaya ateş
ediyor, “Neden havaya ateş ediyorsun?” diye sorulduğunda “Boş ver beyim, Allah
isterse hedefini bulur” diye cevap veriyordu.




Perişan ordunun durumunu düzeltmek için yurt dışından getirilen ıslahat ekibine
bol para ve nişanlar vererek susturuyor, önerileri sümenaltı ediyordu. Balkan
Harbi’nde, Çatalca önlerine kadar gelen Bulgar ordusuna karşı donanmayı
harekete geçirdiklerinde iş işten geçmiş, donanma yarı yolda kalmıştı. En büyük
güç kullanılamadı. İçteki zayıflıktan yararlanan emperyalist devletler, Bulgar,
Sırp, Arnavut, Ermeni, Arap çeteleri kışkırtıp üzerimize saldı. Türk askeri
Balkanlardaki çete savaşlarında helak oldu. Orduyu da tam manasıyla
kullanamayınca, “Islahatlar” dayatmasına boyun eğdi. Ancak onlar birliği değil,
bölünmeyi hızlandırdı.



İRAN
SINIRINDA TOPÇUMUZ YOK




İran sınırında bulunan 6. Ordu Komutanı Müşir Recep Paşa, 30 Ekim 1891 tarihinde
Seraskerliğe gönderdiği mektupta, ordunun perişan durumunu şöyle özetler:
“Emniyet buyurulsun ki buraya geldiğimde ordunun idaresini, ümera ve hususiyle
zabitlerin itaatlerini, hizmetlerinden istifade edilemeyecek derecede muhtel ve
orduyu yok hükmünde buldum. Ordunun ıslahının nelere ihtiyaç gösterdiğini 22
Mayıs ve 20, 23 ve ayrıca tekiden 25 Haziran 1891 tarihli telgrafnamelerle izah
ettim. Ordunun ıslahı için 50 bin liraya ihtiyaç vardır ki, bu para, Bağdat
rüsumatından tesviye edilmelidir. (…) Sairordularda olduğu gibi, ordumuzda da
topçu fırkası teşkilinin lüzumundan kaç defa ehemmiyetle bahsettimse de buna
müsaade buyurulmadı.” (Akşam, 28 Ağustos 1955, s.4.)



GOLTZ
PAŞA’NIN TESPİTİ




Osmanlı ordusunda ıslahat çalışmaları 2. Mahmut döneminde başladı. Abdülaziz
döneminde sürdü. Yurt dışından askeri heyetler getirildi ve orduda idari
düzenlemeler yapıldı. Ancak bu da yeterli olmadı. Sorunlar çok ağırdı. Uzun
yıllar Türkiye’de bulunan Alman ıslahat heyetinin başkanı Goltz Paşa da, 29
Ekim 1886 tarihinde şu saptamalarda bulunur: “Büyük güçlüklerin yenilmesi
gereken bu yerde, mükemmel olmayan bir şeyle de memnun olmak zorunludur. Uzman
olmayan, hastalık derecesinde kuşkulu bir hükümdar, ne dolaplar çevirecekleri
düşünülmeyen bir saray kliği, çok karışık askeri yöntemler, dinsel önyargılar
ve yüz çeşit kişisel düşmanlıklar.” (Prof. Dr. Jehuda L. Wallach, Çeviri: Fahri
Çelikel, Bir Askeri Yardımın Anatomisi, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1986,
s.57.)



DEVRİM
YAPTIK YENİ ORDU KURDUK




Abdülhamid döneminde 58 yaşında teğmenler, 62 yaşında üsteğmenler, 65 yaşında
yüzbaşılar ve 80 yaşında da binbaşılar vardı. Subayların çoğu Saray’a yakın
oldukları için terfi ediliyor ve bilgi ve yetenek göz önünde tutulmuyordu.
Okuma yazması olmayan subaylar sıradan vakı’aydı. Abdülhamid darbe korkusuyla
ordu içinde büyük çaplı tasfiye yapamıyor, bu da büyük yığılmalara neden
oluyordu. Bu orduyu 23 Temmuz 1908 Devrimi’nden sonra Enver Paşalar hızla
yeniledi. Kısa süre içinde muazzam bir ordu kurdu. Genelkurmayı güçlendirdi. 1913’deki
Babı âli baskınından sonra da tam iktidar olan İttihatçılar, Balkanlar’da
yenilen ordunun çürümüş komutanlarını tasfiye etti. Enver Paşa 33 yaşında
Harbiye Nazırı oldu. İlk etapta 7 bin 500 subay emekli edildi. Aralık 1908
itibariyle kara ordusunda (deniz ve jandarma hariç) 26 bin 310 subay bulunurken
1911 yılı ocak ayı itibariyle bu miktar 16 bin 121 subaya indirilmek suretiyle
kara ordusundan 10 bin 189 subay çıkarıldı. 1913 sonrası da 10 binin üstünde
subayı tasfiye etti. 800 bin kişilik dinamik bir ordu kurdu. 1911’de kurulan
hava kuvvetlerini geliştirdi. Donanmayı canlandırdı. Yeni gemiler alındı. Harp
okullarından yetişen, çağın askerlik tekniğini bilen vatansever subaylardan
oluşan ordu I. Dünya Savaşı’nı 2 yıl uzattırdı, İngiltere gibi en güçlü orduyu
Çanakkale ve Kutul Amare’de yenilgiye uğrattı. Rus Çarlığını yıktı. Burda pişen
genç subaylar, Mili Mücadele’nin komutanları oldu. İşgali sonlandırdı.
Cumhuriyet’i kurdu. (TSK Tarihi, 3.Cilt, 6.Kısım, (1908-1920), Genelkurmay
Basımevi, Ankara, 1996.)



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet