Bu milleti
bölmek, bu vatanı parçalamak isteyenler, masa başında teslim olanlar önce
Sarıkamış’ı öğrensinler. Bu ülkenin her karışında yüzbinlerce şehidin kanı var.
Sarıkamış bu kanın bayraklaştığı bir coğrafyadır. Bugün sadece askeri
tatbikatlarıyla veya kayağa meraklı olanların kış sporu yapmak için bildikleri
Sarıkamış, Türk tarihinde en büyük bedelin ödendiği bir vatan toprağıdır.


 Orhan KARATAŞ


97. yılını
yaşayan Sarıkamış faciası, Türk tarihinin çok acı bir gerçeğidir ve belki de
dünya da eşi benzeri bulunmayan bir trajedidir. Kar, tipi ve dondurucu soğuğa
rağmen Rus işgaline karşı kahramanca yapılmış bir kurtuluş mücadelesidir.


Ne yazık ki,
sonuç alınamamış ve 90 bin kişilik bir ordu yok olmuştur. Görmezden gelerek,
yok sayarak bu gerçeği değiştiremeyeceğimiz gibi, orada gözünü kırpmadan şehit
olan kahramanlara da çok büyük haksızlık yapmış oluruz. Bu haksızlık
yapılmıştır. Türk tarihinin bu en hazin sayfası uzun yıllar saklanmış ve hiç
konuşulmamıştır. Son yıllarda gündeme gelmiş olması bir küçük tesellidir. Ancak
kesinlikle yeterli değildir.


Sarıkamış
faciası”
denilince, sadece 22 Aralık 1914 günü hiçbir hazırlığı
olmayan 90 bin kişilik ordunun Allahuekber dağlarını aşmak için başladığı
yürüyüşün hazin ve acıklı bir şekilde sona ermesi akla gelmemelidir. Öncesi ve
sonrası vardır. Ne yapılmak istenmiş, Osmanlının elindeki en disiplinli ve en
deneyimli ordu neden böyle bir maceraya sürüklenmiştir? Sarıkamış’ı Rus
işgalinden kurtarmak niçin bu kadar önemliydi? Neden bu kadar acele edildi ve
bu risk göze alındı? Şurası kesindir ki, Enver Paşa planını
gerçekleştirebilseydi Türk tarihi başka türlü yazılmış olacaktı. Enver Paşa’nın
çok idealist ve büyük hayalleri olan bir askerdi.


BÜTÜN KAFTASLARI
KURTARMAK İÇİN


Önce tespiti
doğru yapalım; Enver Paşa bu riski sadece Sarıkamış ve Kars işgalini sona
erdirmek için değil, bütün Kafkasları kurtarabilmek için göze almıştır. Ancak,
hemen her konuda olduğu gibi bu meselede de peşin yargılardan, ideolojik
saplantılardan kurtulamıyoruz. Bu saplantılar, beraberinde yargısız infazı da
getiriyor.


Enver Paşa’nın
Turan İmparatorluğu ve İslam birliği kurma hedefinin bilinmesi, bu infazın en
acımasız biçimde yapılmasının gerekçesini oluşturuyor. Bakış açısı bu olunca
artık yaptıklarının, söylediklerinin, tarihteki yerinin hiçbir önemi kalmıyor.
Her bahane ile saldırılıp ve hatta daha da ileri gidilerek hain ilan ediliyor.
Oysa bu sakat bakış açısı ile tarihi anlamak da, anlatmak da imkansızdır.


Enver Paşa,
Sarıkamış harekatını yapmakla büyük bir risk almıştır. Bu risk ne yazık ki
karşılığını bulamamıştır. Eğer sonuç alınsaydı, sadece Türk tarihinin değil,
dünya tarihinin akışını değişmiş olacaktı. Zaferle sonuçlanmaması da tarihin
akışı değişkirmiştir. Bunun aksini kimse söylemiyor, söyleyemez. Ancak, şurası
hiç unutulmamalıdır.


Tarihteki bütün
büyük komutanlar, mutlaka riskler almışlardır. Bütün büyük zaferlerin
arkasında bıçak sırtı bir durum ve son derece büyük riskler vardır.
Mustafa
Kemal, Samsun’a çıkarken bir risk almamış mıydı? Çanakkale zaferinde, Sakarya
savaşında, Kurtuluş savaşında risk yok muydu? Mustafa Kemal bu riskleri göze
aldı ve bütün olumsuz şartlara rağmen tarihin akışını değiştirdi. Enver Paşa
ise aldığı riski olumlu sonuçlandıramadı.


ENVER PAŞA ‘VAR
OLMA’ YOLUNU ZORLADI


Bu riskler,
sadece mevsim ve iklim şartlarından, coğrafi zorluklardan kaynaklanmıyordu.
Dünyanın ve Osmanlının o dönemde içinde bulunduğu durumu iyi anlamak ve iyi
değerlendirmek gerekiyor. Osmanlı ‘var olmakla yok olmak’ noktasında bir
yol ayrımındaydı. Enver Paşa ‘var olma’ yolunu zorladı. Bunun gereğini
yaptı. Almanlarla yaptığı işbirliği, Almanya’nın bu savaştaki yeri ve rolü de
yine bu çerçevede değerlendirilmelidir.


Benzer şartların
Çanakkale için de geçerli olduğu unutulmamalıdır. Yapacak fazla da bir şey
yoktu. Enver Paşa asla bir hain değildi ve onu eleştirenlerin hayallerinin
bile ulaşamayacağı idealleri vardı.
Bu ideallere ulaşması da pekala
mümkündü. Ama bazı küçük yanlışlar, taktik hataları ve kişisel zaaflar yüzünden
olmadı. Olmaması, Enver Paşa’nın büyük bir Türk hakanı olduğu gerçeğini
değiştirmez. Kaybetmeyi göze alamayanların kazanacağı ve kazandıracağı hiç bir
şey yoktur. Korkaklık bir erdem olamaz. Enver Paşa bir korkak da değildi.


ELDEKİ BİLGİ VE
BELGELER


Enver Paşa ve
Sarıkamış faciasıyla ilgili eldeki en önemli belge, Sarıkamış harekatında
katılan Köprülü Kaymakam (Yarbay) Şerif’in anılarıdır. Sami Önal tarafından
günümüz Türkçesine çevrilmiştir. Aynı kitap daha sonra Dr. Mustafa Görüryılmaz
tarafından da yayınlanmıştır. Görüryılmaz’ın kitabında yer ve mekan isimleri
ile haritalar daha doğru olarak yer almaktadır.


Özellikle son
yıllarda Sarıkamış ve Sarıkamış harekatıyla ilgili çok sayıda eser piyasaya
çıkmıştır. Bunların tamamı Kaymakam Şerif’in kitabının etrafında geliştirilmiş yayınlardır.
Çok önemli bir kaynak olmasına rağmen Kurmay Yarbay Şerif beyin bu kitabına
ihtiyatla yaklaşmak gereklidir. Çünkü, oldukça ön yargılıdır. Enver Paşa
peşinen suçlu ilan edilmiş ve kitap tamamen bu ön yargılar üzerine
kurgulanmıştır. Bunun çok çeşitli sebepleri vardır.


İlk çeviriyi
yapan Sami Önal’da bu duruma dikkat çekiyor ve şu değerlendirmelerde bulunuyor;
Yarbay Şerif, Enver Paşa’dan daha yaşlı, mezuniyet yılı bakımından
daha eski idi. Ama rütbece öne geçen Enver Paşa, geride kalan Şerif Bey’di.
Üstelik Şerif Bey, 1918 yılı başlarında Sibirya’daki esaretinden kurtulup
ülkeye döndükten iki ay sonra, Enver Paşa tarafından emekli edilmişti. Tüm bu
olumsuzluklar bir araya gelince kuşkusuz ki Şerif Bey’den yazdığı kitapta Enver
Paşa’yı göklere çıkarması beklenemezdi. Ancak eleştiriler biraz daha yumuşak
olabilirdi
.”


HESAPLAŞMA
GAYRETİ


Yarbay Şerif
Bey’in kendisi de bir hesaplaşma gayretine rağmen, kitabının sonunda şöyle bir
tespitte bulunuyor; “Balkan Savaşı’ndan sonra bir kurtuluş yolu bulmaya
gereksinim duyan herkes, Enver’i karşısında emre hazır görünce eteğine sarıldı.
Aman bize acı ve rehberlik et denildi. Çünkü denize düşmüştük. Enver rehberlik
etti. Kurtuluş yolunda koşan bu genç kılavuz yaratılışı gereği, iz boyunca
yürümedi. Çünkü iz zahmetliydi, uzuncaydı, ileri görüş, önlem ve sezgiye gerek
gösterirdi. Enver, kestirme yoldan yürüyerek çabuk varmak gibi delice bir
hevese kapıldı, uçuruma atıldı. Biz de birlikte!”


Yarbay Şefik
Beyin bir cümlesinin daha altını önemle çizmekte fayda görüyorum. Şöyle diyor;
Sizi inandırmak isterim ki, Enver’le Hafız Hakkı’nın amacı da hizmetti
ve her ikisi her gün ateş içinde bulundukları için on kez yaralanabilirlerdi.


Bu
değerlendirmelerden de anlaşılacağı gibi Enver Paşa, ideallerinin gereği olan
cesarete fazlasıyla sahiptir. Sarıkamış harekatı sırasında askeriyle yürümüş,
aç kalmış, savaşmış ve asla meydanı terk etmemiştir. Hatta komutan heyetinin
Rus öncü birliklerinin saldırısına uğraması sırasında yanındaki askerin
tüfeğini alarak karşısındaki birlik komutanını anlından vurmuş ve saldıranların
bir anda dağılmasını sağlamıştır.


Keskin nişancı
olduğu, bilinen bir gerçektir. Onu eleştiren, hatta hain ilan edenler, önce
Osmanlı’nın o günkü şartlarını, dünyanın içinde bulunduğu durumu, coğrafyanın
ve iklimin zorluklarını, sonra da Enver Paşa’nın ne yapmak istediğini iyi
anlamak zorundadırlar. Ama içine düştükleri güdük ideolojik saplantılar ne
yazık ki, akıl ve izanlarını da etkiliyor.


ENVER PAŞA
İMPARATORLUĞU KURTARACAK MUCİZEYİ ARADI


Sarıkamış
harekatıyla ilgili olarak piyasadaki bir diğer önemli belge, Dr. Ramazan
Balcı’nın “Tarihin Sarıkamış Duruşması” eseridir. Bu eserde
yer alan ve Prof. Dr. Bingür Sönmez’in “Ateşe Dönen Dünya” kitabında
da altı çizilen, “İntihar girişimi sayılabilecek bu hareketlerin
psikolojik arka planında, son bir çılgınlıkla, ölümle pençeleşen İmparatorluğu
kurtaracak mucizeyi aramanın yattığı …
” yaklaşımını, bu konuda
değerlendirme yapan herkesin, mutlaka hesaba katmak zorunda olduğunu
belirtmeliyim.


Enver Paşayla
ilgili çok şey söylenebilir. Ancak, vatanseverliğinden, iyi niyetinden ve
kahramanlığından kimse şüphe edemez. Nitekim, harekatın 90. yılında Genelkurmay
Başkanlığı tarafından ilk defa yayınlanan bildiride de, “yönetilebilir
riskle, yönetilemeyen risk
” olgusuna dikkat çekilmiştir. Aynı kanaatte
olduğumuzu, Sarakamış’la ilgili olarak yazdığımız çok sayıdaki yazıda ortaya
koymaya çalıştık. Sarıkamış harekatı düşünce ve planlama bakımından son derece
isabetlidir. Bugün bile hiç kimse harekat planının yanlışlığından söz etmez.


Hatta mükemmel
olduğunu söyleyenler de vardır. Ancak donanım, zamanlama ve özellikle de
uygulamadaki yetersizlik, riski yönetilebilir olmaktan çıkarmış ve ne yazık ki
felaketi getirmiştir.
Buna rağmen Rus esaretinde büyük acılar yaşamış
insanların torunları olarak bizler, bugün geriye baktığımızda sadece bu esarete
son verme niyetinden dolayı bile, Enver Paşa’yı anlamak ve minnet duymak
durumundayız. Almanya’nın niyeti ve harekatın dünya dengelerine etkileri
Osmanlı’nın sonunu getiren bir sonucu doğurmuş olsa da, Enver Paşa bir büyük
idealle yola çıkmıştı.


SARIKAMIŞ BUDUR


Çocukluğum ve
gençliğim Sarıkamış’ta geçti. Bizim evimizin yaslandığı ve eteklerinde futbol,
tepesindeki oyuklarda saklambaç oynadığımız küçük tepede, Sarıkamış harekatında
en kanlı çarpışmalarının yaşandığı ve en hayati mevzilerinin bulunduğu
mekandır. Kaymakam Şerif bakın o tepeyi nasıl anlatıyor; “Başı kesilmiş
bir havuç gibi görünen tepenin kendi küçük, yeri mühim. Kuzeyden ve batıdan
gelen boğazlara düğüm noktası olan tepe. Orayı alan Sarıkamış’ı almış olacak.
Tepenin ne olduğunu, almak isteyen gibi, vermek istemeyen de biliyor.
Mitralyözlerini yerleştirmişler, ne pahasına olursa olsun tepeyi
kaptırmayacaklar. Kesif ateşe karşı kırıla kırıla saldırarak işte tepenin
siperlerindeki düşmanı bir tane kalmayacak kadar mahvettik. Tam tepeyi alalım
derken düşman orayı gene askerle doldurdu. Dolanı gene boşalttık, boşalan gene
doldu. Kaç defa, biz öle öle boşaltırken, o dola dola ölüyor. Karla örtülü
tepenin karlı iki taraftan giden binlerle ve binlerin sıcak kanıyla şehra
şerha, benek benek ve kızıl kızıldır.”


İşte Sarıkamış
budur. Benim dedem de burada tıpkı İhsan Paşa gibi, tıpkı Yarbay Şerif gibi
Ruslara esir düşmüş ve Sibirya’da 3 yıl sürgün hayatı yaşadıktan sonra tekrar
geri dönmüştür. Soğuktan üşüttüğü ayaklarındaki yaralar, esaret dönüşünün
ardından daha da artmış ve kangrene dönüşerek ölümüne sebep olmuştur.
Sarıkamış’ın Türk tarihindeki yeri bir Çanakkale’den, bir Sakarya’dan farklı
değildir. Sonucu trajedi de olsa, orada 60 bin şehit yatmaktadır. Kimi hesaba
göre bu sayı 90 bin dolayındadır. Ayrıca son 200 yıl içinde Ruslarla 12 kez
savaşıldığını ve bu savaşların da yine bu coğrafyada geçtiği unutulmamalıdır. Rusya,
tarihte en çok savaştığımız ve en çok şehit verdiğimiz devletlerin en başında
gelir. Bu uzun ve amansız savaşlar bölge halkını o kadar yormuş, o kadar üzmüş,
o kadar yıldırmıştır ki, bunu manilere, türkülere dökmüşlerdir.


Soğanlıda soğan
olur


Kar tipisi,
boran olur


Urusu bozgun
görenler


Anasından doğan
olur.


Sarıkamış
faciasının halk ruhunda ne derin izler bıraktığını anlatan bir başka mani
yürekleri dağlamaktadır. Mehmet Akif Çanakkale şehitleri için “bir
hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor
” demişti. Ondan yıllarca evvel
o havali halkı aynı duyguyu şöyle anlatıyordu;


Çadırlar dağa
kuruldu


Hücum borusu
vuruldu,


Bir Sarıkamış
uğruna


Doksan bin fidan
kırıldı
.


Çanakkale
şehitliklerini gezerken, oradaki bir mihmandarın sözleri beynime çivi gibi
çakılmıştı. Yağmur yağdıktan sonra şehit kemiklerinin ortaya çıktığını ve güneş
vurunca bu kemiklerin parladığını anlatıyordu. Hemen aklıma Sarıkamış geldi.
Aynı şey orada da yaşanmış olmalı ki, şu iç sızlatan mani dillere destan olmuş;


Yüzbaşılar
binbaşılar


Tabur taburu
karşılar


Yağmur yağıp gün
değince


Yatan şehitler
ışılar.


Çanakkale’nin ve
Sarıkamış’ın yeni nesillere gereği gibi öğretilmesi için ders kitaplarına
konulması, Üniversitelerin ilgili bölümlerinde okutulması gerektiğini
düşünüyoruz. Bu toprakların hangi bedellerle vatan yapıldığını bilmek ve
öğretmek şarttır. Sarıkamış’ın ne olduğunu “Yurttan yazılar
dan aktaralım; “Şu çamlar içindeki Sarıkamış. Çam ki, ağaçların en
necibi. Her vakit yeşil, her vakit reçine kokulu çam. Gözlere ziyafet, ruhlara
ferahlık ve ciğerlere şifa olan çam. Hepsi 68 bin Türk yiğidine dikilmiş
mezarlık ağaçları gibi. Yumruklarımı sıka sıka hıçkırıyorum…”


SARIKAMIŞ
DAYANIŞMA GRUBU


Bu eşsiz vatan
parçası, tıpkı Çanakkale gibi yıllarca unutulmuş, ihmal edilmiş ve kaderiyle
baş başa bırakılmıştır. Son yıllardaki uyanışı çok önemli bir gelişme
sayıyoruz. Bu arada Sarıkamış harekatının bütün Türk milletine ve
dünyaya duyurulmasında büyük hizmetler ortaya koyan Sarıkamış Dayanışma
Grubu’na ve Prof. Dr. Bingür Sönmez’e bir parantez açmak istiyorum. Bugün
Sarıkamış” denildiğinde, şehit kanlarıyla sulanmış bir
mübarek coğrafyadan söz edildiğini artık herkes biliyor.


Hiçbir canlının
baş edemeyeceği coğrafya ve iklim şartlarına rağmen, Türk yurdunu Rus
işgalinden kurtarmak için verdikleri destansı mücadelede şehit düşen ve
sayısını tam olarak bilmediğimiz, ancak 90 bin civarında olduğu tahmin edilen
kahramanlarımız, bugün artık sahipsiz değiller. Şehitlerimizin bir kısmının da
olsa yattıkları yerleri artık biliyoruz ve hiç olmazsa gidip başucunda bir
fatiha okuma şansına sahibiz. Bunun üzerinden bir hesaplaşmaya gidilmesini,
siyasi saplantılarla, şahsi beklentilerle meselenin başka yerlere çekilmesini
son derece yanlış buluyoruz.


EN BÜYÜK BEDELİN
ÖDENDİĞİ VATAN TOPRAĞI


Bu milleti
bölmek, bu vatanı parçalamak isteyenler, masa başında teslim olanlar önce
Sarıkamış’ı öğrensinler. Bu ülkenin her karışında yüzbinlerce şehidin kanı var.
Sarıkamış bu kanın bayraklaştığı bir coğrafyadır. Bir sembol, bir dönüm
noktasıdır. Herkes iyi düşünecek, bir daha düşünecek. Bugün sadece askeri
tatbikatlarıyla veya kayağa meraklı olanların kış sporu yapmak için bildikleri Sarıkamış,
Türk tarihinde en büyük bedelin ödendiği bir vatan toprağıdır
. Hiç olmazsa
bundan sonra bu gerçeği bilmek ve öğretmek gerekiyor. Bu gerçekleri öğrenmek ve
öğretmek, bir gecede alınan kararlarla ülke bütünlüğünün maceraya atıldığı
bugünlerde, her zamankinden daha çok önem taşıyor.


Son yıllarda
ülkemizin her yerinde birbirinden güzel bayrak direkleri dikiliyor. O
direklerde ay yıldızlı bayrağımızı görmek insana ayrı bir gurur ve heyecan
veriyor.


Ancak
Sarıkamış’da şehitlerimiz anısına 2 bin 635 metre yükseklikteki “Cıbıltepe’ye
dikilen bayrağı gördüğümde duyduğum heyecanı, hiçbir şekilde anlatamam. Bir
bayrak ancak bu kadar güzel, bu kadar şanlı ve bu kadar kutsal olabilir.


O tepe bugün
artık “Bayrak tepe” olarak biliniyor ve ebediyete kadar da
öyle kalacaktır. Sadece bu kadarı için bile Sarıkamış Dayanışma Grubu ve Bingür
Sönmez hocamıza şükran borçluyuz. Son söz Ateşe Dönen Dünya’dan: “Ayağınıza
sıcak bir ayakkabı, sırtınıza kalın bir palto aldığınız zaman, lütfen onları
hatırlayınız
.”


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet