Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


ZEYNEP AY
: BİNALİ BEYE BU SORULARI KİM SORMAK İSTER ????
 

PKK TERÖR
ÖRGÜTÜ DİYARBAKIR ESKİ BÖLGE SORUMLUSU YAZDI !!!!




Seçime girecek adayların
televizyon ekranlarında karşı karşıya gelmesi ABD’de köklü bir gelenek ve
‘debate-tartışma’ yarışın ‘olmazsa olmazı’ sayılıyor.    ERDOĞAN YILDIRIM’A NEDEN İZİN VERDİ?
 

20 yaşın altındakilerin
hiç şahit olamadığı bu tartışma programlarının sonuncusunda Tayyip  Erdoğan ile Deniz Baykal karşı karşıya
gelmişti.




Erdoğan 17 yıl boyunca
rakipleri ile hiç karşı karşıya gelmedi. Partisinden kimsenin de rakip
adaylarla tartışmasına izin vermedi.
 

Bu yüzden Binali Yıldırım
– Ekrem İmamoğlu tartışması birçok açıdan ilk olacak. Peki ama Erdoğan
Yıldırım’ın rakibi ile ekrana çıkmasına neden izin verdi?




‘Demokrasi ve halkın
iradesine saygı’dan olmadığı kesin. Zira Erdoğan’ın demokrasi ve halk iradesine
karşı bir saygısı yok.
 

Öyle olmuş olsaydı Türkiye
bu halde olmazdı.




Erdoğan’ın oyun planı
şöyle; Öncelikle İmamoğlu’na karşı ikinci kez kaybetmeyi göze alamıyor. Çünkü
bu durumda Erdoğan rejiminin yıkılışı tahmin edilenden de hızlı olur. Bu yüzden
Yıldırım’ı daha da ön plana çıkarttı. Ayrıca Süleyman Soylu’yu da ‘rakibe
pislik yapması’ için görevlendirdi.
 

Dikkat ederseniz her türlü
‘bel altı vuruşu’ Soylu yapıyor. Yıldırım ise ‘proje ve görev adamı’ imajında.




İkincisi; böyle bir
tartışmayı havuz medyasında istemiyor çünkü İmamoğlu’nun canlı yayında
‘kıracağı pot ya da düşececeği zor anlar’ sayesinde kararsız kesimden oy
alabilmeyi umuyor. Bu arada hatırlatalım; aynı taktik daha önce de uygulandı.
 

Yani İmamoğlu’nun
Habertürk ve CNNTürk ekranlarına çıkabilmesi demokrasiye saygılarından değil
İmamoğlu’nu ‘Kürt meselesi’ gibi konularda sıkıştırarak propaganda malzemesi
elde etmek içindi.




Üçüncü ve en önemlisi şu;
31 Mart seçimlerini hukuksuz bir şekilde iptal ettiren Erdoğan rejimi bu
televizyon tartışması ile dünyaya “Bakın bizde adaylar demokratik şartlarda,
özgürce kampanya yürütebiliyor, tartışabiliyor” mesajı vermek istiyor.
 

SEÇİM KAYBETTİREN
PROGRAMLAR




Erdoğan hangi niyetle izin
verirse versin İmamoğlu-Yıldırım tartışmasının önemli bir olay. Çünkü bu tip
tartışma programları siyaseti şekillendiriyor.
 

Özellikle de başabaş giden
kampanyalarda kritik öneme sahip.




Siyaseti şekillendiren
tartışma programları bakımından ABD hayli zengin bir geçmişe sahip. Yarım
yüzyıldan fazladır devam eden bir gelenek. İlk karşılaşma 1960’da Cumhuriyetçi
Nixon ile Demokrat Kennedy arasında yapılmıştı.
 

O günden bu yana
unutulmazlar arasına giren çok sayıda ‘kapışma’ yaşandı.




Program öncesi Nixon
avantajlı gözüküyordu. Ancak Kennedy ‘gençliği ve enerjisi’ ile rakibine üstünlük
kurdu ve az bir farkla ipi göğüsledi.
 

Bu noktada siyaset bilimi
uzmanlarının şu uyarısını hatırlatayım; “Bu tip programlar daha az tanınan
taraf için avantajlıdır. Çünkü ünlü ve tanınan rakibiyle aynı zeminde ve eşit
şartlarda karşı karşıya gelmiş olurlar”.




1976’ya ise siyasi tarihe
geçen bir gaf damga vurdu.
 

Başkan Ford, Demokrat
Carter’e karşı büyük bir gaf yaptı. Ford, Doğu Avrupa’nın Sovyet hakimiyetinde
olmadığını savundu. Carter bu gafı iyi kullandı ve oylarını arttırdı. Ford ise
bu program sonrası siyaseti bıraktı.




Yani ağzınızdan çıkacak
bir cümle siyasi kariyerinizi etkileyebiliyor.
 

1980 seçimlerinde ise
Carter’a karşı Cumhuriyetçi Reagan vardı ve Reagan ekrana alışık olmanın
avantajını çok iyi kullandı. Ekran performansı Reagan’a rahat bir seçim
kazandırmıştı. 4 yıl sonraki seçimde de yine ekran başarısı sonucu belirledi.




1988 seçimlerinde George
Bush ile Michael Dukakis’in televizyon tartışması hala siyaset bilimi
derslerinde örnek gösterilir.
 

İdam cezasına karşı olan
Dukakis bu yöndeki bir soruya ‘duygusuz’ bir tonda cevap verince izleyicinin
tepkisini çekmiş ve bu da sonuçlara yansımıştı. Bush ile Clinton arasında
yapılan tartışmada Bush’un saatine bakması da izleyicinin dikkatinden kaçmamış
ve bu durum ‘ciddiyetsizce’ bulunmuştu.




Nitekim seçimleri de
Clinton kazanmıştı.
 

Özetle kıran kırana geçen
yarışlarda en güçlü iki rakip adayın aynı platformda ekrana çıkması, kozlarını
paylaşması özellikle kararsız seçmenler üzerinde önemli bir etkiye sahip. Bir
soruya verilen cevap seçimi kazandırabilirken yapılan küçük bir hata adayın
siyasi hayatının sonlanmasına neden olabiliyor.




FORMAT VE MODERATÖR SORUNU 

17 yıl sonra rakip
adayların ekranda kozlarını paylaşacak olması önemli bir gelişme ancak
kafalarda çok fazla soru işareti var.




Çünkü bu tip tartışma
programlarında adayların performansı kadar format ve moderatörlerin performansı
da çok önemlidir.
 

Moderatörler saygın
gazetecilerden seçilir ve gerçekten konuklarının gözünün yaşına bakmazlar.
Mesela ABD’li gazeteciler derslerine çok iyi çalışıyorlar ve saygı sınırları
içinde hırpalayıcı sorular soruyorlar.




Biz Türk gazeteciler
ABD’li meslektaşların sorularını sorsak en kısa yoldan Silivri’yi boylarız.
Hatta Erdoğan’ın küfürbaz korumaları daha orada tekme tokat dalabilirler.
 

Bu açıdan İsmail
Küçükkaya’nın moderatörlüğü ne kadar iyi bir tercih tartışılır. Diğer bir sorun
da format. Söylendiğine göre adaylara sadece İstanbul ile ilgili sorular
sorulacakmış.




Böylece mayınlı sahalara
girmeyip ‘format böyleydi’ deyip çıkabilecekler. Yani dağ fare doğurabilir.
 

YILDIRIM’A SORULMAYACAK
SORULAR




Erdoğan rejimi özgür ve
bağımsız gazetecileri ya hapse ya da sürgüne gönderdiği için gerçek anlamda bir
röportaj uzunca bir zamandır Türk medyasında yer almıyor.
 

Oysa ki Binali Yıldırım’ın
taraf olduğu bir programda yolsuzlukların konuşulması olmazsa olmaz. Malum
olduğu üzere Binali Yıldırım Erdoğan’ın ‘sır küpleri’nden birisi. Özellikle de
‘akçeli işler’de.




Yıldırım 11 yıl üst üste
Ulaştırma Bakanlığı yaptı ve milyarlarca dolarlık ihaleleri yönetti. Bakanlık
dönemi 41 kişinin öldüğü Pamukova tren faciası ile başladı, 24 kişinin öldüğü
Çorlu faciası ile son buldu.
 

Binali Yıldırım ile ilgili
yolsuzluk tartışmaları İDO Genel Müdürü olduğu dönemden itibaren hiç bitmedi.
İDO döneminde gösterdiği ‘üstün performans’la dikkatleri çekmişti. Temizlik
işinin başına dayısını geçirmiş, ihaleyi gelinine vermişti.




İhalelerlerde inanılmaz
yolsuzluklar vardı. Yıldırım’ın başkası adına eski tarihli imzalar attığı
tespit edilmişti.
 

Müfettiş raporlarında
benzeri çok tespit vardı ve dönemin başkanı Ali Müfit  Gürtuna Yıldırım’ı görevden aldı.




Ancak Erdoğan Yıldırım’ı
hemen yanına aldı ve AKP dönemi başladı. Tayyip Erdoğan onun için “Binali Bey
belediye başkanı olduğumdan beri mesai ve yol arkadaşımdır. Öncesinde de gönül
arkadaşlığım var. Partiyi kurduk beraberiz, hükümet olduk beraberiz… Birçok
adımlarda beraberiz. Başarı grafiğinde hepsini beraber yazdık.” dedi.
 

Yıldırım ‘havuz’un başına
oturtuldu.




Bütün ihaleler ve akçeli
işler Yıldırım’ın elinden geçti. Hatta Erdoğan’ın adım adım inşaa ettiği Havuz
Medyası’da Yıldırım’ın izlerini taşıyor.
 

25 Aralık yolsuzluk
operasyonu sonrası internete düşen ses kayıtlarına göre işadamlarına ‘çöken’
isim Yıldırımdı. Binali Yıldırım işadamlarına “Kırk yılda böyle bir görev
verilir. Sizlerin de bunu yapmanız lazım. Bunun kaçar tarafı yok” demişti.




İhaleler karşılığında
işadamlarından milyonlarca dolar toplayan Yıldırım’ın adı ‘çantacı’ya çıkmıştı.
 

YILDIRIM’IN ‘HARİKA
ÇOCUK’LARI




Yıldırım’ın kişisel
hikayesi de hayli ilginç.
 

Özellikle de oğullarının
roket hızıyla büyüyen gemi filoları. Erkan Yıldırım AKP iktidara geldikten 8 ay
sonra dönemin gazetelerine ‘harika çocuk’ manşetiyle çıktı.




Binali Yıldırım’ın 24
yaşındaki oğlu 445 bin euroya İtalya’dan gemi satın almıştı. Geminin satın
alınma hikayesi ise çok çarpıcıydı.     
Erkan Yıldırım gemiyi alırken Sancak Holding bünyesindeki Santour’dan
200 bin euro borç aldı. Bir hafta sonra ise Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne
ait Ankara feribotu ihalesiz olarak Santour’a kiraya verildi.
 

Yani bakan, oğluna borç
veren şirkete ihalesiz feribot verdi.




Üstelik normal fiyatının
yarısına. Daha da ilginç olan ise Santour’un kardeş kuruluşu Sancak Line
firmasıydı ve o firmada Yıldırım’ın daha önce genel müdürlük yaptığı şirketti.
Santour tek bir personel bile almadan Türkiye ile İtalya arasında yolcu
taşırken TDİ’nin personelini kullandı.
 

Yani personel maaşı  devletten ödenirken kar Erkan Yıldırım’ın
cebine gitti.




‘Harika Çocuk’lar
denizcilik sektöründe hızlı bir şekilde zirveye çıktılar.
 

Öyle ki Yıldırım ailesinin
bu başarısı uluslararası medyanında gündemine girdi. Mayıs 2017’de The Black
Sea isimli bağımsız medya platformu Yıldırım ailesinin Malta ve Hollanda’daki
off shore kayıtlarını çıkardı. Yıldırım ailesinin gemi sayısı 30’u geçmişti.
Hollanda’da 140 milyon euroluk serveti olduğu ortaya çıktı.




Paradise Paper (Cennet
Belgeleri) nde ise dahası vardı.
 

Binali Yıldırım ve
oğullarının, dayısının, yeğeninin yönetici olduğu 4 şirkete ait detaylar
yayınlandı. Yıldırım ‘denizcilik küresel bir iş, bunların gizli saklısı yok’
demişti.




Yıldırım bir yandan
‘gizlim saklım yok, araştırılsın’derken haberi yapan gazetecilerin peşine
düştü.
 

Cumhuriyet Gazetesi’ne 500
bin liralık tazminat davası açtı. Ayrıca haberlere ulaşım engeli getirtildi,
meclis araştırması AKP oylarıyla reddedildi.




Yıldırım’ın gemi filoları
ve serveti dünya medyasının gündeminden düşmüyor.
 

Son olarak Fransız
Mediapart ve Hollanda NRC’nin haberine göre Yıldırım ve ailesinin Malta ve
Hollanda’ya kayıtlı 30 gemisi var.




Ayrıca Hollanda’da
milyonlarca euroluk 10 ayrı gayrimenkulü var. Haberde Yıldırım’ın servesindeki
‘büyük patlama’nın 2010 yılında yaşandığı bilgisi veriliyor. Binali
Yıldırım’ın, gemilerin büyük bir kısmını İsviçre bankaları üzerinden nakit
satın aldığı öne sürülüyor ve geriye kalanları ise Kuveyt Türk Bankası’ndan
çekilen kredilerle ödediği iddia ediliyor.
 

Gemileri yine Malta ve
Hollanda’da kurduğu paravan şirketler üzerine kaydettirdiğini iddia eden
Fransız Medipart’a göre, Yıldırım’ın Malta’daki gemilerinden bazıları, amcası
Yılmaz Yıldırım’a kurdurduğu Ceren danışmanlık denizcilik şirketi üzerine
kayıtlı.
 

Diğerleri ise doğrudan
oğlu Erkam Yıldırım tarafından yönetiliyor. Yıldırım ailesi son olarak 11
gemiyi nakit parayla aldı.




Gemiler yurtdışındaki
offshore şirketlerine kaydedildi.
 

BİNALİ YILDIRIM ERDOĞAN’IN
‘SİSTEMİNİN’ MERKEZİNDE




Binali Yıldırım’ı Erdoğan
için vazgeçilmez yapan ise ‘sistemin’ merkezinde oturuyor olması.
 

Erdoğan’ın kurduğu rüşvet
havuzunun koordinasyonu Binali Yıldırım’da. Bu düzene  dair detayları 25 Aralık operasyonunda bütün
çıplaklığı görmüştük.




Tüm havalimanı, otoyol,
demiryolu, liman ve benzeri projeler Yıldırım’ın koordinasyonunda yürütüldü.
 

Bu ihalelere girecek
işadamlarına yapılan ihalelin büyüklüğüne göre ‘komisyon’ tespit edildi ve bu
paraları toplama işi Binali Yıldırım tarafından yapıldı.




Özellikle Havuz medyasının
kurulması sırasında ‘para toplama’ işini Binali Yıldırım yaptı. Limak, Kalyon
İnşaat, Cengiz İnşaat, Kolin İnşaat gibi şirketler 3.havalimanı başta olmak
üzere büyük ihalelere girebilmek için 30 ile 150 milyon dolar arasında ‘bağış’
yaptılar.
 

Binali Yıldırım’ın
topladığı bu paralarla Berat  Albayrak’ın
koordinasyonunda Havuz medyası inşaa edildi.




Pelikan Çetesi’nin ardında
da Binali Yıldırım var.
 

Kamu bankalarından alınan
krediler, yandaş işadamlarına dağıtılan fonlar da cabası. Yolsuzluk sistemi
sadece ihalelerde değil. İhale bittikten sonrada şartnameler değiştiriliyor.




Mesela İstanbul Havalimanı
inşaatında değiştirilen kot farkıyla milyar dolarlık yolsuzluk yapıldı. Kira
ötelemesi yapılarak şirketler kayırıldı.
 

Bu işleri yakından takip
eden bir kaynağımın dediği gibi “verecekleri rüşveti bile kamu bankaları
aracılığıyla vatandaşa ödetiyorlar”        
İzmir Limanı’nı merkeze alan yolsuzluk operasyonunda bacanağı Cemalettin
Haberdar gözaltına alınmıştı. Rüşvet görüntüleri ile hafızalara kazınan
bacanak, bakan çocukları gibi siyaset eliyle yargıdan kaçırılmıştı.




Milyonlarca dolarlık
yolsuzluk dosyalarının yanında önemsiz gelebilir ama Yıldırım’a sorulması
gereken başka başlıklarda var.
 

Mesela Çankaya Köşkü’nü
neden boşaltmadığı, eşine yardım eden 3 temizlik görevlisini müşavirlik
kadrosuna aldırdığı, özel garsonuna TBMM’de müşavirlik kadrosu verdiği gibi.




Mesela haksız hukuksuz
bir  şekilde el konulan Koza İpek
Holding’in uçaklarının Yıldırım’ın oğullarına tahsis edildiği iddiası.
 

Yıldırım bu konularda
hiçbir soruya muhatap olmadı.




Medyanın yüzde 95’i
ellerinde olmasına rağmen seçimin iptaline ilişkin “seçimi duyuramadığım için
çaldılar dedim” demesi de sorulması gereken sorulardan.
 

Yalan söylediğini
rahatlıkla söyleyen Yıldırım, 1,6 milyon takipçili TBMM hesabını da meclis
başkanlığından ayrılsa bile kullanmaya devam ediyor ve oradan İstanbul için
kampanya yürütüyor.




Yıldırım’a sorulacak
sorular arasında mutlaka 15 Temmuz’da olmalı.
 

O geceye dair herkes bol
bol konuştu ancak Yıldırım susuyor. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la olan ilişkisi
ve o gece tam olarak nerede ve ne yaptığı hakkında konuşmuyor.




Ayrıca Yıldırım’a 15
Temmuz’a dair Anadolu Ajansı editörlerine yaptığı açıklamayı da sormak lazım.
 

Hatırlanacağı gibi Anadolu
Ajansı editörlerinden Fırat Gazel  “Sizi
çok zorlayan, ‘Girmeseydik bu işe’ dediğiniz herhangi bir proje oldu mu?” diye
sormuş, Yıldırım, bir süre düşünüp, “Hoşuma gitmeyen proje, 15 Temmuz” cevabını
verdi. Yıldırım cevaptan sonra da gülmeye başlamıştı. Kimse Yıldırım’a ‘ne
demek hoşa gitmeyen proje, kimin projesi?’ diye sormadı.




Detayları uzatmak mümkün. 

Ancak Binali Yıldırım
böyle bir ‘kariyer’e sahip ve bugüne kadar kendisine yukarıda anlattıklarıma
dair soru sorulamadı.




Herhalde yine sorulmayacak
!


Hatta televizyon
tartışmaları önce aynı partinin aday adayları arasında yapılıyor. Burada ipi
göğüsleyen, partisinin adayı olan siyasetçi daha sonra rakip partinin adayı ile
ekranda ‘kapışıyor’.
 

Benim de Washington’da
izlediğim ilk televizyon tartışması 2016 seçimleri öncesinde Hillary Clinton
ile Donald Trump arasındaydı.




Moderatörün soruları,
adayların cevapları, programın formatı, aynı anda sosyal medyaya yansıyan
grafikler, izlenimler ve yorumlarla çok ufuk açıcı bir tecrübeydi.
 

Program 100 milyon kişi
tarafından izlenmişti. Seçime kadar iki program daha yapıldı ve uzmanlara göre
seçmenin tercihini belirlemede bu programlar çok etkili oldu.




O zaman “Türkiye’de de
böyle televizyon tartışmaları olsa, adaylar demokratik ve eşit şartlarda
tartışabilse” diye hayıflandığımı hatırlıyorum.
 

Nihayet benzeri bir
tartışma programı Türkiye’de de olacak.




İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığı için yarışan Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu önümüzdeki
pazar ekranda kozlarını paylaşacaklar.




DİP NOT : ZEYNEP AY MÜSTEAR ADINI KULLANAN EKİP
ÜYEMİZ
2009-2013 YILLARI İÇİNDE PKK TERÖR ÖRGÜTÜ İÇİNDE
DİYARBAKIR BÖLGE SORUMLULUĞU YAPMIŞ ÜST DÜZEY ESKİ BİR MİLİTANDIR. ŞİMDİ İSE
YURTSEVER BİR VATANDAŞ OLARAK TÜRK DEVLETİNE HİZMET ETMEKTEDİR. SİTEMİZDE
BULUNAN BU BÖLÜMDEN ZEYNEP HANIMIN DİĞER ÜST DÜZEY PKK MİLİTANLARI VE FETÖ
ÖRGÜTÜ MİLİTANLARI İLE
– Kİ BİR KISMI HALEN HİZMETE DEVAM EDİYOR – YAPMIŞ OLDUĞU GÖRÜŞMELERİ VE BU
KONUDAKİ ÖNEMLİ İFŞAATLARI GÜNLÜK OLARAK TAKİP EDEBİLECEKSİNİZ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış