Yerel Yönetimlerin Ekonomisi ve PKK’nın
En Büyük Gelir Kaynağı




Türkiye kentlerinin
çoğunda ve kentlerimizde sermayenin isteğine göre şekillenen, piyasa güçlerinin
kent ölçeğinde egemen güç olduğu, arazi rantına endekslenmiş bir kent ekonomisi
anlayışı, sürekli ve plansız büyüme gibi kabul edilemez bir durumu açığa
çıkarmıştır. Türkiye kentlerinde yerel yönetimlerin ideolojik yaklaşımları
gereği sermayenin isteğine göre şekillendirdikleri kentsel süreçler, bizim
yerel yönetim uygulamalarımızda imar uygulamalarının yarattığı ranta belediyelerin
gelir kapısı olarak bakan anlayışla üretilmektedir. Açıkçası belediyelerin imar
uygulamalarının yarattığı rantı tek gelir kapısı olarak değerlendirmesi,
kendini imar rantına mahkum bırakarak olumsuz etkiye açık hale gelmesi de doğru
değildir. Nitekim kentlerdeki birçok yoğunluk artırıcı imar tadilatı,
verilmemesi gereken kararlar sonucu gelişen çarpık yapılaşmanın en önemli
sebebi imar uygulamalarından elde edilmesi beklenen gelirden
vazgeçilememesidir. Bu durumun yarattığı en vahim sonuç, kentlerimizin
bugününün ve yarının ipotek altına alınmasıdır. Çarpık kentleşmenin ortaya
çıkmasına neden olan bu tür kararları almamak için, yerel yönetimlerin
kaynaklarını çeşitlendirmeleri zorunluluğu bulunmaktadır. Bu çerçevede, yerel
yönetimlerin bazı çalışmaları yapmak ve tedbirler almak üzere harekete geçmesi,
kendi ekonomisini kuracak, bir anlamda ekonomik bağımsızlığını elde edecek
koşulları yaratması kaçınılmaz bir sorumluluktur. Bilindiği üzere yerel
yönetimler birçok konuda hizmet alımı yapmakta, taşeron uygulamasına
gitmektedir. Belediyelerin personel giderlerinin toplam bütçe içindeki payının
% 30’u geçmemesi gibi bir sıkıntı olduğundan sınırlı sayıda personel istihdam
edebilen belediyeler, personel açığını taşeron uygulaması ile gidermektedirler.
Taşeron, çalıştırdığı personele yaptığı ödemelerin ve harcamaların dışında,
kendi kasasına da para akmasını sağlayan bir kar elde etmektedir. Taşerona kar
olarak dönen miktar, belediyelerin kasasından çıkan para anlamına gelmektedir.




Dolayısıyla yerel
yönetimlerin kendi hizmet süreçlerini kendilerinin yürüteceği, taşeron
uygulamasından vazgeçecekleri bir yöntemin tespit edilmesi durumunda
belediyelerin giderlerinde bir azalma sağlanacaktır. Doğru uygulama,
çalışanların tamamını belediye bünyesinde istihdam etmek olsa da mevcut
koşullarda bunun imkan dahilinde olmaması başka seçenekleri gündeme
getirebilmelidir. Bu seçenek, özellikle AKP’li belediyelerin çok iyi bir
şekilde uyguladığı şirketleşme politikasının hayata geçirilmesidir. AKP
belediyelerinin uygulaması olarak sunulduğunda kulakları tırmalayan,
rahatsızlık yaratan bu uygulamanın hayata geçirilmesinin birçok avantajı
olacaktır. Hizmetlerin kendi şirketleri eliyle yapılmasını sağlayan bir
belediyenin, yapılan hizmetin karşılığında ortaya çıkan karı kendi kasasına
aktarması söz konusu olacaktır ki, bu uygulamayı başarıyla yerine getiren
belediyelerin, merkezi hükümetin aktaracağı paylara hiç ihtiyacı olmadan, bütün
hizmetlerini yürütebilme imkanlarına kendilerini kavuşturduklarını tespit etmek
gerekir. Belediye şirketlerinin hizmet alımı işlerini yapmasının yanında
üretime dönük faaliyetler yürütmesi de olanaklıdır. Şöyle ki, kentsel altyapı
ve üstyapı hizmetlerinde kullanılan birçok malzeme dışarıdan, üreticilerden
alınmakta; ya da işin kendisi bir başka yükleniciye yaptırılmaktadır. Kendi
kullandığı taşı, çöp kovasını, sosyal donatı elemanlarını, altyapı
malzemelerini kendi üreteceği tesislere sahip olmak iki önemli sonucu
doğuracaktır. Birincisi, kentte üretim sektörünün gelişmesine katkı yapacak,
istihdam sağlayacaktır. İkinci faydası ise hem üretimden, hem hizmetin
yürütülmesinden ortaya çıkacak artı değer belediyenin kasasına girecek,
belediyenin bütçesi, dolayısıyla ekonomisi güçlenecektir. Kendi şirketleri
eliyle özellikle inşaat sektörüne girebilecek bir imkan yaratılabilirse, sosyal
konut, ucuz konut yapımını da içeren bir örneğin bütün dünyaya gösterilmiş
olması sağlanacaktır. Üretim alanlarını ve konut inşası gibi işleri işsizlikle
mücadelenin aracına dönüştürme şansı yakalanacaktır. Buradan hareketle, sermayenin
karına ve rantına dayalı olmayan, dayanışmacı bir ekonominin hayata
geçirilebileceği herkese ispat edilebilecektir.




Belediye bünyesinde şirket
kurma konusunda bazı girişimler yapılmış, ancak çeşitli nedenlerle sonuçsuz
kalmıştır. Özellikle Diyarbakır’da büyükşehir belediyesi tarafından hayata
geçirilmeye çalışılan, ancak AKP iktidarı tarafından engellenen Diyar A.Ş.,
Yenişehir belediyesi tarafından uygulanmaya çalışılan, halkın ilgisinin
yönlendirilemediği marketçilik girişimi sonuçsuz kalan girişimlerdendir.
Belediye şirketlerinin reklam, market, üretim, inşaat, altyapı-üstyapı
müteahhitliği, hizmet alımı, mal alımı gibi birçok alanda faaliyetler
yürütebilecek şekilde kurulması hayati faydalar getirecektir. Ancak birtakım
engellerin çıkarılması durumunda alternatif bir yöntem benimsenebilir. Bu da
dışarıdan kendi şirketini kurmak şeklinde tarif edilebilir. Yukarıda sayılan
alanların her birinde ve farklı alanlarda çalışma yürütmek üzere, yurtsever
kişilere özel hisseli şirketlerin kurdurulması, bu şirketlerin gelirlerinin
tamamen yerel hizmetlere aktarılması, hatta partinin bile faydalanabileceği,
sahip olarak görünenlerin sadece çalışan olduğu bir şirketleşme sürecine
gidilebilir. Nitekim AKP belediyelerinin zenginleştirdiği şirketlerin AKP’yi
zenginleştirdiği birçok örnek bilinmektedir. Yine Sanko, Boydak, Albayrak,
Yimpaş gibi büyük sermaye şirketleri haline gelmiş bazı şirketlerin, yerel
hizmetleri yürüten, belediyelerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere üretim yapan
firmalar olarak işe başladıkları değerlendirildiğinde, buradan yola çıkarak
oluşturulacak bazı organizasyonların Kürt halkının, hatta hareketin hizmetine
aktarılmasının, istihdam olanağı yaratması yanında ciddi ekonomik imkanlar
sağlayacağı değerlendirilmelidir. Üstelik bizim belediyelerimiz üzerinden çok
ciddi paralar kazanan bazı şirketlerin ise katkılarının yok denecek düzeyde
olduğu da gerçektir. Bu durumda kendine ait şirketler kurarak, becerilemezse
Kürt hareketine ait şirketler kurarak bu engel aşılabilir. Ekonomisi güçlü,
merkezi bütçeden aldığı payı önemsemeyen, imar rantına muhtaç kalmayan bir
yerel yönetimin önünün çok daha açık olması söz konusu olacaktır. Merkezi
iktidarın, kentsel hizmetlerin sağlıklı yürütülmesini engelleyerek yerel
yönetimleri ele geçirmek için, açlıkla terbiye etmenin başka bir versiyonu
olarak adlandırılabilecek uygulamasıyla, birçok kaynağın belediyelere
aktarılmasının önüne geçmesi karşısında, ona muhtaç olmadan belediyecilik
yapma, imar rantına ihtiyacı olmadığından, kenti tehdit eden uygulamalara karşı
duran bir belediyecilik imkanı ortaya çıkabilecektir.     




Yerel yönetimlerin
ekonomisinin güçlü olması kadar önemli bir konu da bütçenin nasıl
oluşturulduğu, hangi ihtiyaçları karşılayabileceği, hangi çalışmaların
yapılmasına imkan sağlayacağı hususudur. Bütçenin katılımcı yöntemle
oluşturulması gerekmektedir. Ancak yerel yönetimlerimizde böyle bir uygulama
mevcut değildir. Sadece Diyarbakır’da belediyelerin bütçelerinin tartışıldığı
bir kent konseyi toplantısı yapılmakta, hazırlanan bütçeler katılımcılarla
paylaşılmakta, varsa öneriler alınmakta, konu orada kapanmaktadır. Bu
uygulamanın katılımcı bütçe uygulaması olmadığını tespit etmek gerekmektedir.
Katılımcı bütçe, bütün meclislerin, kent dinamiklerinin, halkın, kısacası
katılım sürecinin bütün aktörlerinin en başından itibaren içinde olduğu bir
süreçtir. Öncelikle her alanın ihtiyaçları tespit edilir, talepleri alınır, bu
ihtiyaç ve taleplerin hayata geçirilmesi için gerekli kaynak tespitleri yine bu
kesimlerle işbirliği içinde yapılır, öncelikler yine katılımla belirlenir,
belediyelerin zorunlu harcamaları v.s. ortaya konur, bütçede önceliklere göre
kaynak aktarımını sağlayacak bir çalışma sonuçlandırılır. Aksi durumda birkaç
saatlik bir toplantıda yapılan bütçe görüşmeleri o bütçenin hazırlanması sürecini
katılımcı yapmaya yetmemektedir.




TÜRKİYENİN YASALARIYLA
TÜRKİYE YE KUMPAS KURMAK.




Bir an önce kardeş
belediye modeli gözden geçirilmelidir. PKK’nın para aklama ve  resmiyete dökme yöntemlerinin başında gelir.
yani TÜRKİYENİN  kanunlarını uygulayarak
Türkiye kumpas kuruluyor. HDP li belediyelerin kardeş belediyeleri hızla
incelenmelidir geçmiş dönemlerdeki.




Türkiye kentlerinin
çoğunda ve kentlerimizde sermayenin isteğine göre şekillenen, piyasa güçlerinin
kent ölçeğinde egemen güç olduğu, arazi rantına endekslenmiş bir kent ekonomisi
anlayışı, sürekli ve plansız büyüme gibi kabul edilemez bir durumu açığa
çıkarmıştır. Türkiye kentlerinde yerel yönetimlerin ideolojik yaklaşımları
gereği sermayenin isteğine göre şekillendirdikleri kentsel süreçler, bizim
yerel yönetim uygulamalarımızda imar uygulamalarının yarattığı ranta
belediyelerin gelir kapısı olarak bakan anlayışla üretilmektedir. Açıkçası
belediyelerin imar uygulamalarının yarattığı rantı tek gelir kapısı olarak
değerlendirmesi, kendini imar rantına mahkum bırakarak olumsuz etkiye açık hale
gelmesi de doğru değildir. Nitekim kentlerdeki birçok yoğunluk artırıcı imar
tadilatı, verilmemesi gereken kararlar sonucu gelişen çarpık yapılaşmanın en
önemli sebebi imar uygulamalarından elde edilmesi beklenen gelirden
vazgeçilememesidir. Bu durumun yarattığı en vahim sonuç, kentlerimizin
bugününün ve yarının ipotek altına alınmasıdır. Çarpık kentleşmenin ortaya
çıkmasına neden olan bu tür kararları almamak için, yerel yönetimlerin
kaynaklarını çeşitlendirmeleri zorunluluğu bulunmaktadır. Bu çerçevede, yerel
yönetimlerin bazı çalışmaları yapmak ve tedbirler almak üzere harekete geçmesi,
kendi ekonomisini kuracak, bir anlamda ekonomik bağımsızlığını elde edecek
koşulları yaratması kaçınılmaz bir sorumluluktur. Bilindiği üzere yerel
yönetimler birçok konuda hizmet alımı yapmakta, taşeron uygulamasına
gitmektedir.




Belediyelerin personel
giderlerinin toplam bütçe içindeki payının % 30’u geçmemesi gibi bir sıkıntı
olduğundan sınırlı sayıda personel istihdam edebilen belediyeler, personel
açığını taşeron uygulaması ile gidermektedirler. Taşeron, çalıştırdığı
personele yaptığı ödemelerin ve harcamaların dışında, kendi kasasına da para
akmasını sağlayan bir kar elde etmektedir. Taşerona kar olarak dönen miktar,
belediyelerin kasasından çıkan para anlamına gelmektedir. Dolayısıyla yerel yönetimlerin
kendi hizmet süreçlerini kendilerinin yürüteceği, taşeron uygulamasından
vazgeçecekleri bir yöntemin tespit edilmesi durumunda belediyelerin
giderlerinde bir azalma sağlanacaktır. Doğru uygulama, çalışanların tamamını
belediye bünyesinde istihdam etmek olsa da mevcut koşullarda bunun imkan
dahilinde olmaması başka seçenekleri gündeme getirebilmelidir. Bu seçenek,
özellikle AKP’li belediyelerin çok iyi bir şekilde uyguladığı şirketleşme
politikasının hayata geçirilmesidir. AKP belediyelerinin uygulaması olarak
sunulduğunda kulakları tırmalayan, rahatsızlık yaratan bu uygulamanın hayata
geçirilmesinin birçok avantajı olacaktır. Hizmetlerin kendi şirketleri eliyle
yapılmasını sağlayan bir belediyenin, yapılan hizmetin karşılığında ortaya
çıkan karı kendi kasasına aktarması söz konusu olacaktır ki, bu uygulamayı
başarıyla yerine getiren belediyelerin, merkezi hükümetin aktaracağı paylara
hiç ihtiyacı olmadan, bütün hizmetlerini yürütebilme imkanlarına kendilerini
kavuşturduklarını tespit etmek gerekir. Belediye şirketlerinin hizmet alımı
işlerini yapmasının yanında üretime dönük faaliyetler yürütmesi de olanaklıdır.
Şöyle ki, kentsel altyapı ve üstyapı hizmetlerinde kullanılan birçok malzeme
dışarıdan, üreticilerden alınmakta; ya da işin kendisi bir başka yükleniciye
yaptırılmaktadır. Kendi kullandığı taşı, çöp kovasını, sosyal donatı
elemanlarını, altyapı malzemelerini kendi üreteceği tesislere sahip olmak iki
önemli sonucu doğuracaktır. Birincisi, kentte üretim sektörünün gelişmesine
katkı yapacak, istihdam sağlayacaktır. İkinci faydası ise hem üretimden, hem
hizmetin yürütülmesinden ortaya çıkacak artı değer belediyenin kasasına
girecek, belediyenin bütçesi, dolayısıyla ekonomisi güçlenecektir. Kendi
şirketleri eliyle özellikle inşaat sektörüne girebilecek bir imkan
yaratılabilirse, sosyal konut, ucuz konut yapımını da içeren bir örneğin bütün
dünyaya gösterilmiş olması sağlanacaktır. Üretim alanlarını ve konut inşası
gibi işleri işsizlikle mücadelenin aracına dönüştürme şansı yakalanacaktır.
Buradan hareketle, sermayenin karına ve rantına dayalı olmayan, dayanışmacı bir
ekonominin hayata geçirilebileceği herkese ispat edilebilecektir.




Belediye bünyesinde şirket
kurma konusunda bazı girişimler yapılmış, ancak çeşitli nedenlerle sonuçsuz
kalmıştır. Özellikle Diyarbakır’da büyükşehir belediyesi tarafından hayata
geçirilmeye çalışılan, ancak AKP iktidarı tarafından engellenen Diyar A.Ş.,
Yenişehir belediyesi tarafından uygulanmaya çalışılan, halkın ilgisinin
yönlendirilemediği marketçilik girişimi sonuçsuz kalan girişimlerdendir.
Belediye şirketlerinin reklam, market, üretim, inşaat, altyapı-üstyapı
müteahhitliği, hizmet alımı, mal alımı gibi birçok alanda faaliyetler
yürütebilecek şekilde kurulması hayati faydalar getirecektir. Ancak birtakım
engellerin çıkarılması durumunda alternatif bir yöntem benimsenebilir. Bu da
dışarıdan kendi şirketini kurmak şeklinde tarif edilebilir. Yukarıda sayılan
alanların her birinde ve farklı alanlarda çalışma yürütmek üzere, yurtsever
kişilere özel hisseli şirketlerin kurdurulması, bu şirketlerin gelirlerinin
tamamen yerel hizmetlere aktarılması, hatta partinin bile faydalanabileceği,
sahip olarak görünenlerin sadece çalışan olduğu bir şirketleşme sürecine
gidilebilir. Nitekim AKP belediyelerinin zenginleştirdiği şirketlerin AKP’yi
zenginleştirdiği birçok örnek bilinmektedir. Yine Sanko, Boydak, Albayrak,
Yimpaş gibi büyük sermaye şirketleri haline gelmiş bazı şirketlerin, yerel
hizmetleri yürüten, belediyelerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere üretim yapan
firmalar olarak işe başladıkları değerlendirildiğinde, buradan yola çıkarak
oluşturulacak bazı organizasyonların Kürt halkının, hatta hareketin hizmetine
aktarılmasının, istihdam olanağı yaratması yanında ciddi ekonomik imkanlar
sağlayacağı değerlendirilmelidir. Üstelik bizim belediyelerimiz üzerinden çok
ciddi paralar kazanan bazı şirketlerin ise katkılarının yok denecek düzeyde
olduğu da gerçektir. Bu durumda kendine ait şirketler kurarak, becerilemezse
Kürt hareketine ait şirketler kurarak bu engel aşılabilir. Ekonomisi güçlü,
merkezi bütçeden aldığı payı önemsemeyen, imar rantına muhtaç kalmayan bir
yerel yönetimin önünün çok daha açık olması söz konusu olacaktır. Merkezi
iktidarın, kentsel hizmetlerin sağlıklı yürütülmesini engelleyerek yerel
yönetimleri ele geçirmek için, açlıkla terbiye etmenin başka bir versiyonu
olarak adlandırılabilecek uygulamasıyla, birçok kaynağın belediyelere
aktarılmasının önüne geçmesi karşısında, ona muhtaç olmadan belediyecilik
yapma, imar rantına ihtiyacı olmadığından, kenti tehdit eden uygulamalara karşı
duran bir belediyecilik imkanı ortaya çıkabilecektir.     




Yerel yönetimlerin
ekonomisinin güçlü olması kadar önemli bir konu da bütçenin nasıl
oluşturulduğu, hangi ihtiyaçları karşılayabileceği, hangi çalışmaların
yapılmasına imkan sağlayacağı hususudur. Bütçenin katılımcı yöntemle
oluşturulması gerekmektedir. Ancak yerel yönetimlerimizde böyle bir uygulama
mevcut değildir. Sadece Diyarbakır’da belediyelerin bütçelerinin tartışıldığı
bir kent konseyi toplantısı yapılmakta, hazırlanan bütçeler katılımcılarla
paylaşılmakta, varsa öneriler alınmakta, konu orada kapanmaktadır. Bu
uygulamanın katılımcı bütçe uygulaması olmadığını tespit etmek gerekmektedir.
Katılımcı bütçe, bütün meclislerin, kent dinamiklerinin, halkın, kısacası
katılım sürecinin bütün aktörlerinin en başından itibaren içinde olduğu bir
süreçtir. Öncelikle her alanın ihtiyaçları tespit edilir, talepleri alınır, bu
ihtiyaç ve taleplerin hayata geçirilmesi için gerekli kaynak tespitleri yine bu
kesimlerle işbirliği içinde yapılır, öncelikler yine katılımla belirlenir,
belediyelerin zorunlu harcamaları v.s. ortaya konur, bütçede önceliklere göre
kaynak aktarımını sağlayacak bir çalışma sonuçlandırılır. Aksi durumda birkaç
saatlik bir toplantıda yapılan bütçe görüşmeleri o bütçenin hazırlanması
sürecini katılımcı yapmaya yetmemektedir.




(ARKASI
YARIN)




DİP NOT : ZEYNEP AY MÜSTEAR ADINI KULLANAN EKİP
ÜYEMİZ
2009-2013 YILLARI İÇİNDE PKK TERÖR ÖRGÜTÜ İÇİNDE
DİYARBAKIR BÖLGE SORUMLULUĞU YAPMIŞ ÜST DÜZEY ESKİ BİR MİLİTANDIR. ŞİMDİ İSE
YURTSEVER BİR VATANDAŞ OLARAK TÜRK DEVLETİNE HİZMET ETMEKTEDİR. SİTEMİZDE
BULUNAN BU BÖLÜMDEN ZEYNEP HANIMIN DİĞER ÜST DÜZEY PKK MİLİTANLARI VE FETÖ
ÖRGÜTÜ MİLİTANLARI İLE
– Kİ BİR KISMI HALEN HİZMETE DEVAM EDİYOR – YAPMIŞ OLDUĞU GÖRÜŞMELERİ VE BU
KONUDAKİ ÖNEMLİ İFŞAATLARI GÜNLÜK OLARAK TAKİP EDEBİLECEKSİNİZ.