Nihat Ali Özcan : Suudi Arabistan’ın “Osmanlı
merakı”


E-POSTA : naozcan@milliyet.com.tr


Türkiye’nin
bir kısım Arap ülkelerinin yönetimleri/rejimleriyle ilişkileri sorunlu. Suudi
Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri listenin başında yer alıyor. Bu
ülkelerin liderleri her fırsatta Türkiye aleyhine faaliyet göstermekten geri
kalmıyorlar. Bu amaçla, istihbarat örgütleri başta olmak üzere her imkânı
kullanmaktan, büyük paralar harcamaktan kaçınmıyorlar.



Ekonomik/finans alanında zorluk çıkartmakta, diplomaside köşeye sıkıştırmak
için çabalamakta, yeni askeri ittifaklar kurarak Türkiye’yi yalnızlaştırmak
istemekteler. Bazen de istihbarat yöntemlerine, örtülü veya açık operasyonlara
başvurmaktalar. En görünen yöntem ise televizyon kanalları, internet siteleri,
toplantılar, sosyal medya faaliyetleri organize etmek. Ancak tüm bu çabalara
rağmen istenen sonuçları elde ettikleri söylenemez.



Bu bağlamda son hamle Suudi Arabistan-Mısır ortak yapımı tarihi bir filmle
gündeme geldi. Kesenin ağzını açan Riyad, kırk milyon dolar harcayarak Türkiye
aleyhine dizi film yaptırdı. Ünlü bir yönetmenin ürünü olan dizi,
televizyonlarda yayınlanmaya başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun ne kadar
“acımasız, gaddar ve kanlı” olduğunu anlatmak üzere kurgulanmış bir senaryo
işleniyor. Filmin amacı siyasi olduğundan tipik “siyah” propaganda üzerine
kurgulanmış ve gerçeklikle ilgisi yok. Hedef açık. Arap dünyasında doğrudan
Türkler/Osmanlı İmparatorluğu, dolaylı olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a
yönelik olumsuz algı oluşturmak. Ne kadar başarılı olur bilmiyoruz. Ancak
propaganda uzmanlarının “Bir siyah propaganda filimi yaptım/izledim dünyam değişti”
görüşüne hiçbir zaman itibar etmediklerini biliyoruz.



Öte yandan, Türkiye de boş durmuyor. Benzer şekilde, yönetimleri hedef almaya
devam ediyor. Televizyon kanalları, internet siteleri faal, çeşitli toplantılar
düzenleniyor. Her iki tarafın yüklü harcamalarından kazanan ise daha çok
“uzmanlar”, pazarlamacılar. Ancak söz konusu rekabette Türkiye daha avantajlı
görünüyor. Bunun birden fazla nedeni var. İlk neden, rejim ve liderlerin
meşruiyetinin açık ara sorunlu olması. Arap ülkelerinin neredeyse hepsinde
liderlerin ve rejimlerin ciddi meşruiyet sorunları var. Oysa aynı ülkelerin
vatandaşlarının gözünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın itibarı tartışılmaz derecede
yüksek. Diğer neden sözünü ettiğimiz Arap ülkelerinin örtülü operasyonlardaki
beceriksizlikleri.



Örneğin, Kaşıkçı cinayetinde “suçüstü” yakalanmış olmaları gibi. Ya da, Türk
kamuoyunu hiç tanımadıklarını gösteren, işlenen temalar, para saçılan sorunlu
gruplar gibi. Kamuoyunun gözünde Erdoğan’ın itibarına hasar vereceğim diye,
halkın duyarlı olduğu konuları didiklemenin işe yarayacağını sandıkları gibi.
Örneğin, Kıbrıs konusunda Rumlara yanaşmak, PKK konusunda özgürlük güzellemesi
yapmak, Ermeni meselesinden fayda ummak ya da Türkiye dışına göçmüş
“muhaliflere” para akıtmak gibi.



Yaşananların hem İslam hem de Sünni dünyayı böldüğü bir gerçek. Günün sonunda
en büyük zararı Suudilerin göreceğini söyleyebiliriz. Suudi yönetiminin
meşruiyet ve güç arayışları, onları bir yandan İsrail’e doğru savururken bir
yandan da İran ile karşı karşıya getirmekte. Öte yandan, çıktıları tam
öngörülemeyen reformlar, kimliği güçlendirmek yerine, rejimi kökten sarsabilir.
Dahası, Muhammed bin Selman’ı Suudi Arabistan’ın Gorbaçov’u bile yapabilir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet