SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

SAVAŞ & SAVAŞ TARİHİ & TAKTİKLERİ & TEÇHİZATI & YÖNTEMLERİ & SOĞUK SAVAŞ

SURİYE SAVAŞI DOSYASI /// Pavel Felgenhauer : Rusya ile Türkiye’nin arasının yeniden açılmasına ramak kaldı

SAVAŞ & SAVAŞ TARİHİ & TAKTİKLERİ & TEÇHİZATI & YÖNTEMLERİ & SOĞUK SAVAŞ
Bu haber 24 Eylül 2020 - 9:49 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


Pavel Felgenhauer : Rusya ile Türkiye’nin arasının yeniden
açılmasına ramak kaldı

Türk konvoyuna yapılan saldırı Esad
rejiminin kasıtlı bir provokasyonuydu.

29
Şubat 2020

Rusya’nın en önemli askeri
analizcilerinden Pavel Felgenhauer, Vladimir Putin`e muhalif tutumu ile bilinen
liberal demokrat “Novaya Gazeta” (Yeni Gazeta) gazetesinde Türk askerlerinin
vurulmasını Esad’ın bilinçli provokasyonu olduğunu ve Kremlin’in bunu
araştırması gerektiğini yazdı. Felgenhauer 29 Şubat tarihli köşe yazısında
saldırının amacının Rusya ile Türkiye’yi karşı-karşıya getirmek olduğunu, işin
içinde Rus komuta heyetinin ve rüşvet boyutunun olabileceğine de dikkati
çekmiş. Analitik, yazısında Savunma Bakanlığını açıklamalarının Türkler
kızdıran ve Putin’i kandırmak için yapılan açıklamalar olduğunu belirtiyor.

Aşağıda o yazının tam metninin Türkçesini yayınlıyoruz


Kremlin’in,
dik başlı Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Batı’dan çekip
uzaklaştırmak, NATO’yu esaslı bir şekilde zayıflatmak, kendisi açısından en
önemli güneybatı yönünde tüm stratejik konumlanmayı değiştirmek ve Karadeniz’i
güven altına almak gibi bir hayali vardı. Türk liderini kafalamak işini de SSCB
KGB’sindeki gençlik dönemini hatırlayan yarbay Vladimir Putin bizzat kendisi
yürütüyordu.


Bu amaçla Akkuyu nükleer
santralinin, deniz altından Mavi Akım ve Türk Akımı doğalgaz boru hatlarının
yapımı için harcanan kamu kaynakları Soçi Olimpiyatlarından daha fazla. Türkiye
bu projelerin hiçbirine tek kuruş bile yatırmadı, ama ihaleler aldı. Bu projelerin
kendilerini geri ödemeleri ve tam kapasiteye ulaşmaları pek olası gözükmüyor.


Buna bir de S-400
uçaksavar füze sisteminin Erdoğan’a geri ödemesinin ne zaman yapılacağı belli
olmayan kredili satışını eklemek lazım.


Putin kaprisli Türk
lideri şahsen karşılıyordu ve hatta Su-24M uçağının 15 Kasım 2015’te
düşürülmesini affetti. Hal böyleyken, Suriye Hava Kuvvetlerine ait Su-24M
bombardıman uçakları meşum bir 27 Şubat günü Türk ordusunun hareket halindeki
konvoyunu tuzla buz ediyor ve harcanan on milyarlarla dolarla birlikte tüm
çabalar heba oluyor. 33 Türk askeri ölüyor ve 32’si de yaralanıyor. Türk
toplumunda gerçek bir öfke fırtınası yükseldi. Bu olaya kadar birçok kişi
Rusları neredeyse müttefik olarak görüyordu, onlar ise saldırı anında kendileri
için hiçbir tehdit oluşturmayan askerleri haince öldürmüşlerdi.


Bombardımanı yapan
Su-24M uçaklarının güya Suriye Hava Kuvvetleri amblemi taşıyor olmalarının da
artık Türkler için bir önemi yok. Ki, daha yeni teslim ettiğimiz bu uçakların
kokpitinde bizim eğitmen pilotlarımızın olduğu da kuvvetle muhtemeldir.


Türkiye’de seçimler tam
bir rekabet ortamında yapılır ve şu an iktidar partisinin parlamentodaki
sandalye sayısı yüzde ellinin bir az altında. Erdoğan, elbette, otoriter bir
yöneticidir, ama kamuoyu doğrultusunda hareket eder. Sonuç olarak görünen o ki,
Türkiye’de tüm politikacılar ve tüm iktidarlar daha uzun bir süre kalıcı Rusya
karşıtı duyguları hesaba katmak zorunda kalacaklardır. Tıpkı bugün Polonya,
Gürcistan, Ukrayna ve Baltık ülkelerinde olduğu gibi.


Rusya’nın her zamanki
anlamsız, küstahça ve mızmızcı resmi yalanları durumu daha da ağırlaştırıyor.
Savunma Bakanlığı, Türk ordusunun “terörist grupların savaş düzeninde
bulunduğu” ve Hmeymim Hava Üssündeki Tarafları Uzlaştırma Merkezine
koordinatlarını vermediği şeklinde açıklama yaparak, “haliyle bombalandılar ve
suç kendilerinde” demeye getirdi. Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar, Türklerin
koordinatlarını bildirdiğini ve bombalandıklarında yakınlarında herhangi bir
muhalif Suriye savaşçı grubunun bulunmadığını öne sürdü.


Galiba, haklı. Aksi
takdirde ölen ve yaralananlar içinde hem Türk hem de Suriye vatandaşlarının
olması gerekiyordu, halbuki sadece Türkler var.


Ayrıca, Türk ordusu
karayolu boyunca yoğun bir konvoy halinde hareket ediyordu ve açıktır ki, ne
“teröristlerle” birlikte ne de tek başına herhangi bir “savaş düzeninde”
konuşlanmamıştı. Bir “savaş düzeninde” konuşlanılarak dağılım yapılmış olsaydı,
bu kadar kayıp verilmezdi. Zaten adı üstünde. “Savaş düzenleri” bunun için
geliştirilmiş.


İdlib hava sahasını ve
operasyonel durum Humeynim`deki Savaş Komuta Merkezi tarafından sıkı bir
şekilde kontrol ediliyor. Merkez, tüm operasyonları Uzlaştırma Merkezi ile
koordine ediyor ve yerüstü radarlardan, İHA’lardan, uydulardan, elektronik ve
diğer keşif uçaklarından ve başkaca kaynaklardan gerçek zamanlı çeşitli
istihbarat verileri alıyor. Karargâh nöbetçisinin direktifi olmadan İdlib’de
tek bomba atılamaz. Türk konvoyuna yapılan saldırı, uzun zamandır Rusya
Federasyonu’nu Türkiye ile doğrudan karşı karşıya getirmeye çalışan Beşar Esad
rejimi ile Rus yetkilileri ve komuta kademelerinin ortaklaşa düzenledikleri
kasıtlı bir provokasyon gibi görünüyor. İşin içinde yolsuzlukla ilgili
menfaatler de olabilir.


Savunma Bakanlığı’nın
saçma açıklaması Türkleri daha da öfkelendiriyor. Hatta bu açıklama daha çok
Devlet Başkanı için uydurulan bir kendini aklama veya işin içinden sıyırma
girişimine benziyor.


Putin Moskova’da
Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ile acil toplantı yaptı ve 27 Şubat’taki
trajik olay ayrıntılı olarak ele alındı. Toplantının ardından Dmitri Peskov bir
ölçüde uzlaşmacı olarak tanımlanabilecek bir açıklama yaptı. Askeri ve
diplomatik görevlilerden oluşan “kurumlar arası operasyonel grup” Ankara’da
Türklerle müzakereleri sürdürüyor. Konvoy bombalanmadan önce Putin,
“operasyonel grup”, hiç olmazsa, herhangi bir ilerleme sağlayıncaya kadar bir
İdlib zirvesi düzenlemeye pek hevesli değildi, ama şimdi çatışmanın
tırmanmasını önlemek ve belki de Türk liderle dostluğa yapılan “yatırımdan” bir
şeyleri kurtarmak için 5 veya 6 Mart’ta Moskova’da Erdoğan’la görüşmeyi kabul
etti.


Fakat sorun şu ki,
Türklerin saldırısı karşısında İdlib’deki Esad ordusu birlikleri artık
dağılmaya başlamış. Türk ordusunda, Güney Kore (T-155 Fırtına) ve Almanya ile
birlikte geliştirilenler de dahil olmak üzere, farklı tipte toplam 1500’den
fazla ağır obüs bulunuyor. Bunların menzilleri 40 km’yi buluyor, hedefe isabet
oranları iyidir ve bunlardan İdlib yakınlarına çok sayıda sevk edildi. Menzili
900 km’yi bulanlar da dahil, hem Amerikan hem de lisanslı Çin yapımı çok sayıda
çeşitli füzelere de sahipler.


27 Şubat sonrasında
Türkler Suriye ordusunun mevzilerine saldırıları keskin bir şekilde
arttırdılar. Hem de füze ve topçu saldırıları esasen Türkiye topraklarından
(NATO ülkesi) gerçekleştiriliyor ki, ne hava sahasına girebiliyorsunuz ne de
ateş edebiliyorsunuz. Türklerin ateş desteği altında, Suriye muhalefetinin
(Türklerin ismini Ulusal Suriye Ordusu olarak değiştirdikleri Özgür Suriye
Ordusunun) militanları, Hayat Tahrir el-Şam (Rusya Federasyonu’nda yasaklandı)
ve daha küçük gruplardan radikal İslamcılar karşı saldırıya geçtiler. Onlar 27
Şubat’ta İdlib’in yaklaşık on kilometre uzağında M4 ve M5 karayollarının
kavşağında bulunan Serakib kentine girdiler. Daha önce Serakib 6 Şubat’ta Suriye
ordusunun birlikleri tarafından ele geçirilmiş ve bu da Esad rejiminin doğrudan
Şam’dan Halep’e yolunu açmıştı.


27 Şubat’ta Suriye
ordusunun askerleri çalışır durumdaki araçlarını ve silahlarını bırakarak panik
içinde Serakib’den kaçtılar. Sarakib kilit bir konuma sahip. Serakib olmadan
Rusya ve Suriye’nin İdlib’deki tüm operasyonu stratejik anlamını kaybeder.


“Savunma Bakanlığındaki
kaynak” 27 Şubat’ta, alışıldık şekilde, gazetecilere “Serakib’e yapılan
saldırının geri püskürtüldüğünü” açıkladı, ama kısa süre içinde bunun doğru
olmadığı anlaşıldı. Şuan Serakib’i geri almaya çalışıyorlar, ama henüz başarılı
olunmadı. Bu son derece tatsız durum, cevap olarak aynı gün içinde Türk
konvoyunu bombalama kararının alınmasının nedenlerinden biri olmuş olabilir.


Birçok Rus asker ve
diplomatları, en başından beri, Erdoğan’ı “yeniden kafalama” girişiminden iyi
bir sonuç çıkmayacağını düşünüyorlar. Putin ve Erdoğan’ın biraraya gelecekleri
ve 8 Mart öncesinde yeni ateşkesi ilan edecekleri 5-6 Mart tarihine kadar İdlib’de
silahlı çatışmalar, muhtemelen, artacaktır. En azından ateşkes başlayana kadar
olabildiğince fazla toprak ele geçirmek için. Muhtemelen, çeşitli yeni
provokasyonlar yapılacak ve ne yazık ki, Hmeymim yönetiminde ciddi personel
değişikliği konusunda hiçbir gelişme yok.


Uğruna çok sayıda
savaşta çok fazla kanın döküldüğü, şiddetle özlemi çekilen boğazlar (İstanbul
ve Çanakkale) sise karışarak kayıp giderken, Türk konvoyuna bu anlamsız ve
kışkırtıcı saldırının nasıl ve neden yapıldığını ciddi bir şekilde soruşturmak
yerine, Moskova yönetimi Rusya fobisini kaba söylemle anlatmaya devam
edecektir.


Pavel
Felgenhauer


Yazının orijinal metni için bakınız : https://novayagazeta.ru/articles/2020/02/29/84106-rossiya-i-turtsiya-vot-vot-opyat-rassoryatsya

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER