İdlib’te Türkiye’ye Rus
dayatması ve ABD tuzağı


Yazan 
Cahit Armağan Dilek
 

06
Mart 2020


Bu satırlar
yazılırken Putin-Erdoğan zirvesi henüz başlamıştı, sonucu belli değildi.
Bakmayın siz liderlerin tokalaşırken gülümsediğine, Putin’in taziye
dileklerine.


Putin 34 şehit
verdiğimiz noktada Türk askerinin olduğunun bilinmediğini söylerken bir nevi
Suriye adına konuşurken aslında saldırı anında Rus uçaklarının da havada
olduğunu onların göz önünde olduğunu da ifade etmiş oluyor.


Ayrıca Türk
tarafının ısrarla söylediği kasten vuruldu söylemini de herkesin önünde
yalanlıyor. Suriye tarafının da ciddi kaybı var diyerek Türkiye’ye fazla ileri
gittiniz uyarısı yapıyor.


Bu haliyle
Türkiye 12 gözlem noktası dışında bulunmamalıydı, hata Türkiye’nin demek
istiyor. Suçlama devam ediyor. İşte görüşme böyle bir sert karşı duruşla
başladı.


Erdoğan’ın kabulünüz
için teşekkür ederim demesi, hangi gerekçeyle olursa olsun son bir ayda 58 Türk
askerinin şehit olduğu ve arkasında Rusya’nın olduğu bilinen saldırı ve
krizi konuşmak için Rusların ayağına gidilmesi de Rus tarafının psikolojik
üstünlüğünün kabullendiğini ve müzakerelerde onların ortaya konulacak şartların
yeni mutabakata yansıyacağına işaret ediyor.


Diğer taraftan
zirveye kadar ki sahadaki gelişmeler, İdlib’te sahada oluşan fiili durum,
özellikle Rusya tarafından gelen ardarda gelen çok sert ve suçlayıcı
açıklamalar artık Soçi sürecinin sona erdiğini, İdlib’e ilişkin Soçi
mutabakatının fiilen yırtılıp atıldığına
işaret ediyor.


Muhtemelen
bugünden itibaren artık Moskova Mutabakatından bahsedeceğiz ama bu Rusya’nın
şartlarının esas olacağı bir metin olacak..


Erdoğan her ne
kadar Suriye ordusunun Türk gözlem noktalarının gerisine çekilmesini şart
koşmuş olsa da son günlerde İdlib’te havada ve karada Suriye ordusunun
yerini artık Rusların yerini aldığını görmesiyle görüşmenin hedefini kalıcı
ateşkese ulaşmak olarak açıklayarak hedef küçülttüğünü anlıyoruz.


Son 2-3 gündür
Rus yetkililer açıklamalarıyla aslında Putin’in ne diyeceğini de önceden
söylemiş oldular. Özeti; bundan sonra İdlib’teki çatışma Türk-Rus çatışması
olur.


Moskova
Mutabakatında muhtemelen mevcut kontrol edilen hatlarda (kabaca Serakib
batısından itibaren M4’ü hat olacak şekilde) bir ateşkes, Suriye ordusunun
kuşatmasındaki Türk gözlem noktalarının tahliye edilmesi, terör örgütleriyle
mücadelenin devam etmesi hususlarının yer alabileceğini öngörebiliriz.
Ama özellikle ateşkesin uzun vadeli olması
beklenmiyor.


İdlib’te artan
şehitlere karşı Türkiye’nin başlattığı harekata ilişkin paylaşılan resmi
bilgilerde 3 binden fazla Suriye askeri öldürüldü dense de Suriye tarafı sanki
bu doğru değilmiş gibi davranıyor. Ama Türk operasyonlarından zarar gören
esas aktörün İranlı Şii milisler ve Hizbullah olduğu anlaşılıyor.


Şam üzerindeki
Rusya-İran nüfuz mücadelesi ve ABD’nin İsrail’in güvenliği gerekçesiyle İran ve
gruplarına ait hedeflerin vurulması Rusya’nın İdlibte Türk operasyonlarına bir
süreliğine neden göz yumduğu, ABD’nin de neden Türkiye’yi teşvik ve tahrik
ettiğini gösteriyor. Bu haliyle İdlib’teki çatışmalar daha geniş bir
coğrafyada Türk-İran çatışmasına da dönüşebilir.


Rusya ile
mutabakat ararken aynı gün İstanbul’da ABD’lilerle İdlib konferansı düzenlemek
de ne ola ki? Rusya’ya biz ABD ile çözüm ortaklığı yapıyoruz mu demek
istiyorsunuz?


ABD’li
büyükelçilerin Hatay’da simgesel de olsa sınır geçip İdlib’e ayak basması,
orada El Kaide’nin psikolojik harekat birimi Beyaz Baretlilerle poz verip el
sıkışması ABD’nin fiilen İdlib’e el koyduklarının işareti. Putin bunu
görmedi mi sanıyorsunuz?


Bu arada
Jeffrey’nin sık sık gelmesiyle eş zamanlı Türkiye’de yeni müzakere sürecinin
hareketlendiğini, teröristbaşının yeniden sahneye sürüldüğünü de not edelim.


ABD’li
senatörlerden sonra Almanya ve Hollanda da İdlib’te uçuşa yasak ilan edilmesini
istiyorlar. Bu cephenin genişleyeceğini, şartlar olgunlaşınca da İdlib’te
güvenli bölgenin hayata geçirileceğini öngörebiliriz.
Suriye bunu egemenliğinin ihlali görüyor. Rusya da
sıcak bakmıyor. Sonuç Türk-Rus krizi, Türk-Suriye ve İran çatışması olur.


İdlib’te artık
Türkiye açıkça ABD’nin gemisinde. ABD de Esad zafer kazanmamalı, biz size
mühimmat ve istihbarat veririz diyor. Uyarıyoruz ABD’nin bu tavrı Türkiye’ye
taşeron muamelesidir. Çünkü ABD aynı muameleyi YPG’ye de yapıyor. Farkı var mı?


34 şehit
verdiğimiz gün Türkiye’nin Yunanistan sınırlarını sığınmacıların geçişine açma
kararıyla birlikte resmi rakamlarla 130 bin civarında kişinin sınıra yığılması,
bunların çok az bir kısmının Yunan tarafına fiilen geçebilmesiyle sınır
hattında kendi ellerimizle adeta sığınmacı bölgesi oluşturduk. Ülkemize yönelik
göç ve sığınmacı akınını tetiklediğimizin, ülke içinde kontrolsüz bir insan
yığınını hareketlendirdiğimizin  farkında mısınız? Bu Türkiye’nin hayrına
değil.


Dün itibariyle
bölgeye özel harekat polisinin gönderilecek olması oradaki krizi yeni bir
safhaya eviriyor. Sınır güvenliği TSK’nın işi değil mi? Hem sınıra polis göndermek
hem de kendi ellerimizle sınırlarımızda yeni güvensiz bölgeler oluşturmak neyin
aklı? Ne yaptığınızın farkında mısınız?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet