İdlib’te
Savaşırken Türk Yurtlarında Neler Oluyor ???


Yazan  Cahit
Armağan Dilek




07 Şubat 2020


Cumhurbaşkanı Erdoğan,
İdlib’te 8 şehit, 6 yaralı verdiğimiz saldırıya ilişkin olarak “askerlerimize
yapılan saldırı, Türkiye açısından Suriye’de yeni bir dönemin miladıdır”
ifadesini
kullandı.


Aslında sadece Türkiye
için değil Suriye’deki bütün aktörler için yeni bir dönemin başlangıcı olacak.
Nitekim önceki günkü yazımızda bu saldırının Suriye’de yeni bir safhanın
başlangıcı olacağını ve Suriye’deki aktörleri de saflarını yeniden belirlemeye
iteceğini söylemiştik.


Gelişmeler de bu yönde.


Erdoğan konuşmasında yeni
dönemin başlangıcı olabilecek şekilde Suriye yönetimini açıktan uyardı ve
Suriye rejiminin bu ay içinde Türk gözlem noktalarının gerisine çekilmesini
beklediklerini, aksi halde Türkiye’nin bu işi bizzat yapmak zorunda kalacağını
vurguladı.


Demek istediği Suriye
ordusunun Soçi mutabakatının imzalandığı Eylül 2018’deki pozisyonuna çekilmesi.


Bunun gerçekçi bir
talep olduğunu söylemek mümkün değil.
  Nitekim bu açıklamadan hemen
sonra Suriye ordusu dördüncü Türk gözlem noktasını da kuşattı ve TSK’nın ilave
güçler göndererek ulaşım hatlarını kontrol altına aldığı Serakib şehrini de
kuşattı. Şam yönetimi adeta Erdoğan’ın söylemlerine meydan okuyordu.


Lavrov’un da
açıklamalarından anlaşılıyor ki, Rusya İdlib’teki gelişmeleri sadece izliyor
ve bunu yaparken de Türkiye’nin tavrının yanlış olduğunu, Soçi mutabakatının
hükümlerini aşan şekilde İdlib’te konuşlanmasını artırdığını ifade
ediyor.
Yani Suriye ordusunun operasyonlarının sürmesine ses çıkarmıyor.


Burada dikkat çeken husus
Suriye ordusu ve Şii milislerinin Soçi mutabakatıyla karar altına alınan ve
tesis edilen 12 Türk gözlem noktasına yönelik saldırı yapmazken, Türkiye’nin
son günlerde İdlib’e soktuğu yeni konvoylarla oluşturulan geçici kontrol
noktalarına saldırmalarıdır. Yani Soçi mutabakatını Suriye değil Türkiye ihlal
ediyor
mesajı veriyorlar.


Ayrıca Erdoğan’ın halk
kendini temsil eden birisini seçinceye kadar oradayız
diyerek adeta Esad
baştayken çekilmeyeceğiz
mesajı veriyor ki bu hem Rus hem de Suriye
tarafınca Soçi ve Astana mutabakatlarına aykırı görülüyor. Rus onaylı Suriye
operasyonlarının bir nedeni de bu söylem.


Diğer taraftan Erdoğan,
İdlib’te asker bulundurulmasıyla ilgili olarak “bizim elimizde kapı
gibi bir Adana Mutabakatı Anlaşması var ve biz bu anlaşmanın gereği olarak
oradayız”
dedi. Suriye ise SANA ajansında yayımlanan haberde,
Erdoğan’ın doğruyu söylemediğini ve Adana mutabakatının Türkiye’ye otomatik
harekat yetkisi tanımadığı karşılığını verdi.


Gerçekten de Adana
mutabakatı karşılıklı koordinasyonu ve istihbarat paylaşımının yapılmasını
öngörüyor ve sınır ötesinde tek taraflı harekatlara izin vermiyor.


Erdoğan yönetiminin
içeride olduğu dış politikasında dini referanslara ağırlık vermesi, Türk
Milleti kavramı yerine ümmet kavramını esas alması, Filistinlilerin yaşadıkları
için uluslar arası toplumu ayağa kaldırmaya çalışması, Suriye’de çoğunluğu Arap
olan bölgeler için Menbic Menbiclilerin, Rakka Rakkalıların, İdlib
İdliblilerin, buraların sahiplerine verilmesi için mücadele ediyoruz deyip Şam
yönetimiyle savaşı göze aldığını görüyoruz.


Savaşı göze almak demek,
İdlib’te kısa süreli de olsa Suriye ile çatışmak demek Türkiye’nin ABD ve
NATO’dan destek talep etmesi demek. ABD’den gelen açıklamalar adeta
Türkiye-Suriye çatışsa da bizde bölgeye gelsek isteğini deşifre ediyor.


Hatta açıkça yol
gösteriliyor. ABD’nin PKK’ya karşı istihbarat paylaşımı mekanizmasının Kasım
209’da sona erdirildiğini önceki gün duyurması da bunun bir emaresi. ABD diyor
ki “eğer İdlib başta olmak üzere yeniden istihbarat paylaşımına başlarsa
Türkiye’ye yönelik Suriye ordusundan gelebilecek saldırıları önleyebiliriz,
ilave hava savunma sistemleri de göndeririz.”


Bu iş birliğinin sonu
İdlib M4 karayolu kuzeyinde güvenli bölge ilanı demek. Bu Rusya ile de
işbirliğinin kopması demek olabilir. Bunun böyle olacağını aslında tam bir yıl
önce 16 Şubat 2019’da bu köşede yazdık. Bir yıl sonra işte o noktadayız. ABD
planı devrede, senaryosu tıkır tıkır işliyor.


Libya’da Suriye’de bu tür
bir tavır sergileyen Erdoğan yönetiminin değişik ülkelerde kimlikleri, en
temel insan hakları ellerinden alınan, dağıtılan, ezilen Türklerin durumunu
gündeme getirmekten uzak olduğunu
görüyoruz. Örneğin Suriye’de şurası
Türkmenlerindir, Türkmenler topraklarını kontrol altına alıncaya kadar mücadele
edeceğiz denilmediğini görüyoruz.


İşte başkanlığını
yaptığım 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü 14 yıldır geleneksel hale gelmiş
ve Enstitümüzün kurucusu Prof. Ümit Özdağ’ın babası stratejist Muzaffer
Özdağ
adına düzenlediği Türk Strateji Günü‘nde bu yıl “Türk
Yurtlarında Neler Oluyor?”
başlıklı bir panel düzenliyor.


Yarın yani 08 Şubat’ta
Ankara’da yapılacak panelde Kırım, Doğu Türkistan, Doğu Türkmenleri (Irak)
ve Batı Türkmenleri (Suriye)‘deki Türklerin durumu konuşulacak,
tartışılacak.


Başkaları Atatürk,
Türk, Türk Ulusu, Türk Milleti, Türk Bayrağı, Türk Ordusu
demekten “kaçınsa”
da bizler mazisi insanlık tarihiyle başlayan, tarih boyunca medeniyet
nurları taşıyan
dünyanın neresinde olursa olsun Türk Ulusunun varlığının,
kimliğinin, haklarının takipçisi olmaya, korumaya ve gündemde tutmaya devam
edeceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet