YABANCI ORDULAR & SAVAŞ & SAVAŞ TARİHİ & TAKTİKLERİ & TEÇHİZATI & YÖNTEMLERİ

Ali Berham ŞAHBUDAK : İDLİB’DE,
AFRİN’DE EVLATLARIMIZ NEDEN ŞEHİD EDİLİYOR ???



Türk askerinin Afrin’e girdiği günlerde,
komşuma temizlik yardımına gelen Fatma (gerçek adı bende saklı), “Afrin bizim
neyimiz olur Abla?” diye sormuştu. “Afrin bizim bir şeyimiz değil, komşu ülke
Suriye’nin bir bölgesi,” dediğimde şaşırmış, kafası karışmış, “O zaman işimiz
ne orada?” demişti. Kaygısı, askerde olan oğlu içindi.


Aynı
şekilde, İdlib’in Türkiye sınırları içinde bir yer olduğunu, Türk askerinin
orada vatan toprağını savunmak için çarpışıp şehit düştüğünü sanan çok sayıda
vatandaşımız bulunduğunu söyleyecek olursam, “yok canım!” demeyin. Tahmin değil
bilgi ile konuşuyorum.


Suriye’nin kuzeyindeki Türk askerî ve
mülkî varlığının, iktidarın resmî söylemiyle “Güney sınırımızdan Türkiye’ye
gelecek terör tehdidini önlemek için” olduğu ezberi yıllardır kafalara,
bilinçlere kazınmış da olsa, normal yurdum insanının doğal tepkisi ve sorusu:
“Neden el alemin memleketine girip oralarda çocuklarımızı şehit veriyoruz?
Sınırlarımızı neden kendi topraklarımızdan koruyamıyoruz? Hele de sınırımıza,
batıdan doğuya, ta İran’a kadar güçlü bir güvenlik duvarı çekilmişken!” olur.


Gerçekten de, neden ülkemizi komşu
ülkelerin topraklarına girmeden, oralara binlerce asker, birlik, ağır silah,
tank, top, vb. sevk etmeden, toplum mühendisliği yaparak yörenin nüfus
bileşimini, etnik dokusunu değiştirip yerel yönetimi büyük ölçüde ele almadan
savunamıyoruz? ALINTI
Oya Baydar. Haber 24t


BUNDAN
SONRASINI BİZ DEVAM EDELİM!


97
YILLIK BU CUMHURİYETİ KAOSA SÜRÜKLEMEK İÇİN YILLARDIR KARNIMIZDAN KONUŞANLAR
KİM BU CUMHURİYETTE
!


Bizim
o topraklarda ne işimiz var, oralarda savaşan, yaralanan, şehit düşen
çocuklarımız ne uğruna ölüyorlar, sorusunu açık açık sormaya cesaret edebilen
sanırım bugüne kadar AKP’ye ve SARAY rejimine soran pek yok” MHP ’yönetimini ve
MHP Milletvekillerini de unutmamak gerek!


Konu netameli. Yazması, konuşması zor.
Devlet’in şahin kanadının sözcüsü Bahçelinin “Boğazlarını sıkacağız,
ümüklerin’e basacağız,
taş taş üstünde bırakmayacağız, asacağız, keseceğiz” ünlemeleri eşliğinde
sürdürülen saldırgan Suriye politikasını eleştirmeyen, yanlışlığını düşünmeyen
aklı başında kimse yok. Ancak;
bizim o topraklarda ne işimiz var, oralarda savaşan, yaralanan, şehit düşen
çocuklarımız ne uğruna ölüyorlar, sorusunu açık açık sormaya cesaret edebilen
pek yok.


Bu konuda; ama oy kaybetmemek, ama
terörist diye damgalanmamak için, ya da devletçi-milliyetçi reflekslerle, HDP
hariç bütün muhalefet partileri AKP-MHP iktidarının dümen suyundan
ayrılmıyorlar. Oysa bu soru sorulmadan, etraflıca tartışılmadan, AKP-MHP
koalisyonunun ülkemizi içerde ve dışarda çıkmaza sürükleyen çatışmacı dış
politikası açığa çıkarılmadan, toplumsal-siyasal-ekonomik, hiçbir sorunumuz
çözülemez.


Geçenlerde,
Afrin’de şehit düşen bir askerimiz konusunda TSK’dan yapılan açıklama şöyle
başlıyordu: “Suriye’nin Halep kentine bağlı, Zeytin Dalı Harekatı ile
özgürleştirilen Afrin İlçesi Kamar Üs Bölgesi’ne teröristlerce açılan ateş
sonucunda…”


Bir komşu ülkenin topraklarına girip
yerleşmiş olmanın bundan daha açık itirafı olamazdı. Suriye için Halep;
Türkiye’de İzmir, Bursa, Adana gibi kentler neyse odur. Halep’in Afrin ilçesine
girip orayı “özgürleştirmişsiniz”. Şimdi duygudaşlık (empati) yapalım; topuyla,
tüfeğiyle, askeriyle sınırlarımızdan 20-40 km. kadar içeri girmiş ve oralara
yerleşmiş herhangi bir komşu ülkeden, -Allah korusun, ağzımdan yel alsın!-
şöyle bir resmî açıklama geldiğini farz edelim: “Türkiye’nin X kentine bağlı,
bilmem ne harekâtıyla özgürleştirdiğimiz Z ilçesindeki üssümüze yapılan
saldırıda bir askerimiz şehit oldu…”


Buna dayanabilir miyiz? Senin benim
ülkemde, benim topraklarımda ne işin var, üs kurmak ne, kimi kimden
özgürleştiriyorsun, diye sormaz mıyız; sormakla kalmayıp milletçe karşı koymaz
mıyız bu duruma. X kenti ve Z ilçesi yerine, mesela Şırnak’ın Cizre ilçesini,
Ardahan’ın Şavşat ilçesini, mesela Edirne’nin Havsa ilçesini koyun ve bir
düşünün.


İDLİB’DE
ŞEHİT DÜŞMEK NE DEMEK!


Son
günlerde sürekli saldırı,

çatışma, şehit haberlerinin geldiği İdlib’e bir bakalım. Bu konuda hem bölgeyi
hem de Türkiye’nin Orta Doğu politikasını çok iyi bilen, sürekli yazıp çizen
uzmanlar varken bana söz düşmez. Ama aklıselim (sağduyu) diye de bir şey var.
İdlib; El Kaide kalıntılarının, çeşit çeşit Cihatçı artıklarının, Nusra
Cephesi’nin, Tahrir el Şam örgütünün yuvalandığı bir bölge.


Türkiye, Soçi anlaşmasıyla bölgedeki El
Nusra’cı, cihatçı, vb. terör yapılarını pasifize etmeyi, silahsızlandırmayı,
bölgede güvenliği sağlamayı taahhüd etmişti. İdlib’e bu amaçla girilmiş, orada
12 gözlem noktası, yani 12 askerî üs oluşturulmuştu. O zamandan bu zamana
taahhüt yerine getirilmediği gibi, tarafsız gözlemcilerin aktardığına göre, bu
örgütlerden kimisine müzahir de olundu, ya da din ve mezhep kardeşliğinin ikna
gücü yetmedi, görev başarılamadı.


Bu
arada
, bizimkilerinRejim Güçleri” olarak adlandırdılar,
aslında Suriye topraklarını, çeşitli adlar altındaki boy boy Cihatçılardan, El
Kaide artıklarından temizlemeye (geri almaya) çalışan Suriye Ordusu, (kimi
AKP’lilerin açıkça “Orayı ilhak ettik” dediği) İdlib’de, ne yazık ki karşısında
El Kaideci, El Nusracı, vb. terör örgütlerini değil TSK’yı buldu. Gözlem
noktalarından birine yapılan saldırı sırasında bir evladımız daha şehit oldu,
onlarca askerimiz yaralandı.


Orhan Bursalı, 1 Temmuz’da Cumhuriyet
gazetesinde yayımlanan “İdlib Vatan Toprağımız mı?” başlıklı yazısında, “Ankara
İdlib’de ne yapmayı planlıyor? diye soruyordu. Ben de soruyu şöyle tamamlamak istiyorum:
“Bir ülkenin (Suriye’nin) kendi topraklarını Cihatçı, El Kaideci ve benzeri
işgalcilerden kurtarmaya, ülke bütünlüğünü sağlamaya hakkı yok mudur?
Suriye’deki, Irak’daki varlığını terör saldırılarına karşı önlem olarak
açıklayan, terörle mücadele ettiğini, bunun bir beka sorunu olduğunu sürekli
tekrarlayan Türkiye; Suriye devletinin, terör yapılanmalarını püskürtüp kendi
topraklarını savunmasına destek olacağına, neden Suriye güçleriyle karşı
karşıya gelmektedir?


Baştan
sona yanlış Suriye politikasının maliyeti; Erdoğan
AKP’sinin, Davutoğlu’nun ideolojik rehberliğinde
şekillenen Suriye ve Ortadoğu politikasının dayandığı düşünsel temel;
şimdilerde bir hayli geriye itilen -ama yüreklerden kafalardan çıkmayan-
bölgede Osmanlı nüfuzunu yeniden kurmaktı. (Hele bir de İhvan üzerinden olursa,
tadından yenmezdi.)


İşin
diğer yüzü;
Kuzey
Suriye’de, Türkiye sınırı boyunca uzanan Rojava bölgesindeki Kürt varlığıydı.
Devlet’in kadim bölünme travması ve Kürt korkusu/düşmanlığı ile pekişen Sünnî
Türk milliyetçiliği, Suriye düğümünü çözülemez hale getirdi. AKP’nin; ilk
dönemde IŞİD dahil, El Kaideci, Nusra’cı, vb.,vb. çeşitli İslamcı gruplara,
-hadi ‘zülf -ü yar’a dokunmamak için desteği demeyelim de -hoşgörüyle
yaklaşmasının nedeni “Aman sınırımızda Kürtler olmasın da, varsın Cihatçılar
olsun
!” mantığıydı.


İflas eden ve Türkiyeyi her alanda batağa
sürükleyen Bahçeli takviyeli (hatta güdümlü) bu politikanın ülkemize,
halkımıza, hepimize maliyeti tahminlerimizin çok üstünde. Öncelikle; başka bir
ülkenin topraklarındaki çatışmalarda evlatlarımız, canlarımız gidiyor. Yok
seçimlerdi, yok ekonomik krizdi falan derken şehit ve yaralı haberleri -ne acı,
ne utanç vericidir ki- arada kaynıyor/ kaynatılıyor. O şehitler, birilerinin iktidarlarının
ve zihniyetlerinin bekası uğruna ölüyor.


İkincisi; Türkiye, dünyada saldırgan,
güvenilmez, çatışmacı, savaşçı bir imaj ediniyor. Bölgede işler karıştıkça,
Amerika-Rusya tahtaravallisinde bir o yana bir bu yana savruldukça, dış
politikayı karşısındakileri bezirgan usulü idare etme kurnazlığı sandıkça,
uzlaşma yerine güç kullanımı ve savaşı yeğledikçe bu imaj değişmiyor,
pekişiyor. Üçüncüsü; dışar’da gerginlikçi-savaşçı politikalar, içer’de
güvenlikçi- otoriter- cepheleştirici, hak ve özgürlük karşıtı yönetimi
güçlendiriyor. Demokrasinin son kırıntıları da elden gidiyor.


Dördüncüsü; savaşa harcanan milyar
dolarlar… Sınır ötesinde savaş sürdürmenin, sınır ötesine yerleşmenin,
Suriye’deki savaşın ürünü olan 5 milyona yakın mültecinin Türkiye’ye maliyeti
ne kadar? Bugün yaşadığımız ve derinleşecek olan ekonomik krizde, yıllardır
süren silahlanmanın, savaşın payı nedir? S-400’lere, F-35’lere, daha bilmem
nelere ne harcanıyor? Bu soruları soran bir muhalefet olmadıkça, savaş cephesi
köpeksiz köyde değneksiz gezerek bildiğini okuyor.


Beşincisi:
Suriye’deki çözümsüzlük, gerginlik, savaş ortamı, özellikle Kürt sorunu ve
mülteciler üzerinden toplumsal dokumuzun çözülmesine, dağılmasına, ülke
içindeki fay hatlarının derinleşmesine neden oluyor.


Muhalefet gerçekten muhalefet olacaksa,
İstanbul seçimlerindeki başarıdan sonra hayal edilmeye başlanan iktidara
gerçekten talipse, bu soruları sormak ve cesaretle cevaplandırmak zorunda. “Millî meseledir
diyerek iktidarın arkasına sıralanmakla, “Esad’la anlaşın” demekle iş bitmiyor.
Mesele; çatışmacı, savaşçı, saldırgan milliyetçi ve yayılmacı zihniyeti
sorgulamakta. Hele de kendinizi “demokrasi cephesi” gibi büyük adlara
layık görüyorsanız…


Ali Berham ŞAHBUDAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir