ÜLKELER BAZINDA ANALİZLER & ÜLKELER DOSYASI

Döne Kuvvet’in kızı Nadire, Reyhanlı Belediyesi
yakınında bir hediyelik eşya mağazasında çalışıyordu. Öğle yemeği için eve
gelmişti. O sırada evde o gün şehir dışından ziyaretlerine gelmiş diğer kızı
Kübra ve henüz 1.5 yaşındaki kızı Fatma Nur da vardı. Fatma Nur, teyzesiyle
birlikte gitmek istedi. Torunun başına kırmızı kurdelasını bağlayıp teyzesiyle
dükkana gönderen Döne Hanım, biraz sonra büyük bir gürültüyle sarsıldı.
Belediyenin yanına doğru koştu. Yer yarılmıştı. Kızını ve torununu birbirine
sarılmış olarak buldu, ceset parçalarını kendi eliyle topladı. İsyan ederken
çekilmiş o fotoğrafı Reyhanlı Katliamı’nın da sembolü oldu.

11 Mayıs 2013 günü
Reyhanlı’nın en merkezi noktalarında üç dakika arayla patlayan iki bomba yüklü
araç, Döne Hanım’ın kızı ve torunu gibi 55 insanı aramızdan aldı.

Katliamın failleri
yakalandı. Başta bir numaralı sanık Nasir Eskiocak olmak üzere, dokuz sanık
53’er kez ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırıldılar.

İddianameye göre
saldırının arkasındaki isim Suriye istihbaratı Muhaberat’ın yöneticilerinden
Ebu Firas kod adlı Anas Asalieh’di.

1 Mart 2013 günü Anas Asalieh (Ebu Firas) Hatay Yayladağ kara
hudut kapısından Türkiye’ye gelmiş, görüşmeler yapmış, 16
Nisan 2013 günü ise 
patlayıcıların illegal yollardan
Türkiye’ye getirilmesinde görevlendirilen Yusuf Nazik ve Nasir Eskiocak
Suriye’ye gitmişlerdi.

2 Mayıs 2013, katliamın
organizatörleri 
tekrar Suriye’ye giderek Beşar Esad’ın halasının oğlu, Suriye
muhaberatında çalışan Abu Hafız ile görüşmelerde bulunmuştu. Aynı günün sabahı
katliamın bir numaralı ismi Nasir Eskiocak, Kesep’teki Şebbiha komutanıyla
telefonda görüşmüş, öğleden sonra da bir kez daha Yayladağ Kara Hudut
Kapısı’ndan Suriye’ye çıkış yapmıştı.

Nasir Eskiocak 9 mayıs
günü sabah saatlerinde, Yayladağ Kara Hudut Kapısı’ndan tekrar Türkiye’ye giriş
yapmıştı ve bu kez yanında patlayıcılar da vardı.

Saldırı ile ilgili
ihbarlar gelmiş ama istihbarat-Emniyet-savcılık arasındaki koordinasyon
sorunları nedeniyle Eskiocak’ın sınırı geçmesi engellenememişti.

İzini kaybettirmeyi
başaran Eskiocak, patlayıcıları daha önce hazırlanan iki transit aracın özel
bölümlerine yüklemiş ve ihbarlarda hedefinin Ankara olduğu söylenen iki bomba
yüklü araç Reyhanlı merkezde ard arda patlatılmıştı.

O gün Reyhanlı’da 55
masum sivilin başına gelen, yedi yıldır Suriye’de her gün Suriyelilerin başına
gelenlerin bir benzeriydi.

Ama nedense 40 yıldır
ayakta kalmak için kendi vatandaşlarını topluca öldürmekten, terör örgütlerine
ev sahipliği yapmaktan, komşularını terörle tehdit etmekten imtina etmemiş bir
rejimin bunu yapabileceğine bazıları bir türlü inanmak istemedi.

Hadi 500 bin
Suriyeli’nin gözlerimizin önünde jetlerle bombalanan şehirlerde öldürülmesi
umurunda olmayanların hayallerindeki emperyalistlere karşı bağımsızlık savaşı
veren laik Esad imajını, 55 vatandaşımızın ölümü bile bozamadı.

Herkese vatanseverlik
dersi vermeye kalkanlar, bir istihbarat devletinin ülkemizde yaptığı katliama
seyirci kalmaya ya da kör testereyle kesilmiş komplo teorilerinin arkasına
saklanıp, bu gerçeği inkar etmeye devam ettiler.

Türkiye’de bir parkın
korunması için direniş başlatanlara devletin sert müdahalesine karşı sokağa çıkanlar,
haklı olarak OHAL’ın kaldırılmasını isteyenler, her türlü muhalif hareketin
kriminalize edilmesini, komplolarla karşılanmasını eleştirenler, 40 yıldır bir
ailenin diktatörlüğü altında yaşayan insanların, diğer Arap ülkelerinde
başlayan isyanlar üzerine sokağa çıkıp isyan etmesiyle empati kurmaya
çalışmadılar. Kendileri hakkında yapılmasından hoşlanmadıkları, dış güçlerin
maşaları komplo teorilerine inanmayı tercih ettiler.

15 yıldır demokratik
seçimlerle iktidarını sürdüren bir iktidarı otoriterleşmeyle suçlayanlar,
eleştirilerinde çok rahat diktatörlük kelimesine başvuranlar, komşumuzdaki 40
yıllık diktatörlüğün yanında yer almaktan çekinmediler.

Yedi yıldır yaşanan
savaşı görmeyenler, Ruslar tarafından bombalanmamış toprak parçası kalmayan bir
ülkede olan bitene ses çıkarmayanlar, rejimin askeri tesislerine düşen ilk
Amerikan bombaları üzerine, savaşa hayır pankartlarını kaldırıp, küflü
anti-emperyalist sloganları atmayı tutarsızca bulmadılar.

O yüzden muhaliflerin
yenildiği, her tarafını ayrı bir ülkenin kontrol ettiği, Rus generallerin itip
kalktığı Esad’ın sarayında huzur içinde oturduğu bir Suriye’yi konuşurken artık
sadece Suriye konuşmuyoruz.

Türkiye’de nasıl bir
dünya, gelecek tasavvur ettiğimizi, demokrasi, insan hakları, hukuk isterken ne
kadar samimi olduğumuzu, Türkiye’deki demokrasiye yönelik eleştirilerimizin
cemaatsel, mezhepsel, ideolojik ve tepkisel mi yoksa herkesi kuşatan bir ahlaki
ve siyasi zemin üzerinden mi olup olmadığını da konuşuyoruz.

Tabii ki Türkiye’nin
Suriye ile ilgili dış politikası eleştirilebilir. Türkiye’nin kurduğu
ittifaklar, destek verdiği gruplar, pozisyondaki zikzaklar üzerinden bu
eleştiriler dillendirilebilir. Açık kapı politikasının zararları, mülteci
politikası da bu eleştirilerin hedefi olabilir.

Ama bütün bunları
yaparken bir diktatörü, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren,
“dinci”lere karşı laikliği temsil eden adam gibi görmek bambaşka bir siyasi
tercihe, sadece Suriye ile ilgili değil Türkiye ile ilgili de siyasi tercihlere
tekabül ediyor.

Türkiye’de
muhaliflerin Suriye meselesinde ortaya koyduğu tavır, kalabalık muhafazakar
kitleler gözünde onlarla ilgili güven sorunlarını artırmaktan başka bir işe
yaramıyor. Türkiye’de beka kaygısı gerekçe gösterilerek yapılan hukuki ve
siyasi uygulamaları eleştirirken, Esad’ın beka kaygısıyla yaptıklarına anlayış
gösterenlerin tutarsızlığı bir tarafa yazılıyor.

Hukukun, demokrasinin,
adaletin tek bir harfinin bile olmadığı, 40 yıllık bir diktatöre söylenemeyen
sözler, Türkiye’deki demokratik yollarla seçilmiş meşru iktidarın
uygulamalarına ettikleri sözlerin değerini düşürüyor.

Belki çok da
umurlarında değil, kitleleri ikna etmek gibi bir dertleri yok. Birlikte
yaşadığımız 3.5 milyon Suriyelinin bu pozisyonlarıyla ilgili ne düşündüğünü de
belki hiç umursamıyorlar.














































Ama en azından
Reyhanlı katliamında kızını ve torununu kaybeden Döne Hanım’ın onları
dinlediğini arada hatırlamalılar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir