Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Tükenmez dergisi/Bahar 2016


MEHMET
ALİ ÇELEBİ – Diktatörlüten Demokratik Federalizme : Suriye





BM
kararıyla 27 Şubat 2016’da başlayan ateşkese rağmen Türkiye ve cihadist
grupların saldırıları sürerken Rimelen’da 12-17 Mart 2016’da yapılan
toplantılar ve 200 kişilik KURUCU MECLİSİ oturumunda Efrin, Cizire, Kobane,
Girê Spî, Şeddadê, Halep, Şehba bölgelerinden Kürt, Arap, Süryani, Asuri,
Ermeni, Türkmen ve Çeçen halklarının Rojava-Kuzey Suriye Demokratik Federal
Sistemi’ni kabul etmesi yeni bir dönüm noktası oldu. Kimlik dahi verilmeyen
halk, YPG ve YPJ şeklinde gerilla-ordulaşarak, kantonlaşarak ilerledi ve süreci
federalizme taşıdı. Paris Komünü yıldönümünde halklara armağan edilen
federasyon kazanımı birçok aktörün kan döktüğü coğrafyada büyük bedeller sonucu
gerçekleşirken Türkiye’nin de yeni bir “kırmızı çizgisi” oluştu.

Suriye’de
eylem fitili, rejimin 15 Mart 2011’de Dera’da yönetime karşı duvar yazılaması
yapan bir gence tahamül etmeyip işkence yapmasıyla tutuşmuştu. Kısa süre sonra
bölgesel ve küresel güçlerin cephane ve ateşe odun taşımasıyla “Proxy Wars”
sürecine geçilmişti. Diktatör Beşar Esad Rusya ve İran’ın üzengisi olurken;
IŞİD, Avrupalıları, ABD’lileri kesmeye başlayıp Paris ve ABD’de saldırılar
yapınca Obama ve  Fransa, birçok noktada pişman oldu. İngiltere, Türkiye,
Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelere bağlı cihadist gruplar silah ve finansal
destekli ölüm mangalarına dönüştü. Suriye ve Rojava harabeye çevrildi.
Cesetlerin Ege ve Akdeniz kıyılarına vurmadığı hafta yok gibiydi artık.
Türkiye, mülteci akınını araçsallaştırıp AB’ye karşı “Kayseri Pazarlığı” olarak
kullanırken ABD ve AB de akını durdurma karşılığında Kürtlere yönelik
katliamlara sessiz kalıyordu, I. Dünya savaşı ve II. Dünya Savaşı sürecindeki
soykırımlara destek veren Almanya vu kez Şansölye Angele Merkel eliyle kötücül
rol oynuyordu. Nazi katliamlarından kaçan 769 Yahudi mültecinin olduğu “Struma
Gemisi” nasıl ki 72 gün boyunca İstanbul Boğazı’nda beklediği halde yolcuların
çıkmasına izin vermeyen Nazi müttefiki dönemin Ankara’sı, gemiyi Karadeniz’e
gönderip batmasına ve 2’si hariç tüm yolcuların boğulmasına neden olduysa 21.
yüzyılın ilk çeyreğinde AKP ile pragmatik ittifak yapan Merkel benzer rolü
Türkiye’deki Kürtlere ve Rojava dinamiğine karşı oynuyor, Suriye’de kanı
çoğaltan sağlayan Ortadoğu ülkelerine silah satışını sürdürüyordu. İşte
Demokratik Federalizm, insanlığı tehdit eden bu gidişata son vermek için
Ortadoğu için büyük bir fırsat ortaya çıkarmıştır.


Federalizm basamakları çıkılırken:


Federalizm
hangi zeminde ortaya çıkmıştı? “yanlış hayatın doğru yaşanacağını” dayatan
paradigmaları sarsan Demokratik Federalizm, Baas rejiminden umudunu kesmeyen
bazı oluşumların itirazlarına rağmen ilan edilmiştir. Çünkü Suriye muhalefeti
diye ortaya çıkanlar, bölge ülkelerin güdümüne girip rejime benzeşince,
ayrımcılığa, sivil katliamlarına, baş kesmelere başvurunca baştan kaybetmişti.
Arkasındaki ülkeler de geri geri basmak zorunda kalmıştı. Gire Spi, Tişrin, Til
Rifat, Minih Havaalanı, Hol, Şeddade gibi yerlerin YPG’nin ana sütunu olduğu
HSD tarafından özgürleştirilmesiyle, DAİŞ ve El Nusra, Ahrar-u Şam gibi güçlerin
çıkarıldığı Arap kentlerinde de Rojava’ya güven telkin edilmesiyle federalizm
vizyonu iç savaşın 5. yılına gidilirken mayalanmıştı. Kürtler ile diğer halklar
arasında suni denge değil gerçek anlamda bir eşitlik ilişkisi kurulması
federasyon inşasına can suyu olmuştu. 2016 Şubatın son haftası MSD Eşbaşkanı
İlham Ehmed’in “Uluslararası güçlerin içinde olduğu yapılan tartışmalarda
ortaya çıkan gözlemler Suriye’nin 3 federal bölgeden oluşacak bir yapıya sahip
olması gerektiği yönde” şeklindeki açıklaması sonrası Rusya topa girmişti.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, soru üstüne “Eğer (Cenevre)
görüşmelerinin katılımcıları bu sistemin en uygunu olduğu ve bunun, Suriye’nin
toprak bütünlüğü korunmuş, laik, bağımsız ve egemen bir devlet olarak kalmasını
sağlayacağı fikrine varırlarsa, o zaman kim buna karşı çıkabilir? Başka bir
sistem seçilirse, bu sistemin Suriye’den binlerce kilometre uzaktaki bir yerden
dikte edilmediğini ve görüşmelerde üzerinde anlaşmaya varıldığını görürsek, o
zaman bu, bizim için bir mesele de olmaz”  diyecekti. (29 Şubat
1016/Sputnik ajansı)


Ardından
ABD yönetiminden yorumlar gelmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John
Kirby: “Eğer bana Kürtler için özerk bir bölge isteyip istemediğimizi
soruyorsanız bunun yanıtı hayır… Siyah beyaz kadar net bu” diye konuştu. (4
Mart 2016/aljazeera.com.tr
Derken BM Suriye Özel Temsilcisi Steffan de Mistura, Cenevre-3 ikinci raund
öncesi Al Jazeera’ya “Bütün Suriyeliler ülkenin bölünmesine karşı. Ancak
federal yapı Cenevre’de görüşülebilir” açıklaması yaptı. (10 Mart 2016)


Tabi
Şam rejimi hemen pençe göstermeye kalktı: Suriye Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Şam’da basın toplantısında federal
yönetimlerden söz etmeyi reddettiklerinin altını çizdi. (Suriye ajansı SANA/ 12
Mart 2016)


Rusya’da
ses bu kez Cenevre-3 konferansının ikinci raundunun başladığı gün Tunuslu
mevkidaşı Hamis El Cinavi’yi ağırlayan Dışişleri Bakanı Lavrov’dan çıktı:
“Suriye hükümeti ve Suriye muhalefetinin tüm grupları tarafından, ülkelerinin
gelecek yapısıyla ilgili varılacak anlaşma her ne olursa olsun, bunu
destekleriz. Bu, Suriye’nin federal yapıda mı, adem-i merkeziyetçi bir yapıda
mı ya da üniter yapıda mı olacağına Suriyelilerin karar vermesi gerektiği
anlamına geliyor.” (Sputnik ajansı/14 Mart 2016)


Tahran,
Şam, Ankara zaten kökten karşıydı kanton ve federalizme. Federalizm ilan
edildikten sonra kendileri birer federal sistem olan ABD ve Rusya’nın “körfez
ülkeleri, Türkiye kızmasın” bahsinde açıklamalar yapmaları dikkat çekti.
Örneğin Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, 17 Mart 2016’da RİA
Novosti’ye açıklamasına Kürtlerin federal sistemi sorulduğunda “Tek taraflı
kararlara varılamaz” dedi. Aynı gün ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby,
Suriye’de belli bölgelerde otonom bir yönetimi desteklemediklerini söyledi. (www.state.gov)

Kendilerinin neden 22 ülke kurduklarının izahın yapamayan Arap Birliği de
federasyona karşı çıktı. Lakin günün sonunda “De facto” olarak kabul etmek
zorunda kalacaklar. Çünkü aksi, körfezden Atlantik’e İhvan-Selefi çizgisiyle
IŞİD çizgisi hakim olursa, Rusya’nın üslerini boşaltması, ABD’nin tasa tarağı
toplaması anlamına geleceği; İsrail güvenliğinin riske gireceği, Akdeniz enerji
kaynakları üstünde söz sahibi olma hayalinin kabus olacağı kaygısı hücrelerine
sindi bir kez.


Rakka düşerse ABD ve Rusya muhtaçlığı sürer mi?


Federal
sisteme gidilirken, ABD ile Rusya, alan paylaşımı yapmıştı. Örneğin, ABD
uçakları YPG-HSD’nin Şeddade hamlesine destek verirken, Rusya uçakları HSD-YPG
güçlerinin Fırat’ın doğusundaki Ezaz, Tel Rifat, Minih bölgesindeki hamlelerine
destek veriyordu. Rojava yönetiminin Rusya’nın başkenti Moskova’da resmi
temsilcilik açması (10 Şubat 2016. İlk Temsilci Rodi Osman oldu) tartışmaları
yoğunlaştırdı. Bu da İngiltere gibi aktörlerin sızlanmalarını getirmişti.
ABD’nin YPG’yi desteklemekten vazgeçebileceği yorum ve senaryoları gündemleşti.
ABD’nin de masa altı ajandası vardı. ABD ısrarla HSD-YPG’yi önce Rakka’ya
yönlendirmek istiyordu. Musul ve Rakka düşerse ABD, artık YPG’ye muhtaç
olmayacak, Türkiye ile ilişkileri rahatlayacak hesabındaydı. TEV DEM Yürütme
Kurulu üyesi Zelal Ceger’e, kritik yerler alınırsa ABD, YPG ile kooridansyonu
sürdürür mü diye sordum… İşte Zelal Ceger’in yanıtı: “ABD YPG’den vazgeçemez.
Çünkü DAİŞ’e karşı savaşan tek güç YPG’dir. O yüzden Amerika ‘YPG olmazsa bu
DAİŞ bitmez’ diyor… Tabii ABD’den faydalanıyoruz. ABD de havadan destek
veriyorsa, Ortadoğu’ya ayak basmak istediğinden. O da destek vererek kendisini
hakim kılmak istiyor. Biz halkımızı, Suriye’yi bu DAİŞ vahşetinden korumak için
faydalanıyoruz. Bizim için önemli olan halktır. O yüzden Meclisa Suriya
Demokratik ilan ettik. Bizim dışımızdaki herkes bir devlete bağlı savaşıyor;
Türkiye, Katar, Rusya, İran, Amerika, herkes var.”


PYD
Avrupa Örgütlenme Sorumlusu Zuhad Kobani’ye de sordum: “YPG ile koordinasyon
var. Sürdürmeleri dengelere bağlıdır. Biz temel aktörüz. YPG’siz yani bizsiz
Amerika ayak basamaz Suriye’de. Amerika biliyor ki, DAİŞ’e karşı tek dayandığı
güç Rojava’dır. Onun için Amerika’nın YPG’den vazgeçme durumu kolay kolay
olmaz. Ruslar da bunu biliyor. Biz bir aktör haline dönüştüğümüz zaman Rusya
ile de ilişkileri geliştirmeye çalıştık. Rusya televizyonunda da ikisiyle de
ilişkilerimiz var demiştim. Rusya da ilişkileri dengede sürdürmeye çalışıyor.”


İngiltere
Dışişleri Bakanı Philip Hammond’un, Rusya ile YPG arasındaki koordinasyondan
kaygı duyduğu açıklaması konusunda da Kobani: “Biz onu reddediyoruz. Türkiye
baskısı altında, bizi daraltmak için söylenen şeyler. Biz geliştikçe ve
meşrulaştıkça orda onların projeleri suya düşecek. Kürtler temel güçtür.
Kürt’süz sorun çözemezler. Rusya da bize muhtaçtır. Bu Suriye’de bizim
yürüttüğümüz yaratıcı politikalara da bağlı.”


PYD,
ABD temsilcileri ile sık sık görüşüyor. Zuhad Kobani’ye, ABD’nin Rusya ile
ilişkilere mesafe koymayı gündeme getirip getirmediğini sordum: “Yok. Kendi öz
irademizle ilişkileri geliştiriyoruz. Güçlere göre kendimizi ayarlamıyoruz.”


Ya
Davutoğlu’nun kriz yaşadıkları Mart 2016’da gidip Cumhurbaşkanı Ruhani ile
Suriye-Rojava’yı görüşmesi: “Türkiye zayıf noktaya düştü. İran’ın ayağına
gitti. ‘Bak Rojava’da eğer Kürtler statü kazanırsa yarın sizin için de bizim
için de tehlikeli olur. Onun için tavır koymamız gerekir’ dediler.”


Rusya’nın taktiksel çekilişi:


Paris
Komünü’nün 145. yıldönümünde Çita çevikliğiyle Rojava komünarları federalizm
hamlesiyle tarihi sonuçlara varırken, Rusya beklenmedik bir adım atıyordu:
Taktik çekilme. ABD, İran ve Şam’ı bilgilendirdiği anlaşıldı, ancak herkes için
Putin’in çekilme kararı alması sürpriz oldu. Federasyon için toplantılar 12
Mart’ta başlamıştı, 14 Mart’ta da Cenevre-3 görüşmelerinin ikinci etabına start
verilmişti. Rusya iç savaşın tam da yıldönümünde 15 Mart’ta Suriye’deki
uçaklarının bir kısmını çekti. Putin, çözüm istediği havası vermek, kriz
içindeki ekonomiye nefes aldırmak, Ukrayna’ya biraz daha yoğunlaşmak,
Davutoğlu’nu Mart 2016’da ağırlayan İran Cumhurbaşkanı Ruhani’ye federasyonu
joker gibi göstermek, İran-Suriye güçlerine “biz Rusya gücüne hala muhtaçmışız”
dedirtmek için çekildi Rusya. Yoksa hedeflediği başarı yoktu ortada. Çünkü
cihadistler geriledi, ancak ülkede ellerinde hala çok yerler kalmıştı. Nitekim
dönüp hava harekatı desteği vererek Baas rejiminin Palmira’yı geri almasını
sağladı. (27 Mart 2016) Bölgede anlaşma olduktan sonra da nüfuzunu
sürdürebilmek, İran’ı dengelemek için Rusya, federasyonu fiilen tanımak zorunda
kalacak. Aksi üniter yapı içinde şimdi ilişkili olduğu güçler de kendisine pek
ihtiyaç duymaz. Ancak farklı etnik ve dini temeldeki yönetimler arasında,
yani-anti-üniter yapı arasında dengeleyici rol üstlenerek at koşturabilir. Batı
da Brüksel’deki IŞİD katliamı (18 Mart 2016) sonrası yeni kredi açtı.
Dolayısıyla Rusya, Cenevre-3’ten anlaşma çıksa bile Halep ve İdlib, Lazkiye
kırsalını garantiye almadan tribüne çekilmez.


ABD, Libya ve Akdenzi kıyısı:


Suriye’deki
kaosun derinleşmesinde rolü olan, cihadistleri destekleyen ülkelere net tavır
alamayan ABD’nin zorlanması da katmerleşecek. Çünkü, IŞİD zihniyeti Basra
Körfezi’nden Atlantik Okyanusu’na 22 Arap ülkesinde de zemin bulacak potanisyel
biriktirdi. IŞİD, Musul, Deyr Zor, Rakka, Cerablus, Minbiç (Mimbiç) gibi
yerlerden çıkarılırsa, sonrası için bir ABD planı yok. ABD Başkanlık seçimleri
öncesi de netleşmesi imkansıza yakın. Erdoğan’ı epey peşisıra sürdündürdükten
sonra randevu verip 50 dakika görüşen Obama (31 Mart 2016), bu plansızlık
nedeniyle hem IŞİD’in Cerablus ve Minbiç’ten çıkarılmasına engel olan Türkiye
ile hem PYD-YPG’yi idare etmeye çalıştı. Görüşme sonrası, hem Minbiç’e HSD-YPG
hamlesine havadan destek gözü kırptı, hem El Rai-Ezaz bölgesinnde bazı yerleri
IŞİD’den alması için MİT destekli gruplara hava desteği verdi. Çifte koridor
olmuş olacak böylece. Kobane-Efrin kantonları Minbiç koridoru üstünden
birleşirken, Türkiye sınırında MİT destekli grupların koridoru olmuş olacak.
Baskı artarsa IŞİD muhtemeldir ki başkenti Rakka’dan ilk alternatif Libya’ya
taşıyacak. Bu da Mısır, Tunus, Cezayir ve Fas gibi Akdeniz kıyısı ülkeleri ile
denizin karşısındaki İspanya, Portekiz, İtalya gibi AB ülkelerinin güvenliğinin
ciddi tehdit altına girmesi, insan ve petrol kaçakçılığının artması demektir.
Kürtlere mecburiyetleri katmerleşecek yani. Bu Türkiye ile yeni krizler
yaşamaları anlamına gelecek. Libya için de yeni stratejiler geliştirmek
durumundalar.


Minbiç hamlesi:


Velhasıl
Ortadoğu’nun çehresine yeni ifadeyi, Ortadoğu sosyolojisini asimilasyon
balyozuyla örselemeyi sürdürmek isteyenlere karşı devrimi inşa edenlerin
Newrozlaşan diyalektik meydan okuyuşları kazandıracak. Federasyon ilanı sonrası
diplomasi atağı ve yeni Toplumsal Sözleşme (Anayasa) hazırlığı bunun basamağı.
Diğer basamak Mimbiç Askeri Meclisi’nin oluşturulması. (2 Nisan 2016) Hemen
sonra Kobane’ye bağlı Sirrîn kasabasında Kürt, Arap, Çerkes ve Türkmenlerden 43
kişi MİNBİÇ KURUCU MECLİSİ kurulması. (5 Nisan 2016) Bir sonraki adım
YPG-HSD’nin Minbiç hamlesi olacaktır. Kobane-Efrin’e gündeyden koridor
açılacaktır yani. Kürtler her seferinde seçeneksiz olmadıklarını gösterip askeri-siyasi
santrançlarını ona göre oynadı. Yeni hamlelere hazırlık var. Baas diktasının
formalite yeni seçimine ve Cenevre-3 ikinci turuna bakan halklar resmi tarih
ezberlerinin esiri olan Ankara-Riyad-Tahran zihniyetine karşı Rojava modeli
etrafına buluşacaktır. Ateşkesin başladığı gece Gire Spi’ye IŞİD’i sızdırıp
sivil katliam yaptıranların utanç sayfalarında kimse kalmak istemez. Çok net
bir örnek daha. 9 Mart 2016’da IŞİD, Şii Türkmenlerin yoğun olduğu Kerkük’e
bağlı Tuzhurmatu’da kimyasal silah kullandı. Yüzlerce kişi etkilendi, ikisi
çocuk 3 kişi sonraki günlerde hayatını kaybetti. Her yere hançeresini
yırtarcasına laf yetiştirmeye çalışan, ekonomik, askeri hedefleri için mezhep
kartı kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu, Şii Türkmenler olunca
sessiz kaldılar. IŞİD’in Musul işgali sonrası dönemin Dışişleri Bakanı
Davutoğlu 7 Ağustos 2014’te NTV’ye mezhepçiliğini konuştururken şunları dememiş
miydi: “Telafer’de yaşanan sadece bir IŞİD-Türkmen çatışması değildir. Maalesef
Sünni Türkmenlerle Şii Türkmenler arasında fitne tohumları ki bunda Maliki
hükümetinin Şii Türkmenler üzerinden Sünni Türkmenleri baskı altına alması
çabası da var, Şii Türkmenlerin radikalleşmesi çabası da var.” Şubat ayında
gidişatı durduracağını zannederek “Ey Amerika! Size kaç kere söyledim. Siz
bizimle beraber misiniz yoksa bu terör örgütü PYD ile YPG ile mi berabersiniz?”
diyen (10 Şubat 2016/TRT Haber); sonraki günlerde YPG’nin “terör listesi”ne
alınası için kampanya yürüten, birkaç gün sonra sınır topçularına Rojava’yı
bombalatan, Obama ile görüşme sonrası Ankara’da ABD heyetiyle ile pazarlıklar
yaptıran Erdoğan gidişatı artık çeviremez. Devrimci görev, nefret ekip halklar
arası makası açanlara karşı; Ortadoğu’da yaşamın, siyasetin, sanatın, eğitimin
demokratikleşmesi için devrimci Rojava dinamiği desteklemektir.


*
Tükenmez dergisi/Bahar 2016 sayısından



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış