ÜLKELER BAZINDA ANALİZLER & ÜLKELER DOSYASI

İdlib Operasyonu :
Stratejik Mücadelede Yeni Safha

İdlib
Operasyonu’nun başlatılması gerek zamanlaması gerekse de Astana sürecinin bir
yansıması olarak önemlidir.
Türkiye
Suriye’nin kuzey bölgesi için uzun süredir beklenen hamlesini gerçekleştirdi.

Hazırlığı çok
önceden başlayan İdlib Operasyonu tıpkı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belirttiği
üzere ani bir şekilde başladı. Son altı yıldır Irak ve Suriye merkezli güvenlik
problemlerinin yanı sıra FETÖ tehdidi başta olmak üzere içeride birçok terör
saldırısına maruz kalan Türkiye dışarıda da geleneksel müttefiki ABD’nin sahte
tavırları ve politikalarına şahit oldu.

Önce Suriye’de
terör koridorunun önüne geçmek ve bölgeyi DEAŞ gibi terör unsurlarından
arındırmak için başlatılan Fırat Kalkanı Operasyonu başarıyla tamamlandı.

Güneyde el-Bab
bölgesine kadar uzanan hat temizlendi.

Suriye’de terörle
mücadele ettiğini söyleyen diğer aktörlerle mukayese edilemeyecek kadar üstün
bir performans ortaya koyan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Suriye özelinde
ciddi bir tecrübeye sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Elbette ki yeni
başlayan İdlib Operasyonu için bu tecrübeler oldukça faydalı kazanımlar
sağlayacaktır.

Bununla birlikte
muhalif unsurlar içindeki çok farklı fraksiyonların arasındaki gerilimler
önemli bir problem olarak iç savaşın başlangıcından beri devam ediyor. Türkiye
operasyona başlamadan önce bu farklılıklardan doğan itirazlar yüksek sesle dile
getirildi. Ancak İdlib bölgesindeki istikrar ve muhalefetin iddialarını devam
ettirmesinin yegane yolunun Türkiye’nin askeri varlığından geçtiği aşikar.

Zira gerek Esed
rejimi ve Rusya’nın gerekse de PYD üzerinden ABD’nin bu bölge için yaptığı
hesapların muhalefet için topyekun bir kayıp olarak belirmesi muhtemeldir.

Astana süreci ile
birlikte Rusya, Türkiye ve İran arasındaki mutabakatın açtığı yol önemli bir
kazanım sağlamaktadır. Her ne kadar Rusya veya İran ile her konuda birebir
örtüşme söz konusu olmasa da en azından asgari müşterek olan konularda
uzlaşının sağlanması Suriye’nin geleceği açısından kıymetli bir zemin
sunmaktadır.

Bu zemin baz
alınarak Rusya ve İran ile daha gerilimli konuların ortak bir çabayla çözüme
kavuşturulması belki de Suriye’nin geleceğini şekillendirecek temel taşlar
olarak karşımıza çıkacaktır.

OPERASYONUN
GÜVENLİK BOYUTU

İlk önce
belirtmemiz gerekir ki İdlib Operasyonu ile Afrin bölgesi artık TSK’nın çemberi
içine alınmıştır.

Türkiye’nin kısa ve
orta vadede temel tehdit algısı Suriye ve Irak merkezli etnik temelli
oluşumların varlığıdır. Bunun engellenmesi ancak ve ancak ciddi bir
caydırıcılık ve gerektiği anda sert güç kullanımı ile gerçekleştirilebilir.

Afrin bölgesinin
çembere alınması ve önümüzdeki süreçte buradaki PYD unsurlarının bertaraf
edilmesi Fırat’ın doğusu için ciddi bir caydırıcılık örneği teşkil edecektir.

Bu sebeple
özellikle İdlib Operasyonu’nun birkaç ayağından olması muhtemel Afrin
kıskacının son derece kesin ve net sonuçlandırılması elzemdir.

İkinci olarak
muhalif grupların girdiği angajmanlar geçmiş dönemde ciddi problemler ortaya
çıkardı.

İdlib Operasyonu
ile sahada Heyet-ü Tahrirü’ş-Şam (HTŞ) gibi unsurların bu anlamda nasıl bir yol
izleyeceğine dikkat edilmelidir.

Sahanın
provokasyonlara açık olduğu ve birçok aktörün Türkiye’nin operasyonundan son
derece rahatsız olduğu ortadadır.

Dolayısıyla nüfuz
edilmesi kolay olan diğer muhalif gruplar da bu bakımdan kontrol altında
tutulmalıdır.

Üçüncü olarak
Türkiye ile ABD arasında yaşanan gerginliklerin ajandasına bakıldığında birçok
madde mevcut. Ancak temel problemin PYD’ye verilen destek olduğu çok net bir
şekilde görülmektedir.

Türkiye’ye karşı
Almanya’nın bakış açısından doğan problemlerin benzerinin ABD örneğinde de
yaşanması oldukça rahatsız edici bir durum.

ABD’nin geleneksel
müttefiki ve bölgenin temel taşlarından biri olan Türkiye ile ilişkilerini
büyükelçi aklıyla yürütmeye kalkışması son derece sorunlu. Bu bakış açısının
daha rasyonel bir noktaya çekilmesi için İdlib Operasyonu ders verici bir
nitelik taşıyacaktır.

TÜRKİYE’NİN
ÇIKARLARI

Suriye iç savaşında
neredeyse en çok maliyet üstlenen ülke Türkiye oldu.

Mevcut duruma
bakıldığında ortaya çıkan terör tablosundan görülmektedir ki kısa vadede bu
maliyetin artması ve Türkiye’nin istikrarına kast etmesi söz konusudur. Bu
tehditlerin bertaraf edilmesi için aktif olarak sahada olmak ve sert güç
kullanmak mühim.

Türkiye’nin
çıkarları müttefikleri tarafından göz ardı edildi ve edilmeye de devam ediyor.
Söz konusu güvenlik ve Türkiye’nin istikbali olduğunda kendi göbek bağımızı
kendimiz kesmek durumundayız.

İdlib
Operasyonu’nun başlatılması gerek zamanlaması gerekse de Astana sürecinin bir
yansıması olarak önemlidir. Ancak TSK’nın tecrübe ve gücüne rağmen sahanın kirliliği
hep müteyakkız olmayı icbar etmektedir.

Dolayısıyla kış
döneminin arifesinde bir an evvel sahadaki stratejik hedeflere ulaşılması ve
istikrarın sağlanması birçok noktada Türkiye’nin elini kolaylaştıracaktır.

Türkiye’nin kendi
imkânları dâhilinde askeri kabiliyetini sergilemesi taşıma su ile hareket eden
terör örgütlerinin heveslerini kıracaktır.

Telafer’de
Nüfus Mühendisliği Tehlikesi

SETA
Strateji Araştırmacısı Veysel Kurt, olası Telafer operasyonu hakkında
değerlendirmelerde bulundu.

SETA Strateji Araştırmacısı Veysel Kurt
TRT Haber ekranlarında yayınlanan Değişen Türkiye programında, olası Telafer
operasyonu hakkında değerlendirmede bulundu. Yapılan diğer operasyonların
aksine, Telafer operasyonuna yönelik medyada bilgi akışının sağlanamadığını belirten
Kurt, çoğu zaman sosyal medyadan ve göçmenlerden edinilen bilgilerin pek iç
açıcı olmadığını, fiilen şehrin kullanılamaz halde olduğunu söyledi. Irak
ulusal ordusundan bahsetmenin mümkün olmadığını belirten Kurt, ABD’nin 2003
işgali ile bu orduyu dağıttığını, bu nedenle orduda büyük boşluk alanları
olduğunu ve bu boşluk alanlarını İran’ın da etkisiyle Haşdi Şaabi gibi mezhebi
unsurlar üzerinden örgütlenen yapıların kapattığını söyledi. Bu süreçte
görünmeyen fakat en önemli şeylerden birinin nüfus mühendisliği olduğunu
söyleyen Kurt, Suriye için de Irak için de aynı şeyin söz konusu olduğunu
belirtti.

İdlib’in
Türkiye İçin Stratejik Önemi Nedir?

SETA
Strateji Araştırmacısı Veysel Kurt, İdlib’in Türkiye için stratejik önemi
üzerine değerlendirmelerde bulundu.








































































SETA
Strateji Araştırmacısı Veysel Kurt TRT Haber ekranlarında yayınlanan Değişen
Türkiye programında, İdlib’in Türkiye için stratejik önemi üzerine
değerlendirmede bulundu. Veysel Kurt, Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin
adını koymak için sadece İdlib üzerinden beraber hareket edilmemesi
gerektiğini, bunun Halep’e, Telafer’e, Bağadat’a da yayılması gerektiğini
belirtti. İdlib meselesinin köpürtüldüğünü söyleyen Kurt, ABD’nin İdlib’e
operasyon yapabilmek için Türkiye’ye muhtaç olduğunun altını çizdi. Türkiye’nin
DEAŞ’a karşı bütün yükü üstlenmeye zorlandığını ancak Türkiyenin bunu kabul
etmediğini belirten Kurt, uluslararası basında Türkiye’nin DEAŞ’ a yardım
ettiği yaftalaması ile karşı karşıya kaldığını söyledi. Eğer Suriye’de bir
düğüm çözülecekse Türkiye, Rusya ve İran’in üzerinde varacakları ciddi bir
konsensüs ile gerçekleşebileceğini belirten Kurt, burada ABD’nin oluşmaya
başlayan iradeden rahatsız olduğunu söyledi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir