E. TÜMG.
ARMAĞAN KULOĞLU : SURİYE KONUSUNDA SAĞIRLAR DİYALOĞU




E-posta : Ömer Kuloğlu – oakuloglu@gmail.com 

Uzun süredir devam eden Suriye
krizinde gelinen noktada tarafların, gelişmeleri kendi işlerine geldiği gibi
yorumlamaları konuyu daha da belirsizleştirmektedir. Taraflar birbirlerinin
amaçlarını ve neyi ifade etmek istediklerini çok iyi anlamalarına ve birçok
konuda mutabakat içinde olmamalarına rağmen, mutabakat varmış gibi davranarak,
adeta bir sağırlar diyaloğu içinde bulunmaktadır.




ABD’nin bölgeden çekilmesinden
beklentiler, tampon bölge kavramı ve Adana Mutabakatından neyin kastedildiği
konularındaki görüş ve anlayış farklılıkları, sağırlar diyaloğu benzetmesinin birkaç örneğini teşkil etmektedir.




ABD’nin amacı;


Dört parçalı Kürdistan projesinin
orta veya uzun vadede hayatiyete geçirilmesinde, Suriye krizini fırsata
çevirerek, konunun ikinci ayağını gerçekleştirmektir.




Mevcut durumda bu ana düşünce
çerçevesinde, İsrail’in güvenliğini sağlamaya, İran’ın bölgedeki etkinliğini
kırmaya, Rusya’nın bölgede etkin bir güç olmasını önlemeye, PYD’yi koruyarak ve
desteklemeye devam ederek ondan silahlı müttefik bir güç olarak faydalanmaya ve
Türkiye’nin bölgede bir güç unsuru olmasına engel olmaya çalışmaktadır.




Rusya’nın amacı;


Bölgedeki ABD etkisini kırmak,
kendisinin bölgedeki etkinliğini pekiştirerek sadece Suriye’de değil
Ortadoğu’nun genelinde söz sahibi olmak, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak,
buradaki varlığını ve hâkimiyetini sürdürmek, bu kapsamda PYD’nin kontrolünü
ABD’nin elinden almak ve kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak, Türkiye’nin
Suriye’yi muhatap almasını sağlamak ve onu Suriye’den uzak tutmaktır.




Rusya, Türkiye’nin ABD’nin
uygulamalarından zarar gördüğü ve ona karşı olduğu için, kendi çıkarlarına
hizmet ettiği konularda Türkiye’yle işbirliği yapmakta, Türkiye’nin güvenliği
nedeniyle yaptığı operasyonlara dolaylı destek vermektedir. Ancak Türkiye’nin
İdlip konusunda taahhüt ettiği ancak kendi elinde olmayan hususları yerine
getiremediği için, gerektiğinde bunu bir koz olarak kullanabileceğini de ima
etmektedir.




Türkiye’ni amacı ise;


Kendi ülkesinin bekasını ve
güvenliğini sağlamak için, başta terör örgütleri olmak üzere tüm tehditleri
bertaraf etmektir.




İran’ın amacı da, bölgedeki Şii
etkinliğini devam ettirmek ve daha da artırmak, kendi rejimini her türlü
tehditten korumaktır.




AB ülkeleri de bölgesel
etkinlikten ve eski nüfus alanlarındaki menfaatlerinden uzak kalmama
amacındadır.




Tampon bölge


ABD’nin Suriye’den tamamen
çekilmesinin, Trump’ın ifade ettiği gibi olmayacağı, asker mevcudunda kısmi
azaltmaya gidebileceği, ancak çeşitli şekillerde bölgede kalmaya devam edeceği,
çekilenlerin de Suriye sınırına yakın yerlerde Irak’ta konuşlanacağı, PYD’nin
silahlarını almayacağı, onu korumayı ve kullanmayı sürdüreceği anlaşılmaktadır.




İleri sürdüğü 20 millik tampon
bölge düşüncesinin altında da, PYD’nin Türkiye’den korunmasının yattığı bir
gerçektir. Irak krizindeki 32. paralel kuzeyi kavramında ilan edilen uçuşa
yasak bölge, çekiç güç, bunu takiben keşif güç anlayışıyla hareket ederek,
Irak’ın kuzeyindeki yapıya benzer bir oluşumu sağlamaya çalıştığı söylenebilir.




Oluşturulacak tampon bölgede
Suriyeli Peşmerge güçlerinin veya Arap ordularının yerleştirilmek istenmesi bu
düşünceyi teyit etmektedir. Diğer taraftan
ABD yönetiminin, hem Türkiye’nin
Suriye’deki ayrılıkçı Kürtlere ( PYD/PKK) dair endişelerini gidermek, hem de
Türk güçlerini, IŞİD’le mücadele eden ABD destekli PYD/PKK’dan uzak tutmak
amacıyla, aralarında İngiltere, Fransa ve Avustralya’nın da bulunduğu
müttefiklerini Suriye’nin kuzeyinde sorumluluk almaya ikna etmeye çalıştığı da
konuşulmaktadır. 




Rusya bu tampon bölge düşüncesine
pek yanaşmamakta, ABD’nin boşalttığı sahaya Suriye Rejim güçlerinin yerleşmesi
gerektiğini ifade etmektedir.




Türkiye ise öne sürülen bu tampon
bölgede, kendi güvenliği nedeniyle, TSK’nın yer alması gerektiğini ifade
etmektedir.




Bu bölgeyi TSK kontrol etse dahi,
600 Km. uzunluğunda 32 Km. derinlikte olan bir bölgenin, diğer tarafta terör
unsuru olduğu dikkate alınarak tam olarak kontrol altında tutulmasının güçlüğü
de düşünülmelidir. PYD dışındaki güçlerin kontrol etmesi halinde ise bu kontrol
hiç olamayacak, hatta sınırımızdan 32 Km. uzakta teşkil edilecek bir Garnizon
Devlet’in güvence altına alınmasına da imkân yaratılmış olacaktır. Neticede
Tampon
bölge ile sınır, 32 kilometre ileriye alınmış, Türkiye’nin “bekasına tehdit”
olarak gördüğü PYD-YPG kontrolündeki “özerk bölge/devletçik” bu kez 32 km.
ileride oluşacaktır.




Bu konuda görüş ve anlayış farkı
açıktır. Türkiye’nin anlayışı dışında oluşacak Tampon Bölgenin bir tuzak olduğu
dikkate alınmalıdır. PYD/PKK tehdit olmaya devam ettiği sürece, böyle bir
tampon bölgenin ilave külfetten başka bir faydasının olmayacağı
değerlendirilmektedir.




Adana Mutabakatı


Rusya’nın gündeme getirdiği Adana
Mutabakatı, terörle mücadele amacıyla, Türkiye tarafından sınır ötesi
müdahaleyi de ihtiva ettiği için olumlu karşılanmıştır. Ancak bu mutabakat
Türkiye’yle Suriye’nin egemenlik hakları gözetilerek, bir diyalog içinde
olmasını gerektirmektedir. Mutabakat, gerektiğinde yapılabilecek Türkiye’nin
sınır ötesi harekâtına, ancak tedbirlerin birlikte alınması halinde imkân
tanımaktadır.




Diğer taraftan Rusya, ABD’nin
boşaltacağı bölgelerin Suriye yönetiminin kontrolüne girmesi gerektiğini
öngörmektedir.  Rusya’nın bu
öngörüsünden, Türkiye’nin Suriye yönetimini muhatap almasını kastederek açıkça
Türkiye’nin muhtemel bir operasyonuna sıcak bakmadığı da anlaşılmaktadır.




BM kararlarına göre bir ülkedeki
terör örgütleriyle mücadelede birinci görev o ülkenin hükümetine aittir.
Suriye’deki terörle mücadelede de en önemli görev Suriye hükümetine
düşmektedir. Gerek siyasi çözüm bulunması, gerek mültecilerin geri
gönderilmesi, gerekse terörle mücadele için Suriye hükümetiyle  temas
kanallarının açık tutulması gerekir.




Türkiye’nin öncelikli hedefi kendi ulusal
güvenlik çıkarlarını korumaktır. Bu amaçla terörle mücadele etmesinin
uluslararası hukukta güçlü dayanakları vardır. Adana Mutabakatının, Suriye’ye
de terörle mücadelede Türkiye’yle işbirliği yapma yükümlülüğü getirdiği dikkate
alınmalıdır.


Türkiye’ye sınırlı etkinlik tanınacak 3
kilometrelik bölgede veya Tampon bölge gerçekleşmezse Suriye’ye doğru
oluşturulacak ve güvenliği sağlanacak birkaç cep bölgesinde TOKİ evleri
inşasının, uluslararası hukuki durumunun araştırılmasında fayda görülmektedir.


Bütün
bu konular dikkate alındığında Türkiye’nin Suriye krizinde çok yönlü sorunlarla
karşı karşıya olduğu görülmektedir. Bu nedenle duygusallıktan kurtulup,
gerçekleri dikkate alarak hareket etmesi, bu kapsamda Suriye’yi doğrudan
muhatap alarak kendisine yönelik tehdidi önlemesi ve 4 milyon mülteciye
birlikte çare bulmaları daha akılcı olacaktır.




Bu
şekildeki bir yaklaşımın Rusya ve İran tarafından da hararetle destekleneceği
dikkate alındığında, ABD’nin de Türkiye’yi kaybetmemek için davranışlarına çeki
düzen vermesine imkân sağlayacaktır. İşte “kazan kazan” böyle bir şeydir.