İLETEN
: ISRATURK@yahoogroups.com


ABD Başkanı Donald Trump,
Twitter hesabından
yaptığı bir açıklamada, Suriye’deki
ABD askerlerini çekeceğini açıkladı
ve şunları söyledi; “Suriye’den
çekilme kararı sürpriz değil, Başkanlığım döneminde Suriye’de bulunmamızın tek
nedeni olan IŞİD’i yendik, eve dönme zamanı geldi”
.1




Trump, bu açıklamadan üç
gün sonra
bir tivit daha attı ve Suriye’den
çekilme konusunu
Recep Tayyip Erdoğan ile konuştuğunu açıkladı:


“Başkan Erdoğan, bana
Suriye’deki IŞİD kalıntılarını yok edeceği konusunda kuvvetli bilgi verdi.
Kendisi bunu yapabilecek bir adam. Ayrıca Türkiye Suriye’nin kapı komşusu;
askerlerimiz eve dönüyor”
dedi.2




Recep Tayyip Erdoğan,
bu paylaşımlara karşılık olarak; Trump’la 14 Aralıkta görüştüğünü, onun ‘IŞİD’i
siz temizler misiniz?’
diye sorduğunu, buna olumlu yanıt verdiğini açıkladı.




Ardından şunları söyledi:


“Suriye’de hem PKK hem
DEAŞ’ı ortadan kaldıracak bir harekat tarzı izleyeceğiz.


Donald Trump’la ticari
ilişkilerimizden Suriye’deki gelişmelere kadar birçok konuda eşgüdümümüzü
artırma noktasında mutabık kaldığımız verimli bir telefon görüşmesi
gerçekleştirdik”
.3




Erdoğan, 21 Aralık’ta Türkiye’nin 500 Büyük Hizmet
İhracatçısı Ödül Töreni’nde bir açıklama daha yaptı ve “Başından
beri, Trump’la yüz yüze ve telefonla pek çok görüşmemizde Suriye meselesinde
birçok noktada aynı fikirleri paylaştığımızı gördük. Ancak, bu görüş birliğinin
sahaya yansıması oldukça geç ve güç oldu, ama oldu”
4 dedi.




Cumhurbaşkanlığı sözcüsü
İbrahim Kalın, 24 Aralık’ta bir açıklama yaptı
ve Suriye ile ilgili olarak
bir hafta içinde ABD’li bir heyetin geleceğini
belirtti.


“İlk aşamada askerler
arasında koordinasyon olacak”
dedi.




Kalın, Erdoğan’ın
Suriye’den askerini çekmesi
için ‘Trump’a ‘direktif’
verdiğini’
ve ‘Trump’ın 2019 yılı içerisinde Türkiye’yi ziyaret
edeceğini’
söyledi.




Açıklaması şöyleydi:


“14 Aralık’taki telefon
görüşmesi tarihi bir görüşmeydi.


Sayın Cumhurbaşkanımızın
birçok kere söylediği hususun artık burada bir siyasi direktif ya da talimat
haline gelmiş olması son derece önemli. Cumhurbaşkanımız, şunu açık ve net
şekilde iletti; DEAŞ’ı yenmek bu bölgeden temizlemek için Türkiye ve ABD olarak
bizim PYD/YPG terör örgütüne ihtiyacımız yok.


Biz bunu Türkiye ve ABD
olarak yapabiliriz, bölgeyi istikrara kavuşturabiliriz”
.5




ABD ve Türkiye’de bu
açıklamalar yapılırken, konuyla ilgili bir başka açıklama İsrail’den geldi.




Netanyahu ile Trump’ın
telefonda görüştüğü
ve ABD’nin Suriye’den
çekilme kararının ele alındığı
belirtildi.




İsrail, asker çekme
kararına fazla bir tepki vermedi.


Oysa, İsrail’e sormadan
çekilmek diye bir şey olamayacağı bilinen bir gerçekti
yani İsrail ‘çekilme’
olayına onay veriyordu.6




Netanyahu, görüşmeden
sonra yaptığı açıklamada
şunları söyledi:


“İran’ın Suriye’deki
yerleşme çabalarına karşı operasyonlarımızı çok sert bir şekilde sürdüreceğiz,
çalışma hızımızı düşürmeyeceğiz.


Tam tersi daha da
güçlendirerek artıracağız”
.7




Söylenenler ne anlama
geliyor?


Neler oluyor?


Ne olacak?




Gerçeği çarpıtarak siyasi yarar
sağlamada ustalaşmış yandaş medyanın söylediği gibi; Türkiye, ABD’ye
dediğini yaptırıp prestij mi kazanmıştı?


Suriye sorununu çözecek
tek güç haline mi gelmişti?


Ya da sonu çıkmaz olan
bir batağa mı gidiyordu?




Gerçek neydi?




Açıklanmayan anlaşmaların,
gizli pazarlıkların bilinmezlikleri içinde, olaylara doğru tanı nasıl
konulacaktı?


Yanılmayı en aza indirecek
tutum ve davranış ne olmalıydı?




Gerçeği görmek için, yine
nesnelliğe dayanan yorum yeteneği ve yaşanmışlıkları değerlendirme becerisinin
devreye girmesi gerekiyor.




ABD’nin Suriye’de yaklaşık
2 bin askeri bulunuyor.


Bu, Irak’taki asker
sayısından daha az.


Afganistan’da 12 bin
askeri var.


Buralardan asker çekmiyor,
Suriye’den çekiyor.


Neden?




Önemli olan, bir alayı
geçmeyen asker sayısıyla ABD’in çekilme söylemi mi, yoksa Türkiye’nin Suriye
bataklığına asker göndermesi mi?




Yanıt verilmesi gereken ana
sorun bu.




Soruya yanıt vermek için
biraz geriye gitmek, yapılan açıklamalara, çizilen yeni haritalara ve
gerçekleştirilen eylemlere bakmak gerek
iyor.


Yanıt bu bakış içinde
bulunacaktır.




Suriye ve Ortadoğu, ABD ve
Rusya için önemlidir.


Ortadoğu’nun petrol ve
doğalgazına bağımlı olan Avrupa Birliği ve Çin içinde önemlidir.




O nedenle Suriye’deki
çatışmayı, bloklar arası çatışma olarak görmek gerekir.


Ortadoğu’daki egemenlik
yarışı, kalıcı bir çatışmayı barındırmaktadır.




Suriye, tarihte olduğu
gibi bugün de ve Anadolu’yla birlikte; Doğu-Batı arasındaki “altın köprü”dür.


Amerikalılar bu nedenle, “Suriye’yi
kontrol eden Ortadoğu’yu kontrol eder. Ortadoğu’yu kontrol eden Rusya’nın ve
İpek Yolu üzerinden Çin’in anahtarını elinde tutar” 
diyor.8




ABD eski Başkanı Bill
Clinton
1999 Ekim ve Kasım’ında
yaptığı iki ayrı konuşmada, “Türkiye modelinin, hem İslam dünyası, hem
Ortadoğu, hem de Batı dünyası için çok büyük etkileri olacaktır. 21. Yüzyıl
büyük ölçüde, Türkiye’nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı
olarak şekillenecektir”
dedi.9




Bu açıklamadan yaklaşık
bir buçuk yıl sonra 2001 Martı’nda; ABD Dışişleri Bakanlığı, Merkezi Haber
Alma Örgütü
(CIA) ve ABD Ulusal İstihbarat Konseyi (NIC), Türkiye’nin
önemini vurgulayan bir rapor hazırladı.




Raporda, Türkiye’deki gelişmelerin
Türkiye’yle sınırlı kalmayacağı ve dün-yanın tümünü etkileyeceği belirtilerek
şöyle söyleniyordu:


“Türkiye’deki her gelişme,
global oluşumları dolaysız olarak etkileyecektir.


2015 yılına kadar,
Türkiye’nin iç istikrarı ve jeopolitik konumuyla ilgili gelişmeler; Ortadoğu,
Batı dünyası ve Amerikan menfaatleri üzerinde büyük etkiler yapacaktır”
.10




Saptamada üç yıllık bir
gecikme var.


Türkiye’nin ‘iç
istikrarı ve jeopolitik konumuyla ilgili gelişmeler’
, 2015’te değil 2018’de
oluyor.


Peki bu nasıl oluyor?


Amerikalılılar, başkanları
dahil ne demek istiyor?




Yeni yüzyıla girerken, Türkiye’nin
önünde iki yol
bulunuyordu.


TSK’da Kemalist bir uyanış
ortaya çıkmış
hızla yayılıyordu.


Türkiye bu yolu yani Kemalizmi seçip,
ezilen uluslara yeniden örnek
olabilirdi.


Batılılar bu olasılığa ‘Bağdat
Yolu’
adını takmıştı.




İkinci yol, Türkiye’de
Batı’ya bağımlılığının artması
ve ABD’nin Ortadoğu’daki taşeronluğunu
yapması
ydı.


Sahip olduğu tek ‘marka’
olan ordusunu emperyalizme kullandırmasıydı.


Buna da ‘Barselona
Yolu’
diyorlardı.




Türkiye, bu yolu seçerse
Ortadoğu’da dengeleri değiştirecek, bununla da dünya siyasetine yön verecekti.


Clinton ve üçlü ABD raporu
bunu söylüyordu..




ABD, 1998 yılında ‘Yeni
Bir Yüzyıl İçin Amerikan Ulusal Stratejisi’
ni yayınladı.




Burada, Birleşik Devletlerin,
‘nükleer füzyon ve elektrikle işleyen arabalar petrolü tahtından indirene
kadar stratejik önemini koruyacak olan Ortadoğu’ya kesin olarak gereksinimi
vardır’
deniyor; 2050 yılına dek buradan çekilinmeyeceği açıklanıyordu.




21. Yüzyıla yönelik Amerikan
politikasının temelinde; yine Türkiye, Balkanlar ve Ortadoğu’nun bulunuyordu.




‘Yeni Bir Yüzyıl İçin
Amerikan Ulusal Stratejisi’
nde, Ortadoğu ve
Türkiye’yle ilgili belirlemeler
özet olarak şöyleydi:


“İki yüz milyon varillik
petrol rezerviyle Hazar Denizi Bölgesi, (Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan,
Kafkasya, İran, Kuzey Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu) dünyanın gelecekteki
artan enerji talebini karşılamada önemli bir rol oynamaya adaydır.


Bu gelişmeyi aklımızda
tutarken; küresel petrol pazarının hala bağımlı olduğu ve petrol rezervlerinin
çoğunluğunu içinde barındıran Ortadoğu’nun önemi bizim için uzun dönemlidir; bu
gerçeği inkar edemeyiz.


Kendi petrol kaynaklarımız
tükeneceğinden, buradaki petrol kaynaklarına olan erişim bağımlılığımız,
giderek artan bir öneme sahip olacaktır.


Bu önemli kaynağa ulaşmak,
Birleşik Devletler’in yaşamsal çıkarlarından biridir…


Türkiye, ABD’nin
çabalarına verdiği destekle; Bosna’da, NIS’de (yeni ülkeler), İran ve Irak
dahil olmak üzere Ortadoğu’da istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmuştur.


Dünyanın en hassas
bölgelerinden biri olan Ortadoğu’daki stratejik amaçlarımıza Türkiye’nin
verdiği destek, gerçekten çok büyük önem taşımaktadır…


Biz Ortadoğu’da, barış
için risk alacaklarla beraber kararlı olmaya, barışı yok edeceklere karşı
durmaya ve istikrarlı liderliğimizi sürdürerek, barışın yararlarını insanların
görmesini sağlamaya devam edeceğiz…”
11




ABD Başkan Yardımcısı
Dick Cheney, 24 Ocak 2004’te Davos’ta,
Büyük Ortadoğu Reform Projesi
dedikleri, ‘Büyük Ortadoğu Projesin’ni açıkladı.




‘Projeye’ göre; Ortadoğu’da Suudi
Arabistan, Suriye, Irak’ın bir bölümü
ve Lübnan’ı içine alan ve ‘Haşimi
Krallığı’
adı verilen yeni bir ‘krallık’ kurulacak, Sünni
Ortadoğu Arapları bu devlet içinde toplanacak
tır…




’Irak Kürdistanı’nda (Kuzey Irak) ilk aşamada etnik
türdeşliğe sahip bir ‘Kürt devleti yaratılacak’, bu devletin sınırları
daha sonra ‘Suriye ve İran’ın içlerine dek’ uzanacaktır.




İsrail, ‘olması gereken
sınırlara dek genişleyecek’
, yeni sınırlar içinde kalan Araplar,
kurallara uymak koşuluyla yerlerinde kalabilecek
ya da ‘Haşimi
Krallığı’na giderek onun vatandaşı olabileceklerdir’
.




İsrail’in bugünkü
sınırları içinde yaşayan ve ‘uzun süreden beri yerleşik olan’ Araplar,
İsrail’de kalabilecekler ya da ‘Arap göçmenler (Filistinliler)
gibi Haşimi Krallığı’na gideceklerdir.12




BOP, tümü Müslüman olan;
Moritanya, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, İsrail, Ürdün, Suudi
Arabistan, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar, Kuveyt,
Irak, Suriye, Lübnan, Türkiye, İran, Afganistan, Pakistan’dan oluşan 22 ülkeyi
kapsıyordu
ve 17 milyon
kilometrekarelik bir coğrafyayı kapsıyordu.
13




Türkiye, bu projenin ‘eşbaşkanlığını’
üstlenmişi.




Ralph Peters, sıradan bir Amerikalı değildir.


ABD hükümetlerine
danışmanlık yapan, Pentagon’un resmi yayın organı Armed Forces Journal’da
araştırmaları yayınlanan, American Enterprise lnstitute üyesi emekli bir subay
dır.




‘Türkler bize ihanet
etti…


Kürtler bize sadık…


Ortadoğu’da bir Kürt
devleti kurulmalıdır’
14 diyen Ralph Peters,


Armed Forces Journal’da
Ortadoğu’yu 22 yeni devlete bölen ünlü haritayı yayınlıyor
ve ‘Kanlı Sınırlar’
başlıklı bir yazı kaleme alarak, kurulacak Kürt devletinin niteliği
konusunda
şunları söylüyordu:


“Kurulacak bağımsız Kürt
devleti; Suriye, Irak, İran ve Türkiye’den toprak almalıdır.


Bu devlet Bulgaristan’dan
Japonya’ya kadar uzanan bölgede en Amerikan yanlısı ülke olacaktır”
.15




2004’te, NATO Genel
Sekreter Yardımcısı Jamie Shea,
29 Haziran 2004’te:


“Türkiye için merkez üssü
kavramını tercih ediyorum.


Türkiye, bölünmüşlük ifade
eden duvarların sınırında bir ülke değil, köprülerin inşa edildiği yerde
bulunuyor.


NATO’nun (ABD’nin diye okuyunuz y.n.), dünyanın
gerisiyle kurmak istediği köprüleri, Türkiye’siz kurması mümkün değildir”
.16




George W.Bush’un
danışmanı, ünlü stratejist James Blackwel ABD Senato’da BOP ile ilgili yaptığı
konuşmada, Ortadoğu ülkelerini Güliver
(büyükler)
ve Liluputlar (cüceler) benzetmeleriyle ikiye ayırıyor ve şunları
söylüyor:


“Baylar, Büyük Ortadoğu
Projesi’ni size hepimizin bildiği bir masaldan esinlenerek anlatacağım.


Ortadoğu Güliver ve
Liluput ülkelerden oluşmaktadır.


Liluput ülkeleri; korku ve
endişe içindeki Katar, Küveyt, Bahreyn, BAE ile arzu ve ümit sahibi Suudi
Arabistan, Libya, Fas, Tunus, Cezayir olarak ikiye ayrılır.


Ortadoğu’daki Güliver
ülkeler ise; İsrail, Türkiye, Mısır, Suriye, İran ve Irak’tır.


Birleşik Devletler’in
menfaatı için bölgede tek bir Güliver bırakılmalı, o da İsrail olmalıdır.


Mevcut diğer beş Güliver
ülkesi etnik ve dini temelde bölünmeli ve ana gövdeleri ikinci gurup ülkeler,
parçaları ilk grup ülkeler haline getirilmelidir”
.17




ABD, 2004 yılında
Türkiye’den
şunları istemişti:


“Trabzon ve Samsun
limanlarının deniz üssü haline getirilmesi; ABD gemilerinin Boğazlar’dan
bildirimsiz geçiş hakkı; İskenderun Körfezi’nde bir deniz üssü ya da İskenderun
limanının bir bölümünün ABD’ye verilmesi; Urla ya da Mordogan’da
(İzmir) tesis adıyla, uçak
gemilerinin yanaşabileceği deniz üssü kurulması Trakya’da yeni bir üs;
Mardin-Batman-Silopi üçgeninde 18 bin asker bulundurma ve bu askerlerin Türkiye
dışındaki operasyonlara bildirimsiz gidip gelme hakkı; İncirliğin
genişletilmesi ya da Batman Havaalanı’nın üs yapılması; Sabiha Gökçen Havaalanı’nı
kullanma hakkı.”
18




Lyndon LaRouche, siyasi ve
ekonomik yorumlarıyla,
yalnızca Amerika’da
değil, birçok Batılı ülkede ilgi gören ve kendisine ‘ekonomist olan bir
düşünür’
denilen etkili bir siyaset adamıdır.




Amerikan politikasında
kırk yıldır, üst düzeyde yer alan etkili bir kişidir.


Seçilemese de 2004 yılında
Demokrat Parti’den Başkan adayı olmuştur.


ABD’yi ve dünyaya
politikasına hakimdir.


Açıklamaları ciddiye
alınır.




2002 Yılında yaptığı bir
röportajda
ABD-Türkiye ilişkileri
ile ilgili şunları söylemiştir:


“Türkiye’ye yönelik ütopik
Anglo-Amerikan stratejisi, Türkiye’nin stratejik potansiyelini, onun bir ulus
olarak dağılma sürecinde sonuna dek kullanmaktadır.


Türkiye, Afrika ve Asya
kavşağının, Akdeniz’i ve Hint Okyanusu’nu bağlayan Ortadoğu’nun Kuzey
unsurudur.


Genelde Asya’ya, Mısır
kanalıyla da Afrika’ya önemli bağlantılar sağlamaktadır.


Temiz su kaynaklarına
sahiptir.


Türk işgücü, koşullar
yerine getirilirse iyi bir potansiyele sahiptir.


Türkiye bu olanaklarıyla
kullanılmak istenmektedir.


Buna iki örnek Suriye ve
Irak’a karşı ve Transkafkasya kanalıyla Türkiye’yi Orta Asya’ya karşı kullanma
isteğidir.


İsrail, bugünkü
politikalarını sürdürmesi sonucunda nasıl yok olacaksa, Türkiye de,
Transkafkasya ve Orta Asya’ya yönelik askeri operasyonlarda, üzerine görevler
yüklenilmesi sürecinde parçalanacaktır..


Örneğin İran’a karşı bir
hareket, Türkiye’nin şimdiki biçimiyle bilinen bir millet olarak son nefesi
olacaktır”
.19 

Okuyucu, ABD’nin
Suriye’den asker çekme açıklamasının ne anlama geldiğine,
yukarda verilen
bilgileri değerlendirerek karar vermelidir.


Lyndon LaRouche’un 16 yıl
önce yaptığı yorumu dikkatlice düşünmelidir.




DİPNOTLAR


1     
     
https://www.cnnturk.com/dunya/trump-suriyeden-cikma-karari-surpriz-degil


2     
      http://www.hurriyet.com.tr/amp/dunya/son-dakika-trumptan-bir-erdogan-mesaji-daha-41061414


3     
      https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46669324


4     
      https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46669324


5     
      http://www.hurriyet.com.tr/amp/gundem/son-dakika-cumhurbaskanligi-sozcusu-kalin-trump-2019-yili-icerisinde-turkiyeye-gelecek-41062336


6     
      https://tr.sputniknews..com/ceyda_karan_eksen/201812211036753302-abd-suriye-cekilme-trump-mattis-ypg-turkiye-rusya/


7     
      https://m.yeniakit.com.tr/haber/netanyahu-ile-trump-abdnin-suriyeden-cekilme-kararini-gorustu-571148.html


8     
      ”Suriye Üzerindeki Gizli Saçma Suudi-ABD Anlaşması: Petrol
Doğalgaz Boru Hattı savaşı” medyadafakat.net


9     
      Kendine Rağmen Dünya Devleti Olmak” Sedat Ergin, Hürriyet
05.10.1999 ve “Clinton’u Nasıl Okumalı”, Ali Sirmen, 11.11.1999, Cum.


10     
   “ABD: Batı’nın Geleceği Türkiye’nin Elinde” Hürriyet, 07.03.2001


11     
   “ABD’nin Yeni Bir Yüzyıl İçin Ulusal Güvenlik Stratejisi” Belgesi,
Mayıs 1997, sf. 30, 36, 43 ve 44


12     
   “Büyük Ortadoğu Projesi” K.Evcioğlu, 2.Bas., Umay Yay.,
İzmir-2005, sf.115


13     
   The Modern Tribun, The Winds of War: Democratizing The Middle
East, Woodward, sf.83; ak; a.g.e.142


14     
   “Çuvaldaki Müttefik” Ahmet Erimhan, Birharf Yay., İst., 2004,
sf.216 ve Aydınlık 11.08..2002


15     
   “Parçalama Planı”, Cumhuriyet 07.07.2006


16     
   “Türkiye Merkez Üs” Nilgün Cerrahoğlu, a.g.g. 30.06.2004


17     
    httb: // www.İnternetajans
. com/default.asp NİD


18     
   “Bush Bütün Türkiye’yi İstiyor” a.g.g. 24.06.2004


19     
   “11 Eylül Hükümet Darbesidir” Lyndon LaRouche, Söyleşi,Taha Özhan,
Türkiye ve Dünyada, Haziran 2002, sf. 12


LİNK : http://kuramsalaktarim.blogspot.com/2018/12/abd-suriyeden-cekiliyor-mu-turkiyeyi.html?m=1