Hepimiz birer zehir hafiyeye dönüştük. Cemal
Kaşıkçı olayının en ince ayrıntılarına dair en akla gelmez sorular soruyoruz.
Sonra da bunları kendi çapımızda cevaplıyoruz. Aslında biraz da komik duruma
düşüyoruz. Muhtemelen olayı ince ayrıntılarıyla bilen birileri varsa bizim bu
karmaşa içindeki anlama gayretimizi bilgiç bir keyifle izliyor ve zaman zaman
da gülmekten kendini alamıyordur. Ama bu zaten böyle olur. Gizem insanları
peşinden sürükler. Her türlü ayrıntı merak konusu olur. Önemli zannedilir.


Halbuki bu tür durumlarda daha başarılı olan
yöntem bir adım geri atıp bize sunulana
değil sunulmayana
odaklanmaktır.
Gösterilene değil gösterilmeyene bakmaktır. Geneli görmektir. Böyle durumlarda
sahnenin ardını okumaya çalışın. Ne kadar ayrıntıda kaybolursanız gerçekten o
kadar uzaklaşırsınız. Zaten sahnedeki tüm ayrıntılar ve tüm renkler tam da bu
yüzden sahneye sürülür.


Bu olay tabii ki çok ciddi istihbarat
faaliyetlerinin ürünü. Ancak benim gördüğüm kadarıyla mesele sadece bir
istihbarat olayı olmanın ötesine geçti bile. Daha siyasal ve stratejik bir konu
haline geldi. Ne oldu? Nasıl oldu? Bilmem.




Yakında göreceğiz. Yine gösterildiği kadarıyla… Ancak artık ne oluyor ve ne
olacak konusunda akıl yürütebiliriz. Mesela görüşmeler başladı. Ortak çalışma
grubu oluşturuldu. Uluslararası topluma açıkça söyleyecek sözü olmayan Suud
muhtemelen bu çalışma grubunda daha açık sözlü hale gelebilir. İşbirliği
hususunda daha istekli olacaktır.


Çünkü Türkiye
Suud’u burnundan yakaladı. Şimdi istediği yere çekiyor. Çok başarılı bir
iletişim stratejisi izliyor. Bu strateji önce olayın akışını kontrol altına
aldı. Amerika ve Suud’u baskıladı.

Uluslararası basını ele geçirdi.
Söylemi kurdu
.


Vahşetin kendisini olmasa da boyutlarını
gösterdi. Washington Post başta
olmak üzere neredeyse tüm Amerikan basını buradan beslendi. Her şey teker teker
ve sırasıyla haber oldu. Önce kayıp haberi. Ardından Kaşıkçı’nın konsolosluğa
girerken çekilmiş fotoğrafı. Ardından Suudlu 15 adamın Türkiye’ye giriş
görüntüleri. Hikâye adım adım örüldü.


Şimdi de ses kaydı olduğuna dair sızıntı var.
Kayıt kendi sızar mı bilmem ama kaydın var olduğu haberinin bilinçli bir
nedenle sızdırıldığını tahmin edebiliyorum.


Bunlar belli bir stratejik iletişim aklının
ürünü. Her adımda Suud biraz daha sıkışıyor. Tüm bunlara rağmen basit bir inkâr
söyleminden başka bir şey geliştirebilmiş değil. Şimdi ortak çalışma grubu
kuruldu. Dediğim gibi artık istihbarat bölümü büyük oranda son buldu. Bundan
böyle siyasi kısmı devreye girdi. Sert görüşmeler olacağı kesin. Türkiye hızlı
ve kesin bir çözüm isteyecektir.


Suudlar ise zaman kazanmanın derdinde. Ancak
kazanacakları zamanla ne yapacaklarını da çok bilmiyorlar. Çaresizlikten zamana
oynayacaklardır. Öte taraftan takvimi de Türkiye kontrol ediyor. Yeni bilgi ve
belgelerin ne zaman sızacağı ve nereye kadar gideceğini hep Ankara belirleyecek. Suudların her yanlış
adımında yeni bir sansasyonel belgeyle karşılaşabiliriz.


Şimdi Prens
kafasını taştan taşa vuruyordur. “Ne yaptım ben” diye. Tamam
Machiavelli sana “öldür” dedi. Ama bunu böyle ulu orta yap demedi.
“Bir aslan kadar güçlü bir tilki kadar kurnaz ol” dedi. Halbuki sen
ne aslansın ne de tilki.