LİNK
:
http://www.turkererturk.com.tr/?p=3618


Trump
yönetimi zor durumda. Zira; “boşa
koyuyorlar dolmuyor, doluya koyuyorlar almıyor”.
ABD, gerçekten iki arada bir
derede kalmış durumda. Rejiminin her türlü kötü siciline, tüm dünyada bu rejime
karşı yükselen tepkiye ve son olarak Cemal
Kaşıkçı
’ya karşı işlenen hunharca cinayete rağmen; ABD küresel ve Ortadoğu’ya ilişkin bölgesel
çıkarları gereğince, Suudi
Arabistan
’ı desteklemekten vazgeçemiyor.


Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesinin hiçbir özel anlamı
yok! Suudi Arabistan
muhaberatı (istihbarat örgütü), Cemal
Kaşıkçı
’nın ortadan kaldırılması işinin, gönüllü olarak
sürgünde yaşadığı Amerika
yerine, ilişkileri nedeniyle sık sık geldiği Türkiye’de yapılmasının daha kolay olacağını değerlendirdi.
Suudi Arabistan’ı
fiili olarak yöneten 33 yaşındaki Veliaht
Prens
Muhammed bin
Salman
, acımasız bir despot. Muhalif olan gazetecileri, iş
adamlarını ve hatta kraliyet ailesinin prenslerini tutuklatıyor, ölüm emri
veriyor ve ortadan kaldırıyor.


Başbakanı Bile Sorguladılar,
Cemal Kim ki!


Suudi Arabistan’da her şeyin kaderi, 33 yaşındaki Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın iki dudağı
arasında. Daha geçen sene ülkesini ziyarete gelen Lübnan Başbakanı Hariri’yi
alıkoydu, sorguladı, kısmi şiddeti de içeren baskı yaptı, istifa ettirdi ama
tüm dünyada yükselen tepki ve ABD’nin
araya girmesiyle, 17 gün sonra serbest bırakarak ülkesine gönderdi. Lübnan’a dönen Hariri ise tekrar görevine
başladı.


Demem
o ki; Cemal Kaşıkçı kim
ki! Muhammed bin Salman
bir başka ülkenin başbakanına dahi aynı şeyleri yapmaya kalkıyor! Bu
pervasızlığın nedeni; kendi ülkesi içinde kendisini kontrol edecek ve
dengeleyecek hiçbir demokratik mekanizmanın olmaması, daha da önemlisi en büyük
küresel güç olan ABD’yi
arkasında hissetmesi ve Trump
yönetimi ile çok sıkı ve samimi ilişkiler içinde olmasıdır.


Bu Bir Tesadüf Değil!


Muhammed bin Salman’ın etkili muhalifi olan Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan muhaberatı
tarafından hunharca katledilmesi işi 2 Ekim 2018 tarihinde gerçekleşiyor. 3
Ekim 2018’de ise ABD Başkanı
Trump
bir konuşması sırasında; “ABD’nin desteği olmadan Suudi Arabistan Kralı’nın koltuğunda iki
hafta bile kalamayacağını”
söylüyor. Yani Trump, Suudi Arabistan’a ve Muhammed bin Salman’a mesaj
veriyor; “durumdan haberimiz var”
diye.


Buna
sadece bir tesadüf diyorsanız, size katılamam. Bana sorarsanız; Amerikan istihbaratı 2
Ekim’de, Suudi Arabistan’ın
İstanbul Konsolosluğu’nda
gerçekleştirilen cinayeti tespit etti ve Başkan Trump’a
rapor etti. Çünkü biliyoruz ki; ABD
istihbaratı dost veya düşman olsun, küresel olarak önemli olan her yeri
dinliyor ve gözetliyor. Almanya Başbakanı
Merkel
’i dinleyen, NATO üyelerini
gözetleyen ABD, Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluğu’nu
dinlemez mi?


Cumhurbaşkanı Başdanışmanı
Durumu Özetlemiş


Kimse
bu olayın bu kadar büyüyeceğini ve kontrolden çıkacağını tahmin etmedi. Olayın
büyümesinin nedeni ise hunharca bu cinayetin işlendiği ülke olan Türkiye’nin topa girmesiydi.
Esasında; Türkiye’yi
yöneten iktidar topa çok yumuşak girdi ve hala bu yumuşaklığını ve esnekliğini
muhafaza ediyor. İktidarın amacı çok açık; bu olayı ABD ile ilişkileri düzeltmek
ve iflas durumuna gelen ekonomiyi rahatlatmak için Suudi Arabistan’dan yüklü
miktarda para almak.


Bu
gerçeği en yalın biçimi ile Cumhurbaşkanı
Başdanışmanı İlnur Çevik
“Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı olayı nedeniyle zor durumda olduğunu,
Türkiye’nin ise Cemal Kaşıkçı vakasını deşmeyip, Suudi Arabistan Kralı Salman’a
yardımcı olduğunu”
söyleyerek durumu açıklamış.


Türkiye Ne Yapmalıydı?


Halbuki
Kaşıkçı’nın
ülkemizde katledilmesi, hafife alınabilecek ve “vakayı deşmemeyi” düşünme
gafletinde bulunulabilecek bir olay değildir. Türkiye bunları derhal yapmalıydı, hala da
yapmalıdır:


1.    
Suudi
Arabistan
konsolosluk personelinin tümünü istenmeyen adam
(persona non grata) ilan etmeliydi.


2.    
Türkiye, Riyad Büyükelçisini geriye
çağırmalı ve şimdilik diplomatik temsil seviyesini düşürmeliydi.


3.    
Konuyu görüşmek üzere, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini
toplantıya çağırmalıydı.


Evet,
Suudi Arabistan ABD
için şimdilik vazgeçilmez ve Ortadoğu’da,
Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Körfez’de ve İran’a karşı mücadelede,
ambargoda, yaptırımlarda, hatta savaşta Suudi
Arabistan
’a ve onun despot ve çağdışı yönetimine çıkarları
açısından çok ihtiyaç duyuyor.


Günah Keçisine İhtiyaç Var


ABD’nin, tek kutuplu dünya düzenini sonsuza kadar
sürdürmek, dünyanın siyasi, ekonomik ve askeri ağırlık merkezinin doğuya yani Asya-Pasifik Bölgesi’ne doğru
kayışını durdurmak için sürdürdüğü küresel savaşın finansmanında bile Suudi Arabistan’ın parasına
çok ihtiyacı var. Cemal
Kaşıkçı
cinayeti nedeniyle Suudi Arabistan’a kuvvetli reaksiyon gösterse ve
yaptırım uygulasa; petrol fiyatları uçar ve İran’a karşı uyguladığı yaptırımlar çöker. Yani; “Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen
bıyık”
misali, ABD
çok zor durumda! Bu nedenle Washington’dan
Riyad’a ve Ankara’ya yönelik telefonlar
susmuyor. ABD Dişişleri Bakanı Mike
Pompeo, olayı
asgari zararla çözmek ve kapatmak için mekik diplomasisi yapıyor.


Suudi Arabistan’ın suçu kabul etmesinin ve “bu iş kazayla oldu”
demesinin eli kulağında. Ama Trump
yönetimi de Amerika’da zor
durumda. Senato ve Temsilciler Meclisi, ABD derin devleti ve medya, Suudi Arabistan’a karşı
tedbir alınmasını ve cezalandırılmasını istiyor. Trump’ın damadı ve danışmanı Yahudi Kushner ve İsrail ise Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın
zarar görmesini istemiyor. Sonuç olarak; bu olayın üstü kapatılacak ve soğumaya
bırakılacak ama suçu üzerine yıkacakları bir günah keçisine ihtiyaç var.


Türker Ertürk