RAHİM ER : Karanlık bir cinayet
17 Haziran 2021 günü İzmir’in Konak ilçesinde bulunan HDP il binasında saat 11.05’te çok dikkat çekici ve çok çağrışım yapan bir cinayet işlendi. Vakada 1 vatandaşımız hayatından oldu. Menfur cinayette suçüstü yakalanan saldırgan Onur Gencer 27, maktule Deniz Poyraz ise 38 yaşındadır. Geçici taşıma ruhsatlı tabancasıyla söz konusu suçu irtikâp ettiği bilinen Onur Gencer, bir işçi ailesinin çocuğudur, askere gitmemiştir, bekârdır. Bir süre Menbiç’te sağlık çalışanı olarak görev yaptıktan sonra 2021 yılı Nisan ayında âmirine istifa dilekçesini yollamış ve bir daha da işe uğramamıştır. Beyanına bakılırsa herhangi bir parti, dernek, sendika vs.’ye üye değildir. İfadesine nazaran “terör örgütü PKK’dan nefret ettiği için bu cinayeti işlemiştir”. Sosyal medyada silahlı fotoğrafları ve eliyle gösterdiği bozkurt işaretleri yayınlandıktan sonra saldırıyı gerçekleştirmiş. İfadesine göre kata girdiğinde 1 kişi bulduğu için onu katletmiştir. Daha fazla insan olsa onları da öldürecekmiş. Nitekim cinayetten sonra pencereden sokağa rastgele ateş açtığı da iddia edilmektedir. Saldırgan, cinayetten hemen sonra saklandığı çatı katında polis tarafından yakalanmıştır. Hadise mahalli, 7 katlı bir binanın ikinci katıdır. HDP İzmir İl Teşkilatı, bu binanın ikinci katında bulunmaktadır. Binada 32 iş yeri vardır. Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz, adı geçen partinin İzmir İl Binası’nda çaycı olarak istihdam olunmaktadır. Saldırının yaşandığı gün hasta olduğu için kızı Deniz Poyraz, kendisi yerine 1 günlüğüne çalışmak üzere buraya gelmiştir. Sorular vardır: -7 Katlı ve 32 iş yerinin bulunduğu, dahası; üzerinde çok konuşulan bir partinin ilçe biriminin yer aldığı bir binanın girişinde güvenlik olmaz mı? Varsa şüpheli yoklamadan nasıl geçer? Güvenlik yoksa açıklaması nedir? -HDP hakkında kapatma dâvâsı açılmasının haftasında böyle bir saldırı ve cinayetin olması tesadüf müdür? -Cinayetin, A Takımı T.C. devlet adamı ve memurlarının Libya çıkarması, Biden-Erdoğan Zirvesi, Erdoğan-Miçotakis yakınlaşması, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un İslamiyet’le alâkalı söylediği nefret söylemlerinden teville özür dilemesi, Kanada’da yolda yürüyen Müslüman bir aileye saldırılıp katledilmeleri ve Şuşa Beyannamesi’nin ardından işlenmesi tesadüf müdür? -Cinayetin Cumhur İttifakı’nın iki kanadının da Yeni Anayasa ile ilgili hazırlığın sonuna gelmiş olduğu günlere denk gelmesi dikkate alınmalı mıdır? -Cinayetin Türkiye, Covid salgınında çok hızlı bir atağa kalkmışken işlenmesi için ne denir? -Şüpheli saldırgan da itiraf ediyor ki herhangi bir derneğe üye değildir. Buna rağmen bozkurt işaretiyle Ülkücüleri şaibe altına sokma fikri kimindir? -Maktulenin vücudunda bulunan kurşunlar saldırganın üzerinde bulunan bulundurma ruhsatlı silahtan mı çıkmıştır? -Saldırgan, bu bulundurma ruhsatıyla tabanca sahibi olması için ne gibi haklı gerekçe göstermiştir? Ne zaman ruhsat almıştır? 4 bin küsur lira ruhsat harcını nasıl temin etmiştir? -Fehime Poyraz, vaka günü işe gelmesini engelleyen nasıl bir hastalığa yakalanmıştı? Deniz Poyraz, bir işte çalışıyor muydu? Çalışıyorsa kendi iş yerinden hangi mazeretle izin almıştı? -Maktule Deniz Poyraz ile şüphelinin, herhangi bir zamanda herhangi bir yerde görüşmüşlükleri var mıdır? Cinayet politik olmayabilir mi? -Saldırgan, Menbiç’te yani Suriye’nin kuzeyinde ne kadar çalışmıştır? Burada kimlerle teması olmuştur? Sağlık Bakanlığında ne kadar süre istihdam edilmiştir? İstifa ettikten bu yana 3 aya yakındır ne iş yapmış, ne ile geçinmiştir? Banka hesabı ne göstermektedir? -Saldırgan, son 5 yıl içinde telefon değiştirmiş midir? Sosyal medyada kimlerle yazışmıştır? Yabancı konsolosluk ve elçiliklere girip çıkmışlığı olmuş mudur? Yabancı istihbarat unsurlarıyla görüşmüşlüğü var mıdır? -Vaka üzerine bazı kanal ve muhalif medya, belki polisten bile evvel saldırgan hakkındaki malumatı nasıl bulmuş, bu cinayetin işleneceği nasıl bilinmiştir? Çağrışımlara gelince: Benzerlik olarak değil ama vaka olarak Sabancı Cinayeti, Danıştay Saldırısı gibi birçok cinayet akla gelmektedir. Bu olay, daha ziyade bir iç harp çıkarma, ülkede kardeş kavgası başlatma, kalkınma yolumuzu kesme tezgâhı intibaı vermektedir. Cinayetin göründüğü kadar sade olması uzak ihtimaldir. Kimsenin kimseyi cezalandırmaya hakkı yoktur. Kimse, vaziyetten vazife çıkararak kendini hâkim ve mahkeme yerine koyamaz. Keza bir kimse, bir başkasının suçuyla itham edilemez. Suçlar şahsîdir. Maktule ve annesinin, terör örgütü bir tarafa dünya görüşü olarak belki çalıştıkları iş yeri ile alakaları yoktu. Bu defa “faili belli” bir cinayet var ama hukuki tabirle azmettiren yani tetiği çektiren kim? Bunu polis, istihbarat ve yargı tespit edecektir. Zamana ihtiyaç var. Lâkin; zaman, çok geçmemeli. Zira gecikmiş adalet makbul değildir.