Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Korkunç iftira :
Türkiye Gazetesi yazarı, Atatürk’ün ‘ajan’ olduğunu yazdı


Türkiye, TBMM’nin kuruluşunun 100. yılını kutlamaya
hazırlanırken, iktidara yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi yazarı Prof.Dr.
Ekrem Buğra Ekinci, bugünkü yazısında Atatürk’e yönelik skandal ifadeler
kullandı.


20 Nisan 2020


Türk milleti,
Gazi unvanına sahip TBMM’nin 100. kuruluş yıl dönümünü kutlamaya hazırlanırken,
AKP’ye yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi’nde Atatürk’e iftiraların yer
aldığı skandal bir yazı yayınlandı.


Prof. Dr.
Ekrem Buğra Ekinci’nin “Ankara Meclisi 100 yaşında” başlıklı
yazısında Atatürk’e yönelik, “Padişah’a ihanet etti… İngilizlerle
işbirliği yaptı… Tevkif edilmekten korktu… Sivil darbe yaptı… Yandaşları
dışında kimseyi seçtirmedi…” gibi ifadeleri kullandı.


Ekinci,
Atatürk’ün İngilizlerle planlı bir işbirliği içinde olduğunu ve onların
desteğini alarak yaveri olduğu padişahın “ipini çektiğini” yazdı.


Kurtuluş
Savaşı’nı veren Gazi Meclis’in kuruluş sürecini “sivil darbe” olarak
nitelendiren Ekinci, Atatürk’ün Meclis’in yetkilerini kullanmasına izin vermeyen
bir diktatör olduğunu da ima etti.


Ekinci’nin
yazısı şu şekilde:


 Alternatif
hükûmet


1918, Osmanlı
Devleti’nin felâket yılıdır. Ordu mağlup olmuş; İstanbul fiilen işgal
edilmiştir. İttihatçıların ekseriyette olduğu meclis feshedildi. Kendilerinden hesap
sorulacağından korkan komitacı liderler yurt dışına kaçarken, geride
kalanlara iktidar mücadelesini sürdürme talimatı verdi. Bunlar, mukavemet
perdesi altında mücadeleye girişti.


Bu arada
Karadeniz mıntıkasında çetelerin Rumlara baskı yaptığı haberi geldi.
Bu, müttefikleri tahrik edip, işgali genişletebilirdi. Bundan korkan
İstanbul, bu hareketi kontrol altına alıp, sulh müzakerelerinde elinde
bir koz tutmayı düşündü.


Bunun
için Anadolu’ya gönderilmek üzere seçilen kişi, padişahın
yaverlerinden, yani askerî müşavirlerinden Mustafa Kemal Paşa’dır. İttihatçı
maziden gelen Paşa, popülaritesi ve Enver Paşa’ya
muhalefeti sebebiyle müttefiklerin de kabul edebileceği bir isimdi.


Ama
işler, İstanbul’un arzusu gibi gitmedi. Paşa, sivil ve askerî
mukavemet hareketini arkasına alarak Sivas’ta Heyet-i Temsiliye
adıyla alternatif bir hükûmet kurdu. Ayrıca seçimlerin
yenilenmesi kararı çıktı.


Heyet-i
Temsiliye, içten içe seçime karşıydı. Zira yeni meclis toplanınca,
işi bitecekti. Bu sebeple Paşa, meclisin İstanbul’da değil, demir yolunun
geçtiği merkezî bir şehir olan Ankara’da -kendi kontrolünde- toplanmasını
istedi; muvaffak olamayınca, başka bir yol izledi.


Planlı bir
oyun


1919’da
yapılan seçimlerde, Ankara’daki yeni hareket, kendi yandaşları
dışında kimsenin seçime katılmasına izin vermedi. İki kişi dışında,
seçilen 140 mebusun hepsi Ankara’nın adamıydı. Kemal Paşa, seçildi; ama
tevkiften korktuğu için gitmedi. Mebusların 1/3’i Meclis’e katılmadı.


12 Ocak
1920’de İstanbul’da toplanan Meclis-i Meb’usan, mübalağalı bir sulh
manifestosu Misak-ı Millî’yi kabul edince, 16 Mart’ta İngilizler Meclis’i
dağıtarak Ankara’nın önünü açtı.


İşi,
Ankara’dan gönderilen Rauf Bey (Orbay) yürütmüştür. Nitekim
hatıralarında, canını ortaya koyarak İngilizleri tahrik edip meclisi basmaya ikna
ettiğini; bunu önceden Paşa ile kararlaştırdıklarını anlatır.


Mebusların
ileri gelen birkaçı İngilizlerce Malta’ya sürülmüş; bir kısmı Ankara’ya
kaçmıştır. Ankara’nın istediği de budur. Böylece Ankara, mukavemetin merkezi;
Mustafa Kemal de münakaşasız lideri hâline gelmiştir.


İşleri
meşveret iledir


Yeni meclis,
23 Nisan 1920’de, Ulus’taki İttihat ve Terakki Lokali olan
Ankara taşından 2 katlı yeni ve abidevi bir binada 115 kişiyle toplandı.
Ankara’yı işgal eden Fransızlar, kışla olarak kullandığı bu binayı boşalttı.
Çatı kiremitleri evlerin damlarından, milletvekili sıraları Ankara Muallim
Mektebi’nden, mobilyalar resmî dairelerden, gaz lambaları kahvehanelerden
getirildi.


Meclis’in
açılışı cuma gününe getirildi. Açılmadan evvel, Hacıbayram Câmii’nde
namaz kılınıp, dua edildi. Adaklar kesildi, Buhârîler okundu. Meclis salonunun
duvarında, “Onların işi meşveret iledir” mealindeki âyet-i kerime
asıldı. Bunlar, Osmanlı Devleti’nde bile rastlanmayan gösterilerdi.


Bir
yandan padişaha hürmetkâr; ama İstanbul hükûmetlerini ağır
itham eden bir politika takip edilmiş; Anadolu vilâyetleri, yavaş
yavaş güzellikle veya zorla Ankara’ya bağlanmıştır.


Meclis
Hükûmeti


Meclis’in reisliğine Mustafa
Kemal Paşa getirildi. İlk konuşmasında, padişahı övdü ve kendilerinin
onun itaatkâr kulları olduğunu beyan etti: “İnşallah padişah-ı âlempenah
efendimiz hazretlerinin sıhhat ve âfiyetle ve her türlü kuyûdât-ı ecnebiyyeden
âzâde [ecnebi baskısından kurtulmuş] olarak taht-ı hümâyunlarında dâim
kalmasını eltâf-ı ilahîden tazarru eylerim [Allah’tan dilerim].”


Meclis, İstanbul’dakinin
devamı gibi davranıyordu. Nitekim ilk olarak, Meclis-i Meb’usan’ın
tamamlayamadığı ağnam vergisi ile alâkalı teklifi görüşmeye açmıştır.
Böylece Meclis’e bir meşruluk temeli bulunmuş; hareketin isyan
olmadığına dair imaj verilmiştir.


Bununla
beraber memleketteki bütün icraatın yegâne mercii olarak meclis
gösterildi ki, bu, Ali Şükrü Bey’in tabiriyle, bir ihtilal meclisidir.
Hatta Hasan Basri Çantay, Ağustos 1920’de meclis kürsüsünden halifeyi
tanımadığını açıkça söyleyebilmiştir.


Meclis, 1921
tarihli Teşkilat-ı Esasiyye Kanunu ile yasama, yürütme ve yargı
gücünü elinde tuttuğunu deklare etti. Bunda bulunmayan hükümler için,
Osmanlı Kanun-ı Esasî’si tatbik olunuyordu.


Meclis
Hükûmeti adı verilen bu sistemde, parlamento güçlüdür; Meclis çatısı
altında faaliyet gösteren bir heyet, kabine gibi icra işlerini
yürütür. Ayrıca başbakan ve cumhurbaşkanı yoktur. Zira Rousseau’nun
tesirindeki Kemal Paşa, kuvvetler ayrılığına şiddetle karşıdır.


Neo-İttihatçılık?


Meclise
evvela Millet Meclisi deniyordu. Sonradan Meclis-i Meb’usan’a
ilaveten, “genişletilmiş meclis” manasına Büyük Millet Meclisi; 1921’de
Türkiye kelimesi eklenerek Türkiye Büyük Millet Meclisi dendi.


Mensuplarına
artık mebus değil, milletvekili deniyordu. Bunları müdafaa-i
hukuk cemiyeti direktifiyle, -halk değil- vilayet, sancak, belediye meclisi ve
ikinci seçmenler seçmiştir.


Meclisin
yekûnu 437’dir. 66 sancaktan peyderpey 349 kişi ve dağıtılan İstanbul
meclisi âzâlarından 82’si Ankara’ya geldi. 1922’de Malta’dan dönen 14 eski
İstanbul meclisi âzâsı da
katıldı. Gelmeyen veya gelemeyenler 30 kişidir.


Meclis’te,
sonradan Sovyetlere verilen Batum temsilcileri bile vardır Bugün kaza
olan Biga, Doğubayezid, Ergani, Gelibolu, Genç, Oltu ve Şebinkarahisar, o
zaman sancak olduğu için milletvekili göndermiştir.


Milletvekilleri, memur (%36), serbest (%34), asker (%15), ulema (%9)
olmak üzere çeşitli meslek ve sosyal sınıflara mensuptur. %42’si yüksek
tahsillidir. %60’ı ecnebi lisan bilmektedir. %42’si 35-40
yaş arasındadır. Sarıklı, fesli, kalpaklı, poşulu
hâlleriyle mütecanis gözükmeyen milletvekillerinin zihniyetleri
aslında birbirine yakındı.


İktidarı 10
sene elinde tutan İttihat ve Terakki Fırkası, taşrada teşkilatlanma imkânı
bulmuştu ve güçlüydü. Bu sebeple milletvekillerinin büyük ekseriyeti ya bizzat
İttihatçı, ya da sempatizan idi. Ankara Hareketi, bir
manada Yeni-İttihatçı bir hareket olarak görülmüştür. İstanbul’un
Ankara’ya karşı temkinli duruşunun ve halk isyanlarının bir sebebi de
budur.


Nüfusun hâlâ
mühim bir kısmını teşkil ettiği hâlde, bir tane
bile gayrimüslim milletvekili yoktur. Bu da
Meclis’in demokratikliğine gölge düşüren başka bir husustur.


Kız gibi
meclis…


1921’de askerî
vaziyet kritikleşince, Meclis’in salâhiyetleri başkumandan sıfatıyla
Kemal Paşa’ya devredilmiş; 1922’deki 3. uzatmadan sonra bu salâhiyeti geri
almak isteyen Meclis’e meydan okuyarak devletin fiilî hâkimi hâline
gelmiştir.


Duvardan “Onların
işleri meşveret iledir” âyeti indirilip, yerine “Hâkimiyet
milletindir” yazısı asılmıştır. Böylece vatanı düşmandan, padişahı da
esaretten kurtarmak üzere açılan Ankara Meclisi, 2 sene sonra 1 Kasım
1922’de padişahın da ipini çekmiş; sivil bir darbe ile
rejimi tamamen değiştirmiştir.


İlk Meclis’te
siyasî partiler mevcut değildir. Meclis’te sonradan Halk
Partisi adını alacak olan Birinci Grup hâkimdir.
Karşısında İkinci Grup diye bilinen sert bir muhalefet vardır.
Bunlar, tutucu kişiler değildir. Bilakis şahıs diktatoryasına
karşı, demokrat ve liberaldir.


Ateşli
muhaliflerden Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey, hususi
muhafız Topal Osman tarafından katledilmiştir. Bu cinayet, ilk
Meclis’in şerefine gölge düşürmüştür.


Birinci Grup
bazen öyle sıkıştırılmıştır ki, Gazi, 28 Haziran 1923’te Meclis’i
dağıtıp kendi tabiriyle “Kız gibi bir meclis” kurarak, tamamı kendi
taraftarlarından teşekkül eden yeni bir Meclis kurdu. Lozan’ı bu
Meclis’e kabul ettirebilmiştir. Ertesi sene yeni binasına taşınan ve Büyük
Önder’in talimatları istikametinde inkılâpları yapacak olan Meclis, artık
budur…”


DÜRRİZADE’Yİ
HATIRLATTI


Şeyhülislam
Dürrizade Abdullah Efendi de, 11 Nisan 1920’de, TBMM’nin açılış arifesinde
yayımladığı fetvada tıpkı Ekinci gibi Atatürk’ü “halifeyi tanımamakla” suçlamış
ve böyle hedef göstermişti:


“Dünya
düzeninin nedeni olan İslâm Halifesi (Yüce Allah, onun hilâfetini kıyamet
gününe kadar sürdürsün) Hazretlerinin yönetimi altında bulunan İslâm
beldelerinde bazı kötü kişiler, aralarında birleşip ve kendilerine başkanlar
seçerek Padişah’ın bağlı uyruklarını hileler ve yalanlar ile kandırmaya ve
yoldan çıkarmaya, Padişah’ın yüksek emirleri olmadan halktan asker toplamaya
kalkışıp, görünüşte askeri besleme ve donatma bahanesiyle ve gerçekte mal
toplama sevdasıyla kutsal şeriat ve Padişah’ın emirlerine aykırı olarak
birtakım salma ve vergiler kesip, çeşitli baskı ve işkencelerle halkın
mallarını ve eşyalarını yağmalamak ve bu yoldan Allah’ın kullarına
zulmetmeye ve suçlar işlemeye, memleketin bazı köyleri ve bölgelerine hücum ile
kırıp döküp, yerle bir etmek, Padişah’ın bağlı uyruklarından nice günahsız
kimseleri öldürdükleri ve masum kanlarını döktükleri, müminlerin Emiri olan
Padişah emrinde bulunan bazı dîni, askeri ve mülkî memurları kendi başlarına
görevden alma ve kendi kötülük arkadaşlarını tayin, hilâfet merkezi ile
memleketin ulaştırma ve haberleşme yollarını kesmek, devletçe gönderilen
emirlerin yapılmasını yasaklamak, hükümet merkezini diğer bölgelerden
ayırmak suretiyle halifelik otoritesini kırmak ve zayıflatmak amacıyla yüksek
halifelik makamına ihanet suretiyle Padişaha başkaldırmakla, Devlet-i Âliye’nin
düzenlerini, memleketin âsayişini bozmak için yalanlar yaymak ile halkı
kışkırtmaya ve kargaşalığa gayret etmekte oldukları açıklanmış ve
gerçekleşmiş  olan adı geçen başkanları ile yardakçıları ve onlara
bağlı olan kimseler eşkıya düzeyinde bulunup, dağılmaları hakkında gönderilmiş
bulunan yüksek emirlerden sonra hâlâ inat ve bozgunculuklarında direnirlerse,
adı geçen kimselerin kötülüklerinden ülkeyi temizlemek ve zararlarından halkı
kurtarmak gerekli olup, ’Fe-katilü elleti tebga hatta tefaa ile
emerillah’ Kuran ayeti  gereğince katledilmeleri ve gerekirse kitle
halinde öldürülmeleri yasal  ve zorunlu olur mu? Sorusunun yanıtı: Gerçeği
Allah bilir ki, olur! …Bu suretle halifenin askerlerinden olup da eşkıyaları
katledenler gazi ve eşkıyalar tarafından katlolunanlar şehit ve günahlarının
bağışlanması için Hz. Peygamberin aracılığına nail olurlar mı? Sorusunun
yanıtı: Gerçeği Allah bilir ki, olur!”


İSMAİL
SAYMAZ’DAN SERT TEPKİ


Söz konusu
yazıya gazeteci İsmail Saymaz’dan sert tepki geldi. Yeniçağ’ın haberini
paylaşan Saymaz mesajında ‘Şu çağda saltanatçı olduklarını ifade edemedikleri
için İttihatçılara ve Kemal’cilere saldırarak, kin kusuyorlar. Utanmasalar,
“Biz sömürge olmayı sindirirdik. Yeter ki bir sultanımız ve bir halifemiz
olsaydı” diyecekler.’ ifadelerini kullandı.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış