Petrol Fırtınası

Petrol 19. Yüzyılın sonu ile 20. Yüzyılın başında var olmuş bir
olaydır. Petrol, insan hayatının her safhasında ve derecesinde etkisini, hem de
ezici surette koymuş bir hammaddedir.  1880’den bu yana bu madde
etrafından cereyan eden mücadeleler ve savaşlar bunun en bariz göstergesidir.

“26 Cemaziye’l-Evvel(Mayıs) 1908
tarihinde İran’da patlak veren ihtilalin sebebi nedir? Bir Rus Albayı nasıl
olup da, emrine askerlik öğretilsin diye teslim edilmiş olan İranlı askerleri
İran halkının üzerine sevk edebiliyor?”
[5]

El cevap : O dönemde(20 yy.) asrın en
kıymetli hammaddesi olan petrolsebebiyle. Petrol dünyanın en rakipsiz  ve
en kudretli hammaddesi haline getirildikten sonra, yeryüzüne çıkarıldığı her
yerde ihtilaller, çatışmalar, hükümet darbeleri birbirlerini kovalamış, petrole
sahip memleketlerin halkları hiçbir zaman rahat yüzü görmemiştir.

İngiltere’nin 20 yüzyıldaki önemli siyaset adamı Churcill, 1936
yılında, Avam Kamarası’nda petrol ve İngiltere’nin menfaatleri üzerine müzakere
edilirken, petrolün önemini çok net bir şekilde ifade ediyordu: “Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir.”

Ve yine 1. Dünya Savaşında Fransa’yı ve müttefiklerini zafere
ulaştırmakta büyük hizmetleri geçmiş olan Clemanceau Amerika reis-i cumhuru Mr.
Wilson’a gönderdiği bir telgrafta  aynen şunları yazıyordu : “Eğer müttefikler harbi kazanmak istiyorlarsa; Fransa’nın kan’a
muhtaç olduğu kadar petrole de muhtaç olduğunu bilmelidirler.”

Raif Karadağ Petrol Fırtınası kitabında petrolün dünya siyasetine hakim
olduğunu, bu hakimiyet için nasıl bir acımasız ve çetin mücadeleler verildiğini
daha detaylı ve çarpıcı bir şekilde anlatmaktadır. Özellikle de petrol
tröstlerinin dünya siyasetini nasıl şekillendirdiği ve görünmez darbelerle ne
tür sahneler kurdukları, bu sahnelerde hangi senaryoları nasıl oynattıkları
dikkat çekicidir. Bu senaryolar ve oyunlardan en dikkat çekici olanı ise
“Amerika Reis-i Cumhurunun” öldürülmesidir.

“1920 yılında Amerika’da
iktidarda olan parti Cumhuriyetçi partidir. İktidar partisinin reis-i cumhuru,
Amerika siyasetini gayet iyi bilen Mr. Harding’tir. Cumhuriyetçi Parti’nin
seçim masraflarının tamamını Rockfeller’in kurduğu Standard Oil karşılamıştır.
Bu bakımdan Standard Oil Amerika iç ve dış siyasetinde büyük nüfuza sahiptir.
1920’lerde bu şirket Amerika iç ve dış siyasetinin tamamını elinde
bulundurmuştur. Bu noktada seçimlerde Standard Oil’in desteklediği Cumhuriyetçi
Parti adayı Dr. Harding, reis-i cumhur olur olmaz, ilk iş olarak bu tröstün
idarecilerinden ve tröst içinde geniş bir nüfuza sahip olan Mr. Hugheus’u
Hariciye vekaleti müsteşarlığına getirdi. Bu tayin ile Standard Oil, bilfiil
Amerika Birleşik Devletleri’ni Beyaz Saray değil, Standard Oil umumi merkezi
Empire Bulding’te oturanların idare ettiğini söylemek, zannederiz ki büyük bir
mübalağa değildir.”
[6]

Bu fotoğraf göstermektedir ki, Standard Oil istediği ve
desteklediği adayın kazanmasında bariz bir şekilde rol oynamıştır. Buna paralel
olarak iç ve dış siyasetin şekillendiği en stratejik konumlara şirket
politikalarını bilen ve hatta kendi adamlarını yerleştirmekte muvaffak
olmuştur. Ancak bu fotoğrafın bir de devamı var.

Standard Oil, reis-i cumhur Harding’in yaşadığı 1923 yılına kadar
Amerika Birleşik Devlet’lerinde hakim-i mutlak olmuştur.  Mr. Harding de
bu tröstün bir icracısı ve ‘Emret Komutanım’ vasıtası olmuştur. Birinci Dünya
Savaşına Almanya tarafından adeta çekilmeye zorlanan ve meşhur Monroe
doktirinini terkeden Amerika, dünya siyasetinde tesirli bir güç ve kudretli bir
devlet olmak istiyordu. Ancak Standard Oil’in, kendi menfaatleri etrafında
yaptığı müdahaleler ile bunda başarılı olamıyordu. Bu müdahaleler, Amerikan dış
siyasetinin zayıflamasına ve hedeflerinden uzaklaşmasına, dolayısıyla Mr.
Harding’in harcanmasına yol açıyordu. Bu çerçevede Cumhuriyetçi Parti zaafa
uğruyor ve Harding her geçen gün prestij kaybediyordu. Nihayet öyle bir an
geldi ki Harding, Standard Oil’un müdahalelerine rest çekti ve sırtını bu dev
tröste çevirdi. Ve bu andan itibaren ABD başkanı kendi kaderini kendisi tayin
etmiş oldu.

Standard Oil,
büyük masraflarla iktidara getirdiği bir zatın birdenbire sırt çevirmesine ve
dünya siyasetindeki mevkinden uzaklaştırılmasına göz yummak niyetinde değildi…

Standard Oil,reis-i cumhura karşı mücadelesini sert fakat gizli
bir şekilde yürüttü. Bu mücadele kısa zamanda tesirini gösterdi. Harding sanki
her taraftan çembere alınmıştı. Etrafında itimat ettiği, güvenilir kimseler her
geçen gün azalıyor ve kendi tabiriyle “etrafını ihanet şebekesi” sarıyordu.

Harding sonunda bir müddet Washington’u terk etmeye, ihanet
şebekesinden kurtulmak istermişçesine kimseye haber vermeden uzaklaşmaya karar
verdi. Birkaç yakını haricinde kimsenin haberi yoktu. Bu birkaç yakından bir
tanesi Ayan azası Daughery idi. Harding’in Standard Oil’un icracılarından biri
olan bu zatın bizzat yanına gittiği sonradan öğrenilmişti. Bir iki gün sonra
Amerika’daki haber ajansları, gazetelerin telefonları harıl harıl çalıyor ve
telgraflar dünyanın en uzak memleketlerine haberler ulaştırıyorlardı. Bu haber
Amerika reisi Harding’in ölüm haberi…

“Reis-i cumhur neden
ölmüştü? Gerçi ecelin önünden kimse kaçamazdı;fakat bu zamansız ölüm de normal
kabuk edilemezdi. Ajanslar her ne kadar bu ölümde zehirli böcek ısırmasının
etkili olduğunu söyleseler de, ölüm sırasında başkanın yanında Standard Oil
petrol tröstünün ileri gelenlerinden birisi olan Daughtery’nin bulunması bir
çok söyleme yol açmıştır.
[7]

Mr. Harding’in bu durumu Makyavelli’nin bir tespinin dolaylı
anlamda yansımasıdır. “Kötülüğü
adamına yaptır, sonra adamını ortadan kaldır; seni kahraman bilsinler.”

Mr. Harding’in kaderi ne ilk kader, ne de son kaderdir. Başta
petrol olmak üzere, enerji kaynakları üzerinde yaşanacak olan mücadele de ne
ilk ne sondur.  Bir Amerikan başkanının başına bunlar gelebiliyorsa,
yeniçağın “kan davaları, petrol davalarıdır.” diyebiliriz.

Petrol Fırtınası kitabından aldığımız pasajlar aynı
zamanda bu konuda çok çarpıcı ve ürpertici bir senaryonun nelere muktedir
olabileceğinin de işaretleridir. Bu olay, petrol mücadelesinde yaşananlardan
sadece bir tanesidir. İngilizlerle Amerikalıların karşı karşıya gelişi, İran’da
Rusların oynadığı oyunlar (şimdilerde Amerika), Almanların İran’daki
faaliyetleri, Meksika’da ve Panama Kanalı etrafında yaşanan mücadele, çalınan
petrol vesikaları, Suudi Arabistan petrolleri, Vehhabi isyanları, Petrol ve
Osmanlı İmparatorluğu’nun kaderi, Türklerin petrol uğruna feda edilmeleri vs.
başlıklar kitabın diğer bölümlerinden müteşekkil başlıklardır.

Dünyada akla gelebilecek her mücadele hammadde kaynaklarına
bağlıdır. İnsanlar, yaşamak için kuvvetli olmak prensibini ilk ve ilkel
yaşamdan bu yana anlamış ve güçlenmenin yollarını aramıştır. Dünyanın büyük
güçleri, dün başka araçlarla sürdürülen bu mücadeleyi, çok daha ciddi ve güçlü
fragmanlarla devam ettirmektedirler.

Sonuç cümlesi olarak, ne yazıktır ki “Bir damla petrol, bir damla
kandan daha kıymettardır.”

Mustafa
KESKİN

Dipnotlar

5]Raif Karadağ, Petrol Fırtınası, Truva Yayınları, İstanbul, 2008,
s.13

6]Karadağ, a.g.e., s.17

7]Karadağ, a.g.e., s.20

LİNK : http://akademikperspektif.com/


















































LİNK : http://www.yenidenergenekon.com/944-petrol-firtinasi/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet