Mehmet Çağatay Güler : Suriye’de Enerji Kaynaklarının Yüzde 70’i YPG
Kontrolünde





Türkiye’nin operasyonları
sonrası sahada değişen tüm dengelere rağmen değişmeyen önemli bir gerçeklik,
PKK/YPG’nin halen enerji kaynaklarının yüzde 70’ini kontrol altında
bulundurmasıdır. Esed’in fırsattan istifade enerji kaynaklarını ele geçirme
girişimine ABD olanak tanımamıştır.


Suriye’de enerji kaynaklarının mahiyeti, iç savaşın
başladığı ilk günden bu yana hem bölgesel hem de küresel aktörler için büyük
önem arz etmektedir. Ülke her ne kadar büyük ve kaliteli enerji rezervlerine
haiz olmasa da, var olan üretim miktarı 2011 öncesinde yerel arzı karşılamakta
ve hatta ihraç edilebilmekteydi. Fakat bölgede DEAŞ’ın güç kazanması ve enerji
kaynaklarının büyük çoğunluğunu ele geçirmesi ile dengeler değişmeye başladı.
2014’ten sonraki süreçte, ABD ve sahada vekil unsur olarak kullandığı PKK/ YPG
güçleri, DEAŞ’ın kontrol ettiği bu kaynakları peyderpey ele geçirerek, başta
Esed rejimi olmak üzere Rusya, Türkiye ve İran’a karşı stratejik bir üstünlük
elde etti. Mevcut durumda, Türkiye’nin operasyonları sonrası sahada değişen tüm
dengelere rağmen değişmeyen önemli bir gerçeklik, PKK/YPG’nin halen daha
ülkenin enerji kaynaklarının yüzde 70’ini kontrolü altında bulundurmasıdır. Bu
durumun temel nedeni iddia edildiği gibi ABD’nin bölgeden elde ettiği petrol
gelirlerini bırakmak istememesi değil, Esed rejiminin bu kaynaklarının
kontrolünü yeniden ele geçirerek içinde bulunduğu enerji sıkıntısını aşmasını
istememesidir.


2010 öncesinde rejimin sahip olduğu toplam enerji
üretiminin yaklaşık 28 milyon ton eşdeğer petrol (Mtoe) olduğunu, 2015’te ise
bu oranın 4,68 milyon ton eşdeğer petrole düştüğünü görüyoruz. Aynı yıl
aralığında gerçekleştirilen günlük petrol üretimine baktığımızda 416 bin
varilden 35 bin varile kadar gerilediğini görmekteyiz. Rejim güçleri petrol
ihraç eden konumundan dışa bağımlı bir konumuna gerilemiştir. Bunların yanı
sıra yıllık doğalgaz üretimi de yarı yarıya düşmüştür (8,3 milyar metreküpten
4,3 milyar metreküpe). 2015 sonrası YPG’nin alan kazanması ile bu veriler daha
da gerilemiştir ve 2017’de rejimin petrol üretimi günlük 25 bin varile kadar düşmüştür.


Enerji Kaynakları


Mevcut durumda ABD ve PKK/ YPG’nin kontrol ettiği
enerji sahalarına baktığımızda, ilk başta Deyrizor bölgesinin geldiğini
görmekteyiz. Ülkenin sahip olduğu en önemli rezervler, Suriye’nin güneyindeki
bu bölgede bulunmaktadır. Deyrizor bölgesinin tüm enerji kaynakları olmasa da
doğusunda kalan bölgenin en büyük sahalarının PKK/YPG’nin kontrolünde olduğunu
görmekteyiz. Bu bölgede bulunan El-Ömer sahası ülkenin ve Deyrizor bölgesinin
en önemli ve en büyük petrol sahasıdır. Ek olarak Cafra, Arfa, Vard, Tanak,
Kevabi, Kahar, Şueytat gibi 10’dan fazla petrol sahası yine PKK/YPG’nin
kontrolünde olan bu bölgede bulunmaktadır. Sadece bu bölgenin petrol sahaları
ülkenin tüm enerji kaynaklarının yüzde 30’una tekabül etmektedir. Bu bölgelere
ek olarak Rakka ve Haseke petrolleri terör örgütünün kontrol ettiği diğer
petrol sahalarıdır. Her ne kadar ekimde ABD askeri Rakka’dan geriye çekilmiş
olsa da 22 Kasım itibariyle yeniden bölgede konuşlanmıştır.


Ayrıca YPG kritik doğalgaz sahalarına da sahiptir. Bu
bağlamda Suriye’nin en büyük doğalgaz tesisi (günlük yaklaşık 1,4 milyar
metreküp üretim) olan Konoko, YPG’nin kontrolü altındadır. Ek olarak Deyrizor
bölgesinin doğusunda bulunan diğer doğalgaz kaynakları da YPG tarafından
kontrol edilmektedir. Rejimin şu anki doğalgaz üretiminin 3,1 milyar metreküp
olduğu düşünüldüğünde, Konoko’nun önemi daha da belirgin hale gelmektedir.
Konoko tesisine ek olarak YPG, diğer birçok doğalgaz sahasını da işletmektedir.
Bugün YPG, Esed rejiminden yaklaşık 3 milyar metreküp civarında daha fazla
doğalgaz çıkarım potansiyeline (tahmini kapasitesi 4,5-5 milyar metreküp)
haizdir.


Tüm bu veriler göz önüne alındığında, PKK/YPG terör
örgütünün ülkenin tüm enerji kaynaklarının dörtte üçüne yakın bir kısmını
kontrol ettiğini söylemek günümüz içinde yanlış olmayacaktır. Terör örgütü
bahse konu sahalarda çıkarttığı ham petrolü ihraç etmektedir. YPG’nin mevcut
ihracat potansiyeli günlük yaklaşık 300 bin varildir. Bu anlamda Brent petrolün
ortalama fiyatı göz önüne alınırsa ve YPG’nin tüm potansiyelini
kullanabileceği, cari fiyatlarla işlem yapabileceği varsayılırsa, terör
örgütünün yıllık yaklaşık 8 milyar dolarlık bir gelir etme potansiyeline sahip
olduğu söylenebilir. Bu veriler YPG’nin siyasi yapılanması olan Suriye
Demokratik Konseyi verileriyle de, yukarıda verilen toplam ham petrol üretim
potansiyeli ile de tutarlıdır. Konseyin yayımladığı verilere göre, potansiyelin
şu anda yaklaşık üçte biri (günlük yaklaşık 125 bin varil)
kullanılabilmektedir. Bu durumda yerel ihtiyacın haricinde günlük 100 bin
varilin ortalama 30 dolardan (Konsey verilerine göre güncel cari fiyatların
yarısı) ihraç edildiği göz önünde bulundurulursa YPG’nin yıllık yaklaşık 1,1
milyar dolarlık bir petrol gelirine sahip olduğu söylenebilir (günlük yaklaşık
3 milyon dolar).


ABD’nin Petrole Uzanan
Eli


Barış Pınarı Harekatı sonrası gelinen noktada enerji
kaynaklarının kontrolü konusunda herhangi bir değişiklik yaşanmadığını
görmekteyiz. PKK/YPG güçleri enerji kaynakları üzerindeki hakimiyetini
korumaktadır. Esed rejimi, harekat sonrası fırsattan istifade enerji
kaynaklarını ele geçirmeye yönelik bazı bölgelerde girişimlerde bulunmuştur
fakat ABD bu duruma olanak tanımamıştır. ABD’nin yaklaşımları ve resmi
açıklamaları sonrası, bölgede bulunan enerji rezervlerinin ehemmiyetinin başka
bir boyuta taşındığını görmekteyiz. Zira ABD Başkanı Donald Trump’ın, “Petrolü
güven altına aldık. O nedenle az sayıda ABD askeri petrolün olduğu bölgelerde
kalacak ve biz de petrolü koruyacağız. Petrolle ne yapacağımıza sonra karar
vereceğiz” şeklinde açıklaması bu hususu destekler niteliktedir. Bu açıklama
sonrası Ria Novasti gibi bazı Rus haber kaynakları ABD’nin Suriye petrollerinden
günlük 1 milyon dolar elde ettiğini dolayısıyla bu kaynakları terk etmek
istemeyeceklerini iddia etmiştir. Bunun üzerine birçok enerji uzmanı ve analist
ABD’nin bölgedeki asıl amacının Suriye petrolleri olduğunu ve bu petrollerden
önemli kazançlar elde ettiğini açıklamıştır. Lakin bu okumalar oldukça
hatalıdır. Gerek tüm Suriye’nin petrolü gerekse PKK/YPG’nin kontrolü altında
olan bölgeler, ülke özelinde yeterli olsa da rezerv ve kalite bakımından diğer
ülkelere kıyasla değerli değildir (Suriye petrol rezervi toplam 2,5 milyar
varil, Irak petrol rezervi toplam 148 milyar varil). Ayrıca ABD’nin bölgedeki
günlük maliyetleri göz önüne alındığında petrolden elde edilecek 1 milyon
doların aslında ne kadar düşük bir değere sahip olduğu görülebilmektedir. Fakat
PKK/YPG’nin bölgedeki diğer aktörlere karşı elde ettiği 3 milyon dolar, hayatta
kalabilmeleri ve kendi finansmanlarını sağlayabilmeleri açısından büyük bir
stratejik öneme sahiptir. Bununla beraber rejimin içinde bulunduğu ve bulunmaya
da devam edeceği enerji arz güvenliği sıkıntısı, PKK/YPG’nin kontrolündeki
petrolü elinde tutan ABD için bir kazanca dönüşmüştür.


Türkiye’nin bu noktada atabileceği en önem adım
Fişhabur Sınır Kapısı’nın kontrolünü almak olacaktır. Zira bu geçiş noktası
YPG/ PKK petrolünün satışı ve sevkiyatı için stratejik bir konuma sahiptir.
Ancak bu minvalde terör örgütünün elde ettiği yüksek gelirlere engel
olunabilir. Tabii ki bu nokta ticaret yapılan tek nokta değildir ancak terör
finansmanına önemli bir darbe vuracaktır. Bu ihtimal Barış Pınarı Harekatı
kapsamında olası görünmese de belki yapılabilecek yeni bir operasyon ile
sağlanabilir. En nihayetinde orta ve uzun vadede PKK/YPG unsurlarının kontrolü
altında bulunan bu kaynakların, terör örgütünden temizlenerek, Suriye halkının
geleceği için kullanılması şarttır. Başarıldığı takdirde Suriye’de yeniden
yapılanmanın maliyeti hafiflemiş olacak ve Suriye doğal kaynakları terör
finanse etmek yerine Suriye halkı için kullanılmış olacaktır.