SU & DOĞALGAZ & ENERJİ


H. NURCAN YAZICI : Balık Ağa Girdikten Sonra, Hâlimiz Nice Olur ????


Yarın bizi üzecek şeylere
bugünden tedbir almak, olabilecekler konusunda bilgi sahibi olmak gibi bir
çabamız yok. Sanki acılara bağımlı hale geldik.


Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir”miş.

Sanki o vakitten sonra, akıl neye yararsa!


 


Keşke felaketlerin boyutlarını konuştuğumuz kadar, geliyorum diyen
felaketlerden nasıl korunacağımızı da konuşsak. Keşke yaşadıklarımızdan ders ve
ibret almak gibi bir idraka sahip olabilsek. Keşke, “keşke” diye cümleler
kuracağımız pişmanlıklarımız olmasa.


 


Başımıza gelen felaketlere karşı verdiğimiz tepkiler ve yaptıklarımız
ortada, ya başkalarını suçluyor ya da yaşananlara kader deyip geçiyoruz.


 


Yarın bizi üzecek şeylere bugünden tedbir almak, olabilecekler konusunda bilgi
sahibi olmak gibi bir çabamız yok. Sanki acılara bağımlı hale geldik.


 


Futbolu konuştuğumuz kadar sağlıklı olmayı ve yarınlarımızı konuşmuyoruz. 


 


Belki de en fazla ölümlerin “savaşlardan ve doğal afetlerden” olduğunu
sanıyoruz. Ama bunların yol açtığı ölümlerin toplam içindeki oranı sadece yüzde
0,5 düzeyinde.

Dünyada hala pek çok insan “önlenebilir ve
bulaşıcı” hastalıklar nedeniyle erken ölüyor.

 

Karşımızda sınırları gittikçe büyüyen, bulaşıcı ve ölümcül bir salgın var.
Bizler hala, “Ah! Vah!” ederek vakit geçiriyoruz.

 

Ülkelerin gelişkinlik düzeyine göre bulaşıcı hastalıklara bağlı ölümler tarih
oldu derken, bugün salgınlar yeniden üst sıralarda yer almaya başladı. (Hatırlatırım; 1980’lerde
HIV/AIDS salgını dünyada ciddi ölümlere neden olmuştu. Dünya Sağlık
Örgütü’nün verdiği rakamlara göre HIV/AIDS nedenli ölüm sayısı 32 milyondan fazla. 15.
yüzyılda suçiçeği Avrupa’nın üçte birini öldürmüştü ancak bağışıklık sistemleri
Avrupalılar gibi gelişmemiş olan ve ilaçları da yetersiz kalan Amerikan
yerlilerinin hiçbir şansı yoktu. Milyonlarca insan öldü ve o dönem yerli
nüfusun yüzde 90’ı yok oldu.)


 

Yine insanoğlunu savuracak bir salgınla karşı karşıyayız. İşin kötüsü bu kadar
büyük tehlikeyi o kadar hafife alıyoruz ki, bir maskeyle alt edilebileceğini
düşünenler bile var. (Üstelik vatandaşların taktıkları toz maskeleri
hijyenik olmadığı gibi, hiçbir koruma değeri taşımıyor. Yüzde yüz koruyanı
olmasa da, cerrahi maskelerin yüzde 70’e kadar daha koruyucu olduğu ifade
ediliyor
.)

 

Yaşam ciddiyet ister!

 

Spor merkezleri, güzellik salonları, toplu taşıma araçları, tarihi
mekânlar, özellikle umumi tuvaletler ciddiyetle üzerinde durulması gereken
riskli alanlar. Merak ediyorum kaçımız bu alanları kullanırken temizliğini
sorguluyoruz. Ya da kendi çapımızda korunma tedbirlerimizi alıyoruz? Sık sık
ellerin yıkanmasının, hapşıranlardan uzak durulmasının yanında bağışıklık
sistemimizi güçlendirmemiz, hem bedensel hem de ruhsal sağlığımız konusunda
daha ciddi tedbirler almamız gerekiyor.

 

Yaşamımızı ve sağlığımızı tehdit eden konuları, “havadan sudan konuşmalar”
olarak görenler; evet, bugün “havadan ve sudan” konuşmamız gerekiyor. Çünkü
“hava ve su” hem tehdit, hem çare. Mesela, “CORONA VİRÜSÜ DAMLACIK YOLU
İLE BULAŞIYOR”.

 

Ve yine, aynı virüsten korunmak için suyun yardımı çok önemli.

Sudan bahsederken bu yıl muhtemelen bizi bekleyen bir diğer sıkıntılı
durum ise; kuraklık…

 

Toprak ve su kaynakları karla beslenir. Maalesef bu yıl ne kış kışlığını yaptı.
…ne yağmur toprağın dibine indi. Peki susuzluk tehdit’ine karşı suyla ilgili
bir yetirebilme politikamız var mı?

 

Yetkililere
hatırlatalım; hijyen, beslenme (özellikle bağışıklık sistemimizi
güçlendirmemiz ve AŞI), sağlık hizmetlerine ve temiz suya erişimimiz çok
önemli…

Yoksa!

Balık ağa girdikten sonra, halimiz nice olur?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir