SU & DOĞALGAZ & ENERJİ

Dünyada ve
Türkiye’de Yenilenebilir Enerji

Bu
analiz dünyada yenilenebilir enerji kaynaklarındaki gelişmelerin yanı sıra hem
Türkiye’nin mevcut durumunu hem de gelecek hedeflerini incelemektedir.

Yenilenebilir enerji, ülkelerin enerji
ihtiyaçlarını yerli kaynaklarla karşılayarak dışa bağımlılıklarının
azaltılması, kaynakları çeşitlendirerek sürdürülebilir enerji kullanımının
sağlanması ve enerji tüketimi neticesinde çevreye verilen zararların en aza
indirilmesi açılarından son derece önemli bir yere sahiptir. Bugün dünya
genelinde tüketilen enerjinin yaklaşık yüzde 20’si yenilenebilir kaynaklardan
elde edilmektedir. Mevcut durumda fosil yakıtlara olan bağımlılık yüksek
düzeyde olmasına rağmen yıllar itibarıyla yenilenebilir enerjinin kullanım
oranları giderek artmaktadır.

Türkiye bulunduğu coğrafi konumu ve
jeopolitik yapısı nedeniyle bütün yenilenebilir enerji kaynaklarından
faydalanma imkanına sahiptir. Özellikle hidrolik, jeotermal, rüzgar ve güneş
enerjisi potansiyelleri bakımından AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında,
Türkiye’nin son derece elverişli bir konuma sahip olduğu görülmektedir. Ancak
bu kaynaklardan yararlanma oranı düşük seviyelerdedir. Bu durumun önünde
birtakım ekonomik ve hukuki kısıtlar olsa da gelişmeler memnuniyet vericidir.
Türkiye’nin gelecek planlamaları ve özellikle 2023 hedefleri kapsamında
yenilenebilir enerji konusuna ayrı bir önem vermesi bunu kanıtlar niteliktedir.
Bu doğrultuda atılan adımlar neticesinde Türkiye mevcut yenilenebilir enerji
potansiyelini değerlendirmeye öncelik vermektedir.

Uzun vadede Türkiye’nin enerjide dışa
bağımlılığı ve enerji faturasını önemli ölçüde azaltacak olan yenilenebilir
enerji, milli gelirden istihdama, yatırım alanlarından çevresel faktörlere,
enerji arz güvenliğinden kaynak çeşitlendirmesine kadar birçok alanda da son
derece önemli faydalar sağlayacaktır. Bu sayede Türkiye enerji ticaretinde
merkez ülke olmanın yanında enerjide kendi kendine yetebilen bir ülke konumuna
gelebilecektir.

2016’da
Türkiye

Bu
çalışmada 2016 yılında Türkiye’de Siyaset, Dış Politika, Güvenlik ve Terörle
Mücadele, Hukuk ve İnsan Hakları, Ekonomi, Enerji, Eğitim ve Medya alanlarında
yaşanan gelişmeler detaylı bir şekilde betimlenmiş kapsamlı bir analize tabi
tutulmuştur.

Türkiye siyasetinin tarihsel, demografik
ve coğrafi dinamizmi geçen bir yılı değerlendirmeyi zorlu bir iş haline
getiriyor. Cumhuriyet döneminde biriken sorunlar Arap isyanları sonrasında
yaşanan kaos ile birleşerek makro bir düzlem yaratmış bulunmakta. Bu düzlemde
oluşan şartlar sebebiyle 1 Kasım seçimlerinin getirdiği siyasal istikrara
rağmen pek çok ciddi sorunla karşılaşıldı. 2016 yılında iç ve dış siyasetteki i
PKK, DEAS, FETÖ ve darbe girişimi gibi sorunlarla Fırat Kalkanı Harekatı,
hükümet sistemi değişimi arayışları ve olağanüstü hal ilanı gibi yöntemlerle
yüzleşildi. Elinizdeki çalışmada 2016 yılında Türkiye’de Siyaset, Dış Politika,
Güvenlik ve Terörle Mücadele, Hukuk ve İnsan Hakları, Ekonomi, Enerji, Eğitim
ve Medya alanlarında yaşanan gelişmeler detaylı bir şekilde betimlenmiş ve
içine doğdukları makro düzlemin bağlamı içinde kapsamlı bir analize tabi
tutulmuştur.

1 Kasım 2015 seçimlerinde AK Parti oyunu
9,5 puan yükselterek 317 milletvekili ile Meclis çoğunluğunu elde etti.
“Hayır”cı tavrı sebebiyle seçimlerde cezalandırılan MHP’de parti içi
muhalefetin Bahçeli’ye karsı mücadelesi 2016 yılı ortalarında yoğunlaşırken 15
Temmuz sonrası geriledi. PKK terörü ile arasına mesafe koyamayan HDP gittikçe
marjinalleşirken, yeni önerilerle gündemi yönlendiremeyen CHP ise etkili
olmayan bir muhalefet sergiledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu
arasındaki yetki paylaşımı gerginliği 22 Mayıs’taki Olağanüstü Kongre’de
Davutoğlu’nun yerini Binali Yıldırım’a bırakmasıyla sonuçlandı. Dört bakanın
Yüce Divan’a gönderilmesi, Beştepe’de düzenlenen kabine toplantıları, parti ve
bürokrasi atamalarına kadar pek çok meselede gözlemlenen gerginliğin altında
yatan sebep milletin doğrudan seçimiyle göreve gelen Cumhurbaşkanının yerinin
yeniden yapılandırılmamış olmasıydı. “Türkiye tipi başkanlık” sistemine geçiş
bu sistem sorununa nihai bir çözüm bulmak amacıyla gündeme geldi.

15 Temmuz’dan sonra hız kesen hükümet
sistemi ve başkanlık tartışması, Bahçeli’nin Ekim ayında AK Parti’ye “önerinizi
getirin” çağrısı ve “referanduma gitme” söylemi ile yeni bir canlılığa kavuştu.
AK Parti yoğun bir mesai harcayarak hükümet sistemi değişikliğini içeren
Anayasa değişikliği önerisini hazırladı. AK Parti ile MHP arasındaki müzakereler
sonucu oluşturulan 22 maddelik değişiklik teklifi 10 Aralık günü TBMM
Başkanlığına sunuldu. Tercih edilen “Cumhurbaşkanı” tabirinin Türkiye’ye özgün
bazı nitelikler taşıdığı görülüyor. Ayrıca teklifte yargıyla ilgili bazı temel
düzenlemelerin yapıldığı, sıkıyönetimin kaldırıldığı ve silahlı kuvvetler
üzerindeki sivil denetimin artırıldığı dikkat çekmekte. Anayasa değişiklik
teklifinin Ocak 2017’de Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanması ve bahar
aylarında referandum yapılması ihtimalinin güçlü olduğu ifade edilmektedir.

2016’da
Enerji

2016
Türkiye’nin enerji görünümü açısından enerji ticaretinde merkez ülke olma
hedefine yönelik yeni projeler ve iş birlikleri ile geçen bir yıl olmuştur.

2016 Türkiye’nin enerji görünümü
açısından enerji ticaretinde merkez ülke olma hedefine yönelik yeni projeler ve
iş birlikleri ile geçen bir yıl olmuştur. Enerji ihtiyacını dışardan karşılayan
ve cari açığının önemli bir kısmına enerji ithalatının sebep olduğu Türkiye,
kendi enerji arz güvenliğinin sağlanmasına yönelik Rusya, Katar ve Azerbaycan
gibi ülkeler ile küresel enerji ticaretine yön verecek öncü adımlar atmıştır.
Türkiye 2016 yılında enerji arz güvenliğini sağlama yönünde dış politikasına
uyumlu olarak tek bir coğrafya ve bölge ile yakınlaşmaktan ziyade, kendisine
yakın ve uzak olan tüm coğrafyalar ile temas sağlamıştır. Bu bağlamda enerji
arz güvenliği ve kaynak çeşitlendirmesinde çabalarını artırmıştır.

Türkiye’nin enerji tüketimi, büyüyen
ekonomisi ile birlikte her geçen yıl artarak devam etmektedir. Bir yandan
enerji talebini karşılamak adına ihtiyacının büyük bir kısmını dış pazarlardan
karşılayan Türkiye diğer yandan yerli kaynaklarını kullanma yolunda çalışmalar
yürütmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin enerji politikasında yerli kaynak
kullanımını yaygınlaştırmak, doğalgazın elektrik üretimindeki payını azaltıp
yenilenebilir enerjinin payını artırmak ve enerji arz güvenliğinin sağlanması
yolunda belli bir nükleer enerji kurulu gücüne sahip olmak yer almaktadır.

Ekonomik büyümesinde istikrarını devam
ettiren Türkiye, enerji arz güvenliğinin sağlanması yolunda artan enerji
ihtiyacını farklı ülke ve kaynaklardan karşılama yoluna gitmiştir. Özellikle
doğalgaz ithalatında Rusya’ya olan yüksek bağımlılık bu anlamda Türkiye’nin enerjide
kaynak çeşitliliğine gitmesinde itici bir güç olarak durmaktadır. 2016 yılında
yaşanan gelişmeler gözlemlendiğinde bu duruma örnek gösterilebilecek birçok
gelişme yaşanmıştır. Son bir yılda enerji piyasasında yaşanan gelişmelere
değinmeden önce Türkiye’nin enerji görünümüne bakmakta yarar vardır.

LNG’nin
Dünya Enerji Ticaretindeki Yeri

Raporda,
küresel enerji piyasalarında LNG’nin yeri, LNG ihraç ve ithal eden ülkeler,
Türkiye’nin enerji arz güvenliğinde LNG’nin yeri ve LNG’de yaşanan fiyat
düşüşlerinin olası etkileri inceleniyor.

1960’lı yılların ikinci yarısından
itibaren uluslararası ticarette yer bulmaya başlayan sıvılaştırılmış doğalgaz
(Liquefied Natural Gas LNG), dünya enerji piyasasındaki konumunu her geçen yıl
güçlendirmektedir. Doğalgazın denizaşırı ülkelere ihraç edilmesinin boru
hatları ile teknik veya ekonomik açıdan mümkün olmaması LNG’nin farklı bir
kaynak olarak pazara girişini kolaylaştırmıştır. Enerji arz güvenliğinin ön
plana çıktığı günümüzde alternatif enerji kaynağı arayışlarına hız veren
ülkeler bu bağlamda LNG ticaretine başlamıştır. 2015 yılında LNG ihracatı yapan
ülke sayısı 17’ye ve ithal eden ülke sayısı da 30’a yükselmiştir. Bu durum
alternatif bir kaynak olarak LNG’nin önemini daha da artırmıştır.

LNG piyasasındaki konumunu güçlendirmeye
devam eden ve yatırımlarına bu yönde hız veren Türkiye 2015 yılı verilerine
göre LNG ithal eden ülkeler arasında 8. sıradadır. Türkiye’nin 2015 yılında 50
milyar metreküpe yaklaşan doğalgaz tüketimi düşünüldüğünde sahip olduğu
gazlaştırma terminali kapasitelerinin yeterli olmadığı görülmektedir. Bununla
birlikte piyasadaki aktörlerin sayısında yaşanan artış LNG fiyatlarında düşüşü
beraberinde getirmiş ve bu durum özellikle ithalatçı ülkelerin yararına bir
durum olmuştur. Türkiye’nin de alternatif enerji kaynak arayışı içinde olduğu
günümüzde düşen LNG fiyatlarını, mevcut terminallerin kapasitelerinin
artırılması ve yaşanan gelişmelerden ders alınması yönünde fırsata çevirmesi
gerekmektedir.

23.
Dünya Enerji Kongresi’nin Yansımaları

23.
Dünya Enerji Kongresi’nin ana gündem maddesi, 2060 yılına dair enerji
senaryoları ve üçlü enerji açmazı konuları olan enerji güvenliği, enerjiye
erişim ve sürdürülebilirlikti.

Bu yıl 23.’sü düzenlenen Dünya Enerji
Kongresi “Yeni Ufukları Kucaklamak” temasıyla 9-13 Ekim 2016 tarihleri arasında
İstanbul’da gerçekleştirildi. Üç yılda bir düzenlenen ve “Dünya Enerji
Olimpiyatları” olarak da adlandırılan organizasyona, 80 ülkeden 250’den fazla
devlet başkanı, enerji bakanı, uluslararası kurum ve kuruluş temsilcisi katıldı.
Kongrenin ana gündem maddesi, 2060 yılına dair enerji senaryoları ve üçlü
enerji açmazı konuları olan enerji güvenliği, enerjiye erişim ve
sürdürülebilirlikti.

Bunun yanında enerji konusunda
gerçekleşen teknolojik ilerlemeler, iklim değişikliği ve çevre duyarlılığı,
enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, depolama, petrol fiyatları, Hazar
havzası, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği gibi enerji ile doğrudan
ilgili birçok başlıkta oturumlar düzenlendi. Kongreyi diğerlerinden
farklılaştıran özellik ise son günün Afrika başlığına ayrılmasıydı. Bu bağlamda
dünya genelinde çoğunluğunu Sahra Altı Afrika ülkelerinin oluşturduğu 1
milyarın üzerinde bir nüfusa enerji ve özellikle elektrik ulaştırılması
konusunda gerçekçi ve uygulanabilir adımlar atılması adına çeşitli politikalar
tartışıldı.

Geleceğe Yönelik Enerji Senaryoları

23. Dünya Enerji Kongresi’nde enerjinin
geleceğiyle ilgili farklı senaryolar da masaya yatırıldı. Bu senaryolar
politika yapıcılara ve enerji aktörlerine spesifik amaçları doğrultusunda
ipuçları vermenin yanı sıra yarının enerji dünyasını şekillendirmede etkili
olacak unsurları ve bunların sonuçlarını değerlendirme imkanı da sağlamaktadır.
Diğer bir ifadeyle bu senaryolar karar vericilere
potansiyel stratejilerini ve politikalarını tekrar gözden geçirmeleri
adına bir çerçeve sunmaktadır.

Enerjinin geleceğine dair sunulan üç
senaryonun ilham kaynağı ise müzik. Modern Caz, Bitmeyen Senfoni ve Sert Rock
olarak adlandırılan bu senaryolar, 2060 yılı için enerji dünyasındaki
beklentileri ve bu beklentilerin olası sonuçlarını irdelemektedir.

Modern Caz senaryosu dijital imkanların
kullanıldığı, yenilikçi ve piyasa odaklı bir enerji dünyasını yansıtmaktadır.
Bu senaryoya göre 2015-2060 arasında dünya ekonomik büyümesi ortalama olarak
yüzde 3,3 olarak tahmin edilirken, 2060 yılında kişi başına düşen gelir 30 bin
600 dolar olarak öngörülmektedir. Bu senaryonun gerçekleşeceği ortamda dijital
imkanların arttığı ve yüksek teknolojik ilerlemelerin olduğu varsayılmıştır.

Bitmeyen Senfoni senaryosu ise daha
akılcı ve sürdürülebilir ekonomik büyüme modellerinin ortaya çıkması sonucunda
daha düşük karbon salınımı olan çevreci bir dünya inşa etmek adına devlet
odaklı olarak tasarlanmıştır. Güçlü politikalar, uzun dönem planlamaları ve
iklim konusunda ortak hareket etme bu  senaryonun başlıca etmenlerini
oluşturmaktadır. Bitmeyen Senfoni senaryosunda 20152060 arasında GSYH ortalama
yıllık olarak yüzde 2,9 artarken, kişi başına düşen GSYH’nin 2060 yılında 25
bin 200 dolar seviyelerine ulaşması tahmin edilmektedir.

Son olarak Sert Rock senaryosunda daha
parçalı bir uluslararası sistemin neticesi olarak zayıf ekonomik büyüme ve içe
dönük politikaların olduğu bir dünya tasvir edilmektedir. Bu senaryoda da
parçalı politikalar, yerel içerikler ve sorunlu bölgeler ile ilgili en iyi
çözüm önerileri geliştirilmek istenmektedir. Bu senaryoda 2015-2060 dönemi için
yıllık küresel ekonomik büyüme yüzde 1,7 iken, 2060 yılında kişi başı gelirin
14 bin 700 dolar olacağı tahmin edilmektedir.

Bu üç senaryo incelendiğinde ilki piyasa
odaklı, ikincisi devlet merkezli ve sonuncusu da parçalı bir oluşum olarak
değerlendirilebilir. Hepsinin ortak amacı ise düşük karbon salınımı ile çevreye
duyarlı bir enerji politikası izlemek, teknolojik ilerlemeler sayesinde
enerjinin daha verimli bir şekilde kullanılmasını sağlamak ve sürdürülebilir
enerji konusunda ilerleyici adımlar atmaktır. Yani tüm dünyayı
ilgilendiren sorunların çözümü ve enerji arz güvenliği için birçok alanda
küresel ve bölgesel işbirliği yapmak zorunlu bir hal almıştır.

Küresel Enerji Politikalarının Değişiminde Türkiye’nin Rolü

Dünya Enerji Konferansı’na ev sahipliği
yapan Türkiye’nin enerji perspektifine bakıldığında ise ilk olarak bu
konferansın İstanbul’da düzenlenmesi gelecek hedefleri açısından olumludur.
Özellikle enerji politikaları ve enerji arz güvenliğinin sağlanmasında
değişimden bahsedilmesi enerji aktörlerinin değişiminin ipuçlarını verirken, bu
durum Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir.

Bu değişim sürecinde Türkiye gerek
coğrafi konumunun getirdiği avantajı kullanması gerekse de gösterdiği ekonomik
performansıyla dünya enerji piyasalarında önemli bir aktör olma yolunda emin
adımlarla ilerlemektedir. Yakın zamanda gerçekleşen enerji transfer projeleri
ile birlikte Türkiye’nin bu alandaki yeri ve önemi artık daha belirgin bir hal
almıştır.

Bu kongre sırasında imzalanan ve Rus
gazını Türkiye’ye ve buradan Avrupa’ya taşıyacak olan Türk Akımı Projesi de
Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefinde stratejik bir hamle olmuştur. Trans
Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nden (TANAP) sonra Türk Akımı’nın da
hayata geçirilecek olması, bölgemizde büyük rezervlere sahip olan İran,
Türkmenistan, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve Doğu Akdeniz’deki
doğalgazın Türkiye’ye ve ülkemizden de Avrupa Birliği (AB) ülkelerine taşınması
için yeni projelerin gerçekleştirilmesi noktasında hızlandırıcı bir etki
yapacaktır.

Petrol ve doğalgaz kaynaklarının
yaklaşık olarak üçte ikisinin çıkarıldığı ülke ve bölgelere yakın bir konumda
olması nedeniyle Türkiye, hem enerji transferi hem de enerji ticaret merkezi
olma sürecinde olmazsa olmaz bir ülke konumundadır. Türkiye, doğalgazda
transfer ve ticaret merkezi olma sürecinde enerji kaynaklarını arz eden ülkeler
ile talep eden ülkeler arasında köprü işlevi görmektedir. Doğu-batı ve
kuzey-güney enerji pazarları arasındaki coğrafi konumu sayesinde enerji arz
eden ülkeler ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın, “Bölgesel
enerji projeleri, uzun yıllardır kangren haline gelen bölgesel ihtilafların ve
terörist faaliyetlerin önlenmesinde ortak aklı harekete geçirerek refahın
sağlanmasında önemli bir işlev görecektir. Yeter ki kaynakların daha adil
dağılımı, huzurun inşası için ve barış için paylaşalım” vurgusu, Türkiye’nin
yeni dönemde enerji politikalarının oluşumundaki rolünü de açıklamaktadır.enerji
talebinde bulunan ülkeleri buluşturması, Türkiye’nin yeni enerji denklemindeki
yerini ve önemini gittikçe artırmaktadır.

Böylece Türkiye kendi enerji arz
güvenliğinin yanı sıra bölgesel açıdan da önemli bir konuma yükselmiştir. Bu
yüzden Türkiye’nin bölgesel enerji denkleminde ağırlığı da, sorumluluğu da
artmaktadır. Çünkü enerji denkleminde Türkiye, enerji arz eden ve talep eden
ülkeler arasında adaletli sistemin kurulmasında kilit ülke olarak
görülmektedir.

Enerjinin ülkelerin siyasi ve ekonomik
ajandalarını da değiştirdiği dikkate alındığında, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Berat Albayrak’ın kongrenin açılış konuşmasındaki, “Bölgesel enerji
projeleri, uzun yıllardır kangren haline gelen bölgesel ihtilafların ve
terörist faaliyetlerin önlenmesinde ortak aklı harekete geçirerek refahın
sağlanmasında önemli bir işlev görecektir. Yeter ki kaynakların daha adil
dağılımı, huzurun inşası için ve barış için paylaşalım” vurgusu, Türkiye’nin
yeni dönemde enerji politikalarının oluşumundaki rolünü de açıklamaktadır.

Türkiye,
Enerji Merkezi Olma Kapısını Aralıyor

Türkiye,
coğrafi konum avantajını projelerle jeopolitik faydaya dönüştürerek, enerji arz
güvenliğini sağlayan ve bu süreçte enerjide hem transit ülke hem de ticaret
merkezi olma yolunda hızla ilerliyor.

İstanbul’da
düzenlenen 23. Dünya Enerji Konferansı, enerji sektörünün birçok aktörünü
İstanbul’da bir araya getirdi. Enerjide aktörlerin kimlikleri çok çeşitli;
ülkelerin devlet başkanları, enerji bakanları, uluslararası kuruluşlar, özel
sektör temsilcileri, akademisyenler ve düşünce kuruluşları, enerji
teknolojileri ilgilileri gibi hem birbirinden bağımsız hem de birbiriyle
etkileşimli aktörlerden bahsediyoruz.

5 güne yayılan konferansın
kapsamında çok çeşitli konuların tartışılması, konferans süresinin uzunluğu ve
katılımcıların çeşitliliği bu konferansı daha da önemli hale getirdi. Tüm
bu çeşitlilik içinde Türkiye enerji kadrajında avantajlı bir resim oluşturuyor.

Bu resim için ilk
olarak söylemem gereken şu: Türkiye’nin enerji merkezi olma yolunda ilerleyişi
artık enerjinin en büyük aktörleri tarafından kabul görmüş durumda. Enerjinin
vatanlarından olan Rusya’nın Devlet Başkanı Putin’in enerji merkezi olarak
Türkiye’yi işaret etmiş olması, bu kabulün söze yansıması.

Peki belirli bir
kesimin en baştan beri inanmadığı Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefinin,
Türkiye özelinden çıkarak uluslararası arenada dillendirilmesine kadar olan
süreçte neler yaşandı?

Bulunduğu coğrafya,
enerji merkezi olma hedefinde Türkiye’nin en büyük avantajı. Coğrafi konumunun
yanında bir de TANAP projesi var. TANAP’ projesine, Dünya Enerji Konferansı’nda
imzalanan Türk Akımı Projesi de eklendi.

Türkiye, coğrafi
konum avantajını projelerle jeopolitik faydaya dönüştürerek, enerji arz
güvenliğini sağlayan ve bu süreçte enerjide hem transit ülke hem de ticaret
merkezi olma yolunda hızla ilerliyor. Türk Akımı’nın imza töreninde
Putin’in Türkiye’den bahsederken yaptığı enerji merkezi vurgusu, gelinen noktayı
açıkça göstermektedir.

Dünya’da petrol ve
doğalgazın üçte ikisine sahip olan ülkelere en yakın ülke Türkiye. Bu ülkelerin
kaynaklarını ihraç etme ve enerjinin gelişmiş ülkelere transferine aracılık
eden ülke de Türkiye. Yani Türkiye enerji kaynaklarında belki tedarikçi değil,
ama bu kaynakların uluslararası piyasalara taşınmasında yani transferinde ve
tüketiminde öne çıkıyor

Açıkçası artık
enerjide kilit kelime, transfer. Yani bu kaynakların piyasalara transferi,
başta AB ülkeleri olmak üzere birçok ülkenin enerji arz güvenliğini
sağlayacaktır. Söz konusu doğalgazın Türkiye üzerinden Avrupa’nın birçok
ülkesine transfer edilmesi, ülkeler arasında entegrasyonu ve işbirliğini de
hızlandıracaktır.

Türkiye bu süreçte
rotası belirlenecek olan “İpek Yolu”nda, geçmişte olduğu gibi önemli bir
geçiş noktası ve ülkesi olmayı da hedeflemektedir.

ENERJİ ZİNCİRİNE
YENİ ÜLKELER KATILACAK

Bir
yandan TANAP devam ediyor, diğer yandan da Türk Akımı imzalandı.
Projelerin başlaması, hızlanması ve en nihayetinde başarıyla sonuçlanmasının
alt yazısı şu: Enerji halkasına yeni ülkeler eklenecek.

Bölge ülkeleri yeni
enerji projeleri geliştirecektir. Bu ülkelerin başında gelen İran’ın,
sahip olduğu enerji potansiyelini arz ederek uluslararası piyasalara çıkma
arzusunu hepimiz biliyoruz. Keza Türkmenistan da öyle. IKBY’nin ise tek
çıkış noktası ve ekonomisinin ana damarı, doğalgaz kaynaklarını ihraç
etmesinden geçiyor.

Enerji zincirinin
önemli bir halkası ise Doğu Akdeniz’deki kaynaklar. Ülkelerin arasındaki
sorunların çözülmesiyle birlikte bu kaynakların uluslararası piyasalara taşınma
motivasyonunun yüksekliği, Türkiye için öngörülen enerji merkezi olma sürecinin
tamamlamasına önemli katkı sunmaktadır.

ENERJİ MERKEZİ İÇİN
NE YAPMAK GEREKİYOR?

Türkiye, enerji
merkezi hedefi yalnızca bölgesel bir ticaret merkezinden ibaret değil. Global
ölçekte bir enerji merkezinden bahsediyoruz. Bu süreçte tedarikçi ülkeler
olarak bahsettiğimiz diğer ülkelerle de doğalgazın taşınması için büyük
projeler gerçekleştirmeli.

Bununla
beraber, doğal gazın depolanması için yatırımlar hızlandırılmalı. Artan
arz miktarı nedeniyle de doğalgaz fiyatının uzun anlaşmalarla değil de kısa
süreli anlaşmalarla ya da piyasalarda oluşması için piyasanın serbestleşmesi
gerekiyor.

Türkiye’nin
enerjide ticaret merkezi olması, doğu ve batı arasında önemli bir koridor
olabilmesi ve enerjide bölgesel bir aktör haline gelmesi için bu dönemde önemli
fırsatlar doğdu. Bu fırsatlar aynı zamanda enerji denkleminde bir değişimi
de işaret ediyor.

23. Dünya Enerji
Konferansı’nın ana teması olan “Yeni Ufukları Kucaklamak” mottosu da aslında
bir değişimin arifesinde olduğumuzu gösteriyor. Dünyada yeni bir enerji
denklemi kurulurken, Türkiye bu denklemin önemli ve vazgeçilmez değişkenidir.

Dolayısıyla
Türkiye, yüzyıl sonra ayağına gelen enerjide ticaret merkezi olma fırsatını,
sağladığı ekonomik ve siyasi istikrar ile somutlaştırmalıdır.

Türkiye,
Enerji Merkezi Olma Kapısını Aralıyor

Türkiye,
coğrafi konum avantajını projelerle jeopolitik faydaya dönüştürerek, enerji arz
güvenliğini sağlayan ve bu süreçte enerjide hem transit ülke hem de ticaret
merkezi olma yolunda hızla ilerliyor.

İstanbul’da
düzenlenen 23. Dünya Enerji Konferansı, enerji sektörünün birçok aktörünü
İstanbul’da bir araya getirdi. Enerjide aktörlerin kimlikleri çok çeşitli;
ülkelerin devlet başkanları, enerji bakanları, uluslararası kuruluşlar, özel
sektör temsilcileri, akademisyenler ve düşünce kuruluşları, enerji
teknolojileri ilgilileri gibi hem birbirinden bağımsız hem de birbiriyle
etkileşimli aktörlerden bahsediyoruz.

5 güne yayılan
konferansın kapsamında çok çeşitli konuların tartışılması, konferans süresinin
uzunluğu ve katılımcıların çeşitliliği bu konferansı daha da önemli hale
getirdi. Tüm bu çeşitlilik içinde Türkiye enerji kadrajında avantajlı bir
resim oluşturuyor.

Bu resim için ilk
olarak söylemem gereken şu: Türkiye’nin enerji merkezi olma yolunda ilerleyişi
artık enerjinin en büyük aktörleri tarafından kabul görmüş durumda. Enerjinin
vatanlarından olan Rusya’nın Devlet Başkanı Putin’in enerji merkezi olarak
Türkiye’yi işaret etmiş olması, bu kabulün söze yansıması.

Peki belirli bir
kesimin en baştan beri inanmadığı Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefinin,
Türkiye özelinden çıkarak uluslararası arenada dillendirilmesine kadar olan
süreçte neler yaşandı?

Bulunduğu coğrafya,
enerji merkezi olma hedefinde Türkiye’nin en büyük avantajı. Coğrafi konumunun
yanında bir de TANAP projesi var. TANAP’ projesine, Dünya Enerji Konferansı’nda
imzalanan Türk Akımı Projesi de eklendi.

Türkiye, coğrafi
konum avantajını projelerle jeopolitik faydaya dönüştürerek, enerji arz
güvenliğini sağlayan ve bu süreçte enerjide hem transit ülke hem de ticaret
merkezi olma yolunda hızla ilerliyor. Türk Akımı’nın imza töreninde
Putin’in Türkiye’den bahsederken yaptığı enerji merkezi vurgusu, gelinen
noktayı açıkça göstermektedir.

Dünya’da petrol ve
doğalgazın üçte ikisine sahip olan ülkelere en yakın ülke Türkiye. Bu ülkelerin
kaynaklarını ihraç etme ve enerjinin gelişmiş ülkelere transferine aracılık
eden ülke de Türkiye. Yani Türkiye enerji kaynaklarında belki tedarikçi değil,
ama bu kaynakların uluslararası piyasalara taşınmasında yani transferinde ve
tüketiminde öne çıkıyor

Açıkçası artık
enerjide kilit kelime, transfer. Yani bu kaynakların piyasalara transferi,
başta AB ülkeleri olmak üzere birçok ülkenin enerji arz güvenliğini
sağlayacaktır. Söz konusu doğalgazın Türkiye üzerinden Avrupa’nın birçok
ülkesine transfer edilmesi, ülkeler arasında entegrasyonu ve işbirliğini de
hızlandıracaktır.

Türkiye bu süreçte
rotası belirlenecek olan “İpek Yolu”nda, geçmişte olduğu gibi önemli bir
geçiş noktası ve ülkesi olmayı da hedeflemektedir.

ENERJİ ZİNCİRİNE
YENİ ÜLKELER KATILACAK

Bir
yandan TANAP devam ediyor, diğer yandan da Türk Akımı imzalandı.
Projelerin başlaması, hızlanması ve en nihayetinde başarıyla sonuçlanmasının
alt yazısı şu: Enerji halkasına yeni ülkeler eklenecek.

Bölge ülkeleri yeni
enerji projeleri geliştirecektir. Bu ülkelerin başında gelen İran’ın,
sahip olduğu enerji potansiyelini arz ederek uluslararası piyasalara çıkma
arzusunu hepimiz biliyoruz. Keza Türkmenistan da öyle. IKBY’nin ise tek
çıkış noktası ve ekonomisinin ana damarı, doğalgaz kaynaklarını ihraç
etmesinden geçiyor.

Enerji zincirinin önemli
bir halkası ise Doğu Akdeniz’deki kaynaklar. Ülkelerin arasındaki
sorunların çözülmesiyle birlikte bu kaynakların uluslararası piyasalara taşınma
motivasyonunun yüksekliği, Türkiye için öngörülen enerji merkezi olma sürecinin
tamamlamasına önemli katkı sunmaktadır.

ENERJİ MERKEZİ İÇİN
NE YAPMAK GEREKİYOR?

Türkiye, enerji
merkezi hedefi yalnızca bölgesel bir ticaret merkezinden ibaret değil. Global
ölçekte bir enerji merkezinden bahsediyoruz. Bu süreçte tedarikçi ülkeler
olarak bahsettiğimiz diğer ülkelerle de doğalgazın taşınması için büyük
projeler gerçekleştirmeli.

Bununla
beraber, doğal gazın depolanması için yatırımlar hızlandırılmalı. Artan
arz miktarı nedeniyle de doğalgaz fiyatının uzun anlaşmalarla değil de kısa
süreli anlaşmalarla ya da piyasalarda oluşması için piyasanın serbestleşmesi
gerekiyor.

Türkiye’nin
enerjide ticaret merkezi olması, doğu ve batı arasında önemli bir koridor
olabilmesi ve enerjide bölgesel bir aktör haline gelmesi için bu dönemde önemli
fırsatlar doğdu. Bu fırsatlar aynı zamanda enerji denkleminde bir değişimi
de işaret ediyor.

23. Dünya Enerji
Konferansı’nın ana teması olan “Yeni Ufukları Kucaklamak” mottosu da aslında
bir değişimin arifesinde olduğumuzu gösteriyor. Dünyada yeni bir enerji
denklemi kurulurken, Türkiye bu denklemin önemli ve vazgeçilmez değişkenidir.

Dolayısıyla
Türkiye, yüzyıl sonra ayağına gelen enerjide ticaret merkezi olma fırsatını,
sağladığı ekonomik ve siyasi istikrar ile somutlaştırmalıdır.

Dünya’nın
Enerjisi İstanbul’da

Lojistiğin
yanı sıra, konferansla birlikte hızlanacak veya başlayacak büyük enerji
projeleri ve yatırımları, bölge barışının ve güvenliğinin sigortası olabilir.

23. Dünya Enerji
Konferansı, dün İstanbul’da başladı. 3 yıl arayla düzenlenen bu konferans,
ilk kez 1924 yılında yapıldı. O dönemki ismi ise, Dünya Güç Konferansı. 1968’de
ismi değişerek Dünya Enerji Konferansı olan bu organizasyon, aslında ilk
isminin özelliğini 2000’li yıllara taşımayı başarmış görünüyor.

Türkiye ilk kez
1977’de Dünya Enerji Konferansı’na ev sahipliği yapmıştı. 40 yıl sonra,
enerjinin tüm aktörlerini, yani hem arz eden hem de talep eden tarafları tekrar
buluşturmasının arkasındaki gerçek şu: Türkiye, petrol ve doğalgaz gibi fosil
enerji kaynakları olmamasına rağmen, coğrafi konumu, siyasi ve ekonomik istikrarı
sayesinde dünya enerji arz güvenliğindeki rolü yadsınmayacak ölçüde artması.

Çünkü, enerji
kaynakları açısından zengin olmanın tek başına yeterli olmadığı bir dönem
içindeyiz. Önemli olan, enerji kaynaklarının farklı iş birliklerle
dağıtımını, paylaşımını ve uluslararası piyasalara ulaştırılmasını
gerçekleştirmektir. Enerjiye sahip olmaktan değil, enerjiyi
yönlendirebilmekten söz ediyorum. Enerjiyi yönlendiren, ekonomik ve siyasi gücü
de yönlendirebilir.

23. Dünya Enerji
Konferansı’nda ana tema “Yeni Ufukları Kucaklamak” olmuş. Tercih edilen
yeni ufuklar mottosu aslında, enerjide yeni aktörleri, yeni bir anlayışı, yeni
teknolojileri dolayısıyla yeni üretim yöntemlerini yani, yeni bir dönemi de
sembolize ediyor…

TÜRKİYE,
ENERJİSİYLE GÜVEN VERİYOR

Dünya Enerji
Konferansı’nın İstanbul’da yapılması, bu vesileyle de enerji sektöründeki tüm
aktörlerin bir araya gelecek olması, Türkiye’nin enerji merkezi olma
arayışında enerjinin tam merkezine oturacağının da bir işareti.

Türkiye’nin
enerjide merkez ülke olma hedefi için önemli bir fırsat sunan bu
konferansın, Türkiye ekonomisi için, siyasi prestiji için ve tabi ki,
Türkiye’nin uluslararası arenada gerçek profilinin görülebilmesi için ayrı bir
yeri var.

Dolayısıyla,
Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefi, bu önemin sadece bir kısmı. Dünya
Enerji Konferansı’nın asıl önemi ise, Türkiye’nin 15 Temmuz darbe girişimi
sonrasında, kasıtlı olarak oluşturulmaya çalışılan olumsuz algıya karşı cevap
verebileceği uluslararası bir sesin yükselmesinden kaynaklanıyor. Çünkü,
dünyanın en büyük enerji şirketlerinin yöneticileri, sahipleri, hükümet ve
devlet başkanları İstanbul’da olacak.

15 Temmuz darbe
girişiminin üzerinden sadece 3 ay geçti ve 3 ay içerisinde Türkiye, böyle bir
organizasyonun ev sahipliğini üstleniyor. Hiçbir tereddüt ve güven sorunu
yaşamadan, 85 ülkeden 10 bine yakın katılımcının yer alacağı bu
konferansta, enerjinin aile fotoğrafında ev sahibi olarak sorumluluk
üstleniyor Türkiye.

Üstelik, kredi
derecelendirme kuruluşları tarafından haksızca notu düşürülen, Suriye gibi,
Irak gibi siyasi istikrarsızlığın ve kaosun hüküm sürdüğü sınır komşuları olan,
FETÖ, DAEŞ ve PKK / PYD gibi terör örgütleriyle mücadele eden bir ülke,
enerjide merkez ülke olma hedefinden şaşmıyor, ekonomi ajandasında
herhangi bir gerileme yaşamıyor.

Bu, Türkiye’nin
ekonomik ve siyasi istikrarının ne denli güçlü olduğunun da kanıtı.

TÜRKİYE’NİN “ENERJİ
MERKEZİ” HEDEFİNDE SAPMA YOK

Son yıllarda
Türkiye’nin enerji merkezi olma arayışının olduğu ve bu hedefe bağlı olarak
başlayan büyük projeler, Türkiye’yi bölgesel enerjide öne
çıkardı. Bölgenin enerjisini taşıyacak olan TANAP, TAP ve Türk Akımı
projeleri, bölgenin en gözde enerji yatırımları arasında. Dolayısıyla bu
konferansta, TANAP, TAP ve Türk Akımı da tartışılacak.

Ayrıca, doğalgaz
boru hatlarına alternatif olan ve enerji arz güvenliğinin çeşitlenmesine katkı
yapacak LNG ile ilgili yatırımlar ve işbirlikleri de gündemde olacak.

Burada, Türkiye’nin
hem ev sahibi olarak hem de enerji merkezi hedefini benimseyen bir ülke
olarak, güçlü yanlarını, kararlılığını ve potansiyelini, tüm enerji paydaş
ve aktörlerine anlatma fırsatı var.

Türkiye’nin, enerji
arz eden ülkeler için önemi, hem enerji talep eden ülke olması hem de başta
Avrupa ülkelerinin olmak üzere enerji arz güvenliğini sağlayacak en güvenilir
ve ekonomik rota olması. Enerji kaynaklarını sahip olan ve bu kaynaklara
ihtiyaç duyan ülkeler arasında köprünün Türkiye’de toprak altındaki borularla
kurulabilmesi, iki taraf için de ekonomik güven sağlıyor.

Son
olarak, Dünya Enerji Konferansı’nın ev sahibi olan Türkiye, enerjide Doğu
ve Batı’yı birbirine bağlayan bir köprü olacak. Ancak bunun da ötesinde, yani
lojistiğin yanı sıra, konferansla birlikte hızlanacak veya başlayacak büyük
enerji projeleri ve yatırımları, bölge barışının ve güvenliğinin sigortası
olabilir.

Bu durum,
Türkiye’yi, enerji ticaretinin merkezi olma hedefine bir adım daha
yaklaştıracaktır.

Türkiye,
Enerji Merkezi Olma Hedefine Adım Adım İlerliyor

Türkiye
enerji arz eden ve talep eden ülkeler arasında jeostratejik konumundan dolayı,
AB ülkeleri nezdinde önemli ve stratejik ülke konumunda.

Türkiye son
yıllarda büyük enerji projeleriyle beraber anılıyor. Bu projeler yalnızca
Türkiye için önemli değil. Hem enerji kaynaklarına sahip olan ülkeler için hem
de enerjiyi talep eden ülkeler için hayati ve stratejik öneme sahip.

Türkiye coğrafi
konumunun kendisine sağladığı avantajı kullanarak, enerjide merkez ülke olma
yolunda başlattığı projeleri somutlaştırıyor. Hal böyle olunca da, enerji arz
eden ülkeler Türkiye’ye yönelmeye başladı. Neden mi?

Çünkü Türkiye,
enerjinin güvenilir ve sürdürülebilir bir şekilde sağlanmasında ve
transferinde, enerji arz ve talep eden ülkeler arasındaki köprü ülke konumunda.

Bölgenin ve
dünyanın doğal gaz rezervlerine sahip önemli aktörlerinden Rusya’nın, Azerbaycan’ın,
İran’ın, IKBY’nin ve hatta İsrail’in enerjideki hedeflerinden başlıcası,
Türkiye pazarına girmek ve Türkiye üzerinden uluslararası pazarlara ulaşmak.

Azerbaycan’ın TANAP
aracılığıyla doğal gazı Türkiye’ye, TAP aracılığıyla da Avrupa’ya taşıma
projesi hızla ilerlerken, bu yarıştan geri kalmak istemeyen Rusya da Türk Akımı
projesini gündeme getirmişti.

Diğer yandan,
İran’ın enerji potansiyelini kullanmak için ne kadar istekli olduğu
unutulmamalı. Yaptırımların kalkmasından sonra, uluslararası pazarlara ulaşmak
için ciddi bir arayış görüyoruz İran tarafında. Tabii bir de, IKBY var,
IKBY dünya petrol rezervlerinde en ön sıralarda yer alıyor ve küresel pazara
açılımını sağlayan tek kapı Türkiye.

İsrail ise enerji
denklemine dâhil olmak istiyor. Doğu Akdeniz doğal gazının Avrupa’ya
taşınmasında kilidi açacak olan ülke Türkiye. İki ülke arasında uzun süredir
devam eden siyasi anlaşmazlık, şimdilik olumlu bir sürece girdi. Tam da bu
sebeple, İsrail de Türkiye ile yaptığı yeni anlaşmayla aralarındaki siyasi
anlaşmazlığı bitirerek, Türkiye aracılığıyla Avrupa pazarına ulaşmayı
amaçlıyor.

Enerji denkleminde
bağımlı değişken, hatta değişmeyen tek bağımlı değişken ise Avrupa ülkeleri.
Avrupa’daki birçok ülkenin enerji tüketiminde yüksek oranda dışa bağımlılığı
var. Türkiye ise enerji arz eden ve talep eden ülkeler arasında jeostratejik
konumundan dolayı, AB ülkeleri nezdinde önemli ve stratejik ülke konumunda.

AB ülkeleri bu
durumdan pek de hazzetmiyor haklı olarak.

Tüm bu koşullar
dikkate alındığında görünen o ki, enerji satrancında hamlelere yön verecek
olan motivasyon, alınacak-satılacak enerji miktarı değil artık. Asıl
belirleyici olan, enerjinin güvenli ve daha az maliyetli taşınmasına imkân
veren, enerji projeleri.

RUSYA, TÜRKİYE’DEN
VAZGEÇEMEZ

Rusya ise, enerji
denkleminde asıl aktörlerden birisi. Türkiye’nin de en fazla doğal gaz aldığı
Rusya, doğal gaz kaynakları bakımından ciddi bir güce sahip. Ancak, içinde
bulunduğumuz dönem enerji kaynaklarına sahip olmanın tek başına yeterli
olmadığı bir dönem. Rusya da bunun farkında ki, Türk Akımı projesini
gündemde tutuyor.

Uçak krizi
sonrasında rafa kaldırılan proje, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya devlet başkanı
Putin’in görüşmesinde öncelikli konu olarak masada yerini tekrar aldı.

Rusya yeni dönemde
Türkiye ile çok daha yakın işbirliği içerisinde olacaktır. Büyük olasılıkla, AB
ülkelerine ve pazarlarına ulaşma konusunda Rusya’nın daha da hırslanacağı bir
dönem yaşanacak. Rusya,Türk Akımı’nı hayata geçirerek, doğalgaz arz eden tüm
aktörlerden önce Türkiye pazarına ulaşma ve Türkiye üzerinden doğalgazı
Avrupa’ya taşıma çabasında.

Avrupa ülkelerinin
Türk Akımı’na en baştan beri karşı çıkmalarının sebebi ise, Türkiye-Rusya
yakınlaşmasını istememeleri ve bu yakınlaşma sonrasında Türkiye’nin enerji
denkleminde kilit değişken konumuna yükselmesinden duydukları memnuniyetsizlik.

Avrupa ülkelerinin
bu memnuniyetsizliğinin haklılık payı da oldukça yüksek. Çünkü Türkiye,
içerdeki ve dışardaki tüm şoklara ve müdahalelere rağmen, siyasi ve ekonomik
istikrarını koruyarak enerji merkezi olma hedefine adım adım ilerliyor.

Üstelik,
Türkiye’nin enerji merkezi olarak kendini konumlandırması sadece Türkiye’yle
ilgili değil. Rus doğalgaz şirketi Gazprom’un Başkanı Aleksey Miller de,
Türkiye’nin belirlediği enerji merkezi rolünü benimsemişe benziyor.

Miller, Güney
Avrupa ülkelerinin gaz talebinde bulunmaları halinde Türkiye’ye başvurmaları
gerektiğini söyledi. Bu, tam da bizim açıkça ifade ettiğimiz, ama birçok
ülkenin kabul etmediği veya edemediği bir gerçeğin, enerji gücünü elinde
bulunduran Rusya tarafından tasdik edilmesi anlamına geliyor.

Bu yüzden tüm
aktörler, enerji açısından Türkiye’nin bölgedeki konumunun vazgeçilmezliğini er
geç kabul etmek zorunda kalacaklar.

İsrail’in
Türkiye İle Anlaşması, Akdeniz’de Enerji Denklemini Nasıl Değiştirir?

Türkiye’nin
farklı ülkelerle yaptığı enerji ortaklığı, bölgesel enerji denkleminde
Türkiye’nin gücünü artırıyor. Yeni enerji anlaşmaları için bölge ülkelerinin
dikkati de ilgisi de Türkiye’ye çeviriyor.

Türkiye ve İsrail
ilişkilerindeki can damarı Filistin meselesi. Özellikle AK Parti’nin iktidara
gelmesiyle Türkiye’nin bu konuda gösterdiği hassasiyet arttı. Filistin fay
hattına rağmen, devam eden ekonomik ve diplomatik ilişkilerin dönüm noktası ise
2009 yılında, o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “One Minute”
ifadesiyle simgeleşen çıkışıydı.

Aradan bir yıl
geçtikten sonra ise, 31 Mayıs 2010’da Mavi Marmara saldırısı
gerçekleşti. O tarihten sonra Türkiye’nin İsrail’e karşı olumsuz tavrı tüm
ara bulma girişimlerine rağmen değişmedi. Türkiye’nin İsrail’le diplomatik
ilişkilerin başlaması için öne sürdüğü şartlar vardı. 6 yıl sonra İsrail bu
şartları kabul etti.

İsrail’in zaten
sorunlu ilişkileri var bölge ülkeleriyle. Türkiye’yi de karşısına almasıyla
iyice yalnızlaştı. Ancak İsrail’in Türkiye’yle yeniden diplomatik ve
dolayısıyla da ekonomik ilişki kurma istemesinin asıl sebebi bu yalnızlık
değil, enerji.

2010’dan sonra
küresel enerji denkleminde dinamikler yerinden oynadı. Özellikle bölgede
enerji alanında önemli gelişmeler yaşandı. Doğal olarak
da İsrail, bölgesel enerji denkleminin dışında kalma ihtimaline karşı
yeni arayışların içine girdi.

PEKİ İSRAİL’İ ENDİŞELENDİREN
BÖLGESEL ENERJİ DENKLEMİNDE NELER DEĞİŞTİ?

Türkiye,
Azerbaycan gazını hem kendi tüketimi için hem de bu gazın Türkiye
üzerinden AB ülkelerine taşınması için TANAP projesini başlattı.
Azerbaycan ile gerçekleşen bu dev projeye katılmak için bölgede birçok enerji
aktörü, Türkiye ile yakınlaşarak ortak enerji projeleri gerçekleştirmeyi hedefliyor.

İran’a uygulanan
yaptırımların kaldırılmış olması, enerji denkleminde önemli bir aktör
olarak İran’ın tekrar öne çıkmasını sağladı. İran’ın dünya piyasalarına ulaşmak
ve en önemli kaynağını gelire dönüştürmek için çok istekli olduğu ortada.

Irak Kürt Bölgesel
Yönetimi (IKBY) ise uluslararası piyasalara doğal gazını ve petrolünü
satma konusunda, merkezi hükümet ile yaşanılan sorunlara rağmen, Türkiye ile bu
yolda yürümeye kararlı.

Rusya ile
yaşanan uçak krizi sonrasında Rusya’yla planlan Türk Akımı projesi rafa
kalktı. Rusya’ya doğal gaz bağımlılığı yüzde 50’nin üzerinde olan Türkiye’nin
bu kriz karşısında alternatifler ararken, bölgede alternatif olmak isteyen bir
çok ülke oldu.

Bu yüzden, dünyanın
en büyük LNG ihracatçısı olan Katar ile olası bir enerji krizine
karşı uzun vadeli ve düzenli LNG ithalatı yapılmasını sağlayacak ön mutabakat
anlaşması imzalandı. Bu kapsamda kurulması öngörülen gaz depolama ve
gazlaştırma terminallerinin yapımı için yeni bir dönem başladı.

Türkiye’nin farklı
ülkelerle yaptığı enerji ortaklığı, bölgesel enerji denkleminde Türkiye’nin
gücünü artırıyor. Yeni enerji anlaşmaları için bölge ülkelerinin dikkati de
ilgisi de Türkiye’ye çeviriyor.

Tüm bunlara
karşı İsrail’in enerjideki karnesi ise pek iyi görünmüyor.

İSRAİL ENERJİ DENKLEMİNİ NASIL
DEĞİŞTİRECEK?

Bölge ülkelerinden
Mısır ve Ürdün ile yapılan anlaşmalar için gereken altyapının kurulması
çalışmalarına henüz başlanmadı. İsrail’in 2009
yılında Leviathan ve Tamar bölgelerinde keşfettiği doğal
gazı nereye satacağı, bu ihracatı nasıl gerçekleştireceği ise yine bir soru
oluşturuyor. Doğal gazı LNG olarak mı yoksa boru hatlarıyla mı taşıyacak?
Üstelik bu transferin gerçekleşmesi için yatırıma, yatırım için de milyar
dolarlarla ifade edilen finansmana ihtiyaç var.

Bu durumda Türkiye,
doğal gazın transferinde düşük maliyetli ve güvenli bir güzergâh sunuyor.
İsrail, Türkiye’ye doğal gaz ihraç ederken aynı zamanda AB pazarına doğal gazı
taşıyabilecektir. Aksi takdirde, İsrail’in Türkiye olmadan uluslararası
piyasalara çıkması zor.

Dolayısıyla, doğal
gaz arz ve talep eden ülkeler arasında doğal bir köprü görevi gören ve enerji
merkezi olmak isteyen Türkiye’nin coğrafi konumu İsrail için en uygun rota
olarak gözükmektedir. Ancak, Türkiye sahip olduğu avantajını iyi kullanırken
bu bölgede çıkarılacak gazın Filistin gazı olduğu unutulmamalı.

ENERJİ DENKLEMİ YENİ HAMLELERE AÇIK

Kuzey
Irak’ın TANAP ile İsrail’in de yeni yapılacak projeler
ile AB pazarına girmesi Rusya ve İran’ın bölgede yıllardır
sürdürdüğü hakimiyet alanını daraltacaktır.

Bu bağlamda
keşfedilen doğalgazın daha az maliyetle AB pazarına Türkiye üzerinden
gitmesini isteyen İsrail, Rusya ve İran’ın da bulunduğu
pazarda bir rekabet ortamı oluşturmak için çabalayacaktır. Özellikle İran’ın
Türkiye’ye yüksek fiyatlardan ihraç ettiği doğalgaz fiyatlarında İran’ın tekrar
revizyona gitme ihtimali çok yüksek.

İsrail’in enerjide
söz sahibi olması, Türkiye’yle olan ilişkileriyle doğrudan
ilgili. İsrail’in anlaşma isteğini diplomasinin yanı sıra enerji
dinamikleriyle birlikte değerlendirmek ve ona göre hareket etmek gerekiyor.

Çünkü, Türkiye’nin
atacağı her adım hem Filistin’in geleceğini, hem de bölgesel enerji denklemini
belirleyecek.

Başımız sağolsun
































































































































































































































































































Atatürk
Havalimanı’ndaki terör saldırısında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, tüm
ülkemize başsağlığı diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir