Doç.
Dr. Abbas KARAAĞAÇLI   

Sovyetler Birliği döneminde
Çernobil nükleer faciasından sonra Aral Gölü’nün kurumaya yüz tutması meydana
gelmiş en önemli çevresel felakettir. Özbekistan ve Kazakistan arasında yer
alan Aral Gölü, 1960’larda içinde her türlü canlıyı barındıran ve
balıkçılıktan ulaşıma oldukça önemli bir göl durumunda iken bugün büyük
ölçüde bataklığa ve çöle dönüşmüştür. Aral Gölü, başta Özbekistan Cumhuriyeti
sınırları içinde yer alan Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti konumundaki
Nukus kenti olmak üzere onlarca önemli merkeze ait limanın faal olduğu,
üzerinde ticari gemiler ile yük ve yolcu gemilerinin dolaştığı canlı bir göl
konumdaydı. Bugün ise Göl, kurumaya yüz tutmuş, suların çekilmesiyle
bataklığa ve çöle dönüşmüştür. Göl’ün tabanında yarıya kadar çamura saplanmış
yük, yolcu ve balıkçı tekneleri felaketin tanıkları durumdadır. Bu analizde
Aral Gölü’nün bugünkü durumuna nasıl geldiği incelenmektedir. 



Orta Asya (Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan),
4 milyon km2 yüz ölçümüne sahip Asya’nın ortasında önemli bir coğrafyadır.
Batıda Hazar Denizi’ne (1) kadar uzanan Orta Asya kuzeyde steplerle, doğu ve
güneyde Tiyanşan ve Pamir Dağlarıyla çevrelenmiştir. Orta Asya, ortasında
büyük çöllerin bulunduğu, kış ve yaz aylarında sıcaklığın 30 derece farklılık
gösterdiği bir bölgedir. Yaz aylarında bölgenin kuzeyinde sıcaklık en fazla
20 derece olurken, güneyde 45 dereceyi aşmaktadır. Bölgenin kuzeyi yıllık
metrekare başına 400-500 milimetre yağmur alınırken, güneyde metrekare başına
yağan yağmur 300 milimetreye düşmektedir. Bölgenin büyük kısmı tarıma
elverişli olup, toprakları birçok önemli nehirle sulanmaktadır. Bu
nehirlerden en uzunları Ertis (4348 km), Amuderya (2540), Esil (2450 km),
Ural (2428 km), Siriderya (2219 km), Tobıl (1191 km), Çu (1186 km), Nura (978
km), Zerefşan (877) nehirleridir. Çoğunlukla Tanrı ve Pamir Dağları’ndan
çıkan bu nehirler, Fergana Vadisi’nin mümbit topraklarını suladıktan sonra
dereleri, vadileri ve hatta çölleri geçerek batıya doğru uzanmaktadır.



Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra birçok araştırmacı ve yazar, Orta Asya’da
su krizi ile güvenlik ve istikrar ilişkisi üzerine birçok araştırma yazısı
yayımlamıştır.(2) Aral su havzası 18.000.000 km2 ile Kırgızistan, Tacikistan,
Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’ın Kızılorda ve Çimkent illeri ile
birlikte İran ve Afganistan’da da önemli bir bölgeyi kapsamaktadır. Bu Göl ve
Göl’e akan nehirlerden kırk milyon civarında insan (bölge nüfusunun %75’i)
yararlanmaktadır. Orta Asya devletlerindeki illerden 3’te 2’si gerekli olan
su kaynağının %50’sini dışarıdan temin etmektedir. Özbekistan’da Andican,
Buhara, Karakalpakistan, Harezm, Nemengan, Semerkant, Siriderya ve
Surhanderya; Tacikistan’da Hutlun, Türkmenistan’da ise Ahal illeri bu
durumdadır.(3)



Aral Gölü Özbekistan’ın kuzeybatı bölgesinde Karakalpakistan Özerk
Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve Kazakistan’ın güneybatı bölgesinde yer
almaktadır. 1960’larda Göl’ün genişliği 66 bin km2 civarında iken, günümüzde
bu rakam 27 bin km2’ye gerilemiş, Göl’deki su miktarı 5 kat azalmıştır.
Aral’a dökülen nehirlerin sulama projelerinde ve özellikle pamuk arazilerinde
kullanılması, pamuğun verimliliğini artırmak için tercih edilen kimyasal
ilaçların suya karışması Göl’ün biyolojik dengesini bozmuştur. Neticede
olağanüstü düzeyde artan klorosülfat Göl canlılarını tehdit etmeye
başlamıştır. Aral Gölü ekosisteminin zarar görmesiyle balıkçılık büyük ölçüde
azalmış, Göl’de bulunan 15 tür balığın nesli tükenmiş, Göl’ün bazı
bölgelerinde ise canlı yaşam tamamen yok olmuştur.(4)



Sovyetler Birliği döneminde çevre sorunları etkisini göstermeden önce Aral
Gölü, bölge genelinde, özellikle Özbekistan ve Kazakistan’ın güneyinde önemli
bir ekonomik kaynak niteliğinde idi. Tarım kolektifleri ve devletlerin
denetimindeki balıkçılık şirketlerinin çalışmalarıyla birlikte Aral Gölü bir
cazibe merkezi haline gelmişti. Başta Nukus kenti olmak üzere Göl’ün
etrafındaki irili ufaklı onlarca yerleşim merkezi bu canlılıktan istifade
etmekteydi. Bölgeyi ziyaret ettiğimde o parlak dönemi hatırlayan pek çok
Özbek ve Karakalpak vatandaşın, limanların canlılığını, civar bölgelerden
dinlenmek ve tatil yapmak amacıyla Aral’ın kıyısına gelenler için kamplar
inşa edildiğini, gelenlerin bölgedeki sanatoryumlara da uğradıklarını anlattıklarına
şahit olmuştum.



1961 yılında Aral’ın denizden yüksekliği 53 metre, derinliği 16 metre, en
derin noktası ise 69 metre idi. Göl’ün uzunluğu 492 km, eni ise 292 km
civarında idi.(5) Aral Gölü yakın döneme kadar dünyanın 4. en büyük gölü
konumundayken, bugün çevre sorunlarından dolayı kurumaya yüz tutmuş
durumdadır. Aral Gölü, iki büyük nehir olan Amuderya ve Siriderya
nehirlerinden beslenmekteydi. Bu nehirlerin sulama ve pamuk üretiminde aşırı
ve yanlış kullanımının yanı sıra Türkmenistan’da Amuderya üzerinde Karakum
Kanalı’nın inşa edilmesi ve Karaboğaz Körfezi’nin girişinin kapatılması
Aral’a akan su kaynaklarının azalmasının en önemli nedenlerindendir. Pamir
Dağları’ndan Aral’a doğru paralel olarak akan Amuderya ve Siriderya
nehirlerinin sularının %75’e varan düzeylerde azalması sonucunda Aral Gölü
hâlihazırda ikiye bölünmüş durumdadır.



Göl’ün güney kısmı Büyük Aral, kuzey kısmı ise Küçük Aral olarak
adlandırılmıştır. 33 bin km2 genişliğe sahip kuzey bölgesinin hemen hemen
tümü kurumuştur. Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre Aral Gölü 100 km
geriye çekilmiş, suyun kuruması aşamasında Göl’ün tabanı tuzlu bir çöle
dönüşmüş, Göl’deki yaşam zinciri zedelenmiş ve bölgedeki bütün canlılar yok
olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bazı rakamlara göre 1950’lerden
1980’lere kadar olan dönemde Özbekistan’da sulama altında olan arazilerin
miktarı 2 milyon 280 bin hektardan, 3 milyon 480 bin hektara yükselmiştir. Bu
30 yıl zarfında Özbekistan pamuk üretimi 2 katına çıkarak rekor bir rakam
olan yıllık 5 milyon tona ulaşmıştır. Aynı dönemlerde pirinç üretiminde de
önemli bir artış yaşanmıştır. Bu bilinçsiz kullanım sonucunda Siriderya
Nehri’nin Göl’e akışı tamamen durmuş, Amuderya’nın ise çok küçük bir kısmı
Aral’a ulaşabilir hale gelmiştir.



Aral’ın kurumaya yüz tutmasıyla birlikte çevresel koşulların değişmesi iklimi
de değiştirmiş, hava sıcaklığı ve mevsimler arası dengeler bozulmuş ve
havadaki nem oranı aşırı derecede düşmüştür. Neticede bölgenin bitki örtüsü
ve canlıları olumsuz etkilenmiştir. Bölgedeki ormanların büyük zarar gördüğü,
hatta orman arazilerinin ancak 5’te 1’inin canlılığını sürdürdüğü, yerel
canlıların ise 4’te 1’inin ayakta kaldığı açıklanmıştır. Bölgenin geçim
kaynağı olan balıkçılık tamamen bitmiş ve Göl kıyısındaki en önemli balıkçılık
limanlarından olan “Muinak” hayalet kasabaya dönüşmüş, kentteki dev konserve
fabrikası harabeye çevrilmiş, balıkçı tekneleri paslanarak çürümeye terk
edilmiştir. Kum fırtınaları sonucunda tarım ilaçlarından artakalan zehirli
atıklar civardaki bütün tarım arazilerini kullanılmaz hale getirmiştir.(6)



1960’larda Amuderya ve Siriderya’dan yıllık ortalama 58,3 km3 su Aral Gölü’ne
girmekteydi. Bu miktar 1975’in sonunda 10,6 km3 ve 1985’in sonunda 4,2 km3’e
geriledi. Bu gerileme sonucunda Aral’ın su seviyesi 1999’a gelindiğinde 14,5
metre azalmıştı. Suyun tuz oranı ise yüksek derecede artarak büyük bir
çevresel felakete yol açtı. Aral’ın kurumasıyla birlikte yıllık 75 ton tuz ve
kum etrafa yayılmaya başladı.(7) Bir başka bilgiye göre ise, tarımdaki aşırı
üretim sonucunda 1950’lerden sonra Siriderya ve Amuderya nehirlerinden Aral’a
akan su kaynağının %90 oranında azalmış, 1960’da Göl’ün yüzölçümünün %80’i,
1988’de ise kalan kısmının %50’si kurumuştur.(8)



Siriderya ve Amuderya Nehirlerinin yatağı karlı Pamir ve Tanrı Dağları’dır.
Bu bölgelerde yüzlerce km uzunluğunda buzullar mevcuttur. İki nehir
birbirlerine paralel olarak Fergana Vadisi’ne ulaşmaktadır. Fergana Vadisi
günümüzde Kırgızistan’ın güneyini, Tacikistan’ın kuzeydoğusunu ve Çin Halk
Cumhuriyeti’nin batısını (Doğu Türkistan’ın batı kısmını) kapsamaktadır.
Fergana Vadisi Orta Asya’da iklim şartları bakımından en ılıman bölgedir.
Vadi, tarıma elverişli olup, sulak bir arazi yapısına sahiptir. Bu
özelliklerinden dolayı Fergana Vadisi önemli bir nüfus yoğunluğuna sahiptir.



Kırgızistan’ın, başkent Bişkek’ten sonra en önemli kentleri olan Oş ve
Celalabat’tan başka Batıkent, Özgen, Taşkömür, Karakul, Toktagöl,
Pazarkurgan, Karasu ve diğer birçok yerleşim merkezi Fergana Bölgesi’nde yer
almaktadır. Özbekistan’ın doğu bölgesini kapsayan Fergana Vadisi’nin bu
ülkedeki kısmı ise yine birçok önemli kent ve onlarca kasaba ve yerleşim
merkezinden oluşmaktadır. Vadinin ortasında eşsiz bir güzelliğe sahip
Andican, kuzeyinde Nemengan ve güneyinde ise adını vadiden alan Fergana
illeri yer almaktadır. Bu üç ilde büyük kentlerin yanı sıra uzun yıllar
Hokant Hanlığına başkentlik yapmış tarihi Hokant şehri, bir tekstil kenti
olan Mergılan, önemli bir barajın bulunduğu Saidabat,  Siriderya
kıyısındaki balıkçı Yaylan, Riştan ve başka birçok önemli yerleşim merkezleri
vardır. Vadinin Tacikistan bölgesinde yer alan kısımda ise Hocent
(Leninabat), Zerefşan, Karakenza, Cirkatal, Tacikabat, Novabat, Abat ve
Konsomal gibi yerleşim merkezleri bulunmaktadır. Aral Gölü’nün temel besleyicisi
konumunda olan Siriderya ve Amuderya nehirleri, Fergana Vadisi’nden çıktıktan
sonra Aral’a varmak için kat ettikleri binlerce km’de sayısız yerleşim
biriminden, uçsuz bucaksız vadilerden, hatta çöllerden geçmektedir.



Amuderya bu uzun yolculuğunda Fergana Vadisi’nden çıktıktan sonra
Tacikistan’da Dusti ve Şahartus’tan, Özbekistan’da tarihi Termez şehri
kıyısından geçerek bu bölgede Afganistan-Özbekistan sınırını oluşturmaktadır.
Amuderya, daha sonra Kerif bölgesinde Türkmenistan-Afganistan doğal sınırını
oluşturup, Türkmenistan topraklarında Kızıl Ayak bölgesinde ikiye
ayrılmaktadır. Nehrin bir kolu Karakum Kanalını oluşturup, Türkmenistan’ın
güneyine yönelerek tarihi Merv (Mari) kentine ulaşmaktadır. Nehrin ana kolu
ise Türkmenistan’ın kuzeydoğu bölgesinde Özbekistan sınırına paralel olarak
kuzeye doğru devam ederken ülkenin en gelişmiş kentlerinden biri olan Çarju
kentinin kıyısından akmakta, Gabali’den itibaren Küçük Hanlı bölgesine kadar
iki ülkenin sınırını oluşturmaktadır. Bezergan kentinden Özbekistan
topraklarına giren nehir tarihi Urgenç kentinden geçerek Karakalpakistan’a
ulaşmakta, bölgenin merkezi olan Nukus kentinden Aral’a akmaktadır.



Aral’ı besleyen diğer önemli nehir Siriderya ise iki nehrin birleşmesi ile
oluşmaktadır. Pamir Dağları’ndan akan Narin nehri ile Karaderya nehrinin
Fergana Vadisinde birleşmesi ile Siriderya meydana gelmektedir. Siriderya
Kazakistan’ın Güney Kazakistan ili içerisinde Aris’in yanından geçerek Timur
ve Şauldur’dan devam etmekte ve Türk Dünyası’nın manevi başkenti olan tarihi
Türkistan şehrinin kıyısından akmaktadır. Siriderya nehri kuzeybatı yönünde
devam edip, Kızıl Orda’nın uçsuz bucaksız bozkırlarında kumlar içerisinde
kaybolmakta ve Aral Gölü’ne ulaşamamaktadır.



Sulama projelerinde aşırı kullanılmadan önce bu nehrin son varış noktası Aral
Gölü’ydü. Oysa şimdi nehirden arda kalan su Kızıl Orda’nın kızgın kumları
arasında çölün içinde kaybolup gitmektedir. Esasen nehir Özbekistan’ın Nevai
bölgesinden Kazakistan topraklarına girmesinden itibaren dümdüz bir bozkırda
devam etmektedir. Coğrafyanın bu kısmında hiçbir dağ, tepe, dere ve tümsek
bulunmamaktadır. Nehir kaybolduğu bölgeye varıncaya dek çölün içinde bir
yılanın kavisler çizercesine hareketini andıran kıvrımlar şeklinde
ilerlemektedir. Nihayetinde bataklığı andıran bir bölgede koskoca bir nehrin
kayboluşuna şahit oluyoruz.



Siriderya ve Amuderya nehirleri geniş bir arazi içinde yoğun nüfusa sahip
sanayileşmiş kentlerin etrafından geçmekte, tarım ve özellikle uçsuz bucaksız
pamuk tarlalarında kullanılmaktadır. Bu iki nehrin debisi, zirai sulama,
kentsel ihtiyaçlar, sanayi ve başka birçok ihtiyaç için kullanıldığından
peyderpey azalmaktadır. Pamuk üretiminde kullanılan kimyasal ilaçlar, kentsel
ve sanayi atıkların nehirlere karışmasıyla da nehirlerdeki canlı hayatı
tehlikeye girmiş, nehirler büyük ölçüde kirlenmiştir.



Su kaynaklarının paylaşımı ve büyük nehirlerin doğduğu ülke ile aktığı
ülkeler arasında paylaşımı konusu bütün dünyada olduğu gibi Orta Asya’da da
önemli bir politik, ekonomik ve stratejik sorundur. Genellikle binlerce km
uzunluğundaki nehirlerden akan suların geçtiği ülkelerin faydalanması,
üzerine baraj inşa edilmesi komşu ülkeleri karşı karşıya getirmektedir.
Örneğin, Kırgızistan’la Özbekistan, Özbekistan’la Tacikistan su kaynakları ve
nehirlerin paylaşımı konusunda birbirleriyle büyük krizler yaşamaktadırlar.



Bu doğrultuda Aral’a dökülmekte olan Amuderya, Siriderya, Kaşkiderya ve
Zerafşan nehirleri en az 2 ülkenin ortak kaynağı durumundadır ve bu hususta
suyun adaletsiz ve aşırı kullanımına dair suçlamalar, paylaşım meselesini
daha da karmaşık hale getirmektedir. Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan
devletleri arasında Aral’a dökülen nehirlerin kullanımı konusunda var olan
anlaşmalar kimi zaman yetersiz kalmaktadır. Bu ülkeler Amuderya ve Siriderya
nehirlerinin %70’ini kullanmaktadır. Bu ise söz konusu nehirlerin kaynak
ülkesi konumunda bulunan Tacikistan ve Kırgızistan’ın itirazıyla
karşılaşmaktadır.(9)



Sovyetler Birliği döneminde özellikle 1960’lı ve 70’li yıllarda bütün dünyada
olduğu gibi çevresel sorunlar kamuoyunun ilgisini çekmekte ve pek çok duyarlı
akademisyen ve yazar tarafından gündeme getirilmekte idi. Örneğin, o dönem
“Bütün Çölleri Ağaçlandıralım” sloganı büyük rağbet görmekteydi, hatta ünlü
bir coğrafya bilgini olan Türkmen A. C. Babayev, Aral Gölü’nün sorunlarına
dikkat çekmiş ve buna neden olan aşırı pamuk üretimine karşı çıkmıştır. Buna
rağmen Aral’ın kurtarılması için önemli bir adım atılmamıştır.



Aral Gölü’nün kurumaya yüz tutması ve faciaya varan çevre sorunlarından biri
de su kaynaklarının azalmasının yanında Sovyetler Birliği’nin özellikle
Semipalatinsk bölgesinde yaptığı nükleer denemeler ve araştırmalardır. Bu
denemelerden sızan radyoaktif dalgalar, yine aynı bölgede ve Aral’a daha
yakın Kızılorda’daki Baykonur Uzay Üssünden uzaya fırlatılan uydu ve
füzelerin çevreye yaydığı radyoaktif dalgaların olumsuz etkisi Göl’e zarar
vermiştir. Semipalatinsk’de 1949 ve 1989 yılları arasında 470 nükleer deneme
yapıldığı bilinmektedir. Neticede yayılan radyasyon Aral Gölü’ndeki ekosistemin
bozulmasının sebeplerinden biri haline gelmiş, Göl’deki canlı hayat bitmeye
yüz tutmuş ve Göl bölgesinde başta solunum hastalıkları olmak üzere çeşitli
hastalıklar yaygınlaşmıştır.



Bölgenin merkezi konumdaki Nukus’ta konuştuğum pek çok bilim adamı, Göl’deki
ekosistemin zarar görmesiyle görülen hastalıklarla birlikte, civardaki
nüfusun doğurganlığının da azaldığını ve Karakalpakistan’da bu bölgesinde
nüfus kaybına yol açmaya başladığını ifade etmişti. Aral çevresindeki
ekolojik sorunların bölgede uzunluğu 400 km, eni 60 km’ye varan yeni bir
çölün oluşmasına neden olacağı tezi ileri sürülmektedir. Dünya Sağlık
Örgütü’nün bilgilerine göre, Karakalpakistan tamamen yok olma tehlikesiyle
karşı karşıyadır. Özbekistan Devleti’nin rakamlarına göre 1985’ten bu yana
bölge hızla nüfus kaybetmektedir. Aral’da yaşanan çevre felaketi, bölge
ülkelerinin en önemli çevre sorunu haline gelmiştir. Başta Kazakistan ve
Özbekistan olmak üzere Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan bu konuya
hassasiyetle yaklaşmaktadır. Aral’ın kurtarılması ve çevre sorunlarının
çözülmesi doğrultusunda devletler ulusal, bölgesel ve hatta uluslararası
platformlarda, girişimlerde bulunmakta ve çözüm yolu aramaktadır.



Bu doğrultuda beş Orta Asya cumhuriyeti -Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan,
Türkmenistan ve Kırgızistan- 1992 yılında Uluslararası Aral Gölü’nü Kurtarma
ve Koruma Komitesi’ni oluşturmuştur. Çalışmalar sonucunda söz konusu ülkeler
tarafından 1994 yılında Uluslararası Aral Gölü Çevre Sorunları Komitesi ve
Göl’ün yeniden canlandırılması için Uluslararası Aral Gölü Kurtarma Fonu
oluşturulmuştur. Aral’a kıyıdaş ülkeler yani Özbekistan ve Kazakistan ulusal
ekonomilerine zarar gelmeden Aral’dan aldıkları su miktarını azaltmaya,
böylece Göl’e akan su miktarını artırmayı hedeflemiştir. Bazı hesaplamalara
göre, yıllık ortalama 11 milyar m3 fazladan su Aral Gölü’ne dökülmelidir.



Ülkeler sırayla Uluslararası Aral’ı Kurtarma Fonu Başkanlığı’nı
yürütmektedir. Kazakistan Aral’a kıyıdaş bir ülke olarak bu faciaya daha
duyarlı yaklaşmakta, fonun başkanlığını yaptığı 4 yıl zarfında dünya
kamuoyunun dikkatini çekmekte ve bu çabalarına olumlu karşılık almaktadır.
Nitekim Dünya Bankası, Aral’ın kurtarılması için 380 milyon dolar fon
ayırmıştır. Bütün araştırmalar ve raporlar, tarım ve sanayi politikalarının
Orta Asya’daki çevre sorunlarını oluşturduğu ve bu politikaların çevreye
olumsuz etkilerinden kaynaklandığı tezi konusunda birleşmiştir.(10)



Aral’ın kurtarılmasına yönelik bölge devletlerinin ilk zirvesi Şubat 1999
yılında Kazakistan’ın o dönemki başkenti Almatı’da gerçekleştirilmiştir. Bu
zirvede Aral’ın çevre sorunları masaya yatırılmış, yeni önlemler alınması
gündeme gelmiştir. O tarihe kadar üye devletlerden Uluslararası Aral’ı
Kurtarma Fonu’na Kazakistan tarafından 61 bin 563 tenge, Kırgızistan
tarafından 800 bin som, Tacikistan tarafından 213 bin Tacik rublesi,
Türkmenistan tarafından 101 bin 500 manat ve Özbekistan tarafından ise 56 bin
60 som yardım yapılmıştır. Almatı’daki toplantıda Aral’ı kurtarmak için Aral
Vakfı’nın kurulması kararlaştırılmıştır. Zirvede imzalanan anlaşmada Aral
Vakfı’nın sorumlulukları, devletlerarası konseyin vazifeleri ve yeni
işbirliği alanları belirlenmiştir.



Daha sonra Yeni Zelanda, Japonya, İsveç, İtalya, Kuveyt, İngiltere ve
Finlandiya gibi ülkeler söz konusu vakfa yardımda bulunmuştur. Dünya Bankası
3 milyon dolar, Avrupa Birliği 1,4 milyon dolar, Uluslararası Çevre Koruma
Fonu ise 500 bin dolar yardımda bulunmuştur. Aral’ın kurtarılması yönünde
yapılan 2. zirve toplantısı 2004 yılında Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta
toplanmıştır. Zirve sonunda Aral’ın ekolojik sorunlarının çözülmesi, bütün
ülkelerin ve uluslararası kuruluşların desteğini alarak Aral’ın yeniden
canlandırılması, çölleşmenin önlenmesi için tedbir alınması ve Aral kıyısında
yaşayan halkın geçim sorunlarına çözüm getirilmesi gibi somut öneriler
üzerinde anlaşmalar yapılmıştır.



Aral’ın kurtarılması doğrultusunda uzun zamandan beri çeşitli akademik ve
bilim çevrelerinde birçok bilimsel proje ve fizibilite raporu hazırlanmıştır.
Başta Kazakistan ve Özbekistan üniversiteleri olmak üzere bölgedeki pek çok
üniversite, araştırma merkezi ve düşünce kuruluşu bu konuya ilgi
göstermiştir. Konu ile ilgili çeşitli düzeylerde akademisyenlerin, devlet
adamlarının, bürokratların, gazetecilerin, çevre kuruluşlarından
gönüllülerinin ve bölgeyle ilgilenen diğer kişi ve kuruluşların
katılımlarıyla yerel, bölgesel ve uluslararası kongreler, sempozyumlar,
çalıştaylar ve seminerler düzenlemiştir. Aral’ın geleceği, kıyıdaş ve komşu
devletlerin katılımıyla gerçekleşen birçok toplantı, liderler zirvesi, su,
enerji ve çevre bakanlarının oturumları ve alt düzey bürokrat, uzman ve
teknik adamların katıldığı toplantıların gündemini oluşturmuştur.



Birleşmiş Milletlere bağlı ihtisas kuruluşları, uluslararası çevre örgütleri,
dünya su forumu ve benzer uluslararası kuruluşlarda dönem dönem Aral’da
meydana gelen çevre felaketini gündeme getirmiştir. Söz konusu bilimsel,
devletlerarası oturumlar, akademik ve gönüllü kuruluşların görüş ve
öngörüleri birçok bilimsel raporda kamuoyuna açıklanmıştır. Başta Nukus
Üniversitesi ve Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’ndeki araştırma
enstitüleri, yayımladıkları birçok bilimsel raporla felaketin çevresel
etkilerini, alınacak önlemleri ve geleceğe yönelik öngörülerini ortaya
koymuştur.



Aral’ı besleyen nehirlerin eski konumlarına getirilmesi ve böylece Göl’e akan
su hacminin artırılması, en başta gelen öneri olarak hemen hemen bütün
raporlarda yer almıştır. Hatta bu hususta Özbekistan ve Kazakistan’a somut
öneriler sunularak Göl’ü besleyen nehirlerden su alımını azaltmaları önerisi
getirilmiştir. Doğal olarak böyle bir tedbir bölgenin en önemli ticari ürünü
olan pamuk üretiminin azalacağından dolayı pek fazla rağbet görmemiştir.
Aral’ı kurtarma projelerinden bir diğer öneri ise, Aral Gölü ile Hazar
Denizi’ni birleştirme planıdır. Bilindiği gibi Aral Gölü ile Hazar Denizi
arasındaki uzaklık 500 km’dir ve son 30 yılda Hazar Denizi’ndeki su seviyesi
ise devamlı yükselmektedir.



Hazar Denizi’nde su seviyesinin yükselmesi İran’ın kuzey bölgesinde bulunan
Gilan ve Mazenderan illerindeki birçok liman kentini su altında kalma
tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Hatta İran devleti kentleri ve tarım
arazilerini korumak için deniz kıyısına dev beton duvarlar inşa etmektedir.
Yine Azerbaycan Cumhuriyeti’nin doğusunda Hazar Denizi kıyısındaki birçok
kent ve petrol tesisi su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu
ortamda kimi uzmanlar Aral Gölü ile Hazar’ı bir kanal vasıtasıyla birbirine
bağlama projesini ortaya koymaktadır. Bu projeyi savunanlara göre yer çekimi
kuralları gereği fizik kuralları doğrultusunda Hazar’ın artan suyu bu kanal
vesilesiyle Aral’a akacak, böylece Aral kurtulurken Hazar’da su seviyesi
düşerek kıyı kentleri su altında kalma tehlikesinden kurtulacaktır. Bazı
uzmanlara göre tedbir alınmadığı takdirde 2020 yılına kadar Hazar’ın su
seviyesi 5 metre yükselerek etrafındaki kentleri ve yerleşim birimleri su
altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacaktır.(11)   



Aral Gölü ile Hazar Denizi’ni birleştirme projesi, bölge ülkelerinin ekonomik
ve teknolojik kapasitesinin çok üzerinde olduğundan dolayı proje, Birleşmiş
Milletler’e bağlı ihtisas kuruluşlarının öncülüğünde, uluslararası mali
teşkilatların sağlayacağı finansmanla ve uluslararası bir konsorsiyum
tarafından geçekleştirilmelidir. Tabiatıyla bölge ülkeleri projeye maddi,
lojistik ve insan kaynakları bakımından yardımcı olmalıdır. Esasen bundan
önce uluslararası finans kuruluşları Aral için kaynak tahsis etmiştir.
Örneğin Dünya Bankası Aral’ın kuzey bölümünün suyunun muhafaza edilmesi için
inşa edilecek bir baraj için 50 milyon dolar bütçe ayırmıştır.(12)
Uluslararası kuruluşların başka girişim ve projeleri de söz konu olmuştur.
Örneğin Dünya Bankası Aral Gölü’ne akan nehirleri kullanmama ve alternatif su
kaynakları bulma doğrultusunda 1995 yılına kadar Özbekistan’a 135 milyon
dolar, Türkmenistan ve Kazakistan’a 30 milyon dolar kredi vermiştir.(13)
Ulusal, bölgesel ve uluslararası projelerden bazıları planlama, bazıları
uygulama, bazıları ise fizibilite aşamasındadır. Kısa, orta ve uzun vadeli
planlamalar, Aral Gölü’nün kurtarılması için hayata geçirilmeyi
beklemektedir.



Sonuç olarak; Siriderya, Amuderya, Pamir Dağları, Aral Gölü, Hazar Denizi,
Aydara, Çardara Gölleri, Mahtaral, Karakum, Kızıl Orta ve Taklamakan Çölleri,
Fergana Vadisi ve yukarda saydığım nehirlerin, göllerin, vadilerin, çöllerin
önemli bir kısmını köy köy, kent kent, dolaşan birisi olarak, Aral gibi bir
zamanlar bölgenin hayat kaynaklarından birisi konumunda olan canlı bir gölün
yavaş yavaş yok olması düşüncesinden çok etkilenmişimdir. Açıkçası Aral’ın bu
halini gören her insan tarifi mümkün olmayan bir hüzün duygusuna
kapılacaktır. Aral’ın canlılığını yitirdiği, bütün uluslararası ve bölgesel
girişimlere rağmen can çekişmeye devam ettiği kesin olarak bilinmektedir.
Yukarıda sözünü ettiğim Siriderya ve Amuderya Nehirleri’nin geniş bir arazide
birbirlerine paralel olarak Aral’a doğru akarken, kentleşme, aşırı kullanım,
çevre kirliliği, iklim değişiklikleri ve birçok nedenden dolayı Aral’a
ulaşmadan buharlaşması Göl’e giren su miktarında önemli miktarda azalma
sonucunda Göl kuruma felaketiyle karşı karşıya kalmıştır.



Aral’ın kurtarılmasına yönelik projelerden yukarıda söz etmiştim. Bu
projelerin başında Aral Gölü ile Hazar Denizi’ni 500 km’lik bir kanalla
birleştirme projesi gelmektedir. Her ne kadar bu proje fizibilite aşamasında
ise de daha şimdiden pek çok bilim adamı, jeolog ve çevre bilimciye göre
projenin gerçekleşmesi muhtemel görünmemektedir. Projenin ekonomik, yapısal,
coğrafi ve bölgenin iklim şartları dolayısıyla hayata geçmesi pek mümkün
gözükmemektedir. Bazı bilim adamlarına göre, projeyle birlikte iki su kütlesi
arasındaki birleşme gerçekleştirilirse, Hazar Denizi’ndeki su seviyesi 5-6
metre düşecektir. Bu durum ise Hazar kıyısındaki bazı önemli liman kentlerini
olumsuz yönde etkileyeceği ve su seviyesinin düşmesiyle birlikte bu
limanların işlevini kaybedebileceği ileri sürülmektedir. Kimi uzmanlara göre
böyle bir durumda İran, Azerbaycan ve Rusya’nın liman kentleri su seviyesinin
düşmesiyle liman olma özelliklerini kaybedecektir.



Ayrıca bütün görüşme ve diplomatik girişimlere rağmen, Hazar’ın hukuki
statüsü hala belirlenmemiştir. Hazar’a kıyıdaş ülkeler yani Rusya
Federasyonu, Kazakistan, Türkmenistan, İran ve Azerbaycan devletleri arasında
Hazar’ın dibinde bulunan zengin petrol ve doğalgaz yataklarının paylaşımı
hususundaki ihtilaflar devam etmektedir. Öte yandan pamuk üretiminin
Özbekistan’ın ekonomisinde yeri doldurulmayacak bir önemi bulunmaktadır.
Kazakistan’ın ise en kaliteli pamuğu Çardara Gölü ile Aydara Gölleri arasında
bulunan Mahtaral Bölgesi’nde üretilmektedir. Bu iki ülkenin pamuk üretimi
hassasiyetlerini göz önünde bulunduracak olursak, Aral’a akan nehirlerin su
miktarında artış beklemek en azından kısa vadede olanaksız olarak
görülmektedir. Aral’ın geleceği, özellikle Özbekistan ve Kazakistan’dan sonra
Türkmenistan, Tacikistan ve Kırgızistan’ın aktif katılımı, desteği ile bu
ülkelerin Göl’e öncelik tanıması ile çözüme kavuşturulabilecektir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet