ÖZET


Hocalı katliamı, birkaç yüzyıldır devam eden Karabağ sorunu
çerçevesinde gerçekleşmiş bir trajedidir. Karabağ’ın en stratejik bölgelerinden
biri olan Hocalı’da yaşayan Türkler, yaklaşık beş ay boyunca ablukaya
alınmışlar ve temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılmışlardır. 25-26 Şubat 1992
tarihlerinde ise öldürme dâhil pek çok kötü muameleye maruz kalmışlardır.
Ermeniler tarafından gerçekleştirilen bu eylemler, 1948’de imzalanan Soykırım
Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde düzenlenmiş bulunan
soykırım suçunun unsurlarıyla paralellik göstermektedir. Soykırım suçu,
Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin kabul edilmesiyle
birlikte uluslararası hukukun konusu olmuştur. 1951’de yürürlüğe giren bu
sözleşme, soykırım suçunun gerçekleşmesini bazı koşullara bağlamıştır. Bu makalede
Hocalı katliamı, bahsi geçen sözleşme çerçevesinde değerlendirilmektedir.
  


Anahtar Kelimeler


Karabağ Sorunu, Hocalı Katliamı, Soykırım, Soykırım Suçu, Soykırım
Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi


ABSTRACT


KHOJALY MASSACRE in terms of the
CONVENTION on the PREVENTION and PUNISHMENT of the CRIME of GENOCIDE


Khojaly massacre is a tragedy, occured in the framework of
Karabakh problem, which has been going on several centuries. Turks living in
Khojaly, which is one of the most strategic area of Karabakh, were blockaded
aproximately for five months and devoid of the fundamental needs. As to
25th-26th February 1992, they were exposed to many terrible treatment,
including murdering. These acts, carried out by Armenians, are parallel to the
elements of the crime of genocide, laid out in the Convention on the Prevention
and Punishment of the Crime of Genocide, signed in 1948. The crime of genocide
has been the theme of international law by the acceptance of the Convention on
the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide. This convention,
entered into force in 1951, binds the occuring of the crime of genocide to some
provisions. In this essay, Khojaly massacre has been evaluated in the framework
of the so-called convention.


Key Words


Karabakh Problem, Khojaly Massacre, Genocide, Crime of Genocide,
Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide
    


GİRİŞ


25-26 Şubat 1992 tarihlerinde meydana gelen Hocalı katliamı[1],
insanlık tarihinin kaydettiği en vahşi eylemlerden birisidir. Yukarı Karabağ
sorunu içinde gerçekleşmiş pek çok trajediden birisi olan bu katliam, Birleşmiş
Milletler (BM) Genel Kurulu’nda 09.12.1948’de kabul edilen ve 12.01.1951’de
yürürlüğe giren “Jenositin Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkındaki Sözleşme”de[2]
düzenlenmiş olan soykırım suçunun gerçekleşmesi için gerekli olan şartlar
açısından değerlendirilmeye muhtaçtır. Bu sözleşme, Almanya’da Naziler
tarafından Yahudilere karşı yapılan eylemlerden hareketle benzeri fiillerin
cezalandırılması amacıyla imzalanmıştır. Sözleşmede belirtilen ve soykırım
suçunu oluşturan fiiller, Hocalı’da Azerbaycan Türklerine yönelik olarak
gerçekleştirilen eylemlerle paralellik göstermektedir. Aşağıda, Hocalı katliamı
bu sözleşme açısından değerlendirilecektir. Bu değerlendirmenin sağlıklı bir
şekilde gerçekleşebilmesi için öncelikle Yukarı Karabağ sorununun tarihî
gelişimi kısaca özetlenecek ve 25-26 Şubat 1992’de Hocalı’da meydana gelen
katliamla ilgili bilgiler verilecektir. Ardından Soykırımın Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi’nde düzenlenmiş olan soykırım suçu incelenecek ve
bu sözleşme, Hocalı katliamına uygulanacaktır. Hocalı’da gerçekleştirilen
katliam yalnızca bu sözleşme çerçevesinde ele alınacak, uluslararası hukuk
açısından kabul gören diğer belgeler kapsam dışı tutulacaktır.


1. YUKARI KARABAĞ SORUNU


Yukarı Karabağ sorunu, tarihî Karabağ toprakları içinde yer alan
bir bölgede ortaya çıkmıştır[3]. Kaynağı itibarıyla oldukça geriye giden
bu sorun, on dokuzuncu yüzyılda belirginleşmiştir. Bu sorunun temelinde, gerek
Azerbaycan’ın gerekse Ermenistan’ın bölgenin tarihî olarak kendilerine ait
olduğu tezi yatmaktadır. 1905 yılında taraflar arasında başlayan çatışmalar
önce Çarlık Rusyası, ardından da Ermenilerin Nisan 1920’de başlattığı isyan
üzerine Kızıl Ordu tarafından bastırılmıştır[4].
Yukarı Karabağ sorunu, Azerbaycan’ın ve Ermenistan’ın Rusya Sosyalist Federatif
Sovyet Cumhuriyeti (RSFSC)[5] idaresi tarafından işgaliyle birlikte,
uluslararası bir mesele olmaktan çıkıp RSFSC’nin iç sorunu hâline gelmiştir.
Stratejik öneminden dolayı bölgeyi doğrudan kendine bağlamayı düşünen Sovyet yönetimi,
daha sonra bu kararından vazgeçmiş ve 5 Temmuz 1921 tarihinde Rusya Komünist
Partisi Merkez Komitesi’nin Kafkas Bürosu, Yukarı Karabağ’ın Azerbaycan Sovyet
Sosyalist Cumhuriyeti sınırları içinde özerk bir bölge hâline getirilmesi
kararını almıştır[6]. Bu karardan memnun olmayan Ermeniler,
kararın değiştirilmesi yönünde taleplerde bulunmuşlardır. Ermenilerin
itirazlarına rağmen Yukarı Karabağ’ın statüsü değiştirilmemiş ve Azerbaycan ile
Ermenistan arasındaki bu sorun, olayların tırmanmaya başladığı 1980’li yılların
ortalarına kadar sön(dürül)müştür[7].


SSCB’nin dağılma sürecine girmesiyle birlikte, Yukarı Karabağ ile
ilgili olarak Ermenilerin talepleri yeniden gündeme gelmeye başlamıştır.
Bölgede yaşayan Türklere saldırarak onları göçe zorlayan Ermeniler, bazı
girişimlerde bulunmaya başlamıştır. Ermenilerin bu yönde attığı ilk adım,
üyelerinin çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu Yukarı Karabağ Konseyi’nin
Azerbaycan’dan ayrılarak Ermenistan’a bağlanma yönünde aldığı 20 Şubat 1988
tarihli karardır. Azerbaycan, Ermenistan ve SSCB Yüksek Konseylerine bildirilen
bu karar, SSCB Anayasası’na aykırı olduğu gerekçesiyle Azerbaycan Yüksek
Konseyi tarafından reddedilmiştir. Ayrıca SSCB Komünist Partisi Merkez Komitesi
de Yukarı Karabağ Konseyi’nin kararını kabul etmemiş ve 12 Ocak 1989’da Yukarı
Karabağ’ın yönetimini devralarak özel bir komisyona bırakmıştır. Ancak
komisyonun başarılı olamaması üzerine SSCB Yüksek Konseyi, 28 Kasım 1989 tarihinde
Yukarı Karabağ’ın yeniden Azerbaycan’a bırakılmasına karar vermiştir. Bu
gelişmenin ardından Yukarı Karabağ Konseyi ile Ermenistan Yüksek Konseyi, 1
Aralık 1989’da Yukarı Karabağ ile Ermenistan’ın birleşmesi kararını
almışlardır. Azerbaycan Yüksek Konseyi ile SSCB Yüksek Konseyi, birleşme
kararının geçersiz olduğu yönünde bir irade sergilemişlerdir. Bu süreç,
karşılıklı alınan kararlarla devam ederken Ermenilerin Yukarı Karabağ’daki
Türklere yönelik sistematik saldırıları artmıştır[8].


Azerbaycan, Ermenistan ve SSCB arasında devam eden mesele,
SSCB’nin dağılması ve Azerbaycan ile Ermenistan’ın bağımsızlıklarını ilân
etmesiyle yeni bir aşamaya taşınmıştır. Yeni bir ivme kazanan Yukarı
Karabağ’daki gelişmeler arasında önemli olan hususlardan biri de Azerbaycan
Yüksek Konseyi’nin 26 Kasım 1991’de Yukarı Karabağ’ın özerklik statüsünü
feshetmesi ve bölgeyi doğrudan doğruya kendi merkezî idaresine bağladığını ilân
etmesidir. Ermeniler tarafından kabul edilmeyen bu kararın ardından, Yukarı
Karabağ Konseyi, 6 Ocak 1992’de bağımsızlığını ilân etmiştir. Ermenistan
tarafından bile tanınmayan bu bağımsızlık ilânıyla SSCB birliklerinin bölgeden
çekilmesi eş zamanlı olarak ortaya çıkmış ve taraflar arasındaki çatışmalar
artık savaşa dönüşmüştür[9].


Yukarı Karabağ’daki çatışmaların yerini, Azerbaycan ve Ermenistan
devletlerinin millî ordularının taraf olduğu savaş aldıktan sonra Karabağ
sorunu, uluslararası toplumun gündeminde daha çok yer tutmaya başlamıştır.
Özellikle Türkiye’nin ve Rusya’nın soruna müdahil olmasıyla birlikte, taraflar
arasında görüşmeler başlamıştır. 1992 yılından itibaren Avrupa Güvenlik ve
İşbirliği Konferansı (AGİK)[10], bu süreçte görüşmelere zemin teşkil
etmiştir. İlk defa Şubat 1992’de yapılan toplantılar, 24 Mart 1992’de alınan
bir kararla kurularak AGİK bünyesinde faaliyete geçen ve “Minsk Grubu”[11]
olarak bilinen bir çatı altında devam etmiştir[12].
AGİT çerçevesinde faaliyetlerini hâlâ devam ettiren Minsk Grubu, 1994 yılı
içinde birkaç aşamada ilân edilen ve resmî anlaşmayla sağlanan ateşkes dışında,
bugüne kadar sorunun çözümünde somut bir ilerleme sağlayamamıştır.


Uluslararası toplum içinde soruna ilişkin irade sergileyen önemli
hukuk kişilerinden biri de BM’dir[13]. Ermenilerin Yukarı Karabağ’ı işgal
etmesinin ve bölgedeki Türkleri tamamen sürmesinin ardından, BM Güvenlik
Konseyi bir dizi karar almıştır. Bu kararlardan ilki, 30 Nisan 1993 tarihlidir.
822 sayılı bu kararda[14], bölgedeki devletlerin toprak
bütünlüğüne ve egemenlik yetkisine saygı duyulması gerektiği, uluslararası
sınırların kuvvet kullanma yoluyla değiştirilemeyeceği ve Ermeni birliklerinin
Yukarı Karabağ’da işgal ettikleri Kelbecer ve diğer bölgelerden geri
çekilmeleri gerektiği ifade edilmiştir. BM Güvenlik Konseyi 29 Temmuz 1993
tarihli ve 853 sayılı ikinci kararında[15] da 822 sayılı karara atıf yapmış, Ermeni
birliklerinin Yukarı Karabağ’da işgal ettikleri Ağdam ve diğer bölgeleri terk
etmeleri çağrısında bulunmuştur. BM Güvenlik Konseyi, konuyla ilgili olarak 874
ve 884 sayılı iki karar daha almıştır. 14 Ekim 1993 tarihli olan 874 sayılı
kararda[16], taraflar doğrudan görüşmelere
çağrılırken 12 Kasım 1993 tarihli ve 884 sayılı kararda[17]
ise önceki BM Güvenlik Konseyi kararlarına atıf yapılarak Ermeniler tarafından
Azerbaycan topraklarında gerçekleştirilen işgal kınanmış ve Ermenistan’ın
Yukarı Karabağ’daki Ermenilere yaptığa yardıma son vermesi istenmiştir. Ayrıca
Ermenistan’dan, Yukarı Karabağ Ermenileri üzerindeki etkisi dikkate alınarak BM
Güvenlik Konseyi kararlarını hayata geçirmesi talep edilmiştir. Görüldüğü
üzere, uluslararası toplum açısından Yukarı Karabağ topraklarının Azerbaycan’a
ait olduğu ve bu toprakların Ermeniler tarafından işgal altında tutulduğu
hususlarında herhangi bir tereddüt yoktur.
                  


2. HOCALI KATLİAMI


Yukarı Karabağ toprakları içinde yer alan Hocalı, sorunun sürdüğü
yıllar içinde Ermeniler tarafından çeşitli saldırılara maruz kalmıştır. Bu
saldırıların ortaya çıkmasındaki temel sebeplerden biri, Hocalı’nın stratejik
öneme sahip olan konumudur. Bölgedeki tek havaalanının bulunduğu Hocalı, aynı
zamanda Karabağ’ın merkezi olan Hankendi’nin elektrik hattının ve Bakü-Hankendi
Demiryolu ile Bakü-Şuşa karayolunun geçtiği bir yerleşim birimidir. Bu sebeple
Ermeniler, Hocalı gibi stratejik öneme sahip bir yerleşim biriminden Türkleri
tamamen sürmeyi amaçlamışlardır[18].


Yukarı Karabağ sorunu esnasında, Hocalı da stratejik konumu sebebiyle
çatışmaların yaşandığı bir yerleşim birimi konumundaydı. Ekim 1991’den itibaren
Ermenistan devleti ordusu ile Yukarı Karabağ’daki Ermenilerden oluşan silahlı
birliklerin ablukası altında olan şehre, 30 Ekim 1991’de karayoluyla ulaşım
imkânı da kalmamıştır. Tek sivil ulaşım aracı olan helikopter 28 Ocak 1992 günü
Hocalı’ya ulaşmış, bu tarihten sonra hava yoluyla ulaşım da imkânsız hâle
gelmiştir. Son askerî helikopter ise 13 Şubat’ta Hocalı’ya ulaşarak yiyecek ve
yakıt nakli yapmıştır. 2 Ocak 1992’den itibaren elektriğin kesildiği Hocalı’da,
Şubat ayının ikinci yarısından itibaren abluka yoğunlaşmış ve şehir, her gün
toplarla ve ağır silahlarla bombardımana tutulmuştur. Azerbaycan devletinin
herhangi bir yardım gönderemediği Hocalı, Ermeni silahlı birliklerinin
kuşatması altında yiyecek, yakıt, vb. temel ihtiyaç maddelerinden yoksun bir
hâle getirilmiştir[19]


Hocalı katliamı olarak nitelenen olay, 25 Şubat 1992 gecesi
başlamıştır. Hankendi’nde bulunan SSCB döneminde kalma 366. Motorize Alay’a
bağlı ve çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu birliklerin desteğiyle Ermeni
silahlı birlikleri, Hocalı’daki sivil halka saldırmışlardır. Şehirde bulunan ve
ağır silahlardan yoksun gönüllü sivil birliklerin cılız savunması karşısında
Ermeni birlikler, herhangi bir zorlukla karşılaşmadan katliama girişmişlerdir.
63’ü çocuk, 106’sı kadın, 70’i yaşlı, toplam 613 kişi öldürülmüştür. Sekiz aile
tamamen yok edilmiştir. Saldırılar sonucunda 487 kişi sakat kalmış, 1275 kişi
ise alıkonulmuştur. Alıkonulanların bir kısmı serbest kalmış ancak önemli bir
bölümünden herhangi bir haber alınamamıştır. Saldırıda öldürülen insanların
cesetleri incelendiğinde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu,
değişik organlarının kesildiği anlaşılmıştır[20].


Hocalı’da sivillere yönelik yapılan bu saldırı, uluslararası
basının da dikkatini çekmiş ve bu katliamla ilgili pek çok haber yapılmıştır[21].
Ayrıca olayın mağdurlarının ve mağdur yakınlarının ifadeleri de basına konu
olan haberlerle örtüşmekte, hatta katliamın canlı tanıklarının anlattıkları,
basına yansıyanlardan daha büyük bir vahşetin gerçekleştiğini göstermektedir.
Bu konuda, yazılı ve görüntülü ortamda pek çok tanığa ait ifadeler mevcuttur[22].
        


3. SOYKIRIMIN ÖNLENMESİ ve CEZALANDIRILMASI
SÖZLEŞMESİ’NDE SOYKIRIM SUÇU


3.1. Soykırım Suçunun Tanımı


09.12.1948 tarihinde BM Genel Kurulu’nda kabul edilen Soykırımın Önlenmesi
ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile müstakil bir suç niteliği kazanan soykırım
suçunun[23] tanımı, 2. maddede yapılmıştır. Ancak
tanımın yapılmasında Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin
başlangıç kısmı ile 1. maddesi, bu tanımın alt yapısını oluşturmaktadır.
Sözleşmenin başlangıç kısmında soykırımın BM’nin ruhuna ve amaçlarına aykırı
olduğu, uygar dünya tarafından lanetlendiği, tarihin her döneminde insanlık
için büyük kayıplara yol açtığı, uluslararası hukuk açısından bir suç teşkil
ettiği ve bu iğrenç suçtan insanlığın kurtarılması için uluslararası
işbirliğinin gerekli olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda 1. maddeyle önleme ve
cezalandırma görevi düzenlenmiştir. Sözleşmenin 1. maddesine göre sözleşmeye
taraf olan devletler, gerek savaş gerekse barış zamanında önlemeyi taahhüt
ettikleri soykırımın uluslararası hukuka göre bir suç olduğunu teyit
etmişlerdir.


Sözleşmenin başlangıç kısmı ve 1. maddesi değerlendirildiğinde,
soykırımın uluslararası hukuka göre bir suç olarak kabul edildiği
görülmektedir. Yalnızca devletler değil gerçek kişiler de soykırım suçundan
sorumlu tutulabilmektedir. Bunun dışında devletlerin sorumluluğu da yalnızca
soykırımın cezalandırılmasıyla sınırlı olmayıp aynı zamanda soykırımın
önlenmesini de kapsamaktadır. Yani sözleşmeyle devletler, suçu önleme ve
cezalandırma yükümlülüğü altına girmektedir. Ayrıca soykırım suçunun
işlenebilmesi, sadece savaş zamanını değil, barış dönemini de içine almaktadır[24].   


Soykırım suçunun tanımlandığı 2. madde, “Soykırımı Oluşturan
Eylemler” başlığını taşımaktadır. 2. maddeye göre millî, etnik, ırkî veya dinî
bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmaya yönelik olarak işlenen ve beş
bent hâlinde belirtilen aşağıdaki fiillerden her biri, soykırım suçunu
oluşturmaktadır:


  • Grup üyelerinin öldürülmesi,
  • Grup mensuplarında ciddî
    bedenî ve zihnî zarara sebep olma,
  • Grubun fizikî varlığını
    kısmen veya tamamen ortadan kaldırmaya yönelik olarak kasten yaşam şartlarını
    değiştirme,
  • Grup içinde doğumları önlemek
    amacıyla tedbirler dayatma,
  • Gruba mensup çocukları zorla
    başka bir gruba nakletme.


2. maddede ilk ele alınması gereken husus, maddede işaret edilen
gruplardır. Soykırım suçunun esası, bir grubu yok etme niyetine dayanır. Grubu
ortaya çıkaran sosyal ilişkilerin dayanağı olan grubun niteliği, bu suçun özünü
teşkil eder ve soykırım da doğrudan doğruya bu ilişkiyi hedef almaktadır[25].
Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde düzenlenen mağdurların
kimliği, soykırım suçunun temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır[26].


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde, soykırım
suçunun mağduru olarak belirtilen grupların tespitine yönelik bir ölçüt yoktur.
Bu sebeple ulusal ve uluslararası mahkemelerin çeşitli davalarda yaptıkları
yorumlarla bu grupların kapsamı belirlenmiştir[27].
“Millî, etnik, ırkî ve dinî” başlıkları altında sayılan gruplar doğumla
belirlenen, kalıcı üyeliğe bağlı olan ve sabit nitelikli topluluklardır. Bu
grupların ortak özelliği, reddi mümkün olmayan ve irade dışında süreklilik arz
eden yapılar olmasıdır[28]. Sayılan gruplar dışında kalan siyasî,
kültürel, ekonomik, vb. gruplar, sözleşme kapsamı dışında kalmıştır[29].
Ayrıca mağdur olan gruplar, sayısal olarak azınlık olabileceği gibi
bulundukları toplum içinde çoğunluğu da teşkil edebilirler[30].
Kısacası, sözleşmede belirtilen gruplar sayma yoluyla belirlenmiştir. Soykırım
suçu, sınırlayıcı bir şekilde sayılan bu gruplara yönelik olabilir. Bunların
dışındaki gruplar, sözleşmenin korumasından yararlanamazlar. Bir başka husus da
bu grupların toplum içindeki gücünün ve konumunun dikkate alınmamış olmasıdır.
Nüfus yoğunluğuna sahip olmak, ekonomik açıdan güçlü olmak, ilgili coğrafyada
hâkim kültürü temsil etmek gibi ölçütler soykırım suçuna maruz kalınmayacağına
karine teşkil etmemektedir. 


2. maddede tanımı yapılan soykırım suçunun gerçekleşebilmesi için,
bahsi geçen grupların bir grup olarak, kısmen veya tamamen ortadan kaldırılması
gerekmektedir. Buradaki “grup olarak” tabiri, anlam doğuracak şekilde
yorumlanmak durumundadır. Suçun mağdurları, söz konusu gruplardan birine mensup
olmaları dolayısıyla failin hedefi olmalıdırlar. Kısacası soykırım suçu,
bireylerden ziyade bireylerin oluşturduğu gruba yöneliktir[31].
Soykırım suçunun faili açısından “grup olarak” kavramı, grubu meydana getiren
ve oluşturan özelliklerden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda, grupların seçilme
gerekçeleri değil, grupların hedef olarak seçilmesi önem taşımaktadır[32].
Bu da ortaya, kitle hâlinde mağdurları ortaya çıkarmaktadır[33].
Soykırım suçunun mağdurları, bahsi geçen grupların mensubu olarak algılanıp
damgalandıkları ve hedef seçildikleri için hukuka aykırı eylemlerin muhatabı
olmaktadırlar[34]. Dolayısıyla mağdurların kesin olarak bu
gruplardan herhangi birinin üyesi olup olmaması, suçun faili açısından
önemlidir ancak eğer mağdurlar söz konusu gruplardan birinin üyesi olmasa bile
failde böyle bir algı varsa bu da yeterli kabul edilmektedir.


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde dikkat
çekici bir başka mesele de belirtilen grupların “kısmen veya tamamen imhası”nın
aranmasıdır. Sözleşme, grupların tamamen ortadan kaldırılması şartını aramamış,
kısmen imhayı da yeterli bulmuştur. Bu noktada, “kısmen imha” kavramının
“tamamen imha” tabiri kadar kesinlik içermediği görülmektedir. Değişken
niteliğine ve değişik ölçütleri akla getirme ihtimâline binaen, “kısmen” tabiri
için nitelik ve nicelik olarak “esaslı ve belirgin” bir topluluğu, mahkeme
kararları çerçevesinde kabul etmek gerekmektedir[35].
Nicelikten kast edilen, grubun büyük bölümünün ortadan kaldırılmasıdır. Grubun
hedef alınan kısmıyla hayatta kalanları arasındaki kıyas, önemli bir ölçüttür.
Mağdurların sayısı ile ulaşılmak istenen hedef arasında mantıklı bir oran
bulunması hâlinde, “kısmen” tabiri karşılanmış olacaktır[36].
Diğer yandan nitelikten anlaşılması gereken ise grubun liderleri, önde gelen
isimleri ve önemli kişileridir. Ayrıca “tamamen imha” tabiri de o grubun
üyelerinin dünyanın her yerinde ortadan kaldırılması olarak anlaşılmamalı,
grubun önemli bir bölümüne yönelmiş olması yeterli kabul edilmelidir[37].
Dolayısıyla “kısmen veya tamamen” tabiri, yalnızca rakamların aritmetik
özelliğine veya gücüne göre değil bahsi geçen grupların değişik kıstaslar
çerçevesindeki ağırlığına göre tespit edilmektedir.   


3.2. Soykırım Suçunun Unsurları


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre
soykırım suçu, iki unsurdan oluşmaktadır. Soykırım suçunun ilk unsuru olan
maddî unsuru (actus reus), 2. maddede sıralanan suç teşkil eden fiiller
oluşturmaktadır. İkinci unsur ise manevî unsur (mens rea) olan kasttır. Manevî
unsurdaki kast, bahsi geçen grupları kısmen veya tamamen ortadan kaldırmaya
yönelik özel bir kasttır[38]. Aşağıda, sırasıyla soykırım suçunun
maddî ve manevî unsurları ele alınacaktır.


3.2.1. Soykırım Suçunun Maddî
Unsuru


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2.
maddesinde beş bent hâlinde sıralanan fiiller, söz konusu gruplara bedenen
ve/veya ruhen zarar vermeye yöneliktir. Bedenî ve/veya ruhî zarar dışındaki
millî, dinî, kültürel, sosyolojik, vb. özelliklere karşı gerçekleştirilen
fiiller, soykırım suçunun kapsamına girmemektedir[39].
Maddede belirtilen fiiller tüketici niteliktedir. Dolayısıyla söz konusu
fiiller dışındaki eylemler, soykırım suçunu oluşturmamaktadır[40].


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2.
maddesinde belirtilen fiiller ele alındığında ilk sırayı, a bendindeki “gruba
mensup olanların öldürülmesi” almaktadır. Soykırım suçunun en açık ve belirgin
hâlini bu fiil oluşturmaktadır[41]. Bu bentte bahsedilen fiil millî, etnik,
ırkî veya dinî gruplardan birine mensup kişilerin yaşamlarının kasten sona
erdirilmesidir. Öldürme fiilinin, ihmalî bir davranışla gerçekleşmesi durumunda
da soykırım suçu işlenmiş olur[42].


Sözleşmede bahsedilen fiillerden ikincisi, 2. maddenin b bendinde
düzenlenmiş olan “grup mensuplarında ciddî bedenî ve zihnî zarara sebep
olma”dır. Bu fiil, grup üyelerine ağır bedenî veya ruhî bir zarar verme
anlamına gelmektedir. Fail, işlediği fiillerle ağır bir zarara yol açmalıdır.
İşkence, fizikî ve ruhî taciz, cinsel şiddet, tecavüz, zalimane veya insanlık
dışı muamele, sınır dışı etme gibi uygulamalar, maddede belirtilen fiile örnek
teşkil etmektedir[43]. Ruhî zararı tespit etmek, bedenî
zararla mukayese edildiğinde daha zordur. Ayrıca bazı fiiller, hem bedenî hem
de ruhî zarara yol açabilmektedir. Bu sebeple gerçekleştirilen eylemlerin
bedenî veya ruhî bir zarar doğurup doğurmadığı, her olay için ayrıca
incelenmeye muhtaçtır[44]. Bunun dışında, bu bende konu olan
fiillerden doğan zararın söz konusu grubu yok etmeye elverişli olması da
gerekir[45].   


Soykırım suçunu oluşturan üçüncü fiil, “grubun fizikî varlığını
kısmen veya tamamen ortadan kaldırmaya yönelik olarak kasten yaşam şartlarını
değiştirme”dir. 2. maddenin c bendinde düzenlenmiş olan bu fiil, yaşam
koşularının ağırlaştırılması yoluyla yavaş yavaş yok etmeye dönük bir eylemdir[46].
Mağdur grubun üyelerinin hayatı ve vücut bütünlüğü doğrudan saldırıya
uğramamakta, dolaylı yollardan yok edilmeye çalışılmaktadır[47].
Yaşamın devamını sağlamak üzere yeme-içme, giyinme, temizlik, barınma, sağlık
hizmeti, vb. kaynaklardan yoksun bırakma ve sistematik sürgün, fizikî zahmet,
haddinden fazla çalıştırma gibi yöntemlerle yaşam koşullarını köklü bir şekilde
zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren eylemler, bu kapsama girmektedir. Bu
fiilde, neticenin gerçekleşmesi koşulu aranmamaktadır. Tek tek bireylerin değil
bütün bir grubun hedef alındığı bu eylem, ihmalî surette işlenemez zira tamamen
veya kısmen ortadan kaldırmaya yönelik tasarlanmış yaşam şartları, “yapmama”
sonucu ortaya çıkamaz[48].


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2.
maddesinin d bendinde, “grup içinde doğumları önlemek amacıyla tedbirler
dayatma” fiili yer almaktadır. Nüfus artışını engellemeye dönük olarak
engelleyici tedbirleri içeren bu eylemin kapsamına, bu amacı
gerçekleştirebilecek muhtelif tıbbî müdahaleler girmektedir. “Biyolojik
soykırım” şeklinde nitelendirilen bu fiille izlenen yöntemler aracılığıyla
grubun çoğalmasının önüne geçilerek uzun vadede grubun yok olması
amaçlanmaktadır. Kısırlaştırmaya yönelik ameliyatlar, genetik müdahaleler ve
somut olaya göre ilgili grubun sosyolojik özelliklerinden kaynaklanan daha
değişik yöntemler (tecavüz yoluyla gruba mensup kadınların başka gruba mensup
erkekler tarafından kasten hamile bırakılması, zorla doğum kontrolü,
evliliklerin yasaklanması, vb.), uluslararası mahkeme kararları tarafından d
bendi çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu tedbirlerin alınması yeterli olup
failin bu amaca ulaşması şart değildir[49].


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde düzenlenen
son fiil, 2. maddenin e bendindeki “gruba mensup çocukları zorla başka bir
gruba nakletme”dir. Gruba mensup 18 yaşından küçük kişilerin ailelerinden zorla
alınarak mensubu bulundukları grupla kültürel bağları koparılmaktadır. Bu naklin
sonucunda, başka bir grubun hâkim olduğu ortam içinde yetiş(tiril)en çocukların
yeni bir kimlik kazanmalarına yol açılmaktadır. Bu fiilin kapsamına sadece
fizikî zorlama değil, her türlü psikolojik eziyet, baskı, şiddete uğrama
korkusu gibi manevî yöntemler de girmektedir. Zorlama fiilleriyle çocuklar,
doğal ortamlarından alıkonularak yeni bir yaşam alanı içinde yaşama
mecburiyetinde bırakılmaktadır. Bu fiilde, fizikî imha söz konusu değildir[50].
Buradaki nakil, süreklilik taşımalıdır. Nakil ve kültürel bağ kopukluğu yoluyla
grubun biyolojik devamlılığı tehlikeye düşürülmektedir[51]


2. maddenin e bendindeki “gruba mensup çocukları zorla başka bir
gruba nakletme” fiiliyle ilgili olarak William A. SCHABAS, Çocuk Hakları
Sözleşmesi sebebiyle çocuk tabirinin 18 yaşından küçükleri kapsadığı yönündeki
mutabakatı tam olarak kabul etmemektedir. Zira SCHABAS, e bendinde düzenlenen
eylemin çocukların kendi kültürel bağlarından koparılması ve farklı bir ortamda
yeni bir kimlik kazanması anlamına geldiğini belirterek, bu eylemin
gerçekleşebilmesi için çocukların çok küçük yaşta ailelerinden ve bulundukları
kültürel ortamdan koparılmaları gerektiğini ifade etmektedir. SCHABAS, yaş
grubu itibarıyla 18 yaşına yakın olan çocuklar için yeni bir kimlik
edindirilmesinin oldukça zor olduğu kanaatindedir[52].
SCHABAS’ın bu yaklaşımı akla yatkın olmakla birlikte, gözden uzak tutulmaması
gereken husus, 2. maddenin e bendinde yasaklanan fiilin çocuklara zorla başka
bir kimlik kazandırmak olmadığıdır. Bu bentte düzenlenmiş olan fiil, gruba
mensup çocukları, kendilerinin ve yasal temsilcilerinin rızası olmadan bir
başka gruba cebren “nakletmek”tir. Dolayısıyla zorla nakle maruz kalmış ve
bahsi geçen gruplardan birine mensup çocukların varlığı hâlinde, bu fiil
gerçekleşmiş olacaktır. Bu çocukların kimlik değiştirip değiştirmediği 2.
maddenin e bendinin kapsamı dışındadır. SCHABAS’ın bu yaklaşımı hayatın olağan
akışıyla uyumludur fakat 18 yaşını henüz doldurmamış ya da yakın yaşlardaki
çocukların nakli hâlinde, söz konusu çocuklarda bir kimlik kaybı oluşmasa veya
belirgin bir kimlik değişikliği ortaya çıkmasa dâhi, kendilerinin ve yasal
temsilcilerinin rızası dışında bir nakil sebebiyle bu çocukların Soykırımın
Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin e bendinde belirtilen fiil
kapsamında mağdur olarak kabul edilmesi, sözleşmenin lafzı açısından
bakıldığında kanaatimizce mümkün görünmektedir.   


Gruba mensup çocukları zorla başka bir gruba nakletmek fiiliyle
ilgili dikkat çekici bir husus da bu eylemin kültürel bir boyutunun olmasıdır.
Her ne kadar soykırım suçu kapsamında korunan gruplar içinde kültürel gruplar
olmasa da 2. maddenin e bendinde düzenlenen “gruba mensup çocukları zorla başka
bir gruba nakletme” fiili aslında, bahsi geçen grupların kültürel kimliğini
korumaya yöneliktir[53]. Dolayısıyla sözleşme, en azından 18
yaşından küçükler açısından kültürel kimliği de kapsamına almıştır. Ayrı ve
bağımsız bir varlık olarak koruma altına alınmamış kültürel grupların
eksikliği, bu yolla bir ölçüde giderilmiş olmaktadır.    


3.2.2. Soykırım Suçunun Manevî
Unsuru


Soykırım suçunu oluşturan eylemler, yalnızca kasten
gerçekleşebilir. Bu suçun taksirle işlenmesi söz konusu olmaz[54]
ancak bu eylemlerin genel kastın unsurları olan bilerek ve isteyerek yapılması,
soykırım suçu açısından kastın varlığına tek başına delalet etmez. Bu suç için
daha ileri ve gelişmiş özel bir kast (dolus specialis) gereklidir[55].
Özel kast, soykırım suçunun gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için aranan
katı bir koşuldur. Söz konusu gruplardan birinin kısmen veya tamamen, ayrı ve
belirgin bir varlık olarak yok edilmesi niyeti, mutlak surette ispatlanmalıdır[56].
Fail, “soykırım yapmaya yönelik özel bir kast”la hareket etmeli; soykırım
suçuyla ilgili özel bir plan yapmış olmalıdır. Bu özel planla birlikte
soykırımın gerçekleşmesi, soykırım suçunun ispatı bakımından önem taşımaktadır[57].
Soykırım suçu için aranan bu özel kast, hem bu suçun varlık sebebi hem de
benzer maddî unsurları taşıyan diğer uluslararası hukuk suçlarından ayıran
özelliğidir[58]. Özel kast, kasten işlenen bu suçun
anahtar ve ayırıcı unsurudur. Soykırım suçunda bu özel kastın ispatlanamaması
durumunda,  işlenen fiiller soykırım olarak değerlendirilemez[59].
İşlenen fiillerin tamamında bu özel kastın varlığı gereklidir. Ayrıca bu özel
kast, fiiller işlenmeye başlanmadan önce kararlaştırılmış olmalıdır[60].


Soykırım suçunda fail sadece bahsi geçen gruplara mensup kişileri
imha maksadıyla değil aynı zamanda söz konusu grubun gelecek nesillerini de yok
etmeye yönelik eylemler içine girmektedir. Bu sebeple grubu yok etme kastı
dışında, grubun üyelerine yönelik gerçekleştirilen eylemlerde mağdurlar, sırf
ilgili grubun üyesi olmaları münasebetiyle hedef seçilmiş olmalıdırlar[61].
Burada, mağdurların kişiliği değil bahsi geçen gruplara aidiyeti önem
taşımaktadır[62]. İmha etme özel kastı, grubun bağımsız
ve ayrı kimliğini yok etmeye yönelik olmalıdır. Genel olarak grubun kültürel
özelliklerini ortadan kaldırmaya yönelik eylemler, soykırım suçu kapsamına
girmez[63].
Eğer kast unsurunda, bu gruplara yönelik özel kast bulunmazsa mağdurların bu
gruplardan birinin üyeleri olması bile soykırım suçunu oluşturmaya yetmez. Bu
durumda suçun niteliği değişir[64].



Fail, soykırım suçu için aranan özel kastla hareket etmelidir
ancak suçun oluşması için hedeflenen maksada ulaşmak şart değildir. Failin bu
amaçla hareket etmesi yeterlidir[65]. Öte yandan özel kast, doğrudan doğruya
işlenen fillere yönelik olmalı ve fillerle özel kast arasında illiyet bağı
bulunmalıdır. Ayrıca, normal şartlar altında, fiillerin doğrudan yok etme
amacını sağlamaya elverişli olması da gereklidir[66]


3.3. Soykırım Suçunda
Cezalandırılacak Eylemler


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 3.
maddesinde, cezalandırılacak eylemler sıralanmıştır. Maddede bu eylemler
soykırımda bulunmak, soykırımda bulunulması için işbirliği yapmak, soykırımı
doğrudan ve açık bir şekilde kışkırtmak, soykırıma teşebbüs etmek ve soykırıma
iştirak etmek şeklinde beş bent hâlinde belirtilmiştir. Maddeden anlaşıldığı
üzere, sadece 2. maddede sıralanan fiilleri doğrudan gerçekleştirmek değil aynı
zamanda bu suça teşebbüs ve iştirak gibi suç tipleri de cezalandırılacak
eylemler kapsamındadır.


2. ve 3. madde birlikte değerlendirildiğinde, soykırım suçunu
teşkil eden maddî hareketlerin bazıları için neticenin gerçekleşmesi aranırken,
bazıları içinse böyle bir koşul söz konusu değildir. Örneğin öldürme, bedenî ve
ruhî zarar fiillerinde neticenin gerçekleşmesi gerekirken; grup içi doğumlara
engel olmak ve grubun yaşam şartlarının kötüleştirilmesi eylemlerinde neticenin
ortaya çıkmış olmasına gerek yoktur. Dolayısıyla neticenin gerçekleşmesi
gereken durumlarda teşebbüs mümkündür ancak neticenin aranmadığı fiillerde
teşebbüs söz konusu olamaz[67].


3. maddede açıkça belirtildiği üzere, soykırıma iştirak etmek de
cezalandırılacak eylemler arasındadır. Soykırıma iştirakte dikkat edilmesi
gereken ilk husus, soykırım suçunun gerçekleşebilmesi için gerekli olan, söz
konusu gruplardan birini kısmen veya tamamen yok etmeye yönelik özel kastın
ispatıdır. Bu hususun her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya çıkmasından
sonra, soykırım suçuna iştirakin varlığı araştırılabilir[68].
Öte yandan, iştirak müessesi zaman zaman ikincil bir niteliğe sahip gözükse de
soykırım suçu açısından böyle bir değerlendirme yapmak doğru olmaz çünkü
soykırımda iştirak, genellikle suçun arka planı açısından asıl faili tespit
etmek bakımından son derece önemlidir[69]. Zira 3. maddenin e bendinde düzenlenen
soykırıma iştirak siyasî, askerî veya toplumsal düzlemde sorumlu olanları
kapsayan bir niteliğe sahiptir. Bu zeminde sorumlu olanlar genellikle suçun
organize edilmesinden, icrasından ve benzeri faaliyetlerden sorumlu kişilerdir[70].
Bir başka husus da soykırım suçuna katılan failin işlenen bütün suçlara iştirak
etmesinin şart olmaması ve bu eylemlerden birine katılmasının yeterli
olmasıdır. Ayrıca, soykırım suçunu açıkça ve doğrudan kışkırtmak da suç kabul
edildiğinden soykırım suçunun icrasına başlanmamış olsa bile aleni ve doğrudan
tahrik de cezalandırılmayı gerektirir[71].


3.4. Soykırım Suçunda Sorumluluk


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi açısından
bakıldığında iki tür sorumluluk söz konusudur. Bunlardan ilki, 4. madde
kapsamına giren gerçek kişilerin sorumluluğudur. İkinci sorumluluk hâli ise
devletlerin sorumluluğunu düzenleyen 9. maddede yer almaktadır.


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 4.
maddesi, soykırım suçundan sorumlu tutulabilecek gerçek kişileri
düzenlemektedir. “Kişilerin Cezalandırılması” başlıklı bu maddeye göre soykırım
suçunu veya 3. maddede belirtilen eylemlerden herhangi birini gerçekleştiren
kişiler cezalandırılırlar. Bu kişilerin anayasaya göre yetkili yönetici veya
kamu görevlisi ya da özel kişi olması, cezalandırmaya engel teşkil
etmemektedir.


4. maddeye bakıldığında suçun faili, sayma yoluyla
sınırlandırılmamış ve failde herhangi bir özellik aranmamıştır. Devlet gücünü kullanan
yönetici, asker, polis gibi kamu görevlilerinin yanında paramiliter
birliklerin, gerilla gruplarının, terör örgütlerinin mensupları gibi özel
kişiler de bu suçu işleyebilirler. Dolayısıyla herkes bu suçun faili olabilir[72].
Soykırım suçunda, yargılanabilirlik ve cezalandırabilirlik açısından failin
makamının veya görevinin herhangi bir önemi yoktur[73].
Fail gerçek kişidir ve sorumluluk da şahsî sorumluluktur. Üst makamların emrini
yerini getirmiş olmak, faili soykırım suçu açısından sorumluluktan kurtarmaz[74].
Sorumluluk açısından ast-üst ilişkisi, hukukî ya da fiilî olabilir. Öte yandan
üst sıfatını taşıyan kişi açısından sorumluluk, hem şahsen gerçekleşebilir hem
de üst olmaktan kaynaklanabilir. Ayrıca üst, asker ya da sivil olabilir[75].


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 9. maddesi
ise devletlerin sorumluluğunu düzenlemektedir. Bu maddeye göre, sözleşmeye
taraf olan devletler arasında sözleşmenin yorumlanmasında, uygulanmasında ya da
yerine getirilmesinde ve ayrıca 2. maddede belirtilen soykırım oluşturan
fiillerle ve 3. maddedeki eylemlerle ilgili olarak bir devletin sorumluluğu kapsamında
çıkan uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığa taraf olan devletlerden birinin talebi
üzerine konu, Uluslararası Adalet Divanı’na taşınabilir. Böyle bir durumda
Uluslararası Adalet Divanı, konuyu hukukî bir uyuşmazlık çerçevesinde
çözecektir[76]. Uluslararası Adalet Divanı’na verilen
bu yetkiyle devletlere tek taraflı bir başvuru yapma imkânı tanınmıştır ancak
burada dikkat edilmesi gereken husus, Uluslararası Adalet Divanı’nın gerçek
kişiler için yargılama mercii olarak kabul edilmemiş olmasıdır. Divan,
devletler arasındaki uyuşmazlığı inceler ve 9. madde kapsamındaki bu
incelemede, sadece hukukî nitelemeyi yapmakla yetkilidir[77].
Nitekim Uluslararası Adalet Divanı, Bosna-Hersek’in başvurusunu kabul etmiş ve
Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi çerçevesinde yargı yetkisi
olduğunu belirterek Bosna-Hersek ile Sırbistan-Karadağ devletleri arasında
yargılama yapmıştır. Bu yargılama, bir devletin (Sırbistan-Karadağ) sözleşme
çerçevesinde soykırımla itham edildiği ilk dava niteliğindedir[78].


Soykırım suçunun niteliği ve koruduğu menfaat
değerlendirildiğinde, bütün uluslararası toplumun korunması ve kamu düzeninin
sağlanması esas alınmaktadır. Bu sebeple soykırım suçu açısından hukuka
uygunluk sebeplerinin varlığı söz konusu olamaz. Meşru müdafaa, ızdırar hâli,
hakkın icrası, kanun hükmünü yerine getirme gibi hukuka uygunluk sebepleri ile
savaş hâli, ülke savunması, amirin emri gibi durumlar da soykırım suçunda
sorumluluğu ortadan kaldırmaz[79]. Ayrıca, sorumluluğu ortadan kaldırmayan
bir başka mesele de zamanaşımına ilişkindir. 26.11.1968 tarihinde imzalanan ve
11.11.1970’de yürürlüğe giren “Savaş Suçlarına ve İnsanlığa Karşı Suçlara Yasal
Zamanaşımı Kısıtlamalarının Uygulanmaması Sözleşmesi” uyarınca, soykırım
suçlarının soruşturulması ve kovuşturulması esnasında zamanaşımı dikkate
alınmayacaktır[80]. Bu sebeple Savaş Suçlarına ve İnsanlığa
Karşı Suçlara Yasal Zamanaşımı Kısıtlamalarının Uygulanmaması Sözleşmesi’nin
yürürlüğe girdiği tarihten sonraki ya da sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihte
devam eden soykırım suçuna yönelik eylemlerin soruşturulmasında ve kovuşturulmasında
zamanaşımı sürelerinin uygulanması söz konusu olamayacaktır.  
  


4. SOYKIRIMIN ÖNLENMESİ ve CEZALANDIRILMASI
SÖZLEŞMESİ’NİN HOCALI KATLİAMINA UYGULANMASI


Bu bölümde, Yukarı Karabağ sorunu çerçevesinde gerçekleşen
vahşetlerden biri olan ve 25-26 Şubat 1992 tarihleri arasında meydana gelen
Hocalı katliamı, 09.12.1948 tarihli Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması
Sözleşmesi açısından, aşağıdaki alt başlıklar esas alınarak
incelenecektir. 


4.1. Taraf Olma Ehliyeti


Hocalı katliamı, Yukarı Karabağ Bölgesi içinde gerçekleşmiştir.
Katliama maruz kalan kitle, Azerbaycan vatandaşıdır. Saldırıyı yapanlar ise
Ermenistan devleti askerî birlikleri ve Yukarı Karabağ’da yaşayan Ermenilerdir.
Ermenistan devleti, kendi askerî birliklerinin Hocalı’da yer almadığını
belirtse de BM Güvenlik Konseyi kararlarından da anlaşıldığı üzere, Ermenistan
devleti ordusuna bağlı birlikler, Yukarı Karabağ’daki silahlı Ermeni gruplarla
birlikte hareket etmişlerdir. Saldırıyı yapanların idarî, malî, askerî ve
siyasî açılardan resmî ve/veya gayrıresmî olarak Ermenistan devletine bağlı
olduğu anlaşıldığına ve BM Güvenlik Konseyi kararlarında da bu hususa işaret
edildiğine göre Ermenistan’ın Hocalı’da söz konusu eylemleri gerçekleştirenler
üzerinde etkin denetimi olduğu görülmektedir.[81]


Etkin denetimle ilgili bir başka veri de Yukarı Karabağ’daki
silahlı Ermeni birliklerinde üst düzey görev yapan kişilerin daha sonra
Ermenistan devletinin yöneticileri olmalarıdır. Robert KOÇARYAN, Serj SARKİSYAN
ve Samvel BABAYAN gibi Yukarı Karabağ’daki Ermenilere komuta eden kimseler,
ilerleyen süreçte Ermenistan devletinde devlet başkanlığı, başbakanlık,
bakanlık ve genel kurmay başkanlığı gibi görevlerde bulunmuşlardır[82].
Öte yandan, Karabağ sorunuyla ilgili olarak devam eden görüşmelerde
Ermenistan’ın taraf sıfatıyla yer alması, bu sorun kapsamında ortaya çıkmış
Hocalı katliamından Ermenistan’ın soyutlanmasına imkân tanımamaktadır. Bu
durumda mağdurlar Azerbaycan vatandaşları, failler ise Ermenistan vatandaşı
olan Ermenistan askerî görevlileri, Azerbaycan vatandaşı olan Yukarı
Karabağ’daki Ermeniler ve 366. Motorize Alay bünyesinde görev yapan Ruslardır[83].
Dolayısıyla Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne taraf olma
bakımından ele alınması gereken devletler, Azerbaycan ve Ermenistan’dır.
Azerbaycan 16.08.1996 tarihinde, Ermenistan ise 23.06.1993’te sözleşmeye taraf
olmuştur. Bu sebeple Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi hem
Azerbaycan’ı hem de Ermenistan’ı bağlar[84].


Taraf olma ehliyeti açısından akla gelebilecek bir başka husus da
hem Azerbaycan’ın hem de Ermenistan’ın Hocalı’da gerçekleşen katliamdan sonra,
Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne taraf olmasıdır. Bu
durum, Azerbaycan ve Ermenistan açısından soykırım suçundan sorumlu tutulmamayı
sağlamaz. Zira bu suç, uluslararası toplum ve uluslararası ceza mahkemeleri
tarafından örf-âdet hukuku kapsamında kabul edilmektedir. Ayrıca soykırım suçu,
emredici kurallara (jus cogens) aykırılık teşkil ettiği gibi uluslararası
toplumun her üyesine sorumluluk getiren ve herkese karşı ileri sürülebilen bir
etkiye (erga omnes) sahiptir. Uluslararası toplum üyelerinin soykırım suçuyla
bağlı olması için akdî bir yükümlülük altına girmiş olmaları şart değildir[85].


4.2. Yargılama Yetkisi


Yukarı Karabağ Bölgesi içinde stratejik bir öneme sahip olan
Hocalı, coğrafî olarak Azerbaycan toprakları içinde yer almaktadır. Hocalı’ya
yönelik saldırıların başladığı andan günümüze kadar geçen süre içinde, BM
Güvenlik Konseyi’nin yukarıda bahsedilen kararlarından da anlaşılacağı üzere,
Yukarı Karabağ Bölgesi Ermenistan’ın işgali altındadır. Soykırımın Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 6. maddesi uyarınca, soykırım suçunu
gerçekleştirdiği iddiasıyla suç isnadında bulunulan kimseler, suçun işlendiği
devletin yetkili yargı organları önünde veya tarafların yargılama yetkisini
kabul etmesi durumunda, uluslararası bir ceza mahkemesi tarafından
yargılanırlar. Bu durumda, soykırım suçunun işlendiği iddia edilen Hocalı,
Azerbaycan toprakları içinde bulunduğuna göre, yargılama yapma yetkisi
öncelikle Azerbaycan mahkemelerine aittir. Azerbaycan ve Ermenistan arasında
bir mutabakat olması hâlinde ise 6. maddede belirtildiği üzere, uluslararası
bir ceza mahkemesi de yetkili kılınabilir. Tarafların Yukarı Karabağ sorunuyla
ilgili herhangi bir zeminde ilerleme kaydedemediği düşünüldüğünde, bu son
ihtimâlin hayata geçmesi, oldukça düşüktür. 


Yargılama yetkisi kapsamında belirtilmesi gereken bir başka husus
da Uluslararası Adalet Divanı’nın yetkisidir. Yukarıda da bahsedildiği üzere,
Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 9. maddesi uyarınca bir
devletin sorumluluğu kapsamında çıkan uyuşmazlıklarda, sözleşmeye taraf olan
devletlerden birinin başvurusu üzerine, Uluslararası Adalet Divanı 9. madde
çerçevesinde bir yargılama yapabilmektedir. Bu sebeple Azerbaycan’ın ve
Ermenistan’ın sözleşmeye taraf olmasından mütevellit, Azerbaycan’ın
Uluslararası Adalet Divanı’na 9. madde kapsamında başvuru yapma hakkı
bulunmaktadır.  


4.3. Zaman Bakımından Yetki


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, 09.12.1948
tarihinde imzalanmış ve 12.01.1951’de uluslararası hukuk açısından yürürlüğe
girmiştir. Sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadığından bu sözleşme, Viyana
Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 28. maddesi uyarınca[86], yürürlüğe girdiği tarihten sonraki
olaylara uygulanır[87].
Hocalı katliamı 25-26 Şubat 1992 tarihlerinde gerçekleştiğinden, Soykırımın
Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Hocalı’da gerçekleşen fiillere
uygulanabilir. Öte yandan, 26.11.1968 tarihinde imzalanan ve 11.11.1970’de
yürürlüğe giren Savaş Suçlarına ve İnsanlığa Karşı Suçlara Yasal Zamanaşımı
Kısıtlamalarının Uygulanmaması Sözleşmesi’ne göre, soykırım suçlarının
soruşturulması ve kovuşturulması sırasında zamanaşımı dikkate alınmayacağından,
Hocalı katliamıyla ilgili olarak zamanaşımı iddiası da ileri sürülemeyecektir.
    


4.4. Hocalı’da İşlenen Fiillerin
Soykırım Suçunun Unsurları Bakımından Değerlendirilmesi


4.4.1. Maddi Unsur


Hocalı’da işlenen fiiller, Soykırımın Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesinde beş bent hâlinde sıralanan
fiillerden ilk üçüne uymaktadır. Bunlardan ilki, 2. maddenin a bendinde yer
alan “grup üyelerinin öldürülmesi”, eylemidir. Yukarıda, Hocalı katliamıyla
ilgili olarak belirtilen veriler ve deliller ışığında, 613 kişinin öldürüldüğü
bilinmektedir. Soykırım suçunun en açık ve belirgin hâli olan öldürme fiilinin
bilerek ve isteyerek gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır zira bu sayıda insanı
taksirle öldürmek, hayatın olağan akışına uygun değildir.


Sözleşmenin 2. maddesinin b bendinde düzenlenen “grup
mensuplarında ciddî bedenî ve zihnî zarara sebep olma” fiili de Hocalı’da
gerçekleştirilmiştir.  Saldırılarda 487 kişi sakat kalmış, 1275 kişi ise
alıkonulmuştur. Ayrıca Hocalı sakinleri işkenceye, fizikî ve ruhî tacize,
tecavüze ve pek çok insanlık dışı muameleye maruz kalmışlardır. Sakat
bırakılanlarda ve fizikî müdahaleye muhatap olanlarda ortaya ciddi bedenî
tahribat çıkmıştır. Alıkonulan şahıslardan serbest bırakılanlar ile ruhî tacize
ve tecavüze uğrayanlar için ise için ciddi bir ruhî çöküntü gerçekleşmesi
hayatın olağan akışı içinde normal karşılanmalıdır. Gerçekleştirilen fiillerin
pek çoğu, hem bedenî hem de ruhî zarara yol açmıştır. Öte yandan,
alıkonulanların bir kısmının akıbetinin aradan geçen yirmi yıldan fazla süreye
rağmen hâlâ belirsiz olması ise Hocalı sakinlerinin ve genel olarak Azerbaycan
Türklerinin psikolojik durumunu ciddi surette etkileyecek
niteliktedir.     


Hocalı’da meydana gelen fiillerle ilgili Soykırımın Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi’nde belirtilen eylemlere uyan son husus, 2.
maddenin c bendinde belirtilen “grubun fizikî varlığını kısmen veya tamamen
ortadan kaldırmaya yönelik olarak kasten yaşam şartlarını değiştirmek”tir. Hocalı
katliamının gerçekleştiği tarihten yaklaşık beş ay önce başlamak üzere, Hocalı
sakinleri Ermeni birliklerinin değişik uygulamalarına maruz kalmıştır. Ekim
1991’den itibaren silahlı abluka altında olan Hocalı’da, katliamın
gerçekleştiği 25-26 Şubat 1992 tarihine kadar ulaşım imkânı kısıtlanmış;
yiyecek, yakıt, vb. temel ihtiyaç maddeleri ikmâli engellenmiş; ayrıca bu süre
zarfında her gün ağır bombardıman gerçekleştirilmiştir. Bu eylemlerle Hocalı
sakinleri için yaşam koşulları ağırlaştırılmış, doğrudan gerçekleştirilen
eylemlerin yanı sıra dolaylı yollarla da yok etmeye yönelik sistematik bir
faaliyette bulunulmuştur. Yaşam şartlarının köklü bir şekilde değiştirilmesi ve
hatta imkânsız hâle getirilmesi, söz konusu olmuştur.


Maddî unsur çerçevesinde belirtilmesi gereken bir diğer husus da
devletlerin Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi çerçevesinde,
soykırımı önleme ve bu suçu işleyenleri cezalandırma yükümlülüğünün de
bulunmasıdır. Uluslararası Adalet Divanı’nın yukarıda bahsedilen Bosna-Hersek
ile Sırbistan-Karadağ arasındaki yargılama sonucunda verdiği kararda da
belirtildiği üzere, sözleşmenin ihlâli, sadece sözleşmede belirtilen eylemlerin
gerçekleştirilmesini değil aynı zamanda bu fiillerin gerçekleştirilmesinin
önlenmesini ve bu fiilleri gerçekleştirenleri cezalandırmayı da kapsamaktadır.
Dolayısıyla devletler için “yapmama, yapılmasını önleme ve yapılanı
cezalandırma” yükümlülükleri söz konusudur. Bu kapsamda Ermenistan, etkin
denetimi altında bulunan faillerin gerçekleştirdiği eylemlerle ilgili olarak
yaklaşık beş ay boyunca herhangi bir önleyici tedbir almamış; Hocalı’da
sivillere yönelik olarak gerçekleştirilen fiillerin işlenmesi esnasında,
eylemlerin sona erdirilmesine yönelik hiçbir irade beyanında bulunmamıştır.
Ayrıca Ermenistan, bu fiilleri gerçekleştirenlerle ilgili kovuşturma yapmamış
ve dolayısıyla failleri cezalandırma yoluna gitmemiştir. Bu sebeple Ermenistan,
soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması yükümlülüğünü de ihlâl etmiştir. 
      


4.4.2. Manevî Unsur   


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde
düzenlenmiş olan soykırım suçunun gerçekleşmesinde kilit rolü, suçun manevî
unsuru oluşturmaktadır. Yukarıda ele alındığı üzere, soykırım suçunun kabul
edilebilmesi için sözleşmede belirtilen fiillerin millî, etnik, dinî veya ırkî
bir grubun kısmen veya tamamen yok edilmesi niyetiyle gerçekleştirilmesi
gereklidir. Bu grup mensuplarına yönelik eylemler, grup üyelerinin kişiliğinden
değil mağdurların ilgili gruplardan birine mensup olmasından kaynaklanmalıdır.
Ayrıca, imha etme kastının grubun varlığını/kimliğini ortadan kaldırmaya
yönelik olması da gerekmektedir. Dolayısıyla, sıralanan özelliklere sahip bu
özel kast yoksa veya ispatlanamıyorsa soykırım suçunun işlendiğinin kabul
edilmesi mümkün olmayacaktır.


Hocalı’da gerçekleştirilen fiillerin mağdurlarına bakıldığında,
öncelikle mağdurların Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde
belirtilen gruplardan birinin üyesi olup olmadığı incelenmelidir. Bu fiillere
maruz kalanların Azerbaycan Türkleri olduğu görülmektedir. Dolayısıyla
Ermenilerin saldırıları etnik ve millî bir gruba yönelik olarak
gerçekleştirilmiştir. İkinci olarak ele alınması gereken husus, mağdurların
kısmen veya tamamen imha edilmiş olması ölçütünü karşılayıp karşılamadığıdır.
Bu kapsamda dikkat edilmesi gereken ilk husus söz konusu fiillerin
mağdurlarının Hocalı sınırları içinde yaşayıp yaşamadıklarıdır. Kısmen veya
tamamen imha edilmiş olmanın ölçüsü, Hocalı’nın resmî sınırları içinde yaşayan
halk dikkate alınarak tayin edilecektir. Bu noktadan bakıldığında, mağdurların
tamamının Hocalı sakini olduğu ve gerçekleştirilen eylemlerin Hocalı sınırları
içinde meydana geldiği anlaşılmaktadır. Bir diğer husus, Hocalı sakinlerinin
kısmen veya tamamen yok edilip edilmediğidir. Hocalı’da yaşayanların tamamı yok
edilmemiştir. Bununla birlikte, Hocalı’nın uzun süre abluka altında tutulduğu,
yaşam şartlarının ağırlaştırıldığı ve hayatta kalmanın kademe kademe
imkânsızlaştırıldığı göz önüne alındığında, Soykırımın Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi’nde aranan “tamamen imha”ya yönelik eylemlerin
gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, sözleşmede belirtilen “kısmen imha”
ölçütü ele alındığında, Hocalı’da öldürülenlerin; sakat bırakılanların;
alıkonulup kaçırılanların; işkenceye, ruhî ve bedenî tacize muhatap olanların
ve sözleşmede belirtilen benzeri eylemlere maruz kalanların sayısı belirleyici
olacaktır. Hocalı’da gerçekleştirilen bu fiillerin mağdurlarının sayısı, Hocalı
nüfusunun ezici bir çoğunluğuna denk gelmektedir ki bu da kısmen veya tamamen
imha şartının gerçekleştiği yönünde bir kanaat oluşmasına yol açmaktadır. Zira
Hocalı’nın o tarihteki nüfusu, 11.356’dır ancak Ermeni saldırılarının
başlamasından sonra bölgede yaşayan Türkler, aşama aşama Hocalı’yı terk
etmişlerdir. Olay gecesi Hocalı’da yaşayan Türklerin nüfusu, yaklaşık 3.000’dir[88].
Hocalı’da yaklaşık beş aylık bir süre boyunca gerçekleştirilen eylemler,
Hocalı’yı haritadan silmeye yönelik bir amacın olduğu kanaatini
uyandırmaktadır.   


Soykırım suçunun manevî unsuru bakımından ele alınması gereken son
ve en önemli husus ise bir grubu kısmen veya tamamen imha etme kastının
ispatıdır. Yani, Hocalı’da yaşayan Türklerin millî ve etnik bir grubun mensubu
olmaları münasebetiyle kısmen veya tamamen imha edilmesine yönelik niyetin
varlığıdır. Bu niyetin varlığını gösteren en önemli hususlardan biri, bahsi
geçen fiillerin planlı ve sistematik bir şekilde işlenmiş olması; diğeri ise
failin ikrarıdır. Fiillerin planlı ve sistematik bir şekilde hayata geçirildiğini
söylemek, Hocalı’da gerçekleşen eylemler bakımından mümkündür. Zira Hocalı’da
Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesinin ilk üç
bendinde yer alan fiiller, yaklaşık beş ay boyunca aşama aşama hayata
geçirilmiştir. Silahlı ablukayla başlayan eylemler, Hocalı’ya giriş-çıkışın
engellenmesiyle devam etmiş; temel ihtiyaç maddelerinin bitmesiyle ve ikmâl
imkânlarının engellenmesiyle sonuçlanan uygulamalara yol açmıştır. Hocalı’da
yaşayan sivillerin yaşam şartlarının ağırlaştırılması suretiyle yok edilmesine
yönelik bu eylemler, uzun bir süreye yayıldığı için burada planlı bir faaliyet
olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan 25 Şubat 1992 gecesi başlayan ve ertesi gün
devam eden öldürme, sakat bırakma, işkence yapma, ruhî ve fizikî tacizde
bulunma, vb. eylemler de bu sistematik uygulamaların son aşamasını oluşturmuş
ve soykırım suçu açısından aranan özel kast şartının varlığını pekiştirmiştir.
Soykırım suçunun şartları açısından planlı ve organize bir eylemin varlığı şart
olmamakla birlikte, uluslararası ceza mahkemeleri tarafından verilen
kararlarda, özel kastın varlığının ispatında planlı eylemler önemli bir karine
teşkil etmektedir.


Soykırım suçunda, bir grubu kısmen veya tamamen imha etme
niyetinin ispatında yararlanılabilecek ikinci elverişli araç da faillerin
ikrarıdır. Dönemin Ermenistan Savunma Bakanı olan ve daha sonra
Cumhurbaşkanlığı da yapan Serj SARKİSYAN kendisiyle yapılan mülakatta sorulan
bir soru üzerine, “Bu konuda yüksek sesle konuşmak istemiyoruz. Hocalı’ya kadar
Azerbaycanlılar bizim sivillere saldıramayacağımızı düşünüyordu fakat Hocalı’da
biz bu kalıbı kırdık.” mealinde bir cevap vermiştir[89].
Azerbaycan ile Ermenistan arasında, Karabağ sorunu çerçevesinde savaşın
başladığı döneme denk gelen Hocalı katliamıyla ilgili olarak SARKİSYAN
tarafından yapılan açıklama, Ermenistan devleti silahlı birliklerinin ve
onlarla beraber hareket eden Yukarı Karabağ’daki silahlı Ermeni gruplarının
sivillere saldırdığının en üst düzeydeki ifadesidir. Dönemin Savunma Bakanı
SARKİSYAN’ın ikrarı Hocalı’nın stratejik önemi sebebiyle işgaline, bölgenin
Türklerden tamamen arındırılmak istendiğine yönelik resmî bir politikanın
varlığına ve bu politikanın hayata geçirildiğine dair önemli bir kanıttır[90].
Nitekim uluslararası ceza mahkemeleri, faillerin sözlerinin ciddi bir delil
teşkil ettiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla bu itiraf çerçevesinde, yalnızca
Hocalı’da katliamı gerçekleştiren askerî birlikler ve sorumlular için değil,
dönemin Ermenistan devleti yöneticileri ve resmî makamları ile tüzel kişilik
olarak Ermenistan devleti için de soykırım suçu açısından bir sorumluluk doğması
mümkündür.        


SONUÇ


Temelde birkaç yüzyıldır devam eden Karabağ sorunu, günümüze kadar
pek çok dramı da beraberinde taşımıştır. Bu dramlardan biri olan Hocalı’da
gerçekleştirilen katliam, maalesef uluslararası silahlı çatışmaların pek
çoğunda olduğu gibi sivilleri hedef almış bir kıyımdır. Soykırımın Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi göz önüne alındığında, Hocalı katliamının adi
suçlar sınıfına girmesinin mümkün olmadığı görülmektedir. Zira BM Güvenlik
Konseyi kararlarında da belirtildiği üzere, Ermenistan devleti silahlı
birlikleri ve Yukarı Karabağ’daki silahlı Ermeni unsurlar, 366. Motorize
Alay’ın da desteğiyle sivil Türklere yönelik planlı ve sistematik bir eylem
gerçekleştirmişlerdir. Hocalı katliamından yaklaşık beş ay önce başlayan bu uygulamalar,
Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi çerçevesinde soykırım
suçunun unsurlarını taşımaktadır. Bu bağlamda, Hocalı’da yaşayan Azerbaycan
Türklerinin Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre
soykırıma maruz kaldığını söylemek mümkündür. Öte yandan, Ermenistan devletinin
Hocalı’da bahsi geçen eylemleri gerçekleştirenler üzerinde etkin denetime sahip
olduğu bilindiğinden, eylemlerin faillerini engellemeye yönelik bir tedbir
almaması ve irade beyan etmemesi, gerçekleştirilen eylemlerden sonra faillerle
ilgili kovuşturma yapmaması, Ermenistan’ın sözleşme çerçevesinde soykırımı
önlenme ve cezalandırma yükümlülüğünü ihlâl ettiği sonucunu da doğurmaktadır.
 


Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 6. maddesine
göre soykırım suçunu işlediği iddia edilen kimseler, suçun işlendiği yer
mahkemesi tarafından yargılanabilir. Bu durumda, soykırım yaptığı iddia edilen
kişiler, Azerbaycan tarafından soykırım gerçekleştirdikleri gerekçesiyle
Azerbaycan’daki yetkili ve görevli yargı organlarının karşısına çıkarılabilir.
Öte yandan Azerbaycan, 6. maddede belirtilen uluslararası bir ceza mahkemesi
kurulması yönünde de girişimlerde bulunabilir. Ermenistan’ın kabulüne bağlı
olan bu seçeneğin gerçekleşme ihtimâli düşük bir yüzdeye sahip olsa da
Azerbaycan’ın uluslararası toplum nezdinde bu yönde de bir çaba göstermesi
gereklidir. Ayrıca Azerbaycan’ın Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması
Sözleşmesi’nin 9. maddesi uyarınca, Ermenistan resmî makamlarının Hocalı
katliamındaki sorumluluğu sebebiyle konuyu, Uluslararası Adalet Divanı’na
taşıma hakkı da bulunmaktadır. 9. maddeye göre her ne kadar Uluslararası Adalet
Divanı, gerçek kişiler için bir yargılama mercii olmasa da sözleşme kapsamında,
taraf olan devletler arasındaki uyuşmazlıkları inceleme yetkisine sahip olması
münasebetiyle önemli bir uluslararası yargı zeminidir. Bu sebeple Azerbaycan,
soykırım suçunu işlemek, bu suçun işlenmesini önlemek ve failleri cezalandırmak
yükümlülüklerini ihlâl ettiği gerekçesiyle Ermenistan aleyhine Uluslararası
Adalet Divanı’na başvurmalıdır.  


Hocalı katliamıyla ilgili olarak işaret edilen hukukî boyutun
yanında, Yukarı Karabağ sorununun uluslararası toplumun önemli oyuncularının
gündeminde olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır. Uluslararası hukukun
uluslararası ilişkilerin işleyişinden önemli ölçüde etkilendiği bilindiğinden,
Azerbaycan’ın uluslararası hukuk zeminindeki girişimlerinde Hocalı katliamının
ve Yukarı Karabağ sorununun siyasî yönünü göz ardı etmemesi gerekmektedir. Bu
sebeple Azerbaycan’ın bir yandan da bu konu üzerinde ciddi bir kamuoyu
oluşturması, ayrı bir zarurettir. Son yıllarda Azerbaycan’ın bu konuda adımlar
atmaya başladığı gözlenmektedir. Bu adımların sıklaşması ve konunun bir an önce
hukuk zeminine de çekilmesi, Yukarı Karabağ sorununun çözümünde Azerbaycan için
ciddi bir koz olacaktır. Öte yandan Azerbaycan’ın attığı ve atacağı adımlarda,
Türkiye’nin azamî destek vermesi şarttır. Sözde soykırım iddialarıyla sürekli
başı ağrıtılan Türkiye’nin bu konuda vereceği destek hem kendi dış
politikasının bir gereği hem de resmî söylemlere yansıyan, Azerbaycan ile “iki
devlet-tek millet” olmasının doğal bir sonucudur. 
     


KAYNAKÇA


ABBASLI, Nazile, Yüzyılın Soykırımı Hocalı, Bilge Karınca,
İstanbul, 2011


ABDULLAHZADE, Cavid, Hukuki Yönleriyle Dağlık Karabağ Sorunu, Adalet
Yayınevi, Ankara 2013


AKTAN, Gündüz, “Devletler Hukukuna Göre Ermeni Sorunu”, Ermeni
Sorunu-Temel Bilgi ve Belgeler
, (Derleyen: Ömer Engin LÜTEM),
Avrasya Stratejik Araştırmaları Merkezi Yayınları, Ankara, 2007


AKÜN, Verda Neslihan, “Uluslararası Hukukta ve Türk Hukuku’nda
Soykırım (Jenosid) Suçu”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni-Prof.
Dr. Sevin Toluner’e Armağan
, Sayı 1-2, 2004


AKÜN, Verda Neslihan, “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına
Dair Sözleşme’nin Uygulanmasına İlişkin Dava (26 Şubat 2007 Tarihli Karar)”, Milletlerarası
Adalet Divanı Kararları (1990-2007)
, Beta Basım Yayım Dağıtım,
İstanbul, 2008


ALONZO-MAIZLISH, David, “In Whole or in Part: Group Rights, the
Intent Element of Genocide, and the ‘Quantitative Criterion’, New York
University Law Review
, Volume 77, November 2002


ALPKAYA, Gökçen, Eski Yugoslavya İçin Uluslararası Ceza Mahkemesi,
Turhan Kitabevi, Ankara, 2002


ARSLAN, Çetin, “Soykırım Suçu (5237 Sayılı TCK md. 76)”, Türkiye
Noterler Birliği Hukuk Dergisi
, Sayı: 126, 15 Mayıs
2005  


ASKER, Ali, “Hocalı Soykırımı”, http://www.21yyte.org/tr/yazi6106-Hocali_Soykirimi.html


ASLAN, M. Yasin, “Uluslararası Ceza Divanı ve Türkiye’ye
Etkileri”, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
, Cilt 56, Sayı 4, 2007
  


ASLANLI, Araz, “Tarihten Günümüze Karabağ Sorunu”, Avrasya
Dosyası-Azerbaycan Özel
, Cilt 7, Sayı 1, İlkbahar 2001


ATAÖV, Türkkaya, “Savaş Suçları Uluslararası Mahkemesi: Jenosit
Oturumu”, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi
, Cilt 23, Sayı
2, 1968


ATTAR, Aygün, Karabağ Sorunu Kapsamında Ermeniler ve Ermeni Siyaseti,
Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2005


AUST, Anthony, Handbook of International Law, Cambridge
University Press, New York, 2005


AYDIN, Devrim, “Uluslararası Ceza Hukukunun Gelişimi”, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
, Cilt 51, Sayı 4, 2002


AYDIN, Mustafa, “1990-2001 Kafkasya ve Orta Asya’yla İlişkiler”, Türk Dış
Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt II
,
(Editör: Baskın ORAN), İletişim Yayınları, İstanbul, 2005


AZARKAN, Ezeli, “Uluslararası Hukukta İnsanlığa Karşı Suçlar”, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
, Cilt 52, Sayı 3, 2003


Azerbaycan Türk Kültür Dergisi, “Dünya Basınında Hocalı Katliamı”,
Şubat-Mart-Nisan 2007


AZİZ, Boran, Mart Faciasından Hocalı’ya Azerbaycan’da Ermenilerin Türk
Soykırımı
, (Türkiye Türkçesi’ne aktaran Sebahattin Şimşir), IQ Kültür
Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2013


BAYILLIOĞLU, Uğur, “Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Türkiye”,
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Dergisi
, Cilt 56, Sayı 1, 2007  


COMPANJEN, Françoise J., “Nagorno-Karabakh – Embedded in
Geopolitics”, European
and Regional Studies
, Volume 1, No 2 (2010)


CORNELL, Svante E., The Nagorno-Karabakh Conflict, Report No. 46,
Department of East European Studies, Uppsala University, Uppsala, 1999


DEĞİRMENCİ, Olgun, “Uluslararası Ceza Mahkemelerinin Kararları
Işığında Mukayeseli Hukukta ve Türk Hukukunda Soykırım Suçu (TCK m. 76)”, Türkiye
Barolar Birliği Dergisi
, Sayı 70, 2007


DEMİR, Ali Faik, Türk Dış Politikası Perspektifinden Güney Kafkasya,
Bağlam Yayıncılık, İstanbul, 2003


DOĞAN, İlyas, Devletler Hukuku, Astana Yayınları, Ankara, 2013


EKŞİ, Rasim, “Karabağ Hakkında Genel Bilgiler”, Şanlı Tarihi,
Acı Talihi Karabağ
(Derleyen: Rasim EKŞİ), Doğu Kütüphanesi,
İstanbul, 2010


FORLATTI, Serena, “The Legal Obligation to Prevent Genocide:
Bosnia v Serbia and Beyond”, XXXI Polish Yearbook of International Law,
Warszawa, Polish Academy Of Sciences Institute of Law Studies, 2012


GOLTZ, Thomas, “Armenian Soldiers Massacre Hundreds of Fleeing
Families”, The
Sunday Times
, 01.03.1992


GOLTZ, Thomas, “Survivers Describe Armenian Attack”, The
Washington Post
, 04.03.1992


GOLTZ, Thomas, “A Town Betrayed: The Killing Ground in Karabakh”, The
Washington Post
, 08.03.1992


GÜNDÜZ, Aslan, Milletlerarası Hukuk Temel Belgeler-Örnek Kararlar,
Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul, 2003


GÜRBÜZ, Vedat, Kafkasya’da Siyaset-Çatışma Ortamı ve Taraf Güçler,
Kadim Yayınları, Ankara, 2012


GÜZEL, Hasan Tevfik, “Dağlık Karabağ Sorunu”, Küresel Güç
Mücadelesinde Avrasya’nın Değişen Jeopolitiği-Yeni Büyük Oyun
, (Derleyen:
Mehmet Seyfettin EROL), Barış Platin Kitabevi, Ankara, 2009


Haydar Aliyev Foundation, The Khojaly Genocide, Bakü, 2006


HIATT, Fred, “Killings Rife in Nagorno-Karabakh”, The
Washington Post
, 03.03.1992


Human Rights Watch, Bloodshed in the Caucasus-Escalation of the Armed Conflict in
Nagorne Karabakh
, United States of America, 1992


Human Rights Watch, Azerbaijan-Seven Years of Conflict in Nagorno-Karabakh,
United States of America, 1994


İŞYAR, Ömer Göksel, Bölgesel ve Global Güvenlik Çıkarları Bağlamında Sovyet-Rus Dış
Politikaları ve Karabağ Sorunu
, ALFA Basım Yayım Dağıtım,
İstanbul, 2004


JORGENSEN, Nina H. B., “The Definition of Genocide: Joining the
Dots in the Light of Recent Practice”, International Criminal Law, Volume 1, Issue 3/4,
July 2001


JORGENSEN, Nina H. B., “Genocide as a Fact of Common Knowledge”, The
International and Comparative Law Quarterly
, Volume 56, No. 4,
October 2007


KASIM, Kamer, Soğuk Savaş Sonrası Kafkasya, USAK Yayınları,
Ankara, 2011


KESKİN, O. Kadri, “Jenosid Suçu ve Jenosid Sözleşmesi”, Adalet
Dergisi
, Sayı 5, Eylül-Ekim 1986


KILLEN, Brian, “Attrocity Reports Horrify Azerbaijan”, The
Washington Times
, 03.03.1992


KOCA, Mahmut, “Türk Ceza Kanununda Soykırım Suçu”, Türkiye
Adalet Akademisi Dergisi
, Sayı 1, Nisan 2010


KOCAOĞLU, Serhat Sinan, “Suçların Suçu: Soykırım”, Türkiye
Barolar Birliği Dergisi
, Sayı 90, 2010


KRÜGER, Heiko, The Nagorno-Karabakh Conflict-A Legal Analysis
Springer, Berlin, 2010


LISSON, David, “Defining ‘National Group’ in the Genocide Convention:
A Case Study of Timor-Leste”, Stanford Law Review, Volume 60, Issue 5, 2008


MUSTAFAYEV, Beşir, “Ermeni Devlet Terörünün Eseri: 26 Şubat 1992
Hocalı Soykırımı Üzerine”, Karadeniz Araştırmaları, Sayı 29, Bahar 2011


MUTLU, Erdem İlker, “Uluslararası Hukukta Soykırım Kavramı”, Tarihi
Gerçekler ve Bilimin Işığında Ermeni Sorunu
(Editörler: Bülent
BAKAR / Necdet ÖZTÜRK / Süleyman BEYOĞLU), IQ Kültür Sanat Yayıncılık,
İstanbul, 2007


OBOTE-ODORA, Alex, “Complicity in Genocide as Understood Through
the ICTR Experience”, International Criminal Law Review, Volume 2, Issue
4, November 2002


OĞAN, Sinan, “Yüzyılın Dramı Azerbaycan’da Göçmen (Kaçkın)
Sorunu”, Avrasya
Dosyası-Azerbaycan Özel
, Cilt 7, Sayı 1, İlkbahar 2001


OĞAN, Sinan, “Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı
Soykırımı”, http://www.turksam.org/tr/a1389.html


ÖNOK, Rifat Murat, Tarihî Perspektifiyle Uluslararası Ceza Divanı,
Turhan Kitabevi, Ankara, 2003


ÖZARSLAN, Bahadır Bumin, Uluslararası Hukuk Açısından Kıbrıs Sorunu ve Avrupa Birliği’nin
Yaklaşımı
, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2007


ÖZDAL, Barış, “Dağlık Karabağ Sorunu’nun Çözümünde Karadağ Modeli
Uygulanabilir mi?”, 1. Uluslararası Sosyal Bilimciler Kongresi Kongre Kitabı, Cilt I,
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli, 2006


QUINN-JUDGE, Paul, “Armenians Killed 1000, Azeris Charge”, The Boston
Globe
, 03.03.1992


SARIAHMETOĞLU, Nesrin, Karabağ, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul,
2011


SCHABAS, William A., Genocide in International Law, Cambridge
University Press, New York, 2009


SCHMEMANN, Serge, “Armenians Block Exit by Former Soviet Army”, The New York
Times
, 04.03.1992


SEWARD, Deborah, “Amid wails, Azerbaijan buries dead”, The Boston
Globe
, 05.03.1992


SHAW, Malcolm N., International Law, Cambridge University Press, New
York, 2008


SMOLOWE, Jill, “Tragedy Massacre in Khojaly”, Time,
16.03.1992


SUR, Melda, Uluslararası Hukukun Esasları, Beta Basım Yayım
Dağıtım, İstanbul, 2008 


ŞEN, Semin Töner, Uluslararası Hukukta Soykırım, Etnik Temizlik ve Saldırı,
XII Levha Yayıncılık, İstanbul, 2010


TACAR, Pulat, “Soykırım İddiaları Nedeniyle Oluşan Uyuşmazlığın
Çözüm Yolları Konusunda Düşünceler”, Gazi Akademik Bakış, Cilt 1, Sayı 1, Kış
2007  


TAŞKIRAN, Cemalettin, “Ermeni-Azeri Çatışması”, Avrasya
Dosyası-Ermenistan Özel
, Cilt 2, Sayı 4, Sonbahar 1995-1996


TELLAL, Erel, “1919-1923 Sovyetlerle İlişkiler”, Türk Dış
Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt I
,
(Editör: Baskın ORAN), İletişim Yayınları, İstanbul, 2005


TERZİOĞLU, Süleyman Sırrı, “Loizidou/Türkiye Davası ve Dağlık
Karabağ Sorunu”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni,
Sayı 1-2, 2005-2006


TEZCAN, Durmuş / ERDEM, Mustafa Ruhan / ÖNOK, Rifat Murat, Uluslararası
Ceza Hukuku
, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2009


TOKLUOĞLU, Ceylan, “Azerbaycan”, Bağımsızlıklarının Yirminci
Yılında Azerbaycan, Gürcistan ve Ukrayna-Türk Dilli Halklar-Türkiye İle
İlişkiler, II. Kitap
, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2012


TOLUNER, Sevin, Milletlerarası Hukuk Açısından Türkiye’nin Bazı Dış Politika
Sorunları
, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul, 2004


TOSUN, Öztekin, “İnsanlık Aleyhine İşlenen Suçlar”, Adalet
Dergisi
, Sayı 1, Ocak 1954


TURHAN, Faruk, “Yeni Türk Ceza Kanunu’na Göre Uluslararası
Suçların Cezalandırılması”, Hukuki Perspektifler Dergisi, Sayı 3, Nisan 2005


TURHAN, Faruk, “Soykırım Suçunda Bir Grubu Tamamen veya Kısmen Yok
Etme Amacı ve Ermeni Tehciri Olayı”, Hukuki Perspektifler Dergisi, Sayı 9, Aralık 2006


VELİYEV, Cavid, “Gerçek Yönleriyle Hocalı Soykırımı”, http://www.turksam.org/tr/a2342.html


VERDIRAME, Guglielmo, “The Genocide Definition in the
Jurisprudence of the Ad Hoc Tribunals”, The International and Comparative Law Quarterly,
Volume 49, No. 3, July 2000


WALLENSTEIN, Joshua, “Punishing Words: An Analysis of the
Necessity of the Element of Causation in Prosecutions for Incitement to
Genocide”, Stanford
Law Review
, Volume 54, No. 2, November 2001 


ÜNAL, Şeref, Uluslararası Hukuk Açısından Ermeni Sorunu, Türk
Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 2011


YAKUPLU, Nesiman, “Hocalı Kırgını-Faciadan Kurtulanlar Anlatıyor”,
Şanlı
Tarihi, Acı Talihi Karabağ
(Derleyen: Rasim EKŞİ), Doğu
Kütüphanesi, İstanbul, 2010


YALÇINKAYA, Alâeddin, Kafkasya’da Siyasi Gelişmeler-Etnik Düğümden Küresel Kördüğüme,
Lalezar Kitabevi, Ankara, 2006


ZAHAR, Alexander, “Command Responsibility of Civilian Superiors
for Genocide”, Leiden Journal of International Law, Volume 14,
Issue 03, September 2001


Сосновин, В., “Конфликт в Нагорном Карабахе: некоторые
исторические, политические, правовые аспекты”, Международное Право
(Sosnovin, V., “Konflikt vı Nagornom Karabahe: Nikotori istoriçeskiye,
politiçeskiye, pravovıye aspektı, Mejdunarodnoye Pravo), 2(18)/2004


http://www.21yyte.org/tr/ 


http://www.bbc.co.uk


http://www.coe.int


http://dic.academic.ru  


http://www.khojaly.org


http://www.memo.ru


http://www.osce.org


http://www.regnum.ru


http://www.turksam.org/tr/ 


http://un.org


Bu makale, Hacettepe Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Dergisi’nde (Cilt 4, Sayı 1, 2014, s. 187-214) yayımlanmıştır.


* Makalenin konusunu oluşturan ve başlığında yer verdiğimiz
sözleşme, zaman zaman “Soykırım Sözleşmesi” olarak kısaltılmaktadır.
Sözleşmenin isminin bu şekilde kullanımı, sanki bu sözleşmeyle soykırım
işlenmesine imkân tanınıyormuş algısı doğmasına yol açabilir. Bu sebeple
çalışmada, “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” şeklinde
bir isimlendirme tercih edilmiştir. Meselenin bu yönüne dikkat çeken Prof. Dr.
İlyas DOĞAN’a teşekkür ederim.


[1] Çalışmamızın başlığında geçen
“katliam” kavramı, teknik bir tabir olmayıp Ermeniler tarafından
gerçekleştirilen eylemleri ifade etmek ve mağdurların maruz kaldığı fiilleri
nitelemek üzere kullanılmıştır.


[2] 29.03.1950 tarihli ve 7469 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanan sözleşmenin başlığı, bu şekildedir. Bu çalışmada ise
bundan sonra, “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” olarak
anılacaktır. Sözleşmenin özgün hâlinin tam metni için bkz. BM Resmî İnternet
Sayfası, http://daccess-dds-ny.un.org/doc/RESOLUTION/GEN/NR0/044/31/IMG/NR004431.pdf?OpenElement,
(Erişim Tarihi: 04.01.2014). Sözleşmenin Türkçe metni için bkz. 29.03.1950
tarihli ve 7469 sayılı Resmî Gazete; Aslan GÜNDÜZ, Milletlerarası
Hukuk Temel Belgeler-Örnek Kararlar
, İstanbul, Beta Basım
Yayım Dağıtım, 2003, s. 325-327.


[3] Tarihî durum itibarıyla Karabağ
Bölgesi, Kür ve Aras nehirleriyle Gökçe Gölü arasında yer alır. Ermenistan
toprakları ve Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ile bütünlük arz eden bir bölgeyi
ifade eden Karabağ topraklarının büyük bölümü, bugünkü Azerbaycan ile
Ermenistan toprakları arasında olup, bir bölümü de İran topraklarında yer
almaktadır. Bu sebeple Karabağ, oldukça stratejik bir öneme sahiptir.
Azerbaycan ile Ermenistan arasında sorun teşkil eden ve Azerbaycan sınırları
içinde kalan bölge ise Yukarı Karabağ veya Rusça’daki kullanımıyla Dağlık
Karabağ şeklinde isimlendirilmektedir. Batı dillerinde de bu bölge, Dağlık
Karabağ olarak adlandırılmaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Araz ASLANLI,
“Tarihten Günümüze Karabağ Sorunu”, Avrasya Dosyası-Azerbaycan Özel, Cilt 7, Sayı 1,
İlkbahar 2001, s. 393-394; Aygün ATTAR, Karabağ Sorunu Kapsamında Ermeniler ve Ermeni Siyaseti,
Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2005, s. 6; Alâeddin YALÇINKAYA, Kafkasya’da
Siyasi Gelişmeler-Etnik Düğümden Küresel Kördüğüme
, Lalezar
Kitabevi, Ankara, 2006, s. 129-130; Rasim EKŞİ, “Karabağ Hakkında Genel
Bilgiler”, Şanlı
Tarihi, Acı Talihi Karabağ
(Derleyen: Rasim EKŞİ), Doğu
Kütüphanesi, İstanbul, 2010, s. 3; Beşir MUSTAFAYEV, “Ermeni Devlet Terörünün
Eseri: 26 Şubat 1992 Hocalı Soykırımı Üzerine”, Karadeniz Araştırmaları,
Sayı 29, Bahar 2011, s. 26. 


[4] Bkz. Human Rights Watch, Azerbaijan-Seven
Years of Conflict in Nagorno-Karabakh
, United States of
America, 1994, s. xviii-xx; Svante E. CORNELL, The Nagorno-Karabakh Conflict,
Report No. 46, Department of East European Studies, Uppsala University,
Uppsala, 1999, s. 2-8; Ali Faik DEMİR, Türk Dış Politikası Perspektifinden Güney Kafkasya,
Bağlam Yayıncılık, İstanbul, 2003, s. 161; Barış ÖZDAL, “Dağlık Karabağ
Sorunu’nun Çözümünde Karadağ Modeli Uygulanabilir mi?”, 1.
Uluslararası Sosyal Bilimciler Kongresi Kongre Kitabı
, Cilt I,
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli, 2006, s. 718-719.


[5] Bolşevikler, 8-9 Kasım 1917
devrimiyle Çarlık Rusyası’nın yönetimini ele geçirdikten sonra, 23-31 Ocak
1918’de RSFSC’nin kuruluşunu ilân etmişlerdir. 30 Aralık 1922’de Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) kurulana kadar devletin resmî adı,
RSFSC’dir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Erel TELLAL, “1919-1923 Sovyetlerle
İlişkiler”, Türk
Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt I
,
(Editör: Baskın ORAN), İletişim Yayınları, İstanbul, 2005, s. 155-158.


[6] Ayrıntılı bilgi için bkz. CORNELL,
1999,
s. 8-10; Ömer Göksel İŞYAR, Bölgesel ve Global Güvenlik Çıkarları Bağlamında Sovyet-Rus Dış
Politikaları ve Karabağ Sorunu
, ALFA Basım Yayım Dağıtım,
İstanbul, 2004, s. 350-358; В. СОСНОВИН, “Конфликт в Нагорном Карабахе:
некоторые исторические, политические, правовые аспекты”, Международное
Право
(V. SOSNAVİN, “Konflikt vı Nagornom Karabahe: Nikotori
istoriçeskiye, politiçeskiye, pravovıye aspektı, Mejdunarodnoye
Pravo
), 2(18)/2004, s. 46-53; Heiko KRÜGER, The
Nagorno-Karabakh Conflict-A Legal Analysis
, Springer, Berlin,
2010, s. 14-16; Françoise J. COMPANJEN, “Nagorno-Karabakh – Embedded in
Geopolitics”, European
and Regional Studies
, Volume 1, No 2 (2010), s. 234-236; Cavid
ABDULLAHZADE, Hukuki
Yönleriyle Dağlık Karabağ Sorunu
, Adalet Yayınevi, Ankara 2013,
s. 54-68.


[7] Bkz. ASLANLI, 2001,
s. 399; DEMİR, 2003, s. 162; COMPANJEN, 2010,
s. 235-236.


[8] Bkz. Human Rights Watch, Bloodshed in
the Caucasus-Escalation of the Armed Conflict in Nagorne Karabakh
,
United States of America, 1992, s. 5; Human Rights Watch, 1994,
s. 1-2; Cemalettin TAŞKIRAN, “Ermeni-Azeri Çatışması”, Avrasya
Dosyası-Ermenistan Özel
, Cilt 2, Sayı 4, Sonbahar 1995-1996, s.
125-126; CORNELL, 1999, s. 14-26; ASLANLI, 2001,
s. 400-402; DEMİR, 2003, s. 162; İŞYAR, 2004,
s. 378-388; Mustafa AYDIN, “1990-2001 Kafkasya ve Orta Asya’yla İlişkiler”, Türk Dış
Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt II
,
(Editör: Baskın ORAN), İletişim Yayınları, İstanbul, 2005, s. 401; Süleyman
Sırrı TERZİOĞLU, “Loizidou/Türkiye Davası ve Dağlık Karabağ Sorunu”, Milletlerarası
Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni
, Sayı 1-2,
2005-2006, s. 474; YALÇINKAYA, 2006, s. 131-132; Hasan Tevfik GÜZEL, “Dağlık
Karabağ Sorunu”, Küresel Güç Mücadelesinde Avrasya’nın Değişen Jeopolitiği-Yeni
Büyük Oyun
, (Derleyen: Mehmet Seyfettin EROL), Barış Platin
Kitabevi, Ankara, 2009, s. 499-501; KRÜGER, 2010, s. 14-21;
Kamer KASIM, Soğuk
Savaş Sonrası Kafkasya
, USAK Yayınları, Ankara, 2011, s. 29-30;
Nesrin SARIAHMETOĞLU, Karabağ, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul,
2011, s. 14-33; ABDULLAHZADE, 2013, s. 71-78. 


[9] Bkz. Human Rights Watch, 1992,
s. 2; DEMİR, 2003,
s. 163-164; İŞYAR, 2004, s. 394-395; AYDIN, 2005,
s. 401; ÖZDAL, 2006, s. 720; KRÜGER, 2010,
s. 21-22; COMPANJEN, 2010, s. 236; Vedat GÜRBÜZ, Kafkasya’da
Siyaset-Çatışma Ortamı ve Taraf Güçler
, Kadim Yayınları,
Ankara, 2012, s. 4; Ceylan TOKLUOĞLU, “Azerbaycan”, Bağımsızlıklarının
Yirminci Yılında Azerbaycan, Gürcistan ve Ukrayna-Türk Dilli Halklar-Türkiye
İle İlişkiler
, II. Kitap, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2012,
s. 41; ABDULLAHZADE, 2013, s. 78-80.


[10] Aralık 1994’te Budapeşte’de
yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısı’nda alınan kararla birlikte
AGİK, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) adını almıştır. Ayrıntılı
bilgi için bkz. AGİT Resmî İnternet Sayfası, http://www.osce.org/who/87, (Erişim
Tarihi: 06.01.2014). 


[11] Amerika Birleşik Devletleri
(ABD), Fransa ve Rusya’nın eşbaşkanı olduğu; Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan,
Beyaz Rusya, İsveç, Finlandiya, İtalya, Almanya ve AGİT Troykası’nın da daimî
üyesi olduğu Minsk Grubu ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. AGİT Resmî
İnternet Sayfası, http://www.osce.org/mg,
(Erişim Tarihi: 06.01.2014).


[12] Bkz. TAŞKIRAN, 1995-1996,
s. 126-128; AYDIN, 2005, s. 401; TERZİOĞLU, 2005-2006,
s. 475; GÜZEL, 2009, s. 502-504; KASIM, 2011,
s. 34-35; GÜRBÜZ, 2012, s. 65-70.


[13] BM dışında Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi de Yukarı Karabağ sorunuyla ilgili kararlar almıştır.
Bunlar içinde en önemli olanı, 25.01.2005 tarihli ve 1416 sayılı karardır. Bu
kararda, BM Güvenlik Konseyi kararlarına atıf yapılarak Azerbaycan topraklarının
önemli bir kısmının Ermeni işgali altında olduğu ve ayrılıkçı güçlerin Yukarı
Karabağ’ı denetim altında tuttuğu ifade edilmiştir. Kararın tam metni için bkz.
Avrupa Konseyi Resmî İnternet Sayfası, http://assembly.coe.int/ASP/Doc/XrefViewPDF.asp?FileID=17289&Language=EN,
(Erişim Tarihi: 07.01.2014).


[14] Kararın tam metni için bkz. BM
Resmî İnternet Sayfası, http://www.un.org/ga/search/view_doc.asp?symbol=S/RES/822(1993),
(Erişim Tarihi: 07.01.2014).


[15] Kararın tam metni için bkz. BM
Resmî İnternet Sayfası, http://www.un.org/ga/search/view_doc.asp?symbol=S/RES/853(1993),
(Erişim Tarihi: 07.01.2014).


[16] Kararın tam metni için bkz. BM
Resmî İnternet Sayfası, http://www.un.org/ga/search/view_doc.asp?symbol=S/RES/874(1993),
(Erişim Tarihi: 07.01.2014).


[17] Kararın tam metni için bkz. BM
Resmî İnternet Sayfası, http://www.un.org/ga/search/view_doc.asp?symbol=S/RES/884(1993),
(Erişim Tarihi: 07.01.2014).


[18] Hocalı’nın stratejik önemiyle
ilgili olarak bkz. Nazile ABBASLI, Yüzyılın Soykırımı Hocalı, Bilge Karınca,
İstanbul, 2011, s. 21-23, 40-41; Sinan OĞAN, “Türklere Karşı Yapılan
Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı”, http://www.turksam.org/tr/a1389.html,
(Erişim Tarihi: 08.01.2014); Ali ASKER, “Hocalı Soykırımı”, http://www.21yyte.org/tr/yazi6106-Hocali_Soykirimi.html,
(Erişim Tarihi: 08.01.2014); Cavid VELİYEV, “Gerçek Yönleriyle Hocalı
Soykırımı”, http://www.turksam.org/tr/a2342.html,
(Erişim Tarihi: 08.01.2014); http://www.khojaly.org/khojaly-town-2/,
(Erişim Tarihi: 08.01.2014).   


[19] Bkz. Sinan OĞAN, “Türklere Karşı
Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı”; Ali ASKER, “Hocalı Soykırımı”; Cavid
VELİYEV, “Gerçek Yönleriyle Hocalı Soykırımı”; MUSTAFAYEV, 2011,
s. 29. Ayrıca bkz. Rusya merkezli Memorial İnsan Hakları Örgütü Resmî İnternet
Sayfası, http://www.memo.ru/hr/hotpoints/karabah/Hojaly/Chapter1.htm#_VPID_4,
(Erişim Tarihi: 08.01.2014).  


[20] Bkz. ASLANLI, 2001,
s. 404; İŞYAR, 2004, s. 402, 409-417, ; ATTAR, 2005,
s. 145; Haydar Aliyev Foundation, The Khojaly Genocide, Bakü, 2006, s. 7-8; KASIM, 2011,
s. 31-32; Sinan OĞAN, “Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı”;
Ali ASKER, “Hocalı Soykırımı”; Cavid VELİYEV, “Gerçek Yönleriyle Hocalı
Soykırımı”; ABDULLAHZADE, 2013, s. 253-254. Ayrıca bkz. Rusya merkezli
Memorial İnsan Hakları Örgütü Resmî İnternet Sayfası, http://www.memo.ru/hr/hotpoints/karabah/Hojaly/Chapter1.htm#_VPID_4,
(Erişim Tarihi: 08.01.2014); KRÜGER, 2010, s. 22-23, 100-101; SARIAHMETOĞLU, 2011,
s. 82; MUSTAFAYEV, 2011, s. 29-30. Human Rights Watch tarafından
bölgede yapılan incelemeler sonucunda hazırlanan rapor da benzeri bulguları
yansıtmaktadır. Ayrıca raporda, Hocalı’da öldürülen kişilerin listesi de
bulunmaktadır. Bkz. Human Rights Watch, 1992, s. 20-24, 32-33, 39-40, 42-43,
55-61.   


[21] Uluslararası basına yanıysan
haberlere örnek olarak bkz. “Armenians Gain in New Battle with Azerbaijanis”, The New York
Times
, 27.02.1992; Thomas GOLTZ, “Armenian Soldiers Massacre
Hundreds of Fleeing Families”, The Sunday Times, 01.03.1992; “Corpses Litter
Hills in Karabakh”, The Times, 02.03.1992; “Massacre by Armenians
Being Reported”, The New York Times, 03.03.1992; Fred HIATT,
“Killings Rife in Nagorno-Karabakh”, The Washington Post, 03.03.1992; Paul QUINN-JUDGE,
“Armenians Killed 1000, Azeris Charge”, The Boston Globe, 03.03.1992; Brian KILLEN,
“Attrocity Reports Horrify Azerbaijan”, The Washington Times, 03.03.1992; Serge SCHMEMANN,
“Armenians Block Exit by Former Soviet Army”, The New York Times,
04.03.1992; Thomas GOLTZ, “Survivers Describe Armenian Attack”, The
Washington Post
, 04.03.1992; “Former Soviet Troops Blamed in
Ethnic Strife”, The New York Times, 05.03.1992; Deborah SEWARD,
“Amid wails, Azerbaijan buries dead”, The Boston Globe, 05.03.1992; Thomas GOLTZ, “A
Town Betrayed: The Killing Ground in Karabakh”, The Washington Post,
08.03.1992; “The Face of a Massacre”, Newsweek, 15.03.1992; Jill SMOLOWE, “Tragedy
Massacre in Khojaly”, Time, 16.03.1992. Ayrıca ulusal ve uluslararası
basında yer alan haberlerin Türkçe derlemesi için bkz. Azerbaycan Türk Kültür
Dergisi, “Dünya Basınında Hocalı Katliamı”, Şubat-Mart-Nisan 2007, s. 37-38;
ABBASLI, 2011,
s. 116-123. İngilizce derlemeler için bkz. http://www.khojaly.org/media-reports/,
(Erişim Tarihi: 08.01.2014).   


[22] Tanıkların, mağdurların ve mağdur
yakınlarının ifadelerinden örneklerle ilgili olarak bkz. Nesiman YAKUPLU,
“Hocalı Kırgını-Faciadan Kurtulanlar Anlatıyor”, Şanlı Tarihi,
Acı Talihi Karabağ
(Derleyen: Rasim EKŞİ), Doğu Kütüphanesi,
İstanbul, 2010, s. 199-262; ABBASLI, 2011, s. 71-115; http://www.khojaly.org/category/witnesses-testimonies/,
(Erişim Tarihi: 08.01.2014). 


[23] Uğur BAYILLIOĞLU, “Uluslararası
Ceza Mahkemesi ve Türkiye”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt
56, Sayı 1, 2007, s. 77.  


[24] Bkz. O. Kadri KESKİN, “Jenosid
Suçu ve Jenosid Sözleşmesi”, Adalet Dergisi, Sayı 5, Eylül-Ekim 1986, s. 127;
William A. SCHABAS, Genocide in International Law, Cambridge
University Press, New York, 2009, s. 645; Anthony AUST, Handbook of
International Law
, Cambridge University Press, New York, 2005,
s. 270; Faruk TURHAN, “Soykırım Suçunda Bir Grubu Tamamen veya Kısmen Yok Etme
Amacı ve Ermeni Tehciri Olayı”, Hukuki Perspektifler Dergisi, Sayı 9, Aralık 2006,
s. 48; Semin Töner ŞEN, Uluslararası Hukukta Soykırım, Etnik Temizlik ve Saldırı,
XII Levha Yayıncılık, İstanbul, 2010, s. 41, 66; Mahmut KOCA, “Türk Ceza
Kanununda Soykırım Suçu”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı 1, Nisan
2010, s. 7.


[25] David LISSON, “Defining ‘National
Group’ in the Genocide Convention: A Case Study of Timor-Leste”, Stanford Law
Review
, Volume 60, Issue 5, 2008, s. 1462. Aynı yönde bkz.
David ALONZO-MAIZLISH, “In Whole or in Part: Group Rights, the Intent Element
of Genocide, and the ‘Quantitative Criterion’, New York University Law Review,
Volume 77, November 2002, s. 1377-1379, 1381.


[26] Guglielmo VERDIRAME, “The
Genocide Definition in the Jurisprudence of the Ad Hoc Tribunals”, The
International and Comparative Law Quarterly
, Volume 49, No. 3,
July 2000, s. 588.


[27] LISSON, 2008,
1463-1464; Serhat Sinan KOCAOĞLU, “Suçların Suçu: Soykırım”, Türkiye
Barolar Birliği Dergisi
, Sayı 90, 2010, s. 145.


[28] Bkz. SCHABAS, 2009,
s. 151-153; Verda Neslihan AKÜN, “Uluslararası Hukukta ve Türk Hukuku’nda
Soykırım (Jenosid) Suçu”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni-Prof.
Dr. Sevin Toluner’e Armağan
, Sayı 1-2, 2004, s. 57; ŞEN, 2010,
s. 68; Olgun DEĞİRMENCİ, “Uluslararası Ceza Mahkemelerinin Kararları Işığında
Mukayeseli Hukukta ve Türk Hukukunda Soykırım Suçu (TCK m. 76)”, Türkiye
Barolar Birliği Dergisi
, Sayı 70, 2007, s. 62; LISSON, 2008,
s. 1465; Durmuş TEZCAN / Mustafa Ruhan ERDEM / Rifat Murat ÖNOK, Uluslararası
Ceza Hukuku
, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2009, s. 526.
                                


[29] Bkz. Öztekin TOSUN, “İnsanlık
Aleyhine İşlenen Suçlar”, Adalet Dergisi, Sayı 1, Ocak 1954, s. 429, 433;
VERDIRAME, 2000,
s. 594; Sevin TOLUNER, Milletlerarası Hukuk Açısından Türkiye’nin Bazı Dış Politika
Sorunları
, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul, 2004, s. 585;
Faruk TURHAN, “Yeni Türk Ceza Kanunu’na Göre Uluslararası Suçların
Cezalandırılması”, Hukuki Perspektifler Dergisi, Sayı 3, Nisan 2005,
s. 13; M. Yasin ASLAN, “Uluslararası Ceza Divanı ve Türkiye’ye Etkileri”, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
, Cilt 56, Sayı 4, 2007, s.
66; LISSON, 2008,
s. 1460; SCHABAS, 2009, s. 117, vd.; İlyas DOĞAN, Devletler
Hukuku
, Astana Yayınları, Ankara, 2013, s.365.


[30] ŞEN, 2010,
s. 68,79.


[31] Nina H. B. JORGENSEN, “The
Definition of Genocide: Joining the Dots in the Light of Recent Practice”, International
Criminal Law
, Volume 1, Issue 3/4, July 2001, s. 290; Alex
OBOTE-ODORA, “Complicity in Genocide as Understood Through the ICTR
Experience”, International
Criminal Law Review
, Volume 2, Issue 4, November 2002, s. 397;
AKÜN, 2004,
s. 57-58; Melda SUR, Uluslararası Hukukun Esasları, Beta Basım Yayım
Dağıtım, İstanbul, 2008, s. 270; KOCA, 2010, s. 10-11. Aynı yönde bkz. Rifat Murat ÖNOK, Tarihî Perspektifiyle
Uluslararası Ceza Divanı
, Turhan Kitabevi, Ankara, 2003, s.
151.


[32] ŞEN, 2010,
s. 102; TEZCAN / ERDEM / ÖNOK, 2009, s. 534.


[33] TOSUN, 1954,
s. 429.


[34] TOLUNER, 2004,
s. 585.


[35] Bkz. JORGENSEN, 2001,
s. 299-300; AKÜN, 2004, s. 58; ŞEN, 2010, s. 94.


[36] Türkkaya ATAÖV, “Savaş Suçları
Uluslararası Mahkemesi: Jenosit Oturumu”, Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesi Dergisi
, Cilt 23, Sayı 2, 1968, s. 326. Aynı
yönde bkz. JORGENSEN, 2001, s. 302-303.


[37] JORGENSEN, 2001,
s. 302-303; ŞEN, 2010, s. 94-95, 99.


[38] Bkz. SCHABAS, 2009,
s. 175; AKÜN, 2004,
s. 58-59; Gündüz AKTAN, “Devletler Hukukuna Göre Ermeni Sorunu”, Ermeni
Sorunu-Temel Bilgi ve Belgeler
, (Derleyen: Ömer Engin LÜTEM),
Avrasya Stratejik Araştırmaları Merkezi Yayınları, Ankara, 2007, s. 140-141;
Malcolm N. SHAW, International Law, Cambridge University Press, New
York, 2008, s. 431.


[39] Bkz. KESKİN, 1986,
s. 127; AKÜN, 2004,
s. 60; DEĞİRMENCİ, 2007, s. 59; SHAW, 2008, s. 432.


[40] SCHABAS, 2009,
s. 176; DEĞİRMENCİ, 2007, s. 59; KOCA, 2010, s. 12.


[41] Bkz. AKÜN, 2004,
s. 61; SHAW, 2008,
s. 433.


[42] Bkz. SCHABAS, 2009,
s. 178-180; DEĞİRMENCİ, 2007, s. 89; KOCA, 2010, s. 13.


[43] Bkz. AKÜN, 2004,
s. 61; TURHAN, 2005, s. 14; DEĞİRMENCİ, 2007,
s. 90; ŞEN, 2010,
s. 117; KOCA, 2010,
s. 14.


[44] ŞEN, 2010,
s. 120, 124.


[45] TEZCAN / ERDEM / ÖNOK, 2009,
s. 529.


[46] OBOTE-ODORA, 2002,
s. 395; KOCA, 2010,
s. 14.


[47] TURHAN, 2005,
s. 14.


[48] Bkz. SCHABAS, 2009,
s. 192, 196; OBOTE-ODORA, 2002, s. 395; AKÜN, 2004,
s. 62; DEĞİRMENCİ, 2007, s. 91-92; TEZCAN / ERDEM / ÖNOK, 2009,
s. 529-530; ŞEN, 2010, s. 124-126.


[49] Bkz. SCHABAS, 2009,
s. 198, 201; OBOTE-ODORA, 2002, s. 395-396; AKÜN, 2004,
s. 62-63; TURHAN, 2005, s. 14; DEĞİRMENCİ, 2007,
s. 92-93; TEZCAN / ERDEM / ÖNOK, 2009, s. 530; ŞEN, 2010, s. 134-137;
KOCA, 2010,
s. 15.


[50] Bkz. SCHABAS, 2009,
s. 203-206; AKÜN, 2004, s. 63; KOCA, 2010, s. 16;
DEĞİRMENCİ, 2007,
s. 93; TEZCAN / ERDEM / ÖNOK, 2009, s. 530-531; ŞEN, 2010,
s. 138.


[51] TURHAN, 2005,
s. 14.


[52] Bkz. SCHABAS, 2009,
s. 203.


[53] VERDIRAME, 2000,
s. 595. SCHABAS, sözleşme kapsamına kültürel grupların girmesini kesin olarak
reddeden tarafların böyle bir hükmü sonradan kabul ettiklerini belirterek bu
durumu, bir “muamma” olarak nitelendirmektedir. Bkz. SCHABAS, 2009,
s. 203.


[54] TURHAN, 2005,
s. 14; Çetin ARSLAN, “Soykırım Suçu (5237 Sayılı TCK md. 76)”, Türkiye
Noterler Birliği Hukuk Dergisi
, Sayı: 126, 15 Mayıs 2005, s.
130; DEĞİRMENCİ, 2007, s. 94; ŞEN, 2010, s. 143;
KOCA, 2010,
s. 18.


[55] TOSUN, 1954,
s. 429; KESKİN, 1986, s. 127; JORGENSEN, 2001,
s. 313; AKÜN, 2004,
s. 59; TURHAN, 2005, s. 15; ŞEN, 2010, s. 143;
KOCAOĞLU, 2010,
s. 153; Şeref ÜNAL, Uluslararası Hukuk Açısından Ermeni Sorunu, Türk
Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 2011, s. 380.


[56] Nina H. B. JORGENSEN, “Genocide as
a Fact of Common Knowledge”, The International and Comparative Law Quarterly,
Volume 56, No. 4, October 2007, s. 886. Aynı yönde bkz. SCHABAS, 2009,
s. 256-257.


[57] Erdem İlker MUTLU, “Uluslararası
Hukukta Soykırım Kavramı”, Tarihi Gerçekler ve Bilimin Işığında Ermeni Sorunu
(Editörler: Bülent BAKAR / Necdet ÖZTÜRK / Süleyman BEYOĞLU), IQ Kültür Sanat
Yayıncılık, İstanbul, 2007, s. 429-430.


[58] TOLUNER, 2004,
s. 585; Gökçen ALPKAYA, Eski Yugoslavya İçin Uluslararası Ceza Mahkemesi,
Turhan Kitabevi, 2002, Ankara, s. 125; ARSLAN, 2005, s. 130;
ÖNOK, 2003,
s. 151; AUST, 2005,
s. 270; ÜNAL, 2011,
s. 380.


[59] Bkz. JORGENSEN, 2001,
s. 292; Alexander ZAHAR, “Command Responsibility of Civilian Superiors for
Genocide”, Leiden
Journal of International Law
, Volume 14, Issue 03, September
2001, s. 593; OBOTE-ODORA, 2002, s. 382, 408; ŞEN, 2010,
s. 144.


[60] MUTLU, 2007,
s. 430; TURHAN, 2006, s. 49.


[61] AKÜN, 2004,
s. 60. Benzer yönde bkz. ALPKAYA, 2002, s. 125-126; AKTAN, 2007,
s. 143; ASLAN, 2007, s. 67.


[62] JORGENSEN, 2001,
s. 307; ARSLAN, 2005, s. 129; TEZCAN / ERDEM / ÖNOK, 2009,
s. 536; ÜNAL, 2011,
s. 380.


[63] Bkz. JORGENSEN, 2001,
s. 292; Devrim AYDIN, “Uluslararası Ceza Hukukunun Gelişimi”, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
, Cilt 51, Sayı 4, 2002, s.
161; DEĞİRMENCİ, 2007, s. 94. AYDIN’a göre sözleşmede belirtilen
gruplara, kültürel özelliklerinin unutulması amacıyla fizikî ve manevî şiddet
uygulanması ise soykırım suçu olarak kabul edilir. Bkz. AYDIN, 2002,
s. 161.


[64] TOSUN, 1954,
s. 429-430. Benzer yönde bkz. ÖNOK, 2003, s. 152; Ezeli AZARKAN, “Uluslararası Hukukta
İnsanlığa Karşı Suçlar”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt
52, Sayı 3, 2003, s. 280; Pulat TACAR, “Soykırım İddiaları Nedeniyle Oluşan
Uyuşmazlığın Çözüm Yolları Konusunda Düşünceler”, Gazi Akademik
Bakış
, Cilt 1, Sayı 1, Kış 2007, s. 129; KOCAOĞLU, 2010,
s. 153.


[65] DEĞİRMENCİ, 2007,
s. 95; TURHAN, 2006, s. 49; KOCA, 2010, s. 18.


[66] ÜNAL, 2011,
s. 381.


[67] Bkz. SCHABAS, 2009,
s. 177; OBOTE-ODORA, 2002, s. 385-386; DEĞİRMENCİ, 2007,
s. 102; TEZCAN / ERDEM / ÖNOK, 2009, s. 540; KOCA, 2010,
s. 22.


[68] OBOTE-ODORA, 2002,
s. 380,
397.                                                                    


[69] SCHABAS, 2009,
s. 307. 


[70] OBOTE-ODORA, 2002,
378-379.


[71] Bkz. KESKİN, 1986,
s. 128; TEZCAN / ERDEM / ÖNOK, 2009, s. 541; KOCA, 2010,
s. 23-24.


[72] Bkz. DEĞİRMENCİ, 2007,
s. 79; SUR, 2008,
s. 270; ŞEN, 2010,
s. 204; KOCA, 2010,
s. 10.


[73] AUST, 2005,
s. 271; KOCAOĞLU, 2010, s. 145.


[74] KESKİN, 1986,
s. 128.


[75] ŞEN, 2010,
s. 205.


[76] DOĞAN, 2013,
s. 365.


[77] SUR, 2008,
s. 270-271.


[78] Söz konusu dava sonucunda
Uluslararası Adalet Divanı tarafından verilen ve Sırbistan-Karadağ devletinin
soykırımı önleme ve cezalandırma yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle
sorumlu tutulduğu kararın tam metni için bkz. BM Resmî İnternet Sayfası, http://www.icj-cij.org/docket/files/91/13685.pdf,
(Erişim Tarihi: 01.02.2014). Kararın Türkçe özeti için bkz. Verda Neslihan
AKÜN, “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’nin
Uygulanmasına İlişkin Dava (26 Şubat 2007 Tarihli Karar)”, Milletlerarası
Adalet Divanı Kararları (1990-2007)
, Beta Basım Yayım Dağıtım,
İstanbul, 2008, s. 24-37.


[79] ŞEN, 2010,
s. 211; KOCA, 2010,
s. 22.


[80] Sözleşmenin tam metni için bkz.
BM Resmî İnternet Sayfası, http://treaties.un.org/doc/publication/UNTS/Volume%20754/v754.pdf,
(Erişim Tarihi: 01.02.2014).


[81] Bir devletin toprakları dışında
da etkin denetim mekanizmasına sahip olması yönünde, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi (AİHM)’nin içtihatları bulunmaktadır. Güney Kıbrıslı Rum Bayan
Titiana LOIZIDOU tarafından 22 Temmuz 1989’da Türkiye Cumhuriyeti Devleti
aleyhine açılan davada AİHM, Türkiye’nin itirazlarını dikkate almayarak Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında Türkiye’nin etkin denetimi olduğuna karar
vermiş ve Türkiye’yi davalı olarak kabul etmiştir. Bu davada Türkiye’yi
tazminata mahkûm eden AİHM, bir başka Rum Bayan Myra XENIDES-ARESTIS tarafından
4 Kasım 1998’de yine Türkiye aleyhine açılan davada da “etkin denetim
mekanizması”yla ilgili LOIZIDOU kararına atıf yaparak içtihadını tekrarlamış ve
Türkiye’yi davalı kabul ederek Türkiye aleyhine tazminata hükmetmiştir. AİHM bu
kararları verirken, Türkiye’nin ileri sürdüğü ve AİHM’nin yargı yetkisini kabul
ederken Türkiye’nin beyan ettiği “kendi ulusal sınırları içindeki olaylarla
sınırlı olma” itirazını dikkate almamıştır. AİHM’nin LOIZIDOU ve ARESTIS
davalarıyla ilgili ayrıntılı bilgi için örnek olarak bkz. Bahadır Bumin
ÖZARSLAN, Uluslararası
Hukuk Açısından Kıbrıs Sorunu ve Avrupa Birliği’nin Yaklaşımı
,
IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2007, s. 196-205. Hocalı’ya saldıranların
idarî, malî, askerî ve siyasî bakımdan Ermenistan ile organik bağları
hususunda, aynı yönde bkz. ABDULLAHZADE, 2013, s. 284-285     


[82] Bkz. ABDULLAHZADE, 2013,
s. 284


[83] 366. Motorize Alay, SSCB
döneminden kalma askerî bir birliktir. Çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu bu
birlik, SSCB’nin dağılmasından sonra bölgede görev yapmaya devam eden tek Rus
birliğidir. Rusya, bu birlikte bulunan Rus askerlerinin “gönüllü” veya “paralı
asker” sıfatıyla Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki savaşta bulunmuş
olabileceklerini ancak bu durumun Rusya’nın savaşta taraf olarak kabul
edilmesine yol açmayacağını iddia etmektedir. Nitekim Rusya, Hocalı katliamından
sonra bu birliğin dağıtıldığını ilân etmiştir. Öte yandan birlikteki Ermeni
askerler, bütün silahlarıyla birlikte Ermenistan Ordusu ve Yukarı Karabağ
Ermenileri saflarına dâhil olarak Hocalı katliamına katılmışlardır. Ayrıntılı
bilgi için bkz. İŞYAR, 2004, s. 411-417.


[84] Soykırımın Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi’ne taraf olan devletlerin listesi için bkz. BM
Resmî İnternet Sayfası, http://treaties.un.org/Pages/ViewDetails.aspx?src=IND&mtdsg_no=IV-1&chapter=4&lang=en,
(Erişim Tarihi: 01.02.2014).


[85] Soykırım suçunun bu manadaki
hukukî niteliğiyle ilgili olarak bkz. SCHABAS, 2009, s. 4, 114,
119, 152-153, 163-165, 511-512, 526, 562, 570-571, 631-632; AKÜN, 2004,
s. 55-56; MUTLU, 2007, s. 426-427; ŞEN, 2010,
s. 42-56; KOCA, 2010, s. 8-9; KOCAOĞLU, 2010,
s. 155-157; Serena FORLATTI, “The Legal Obligation to Prevent Genocide: Bosnia
v Serbia and Beyond”, XXXI Polish Yearbook of International Law,
Warszawa, Polish Academy Of Sciences Institute of Law Studies, 2012, s.
193-194, 205.  


[86] Viyana Antlaşmalar Hukuku
Sözleşmesi’nin tam metni için bkz. BM Resmî İnternet Sayfası, http://untreaty.un.org/ilc/texts/instruments/english/conventions/1_1_1969.pdf,
(Erişim Tarihi: 01.02.2014).  Türkçe metin için bkz. GÜNDÜZ, 2003,
s. 184-208.


[87] Soykırımın Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi’nin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara
uygulanmasıyla ve geriye yürüyememesiyle ilgili olarak bkz. DOĞAN, 2013,
s. 415-425; SCHABAS, 2009, s. 639-640. 


[88] Hocalı’nın nüfusuyla ilgili
olarak bkz. Sinan OĞAN, “Yüzyılın Dramı Azerbaycan’da Göçmen (Kaçkın) Sorunu”, Avrasya
Dosyası-Azerbaycan Özel
, Cilt 7, Sayı 1, İlkbahar 2001, s.
436-437; ABBASLI, 2011, s. 27; SARIAHMETOĞLU, 2011,
s. 82.


[89] Serj SARKİSYAN’ın İngiliz yazar
Thomas De Wall’a yaptığı açıklamalarla ilgili olarak bkz.  http://newsvote.bbc.co.uk/mpapps/pagetools/print/news.bbc.co.uk/hi/russian/in_depth/newsid_4673000/4673953.stm,
(Erişim Tarihi: 03.02.2014); http://dic.academic.ru/dic.nsf/ruwiki/56657,
(Erişim Tarihi: 03.02.2014); http://www.regnum.ru/news/fd-abroad/armenia/1345021.html,
(Erişim Tarihi: 03.02.2014); Ali ASKER, “Hocalı Soykırımı”; Cavid VELİYEV,
“Gerçek Yönleriyle Hocalı Soykırımı”; ABDULLAHZADE, 2013,
s. 254.



[90] Hocalı katliamı sırasında
bölgeden kaçan sivillerin ikinci bir saldırıya uğraması da bu kanaati
pekiştiren bir durumdur. Bkz. İŞYAR, 2004, s. 414; Boran AZİZ, Mart
Faciasından Hocalı’ya Azerbaycan’da Ermenilerin Türk Soykırımı
,
(Türkiye Türkçesi’ne aktaran Sebahattin Şimşir), IQ Kültür Sanat Yayıncılık,
İstanbul, 2013, s. 170.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet