SOYKIRIMLAR & KATLİAMLAR & SÜRGÜNLER

Sinan OĞAN

TÜRKSAM Başkanı

Tarih Türklere karşı yapılan
soykırımlarla doludur. Biz Türkler ağıt yakmayı bilmediğimiz (veya bunu
yapmadığımız için) hiçbir zaman bize karşı yapılan soykırımları, zulümleri
tarih yaddaşımıza (hafızamıza) kazımamış, çabuk unutmuşuz. Oysa Türklerin
Batı’da Viyana’dan Doğu’da ise Kafkaslardan çekilmeye başladıkları dönemden
sonrası hep soykırıma, katliama uğradıkları hadiselerle doludur. Viyana’da,
Mora’da, Tripoliçe’de Balkanların diğer bölgelerinde; yakın tarihimizde
Bosna’da soykırıma uğrayan hep biz Türkler ve Müslümanlar olmuşuzdur. Diğer
taraftan Kafkaslara baktığımızda, son iki yüzyılın tarih sayfasının hep
Türklere karşı yapılan soykırımlarla dolu olduğu görülmektedir. İrevan Hanlığı’nda,
Bakü’de, Gence’de ve daha nice Türk bölgesinde katledilen hep Türkler olmuştur.
Türklerin uğradığı katliamlar sadece bugünkü sınırlarımız dışında kalan
topraklarda değil, bizzat Anadolu coğrafyasında da devam etmiştir. Ancak bugün
Batı kamuoyuna baktığımız zaman bu suçlamalara maruz kalan ne tezattır ki, hep
Türklerdir.

Azerbaycan’ın
Uğradığı Tehcir ve Soykırımlar

1988 yılından başlayan
Azerbaycan – Ermenistan savaşında Azerbaycan topraklarının yüzde 20’den fazlası
işgal edilmiş ve 1 milyondan fazla insan göçmen durumunda yaşamak
mecburiyetinde bırakılmıştır. 8 milyon nüfusu olan Azerbaycan’da bir milyondan
fazla insan diğer bir ifade ile ülkede yaşayan her 8 kişiden birisi göçmen
durumundadır. Göçmen nüfusun toplam nüfusa bölümünde ortaya çıkan rakam
açısından Azerbaycan dünyanın en çok göçmen barındıran ülkesidir. Azerbaycan
topraklarının yüzde 20’si Ermenistan tarafından işgal edilmiştir ve nüfusunun
yüzde 13’ü kendi tarihsel yurtları içerisinde göçmen durumundadır.

Ermenilerin “Büyük
Ermenistan’ı” kurmak için Azerbaycan Türklerini ilk planlı tehcir ve soykırımı
1905-1907 yılları arasında gerçekleşmiştir. Azerbaycan Türkleri daha sonra
1918-20 yıllarında ikinci defa güç tatbik edilerek kendi topraklarından
sürülmüştür. SSCB döneminde Ermenistan’da yaşayan Azerbaycan Türkleri 1948-53
yıllarında “büyük göçe” tabi tutarak yaklaşık 150 bin Azeri tarihi yurtları
olan Ermenistan’dan kovulmuş ve Azerbaycan Türkleri üçüncü kez tehcire maruz
bırakılmıştır. Son tehcir ve soykırım ise modern dünyanın gözleri önünde 1988
yılında başlayan çatışmalarla gerçekleşmiştir.

1988 yılında silahlı çatışmaya
dönüşen Dağlık Karabağ sorunu kısa süre sonra Dağlık Karabağ’ın sınırları
dışına taşmış ve cephede kazanılan askeri başarılar Ermenilerin Azerbaycan’ın
içlerine kadar sokulmalarına olanak sağlamıştır. Netice itibariyle Azerbaycan
topraklarının yüzde 20’si Ermenistan Silahlı Kuvvetleri tarafından işgal
edilmiştir. Bu işgal sırasında 20 binden fazla Azerbaycan vatandaşı öldürülmüş
(bu konuda bazı yazarlar her iki taraftan 1988-1994 yılları arasında toplam 35
bin kişinin öldüğünü ifade etmektedirler), 20 binden fazlası yaralanmış, 50
bini sakat olmuş ve 5.101 Azerbaycan Türkü ise kayıp olmuş ve/veya esir
edilmiştir. Esir olan Azerbaycan Türklerinin 66’sı çocuklardan ibarettir.
Azerbaycan’da aile fertlerinden bir ve/veya birkaçı savaşta öldüğü için 7.737
aile “şehit ailesi” statüsü almıştır. Genelde Azerbaycan nüfusunun 1/3’ü Dağlık
Karabağ Savaşı’ndan doğrudan veya dolaylı olarak zarar görmüştür. Dağlık
Karabağ sorunu ile ilgili olarak da sosyal, ekonomik ve siyasal sorunlardan
bütün ülke vatandaşları etkilenmektedir.

Savaşın
Maliyeti

Ermeni işgali, Azerbaycan’ın
önemli miktarda ekonomik kaybına da sebep olmuştur. 60 milyar dolar olarak
hesaplanan bu ekonomik kayıp ile Azerbaycan’ın bu bölgesinde 7.000’e yakın
sanayi, tarım ve diğer müesseseler kapatılmıştır. Bu müesseseler ile ülke
ekonomisinde toplam tahıl hasılatının yüzde 24’ü, alkollü içki imalatının yüzde
41’i, patates üretiminin yüzde 46’sı, et üretiminin yüzde 18’i ve süt
üretiminin ise yüzde 34’ü karşılanmaktaydı. Bunların yanı sıra; bu bölgede
bulunan 616 okul, 242 çocuk yuvası, 683 kütüphane, 464’den fazla tarihi eser ve
müze, 695 hastane, poliklinik ve sağlık ocağı, Azerbaycanlıların meskunlaştığı
724 şehir, köy ve kasaba işgal edilmiştir. Azerbaycan’ın bu bölgelerinin işgali
ile beraber ülkenin ekolojik sistemine önemli miktarda zarar verilmiş,
bölgedeki ormanlar tahrip edilmiştir.

Azerbaycan’da
İşgal Edilen Topraklar

1988 yılında silahlı çatışmaya
dönen Azeri-Ermeni sorunu, kısa bir sürede Azerbaycan ve Ermenistan arasında
bir bölgesel savaşa dönüşmüş ve Ermenistan silahlı kuvvetleri bu çatışmalar
neticesinde 1988 yılından ateşkesin yapıldığı 12 Mayıs 1994 tarihine kadar
Dağlık Karabağ’ın tamamı da olmak üzere toplam 890 rayon, köy, kasaba ve
yerleşim biriminden ibaret Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal
etmiştir. Dağlık Karabağ’da Azerbaycanlılar 2 şehir, 1 kasaba ve 53 köyde
meskunlaşmışlardı.

Ermenistan silahlı kuvvetleri;

1991’de Esgeran – Hadrut’u

18 Şubat 1992’de Hocavend’i,

25 Şubat 1992’de Hocalı’yı,

8 Mayıs 1992’de Şuşa’yı,

18 Mayıs 1992’de Laçin’i,

4 Nisan 1993’de Kelbecer’i,

23 Temmuz 1993’te Ağdam’ı,

24 Ağustos 1993’te Fuzuli’yi,

27 Ekim 1993’te Zengilan’ı,

26 Ağustos 1993’te Cebrayil’i,

31 Ağustos 1993’te Gubadlı’yı işgal etmişlerdir.

İşgal edilen bölgelerden 4.388
km2’lik toprak sahasına sahip Yukarı Karabağ’dan 192.300 kişi, Laçin’den (1.835
km2) 59.500 kişi, Şuşa’dan (970 km2) 29.500 kişi, Kelbecer’den (1.936 km2)
50.500 kişi, Ağdam’dan (1.093 km2) 158.000 kişi, Fuzuli’den (1.386 km2)
100.000, Cebrayil’den (1.059 km2) 51.600 kişi, Gubatlı’dan (802 km2) 30.300
kişi ve Zengilan’dan (707 km2) 33.900 kişi olmak üzere bu yerleşim birimlerinde
yaşayan toplam 676.100 kişi yıllarca yaşadıkları ata yurtlarından kovularak
Azerbaycan’ın içlerinde çadırlarda yaşamaya mahkum edilmişlerdir.

İşgal edilmiş Dağlık Karabağ
ve onun etrafındaki bütün şehirlerdeki tarihi eserler yok edilmiş, doğa ve
çevreye kalıcı zararlar verilmiştir. Dağlık Karabağ savaşı sırasında çevreye ve
sivil yaşama önemli ölçüde zarar verilmiştir. Ancak bu savaşta Hocalı köyünde
yaşananlar savaş ortamına dahi sığmayacak niteliktedir ve tam anlamıyla bir
soykırımdır.

Soykırımın
Yapıldığı Yer: Hocalı

Yukarı Karabağ bölgesinin en
önemli tepelerinden birisinde olan Hocalı köyü stratejik olarak Ermenistan
Silahlı Kuvvetleri için askeri bir hedef niteliğinde idi. Hocalı stratejik
olarak Karabağ dağ silsilesinde Ağdam-Şuşa, Eskeran-Hankendi yollarının üzerinde
yerleşmektedir. Hocalı’nın coğrafi-stratejik konumu Ermeni silahlı
birliklerinin buraya saldırmasına müsaitti. Hocalı Hankendi’nin 10 km
güneydoğusunda bulunmaktadır. Karabağ’daki tek havaalanı Hocalı’dadır.

Hocalı 1991 yılının Ekim
ayından itibaren ablukadaydı. Ekim’in 30’unda kara yoluyla ulaşım kapanmış ve
tek ulaşım vasıtası helikopter kalmıştı. Hocalı’ya son helikopter 1992 yılı
Ocak ayının 28’inde gitmişti. Şuşa şehrinin semalarında sivil helikopterin vurulmasından
ve bunun sonucunda 40 kişinin ölümünden sonra bu ulaşım da kesilmişti. Ocak
ayının 2’sinden itibaren şehre elektrik verilmemişti. Şubatın ikinci yarısından
itibaren Hocalı, Ermeni silahlı birliklerinin ablukasına alınmış ve her gün
toplarla, ağır makineli silahlarla bombalanmıştır.

936 km2’lik alana sahip ve
2.605 aileden ibaret 11.356 kişinin yaşadığı Hocalı kasabası 26 Şubat 1992
tarihinde yüzyılın en acımasız soykırımına maruz kalmış ve kasaba tamamıyla yok
edilmiştir. Hocalı bu katliamın yaşandığı sırada Azerbaycan Silahlı
Kuvvetlerinin koruması altında değildi ve tamamen savunmasız bir durumdaydı.
Hocalı da dağınık halde elinde hafif silahlar bulunan 150 kişi bulunmaktaydı.
Azerbaycan silahlı kuvvetleri Hocalı halkına yardım edemedi, hatta uzun süre
cesetlerin alınması bile mümkün olmadı..

Ermenistan Silahlı Kuvvetleri
köyü üç yönden kuşatmış, helikopter ve ağır silahların yardımı ile önce köyü
bombalamış ve ardından da köye girerek katliam yapmıştır. Ermeniler bu köyü
işgal ederek bütün bölge halkına bir mesaj vermek istemekteydiler. Nitekim
Azerbaycan Türkleri için ağır bir mesaj vermiş oldular. Hocalı işgal edilerek
ve neredeyse tamamen yok edilerek bölgedeki çözülme hızlandırılmış oldu.
Ermeniler bu hamleyle aynı zamanda önemli bir stratejik mekanı da işgal ederek
askeri açıdan önemli bir başarı elde etmiştir. Ancak insanlık adına tarihin en
acımasız soykırımı gerçekleştirilmiştir. Diğer taraftan Ermeniler için bu
soykırım kendilerinin iddia ettiği 1915 yılında yaşananların bir intikamı
niteliği de taşımaktaydı.

Hocalı’da
Neler Yaşandı?

Ermenistan Silahlı Kuvvetleri
1992 yılının 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gecesinde bölgedeki 366. Alayın da
desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı Hocalı köyünde sivil, kadın, çocuk,
yaşlı ayırımı yapmadan resmi rakamlara göre 613 kişiyi katletmişlerdir.
Katledilenlerin 83’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’ten fazlası ise yaşlıydı.
Normalde en şiddetli savaşlarda dahi savaş dışında tutulan, dokunulmayan bu
kesime Ermeniler yaşlı, kadın ve çocuk demeden acımasız işkenceler yaparak
katletmiştir. Bu katliamdan toplam 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulmuştur.
1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde
yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu,
kulakları, burunları ve kafaları ile vücutlarının çeşitli uzuvlarının kesildiği
görülmüştür. Aynı vahşetten hamile kadınlar ve çocuklar bile nasibini almıştır.

Batı
Basınında Hocalı Soykırımı

– Krua l’Eveneman Dergisi (Paris), 25 Şubat 1992 tarihi: Ermeniler
Hocalı’ya saldırmıştır. Bütün dünya vahşice öldürülmüş cesetlere şahit oldu.
Azeriler binlerin öldüğünden bahsediyor.

– Sunday Times Gazetesi (Londra) 1 Mart 1992 tarihi: Ermeni askerleri
binlerce aileyi yok etmiştir.

– Financial Times Gazetesi (Londra) 9 Mart 1992 tarihi: Ermeniler Ağdam’a
doğru giden orduyu kurşun yağmuruna tutmuştur. Azeriler 1200 kadar ceset
saymış. Lübnanlı kameraman, ülkesinin zengin Ermeni Taşnak lobisinin Karabağ’a
silah ve asker gönderdiğini onaylamıştır.

– Times Gazetesi (Londra) 4 Mart 1992 tarihi: Birçok insan çirkin hale
getirilmiş, masum kızın sadece kafası kalmış.

– İzvestiya Gazetesi (Moskova) 4 Mart 1992 tarihi: Kamera kulakları
kesilmiş çocukları gösterdi. Bir kadının yüzünün yarısı kesilmişti. Erkeklerin
kafa derisi soyulmuştu.

– Le Monde gazetesi (Paris) 14 Mart 1992 tarihi: Ağdam’da bulunan basın
mensupları, Hocalı’da öldürülmüş kadın ve çocuklar arasında kafa derisi
soyulmuş, tırnakları çıkarılmış üç kişi görmüşler. Bu, Azerilerin propagandası
değil bir gerçektir.

– İzvestiya Gazetesi (Moskova) 13 Mart 1992 tarihi: Binbaşı Leonid Kravets:
“Ben kendim tepede yüze yakın ceset gördüm. Bir erkek çocuğunun kafası yoktu.
Her tarafta işkenceyle öldürülmüş bayan, çocuk ve yaşlılar vardı.”

– Valer Actuel Dergisi (Paris) 14 Mart 1992 tarihi: Bu ‘özerk bölgede’
Ermeni silahlı birlikleri yakın doğuda üretilmiş yeni teknolojiye, ayrıca
helikoptere sahiptiler. ASALA’nın Suriye ve Lübnan’da askeri kamp ve silah
depoları vardır. Ermeniler yüzden fazla Müslüman köyüne saldırı düzenlemiş ve
Karabağ’daki Azerbaycanlıları öldürmüşler.

– R. Patrik, İngiliz Muhabir (olay yerinde bulunmuş): “Hocalı’daki
vahşiliklere dünya kamuoyunda hiçbir şekilde hak kazandırılamaz!!!”

– Golos Ukraini: V Stacko: Savaşın yüzü olmuyor. Yalnız çokça maske, kanlı
gözyaşları, ölüm, bedbahtlık, yıkımlar. Hocalı’da bebekleri ne için
katlettiler, ya anneleri? Allah insanı cezalandırmak isteyince onun aklını
alıyor.’

– Nie Gazetesi: (Bulgaristan) Violetta Parvanova: “Hocalı insanlığın
faciasıdır.”

– 3 Mart 1992’de BBC Morning News saat 07.37 yayınında durumu şöyle
aksettirmiş; “Canlı yayın muhabirimiz 100’den fazla Azeri erkek, kadın ve bebek
dahil olmak üzere çocuk cesetleri gördüğünü ve bunların başlarına yakın
mesafeden ateş edilerek öldürüldüğünü rapor ediyor.”

– 16 Mart 1992 tarihli Newsweek’te Pascal Privat ve Steve Le Vine
tarafından hazırlanan haberde katliam şu şekilde yansıtılmış: “Geçtiğimiz hafta
Azerbaycan yine bir morgun mahzeni gibiydi; bir caminin arkasına geçici olarak
kurulmuş morga sürüklenerek getirilmiş düzinelerce ceset ve yas tutan
mülteciler… Bunlar 25 ve 26 Şubat tarihinde Ermeni kuvvetleri tarafından
istila edilen Yukarı Karabağ bölgesindeki Hocalı köyünün Azeri sakinleriydi.
Cesetlerin çoğu kaçmaya çalışırken yakın mesafeden vurulmuştu, bazılarının
yüzleri paramparça idi, bazılarının kafa derileri yüzülmüştü…”

– Human Rights Watch: Hocalı katliamını Karabağ’ın işgalinden bu yana
cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendirilmiştir.

– Amerikalı gazeteci Thomas Goltz: “Fotoğrafçı arkadaşım öyle etkilenmişti
ki fotoğraf çekebilmesi için kendisini objelerin üzerine doğru itmem
gerekiyordu. Cesetler, mezarlar, evet hepsi mide gerektiriyordu. Ama olanları
anlatmak, dünyaya duyurmak gerekliydi. Hayatta kalanları bularak hemen orada
neler dediklerini kaydettik. Bazı cesetleri tanımaya çalıştım ama yüzlerinden
vurulanlar, tanınmayacak halde olanlar vardı. Bazılarının kafa derileri
yüzülmüştü.’

– Hocalı katliamına tanık olan ve daha sonra Beyrut’a yerleşen Ermeni
gazeteci Daud Kheyriyan, ‘For the Sake of Cross’ (Haçın Hatırı İçin) isimli
kitabında (sayfa: 62-63) vahşeti şöyle anlatıyor: “…Gaflan denen ve ölülerin
yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın 1 kilometre batısında bir yere 2
Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız
çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa
ve yaralarına rağmen hala yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm
korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki
cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta
olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir
şey yoktu. Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler.”

Uluslararası
Tepkiler

Bütün dünyanın gözleri önünde
gerçekleşen bu katliama BM, AB gibi uluslararası kuruluşlar gereken özeni
göstermemişlerdir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi genel olarak 1993 yılı
Nisan-Kasım aylarında 822, 853, 874, 884 sayılı kararları kabul etmiştir. Bu
kararlarla Azerbaycan topraklarının Ermeniler tarafından işgal edildiği
belirtilmiştir. İşgalin sona erdirilmesi için bugüne kadar bir çaba
gösterilememiştir. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin 25 Ocak 2005 tarihli
ve 1416 sayılı kararında Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını halen işgali
altında tuttuğu da belirtilmiştir. Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı
devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir
tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından
sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî
müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır.

7 Mayıs 2003’de, İngiltere’de
yaşayan Azerileri temsil eden ‘Vatan’ örgütünün gönderdiği mektuba, Dışişleri
Bakanlığı Uluslararası İşbirliği Komitesi’nden gelen cevabi mektupla, İngiliz
Hükümeti’nin Hocalı katliamını çok taraflı olarak incelediği ve Ermeni
askerlerin yaptıkları katliamı ‘insanlığa karşı işlenmiş bir suç’ olarak kabul
ettiği belirtildi.

Ayrıca, ABD Kongresi’nin
Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyesi Don Barton, Kongreyi ‘Hocalı
soykırımı’nı tanımaya çağırmış ve Temsilciler Kurulu’nun toplantısında yaptığı
konuşmada, ‘Dünyadaki tüm toplumlar bunu bilmeli ve hatırlamalıdır. ABD
Kongresi, Hocalı soykırımını tanımakla uluslararası toplumun uzun yıllardan
beri bu konuyla ilgili sessizliğini bozacaktır.”demiştir.

1994 yılında iki taraf
arasında ateşkes ilan edilmiştir.

Hocalı’da
Yaşanan Soykırımı Soykırım Olarak Kabul Ettirmek

Azerbaycan’ın Yukarı Karabağ Bölgesindeki
Hocalı köyünde 26 Şubat 1992 yılında yaşanan katliam uluslararası camianın suç
olarak kabul ettiği soykırım ve insanlığa karşı suçlar kapsamındaki
tanımlamalarla birebir örtüşmektedir.

Hocalı soykırımına katılmış
Ermenilerin ve onların yardımcıları yaptıkları insan haklarına ve uluslar arası
hukuki antlaşmalara – Cenevre Sözleşmesi, İnsan Hakları Beyannamesi, Vatandaş
ve Siyasi Haklar Konusunda Uluslararası Sözleşme, Ateşkes Zamanında ve Askeri
Çatışmalar Zamanı Kadın ve Çocukların Korunması Beyannamesi’ne – karşı olarak
işlenmiş bir soykırımdır.

Ayrıca, Hocalı soykırımı 9
Aralık 1948’de BM tarafından kabul edilen ve 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe
giren Birleşmiş Milletler’in ‘Soykırım Suçunun Önlenmesine ve
Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmesi’ 2. maddesinde yer alan “milli, etnik,
ırkı veya dini bir grubu kısmen veya tamamen imha etme” biçiminde tanımlanan
jenosit/soykırım kavramı ile tamamen örtüşmektedir. Ermenilerin Hocalı’da
yaptıkları katliam BM Soykırım Anlaşması’nda, soykırım gerçekleşmiş sayılacağı
koşullarını sayan 2. maddesinde yer alan beş bendin ilk ikisi ile uyum
göstermektedir. İlgili maddede soykırımın gerçekleşmesi için bu bentlerde
düzenlenen eylemlerden birinin yeterli olduğu belirtilmektedir. Ermenilerin
Hocalı’da yaptıkları toplu katliam BM Soykırım Anlaşması’nda soykırımı
düzenleyen 2. maddenin a bendinde yer alan “bir grubun üyelerinin katledilmesi”
ve b bendinde yer alan “grup üyelerinin bedeni ve akli açıdan ciddi biçimde
zarar verilmesi” koşulları ile birebir uyuşmaktadır.

Ayrıca Hocalı Katliamı,
uluslararası hukukta saygın bir yere sahip Nürnberg Mahkemesi Kuruluş
Senedi’nde ve Mahkeme Kararında Tanınan (kabul edilen) Uluslararası Hukuk
İlkeleri” metninin 6. ilkesinin iki bendinin de c. fırkasında tanımlanmış insanlığa
karşı işlenen suçlar (crimes against humanity) kapsamında da ele alınmalıdır.

Hocalı’da savaş suçları
açsından, diğer suç kategorileri ve uluslararası temel belgeler açısından da
suç işlenmiştir

Hocalı
Soykırımı Konusunda Neler Yapılmalıdır?

Hocalı’da yaşananların bir
soykırım olduğu gerçeğinden hareketle şu hususların yapılması gerektiği
düşünülmektedir:

Azerbaycan Devleti Olarak
Yapılması Gerekenler

Azerbaycan’ın Yukarı Karabağ
bölgesindeki Hocalı köyünde yaşanan vahşetin bir soykırım olduğunun
uluslararası camiada kabulü için yasal prosedür başlatılmalı ve Azerbaycan
Devleti resmen Lahey Adalet Divanına başvurarak 9 Aralık 1948’de BM tarafından
kabul edilen Jenosit Sözleşmesi çerçevesinde dava açmalıdır. Başvuruda gerekli
deliller çerçevesinde Ermenistan’ın önceki Devlet Başkanları Robert Koçaryan ve
Levon Ter Petrosyan ile mevcut Devlet Başkanı ve eski Savunma Bakanı Serj
Sarkisyan da dahil Hocalı Soykırımı’nı gerçekleştiren bütün siyasi ve askeri
komutanların ismi net biçimde belirtilmeli ve cezalandırılması istenmelidir.
Hem Ermenistan (1993’de) hem de Azerbaycan (1996’da) BM Soykırım Anlaşması’nı
imzaladıkları için bu anlaşma kendilerini bağlamaktadır. Örneğin, Bosna Hersek
bu mahkemeye başvurarak Yugoslavya eski Devlet Başkanı Slobadan Miloşeviç’in
yargılanması için dava açmıştır. Ve uluslararası mahkeme Miloşeviç davasında
1995’de Srebrenitsa kentinde yedi bin Boşnak’ın katledilmesini soykırım olarak
kabul etmiş ve sanığı bu suçtan da yargılamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti
Olarak Yapılması Gerekenler

Azerbaycan Parlamentosu
1994’te Hocalı’da yaşanan katliamı soykırım olarak kabul etmiştir. Yapılması
gereken her türlü bilgi ve belgesi olan bu vahşeti TBMM’nin de soykırım olarak
kabul etmesidir. Bu bağlamda TÜRKSAM – Uluslararası ilişkiler ve Stratejik
Analizler Merkezi Başkanı olarak başlattığım çalışmaları, mecliste Milliyetçi
Hareket Partisi Iğdır Milletvekili olarak devam ettirmekteyiz. TBMM Genel
Kurulunda gündem dışı söz alarak Hocalı’da yaşanaları Türk halkına anlatmaktayız.
TBMM Başkanlığı’na her yılın şubat ayının 26’sının “Hocalı Soykırımını Anma
Günü” olarak kabul edilmesi ve Türkiye’nin çeşitli illerinde Hocalı Soykırım
anıtlarının yapılmasına ilişkin bir kanun teklifi sunmamızın yanı sıra üyesi
olduğum Dışişleri Komisyonu’nda da Hocalı soykırımı kınama amacıyla TBMM
tarihinde ilk defa bizzat bizim Iğdır Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu
üyesi sıfatı ile yaptığımız girişimlerimiz ile bir bildiri yayınlanmıştır. 22
Şubat 2012 tarihinde Dışişleri Komisyonu tarafından kabul edilen bildiriye göre
Hocalı’da yaşananlar “Katliam” ve “İnsanlığa Karşı Suç” kapsamında
değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, üyesi bulunduğum Türkiye Azerbaycan
Parlamentolar Arası Dostluk Grubu olarak da bir basın açıklaması yaparak
Hocalı’daki insanlık dramının uluslararası sözleşmelerin birçok hükme aykırı
olduğu belirtilmiş, Türkiye’nin Ermenilerin Hocalı kasabasında Azerbaycan
Türklerine karşı yaptıkları vahşetin dünya kamuoyuna anlatılması ve suçluların
tarih ve hukuk karşısında gereken cezayı alması için Azerbaycan’a her türlü
desteği vermeye devam edeceği beyan edilmiştir.

Siyasi çalışmaların yanında,
toplumsal düzlemde de Hocalı Soykırımı’nın tanıtılması için çalışmalar
yapılması gerekmektedir. Azerbaycan ile ilişkileri “bir milletin iki devleti”
paralelinde ilerleyen Türkiye’de de insanlarımızın Hocalı Soykırımı hakkında
bilgilendirilmesi gerekmektedir. Hocalı Soykırımının 20. yıldönümüne ilişkin
İzmir, Ankara, Sakarya, Kocaeli, Gebze, Denizli gibi illerimizde yaptığımız
konferanslarda Türk halkının salonları doldurması ve büyük bir ilgiyle
Hocalı’da yaşananları dinlemesi iki ülke halkının kederde de sevinçte de
birlikte olduğunu göstermesi açısından son derece önemlidir. İstanbul Taksim
Meydanı’nda, Ankara’da Sıhhiye’de ve Türkiye’nin birçok yerinde
gerçekleştirilen geniş katılımlı Hocalı Soykırımı telin mitingleri de Anadolu
Türklerinin ve Azerbaycan Türklerinin ortak paydada buluştuğunu göstermektedir.

Bununla beraber Azerbaycan ile
koordine halinde bu konu uluslararası gündeme taşınmalı, Ermeni sorunu
konusunda güçlü bir argüman olarak görülmelidir.

Ankara’nın Keçiören Belediyesi
resmi olarak 9 Mart 2005’de Hocalı’da yaşanan trajik olayları “soykırım” olarak
tanımış ve bir de soykırım anıtı yapmıştır. Diğer yerel yönetimler, sivil toplum
kuruluşları ve üniversiteler de benzer yola gitmelidir. Sumgayıt Belediyesi ile
işbirliği içerisinde inşası gerçekleştirilecek olan daha görkemli bir anıtın
temeli geçen yıl şahsımın da katıldığı törende atılmıştır.

Türk ve Azerbaycan Sivil
Toplum Örgütleri ve Birey Olarak Yapılması Gerekenler

Türkiye, Azerbaycan ve
dünyanın birçok bölgesindeki Türklerin bireysel ve toplu olarak Lahey Adalet
Divanı’nda dava açmaları sağlanmalıdır. Özellikle yakınlarını kaybeden ve zarar
gören Hocalılı kardeşlerimizin bunu yapmalarına önayak olunmalıdır.

İmkanı iyi olan STK’lar ve
işadamlarının bu konuya kaynak ayırarak Avrupa ülkelerinin birisinde bir Hocalı
Soykırımı Enstitüsü açılmasına yardım etmeli ve kurulan enstitü vasıtasıyla bu
işler bilimsel bir zeminde incelenmeli ve bu çalışmalara yön verilmelidir.

Hocalı Soykırımı gerçeğinin ve
bütünlükte Karabağ veya sözde soykırım (yanlış anlaşılmaları engellemek
gerektiğinde burada sözde soykırımdan kastın Hocalı Soykırımı değil, sözde
Ermeni soykırımı olduğunu belirtmek gerekmektedir) iddialarının önünde etkili
bir set oluşturmak için ilgili konuları ele alan bilimsel çalışmalar teşvik
edilmelidir. Bu çalışmaların yabancı dillere tercüme edilerek yayımlanması için
çaba gösterilmelidir.

26 Şubat günü arifesinde bütün
dünyada Hocalı Soykırımı ve Karabağ gerçeğini anlatan sergilerin düzenlenmesi
için çaba gösterilmelidir.

Azerbaycan Milli Meclisi
(Parlamento) her yıl Şubatın 26’sını ‘Hocalı Soykırımı Günü’ ilan etmiştir. Her
yıl Şubatın 26’sında saat 17.00’de Azerbaycan halkı Hocalı soykırımının
kurbanlarının hatırasını anma töreni yapmaktadır. Bu törenleri koordineli bir
şekilde bütün dünyada yapılması önemlidir.

Hocalı soykırımını biz
kendimize anlatmanın yanı sıra (özelikle “biz Ermeniyiz” diyenlere) yurt
dışında basılan kitaplar ve açılan sergilerle küresel gündeme çıkmasına
yardımcı olmalıyız. Bütün bunlarla beraber bu konuları sürekli gündemde
tutmalı, bu konudaki bilgi, belge ve yazıları paylaşmalı ve dağıtımına yardımcı
olmalıyız.

Bu çerçevede, düzenlediğimiz
“20. Yılında Hocalı Soykırımı’nın 20 STK Kabul Ediyor Kampanyası” dahilinde 25
Şubat 2012 günü Onursal Başkanlığını yaptığım Türkiye Azerbaycan Derneği ve
beraberindeki 19 STK ile birlikte 20 sivil toplum kuruluşu Hocalı’da yaşananları
soykırım olarak tanımıştır. Bu çalışmaya 100’den fazla STK ve Belediye Meclisi
katılmıştır. Buna ek olarak da Hocalı Soykırımı için bireysel çapta destek
vermek isteyenlerin koordinasyonu sağlamak için www.hocalisoykirimi.org adresinde
bir imza kampanyası başlatmış bulunmaktayız.
             

Hocalı
Şahitlerinin İfadelerinden Soykırım

Cemil
Cümşüdoglu Memmedov: Nehçivanik köyüne gidip Ermenilere torunuma acımalarını
söyledim. Bana hakaret edip komutana verdiler. O da bizi hapsetmelerini
emretti. Burada çok sayıda kadın, kız, çocuk vardı. Sonra bizi Askeran’a
getirdiler. Karım, kızım, eniştem oradaydı. Tırnaklarımızı çektiler. Zenciler
havaya sıçrayıp, yüzüme tekme atıyorlardı. Çok işkenceden sonra beni Ermeniler
ile değiştirdiler. Karım, kızım ve torunumdan hiç haber alamadım.

Seriye
Talibova: Gözümün önünde 4 Mesket Türk’ünün, 3 komşumuzun başını Ermeni
askerinin mezarı başında kestiler. Ermeniler, anne babalarının önünde
çocuklarına işkence yapıp öldürdüler. Sonra cesetleri buldozerlerle dereye
döktüler.

Cemal
Allahverdioglu Orucov: 16 yaşındaki oğlumu kurşunladılar. 23 yaşındaki kızımı
iki ikiz oğlumu ve 18 yaşındaki hamile kızımı elimizden aldılar.

Hatice
Abdullayeva: Bir süre yalın ayak ormanda kaldıktan sonra babam, annem ve 16
yaşındaki kız kardeşim soğuğa dayanamadılar. Esir düştüm, taşnak esirlerle
değiştirildim. Şimdi iki ayağımdan da mahrumum.

Mirza
Allahverdiyev: Ermenilerin saldırısından sonra ormana kaçtık. Burada 3 gün
aç-susuz kaldık. 28 Şubat akşamı bizi kuşattılar. Bizi Askeran’da ölüm
hücresine aldılar. Her gün birkaç adamı götürüp öldürüyorlardı. Altın dişlerimi
kerpetenle çıkardılar. Babamı, iki kardeşimi, kardeşimin oğlunu öldürdüler.

Nesibe
Aliyeva: Ormandan çıkar çıkmaz Ermeniler ateş açtılar. 40 kişiydik. 26 kişiyi,
oğlumu ve eşimi de öldürdüler.

Hatice
Orucova: 8 yaşındaydım. Gözümün önünde babamı, annemi, 6 yaşındaki kız
kardeşimi Ermeniler kurşunlayıp öldürdüler. Kurşun bana da geldi.

Muhammed
Orucov: Ermeniler esirler arasında 10-13-15 yaşlarında kızları ayırarak
götürdüler.

Cemil
Memmedov: Şehre giren tanklar ve zırhlı taşıyıcılar evleri yıkıyor ve insanları
eziyordu.

Talibov
Samed: Yapılan işkenceler karşısında seslerini çıkaranları hemen
öldürüyorlardı. Esirlikte gördüğüm dehşeti hiç unutamayacağım.

Doktor
Raporlarından…

Soykırım
sonrası cesetler üzerinden yapılan incelemelerden doktor raporlarına geçen bazı
ölüm vakaları:

Orucov
Telinan Enveroğlu: Kafa derisi yüzülmüş,

Abdülov
Yelmar Enveroğlu: Kafa derisi yüzülmüş,

Aliekberov
Tevekkül İskenderoğlu: Nahçivanik yolunda kurşun yarası ile ölmüş, cesedi
üstünde 10 bıçak darbesi var.

Hasanova
Fitat Ehedkızı: Tecavüz edilmiş, Gözleri çıkarılmış.

Hasanova
Gülçohre Yakupkızı: Göğüs kafesinden ve karnından kurşun yarası almıştır. Sol
eli bilekten kesilmiştir.

Hasanov
Şohlet Usuboğlu: Göğüs kafesinden kurşun yarası, üst tarafının kesilmiş olduğu
görülmüştür.

Selimov
Bahadir Mikayiloglu: Nahcivanik yolunda yakılmış, cinsi uzvu kesilmiş, gözleri
çıkarılmıştır.

Abışov
Ali Abdüloğlu: Ezici aletle vurulmuş, kemiklerinin çoğu kırılmış.

Aslanov
İkbal Kuluoğlu: Cinsi uzuvları kesilmiş, yakılmış.

Sahip:
Cesedi üstünden tank geçmiş

Nuraliyeva
Dilara Oruçgızı: Gözleri ve göğüsleri kesilerek götürülmüş.

Abbasov
Taleh Umidvaroğlu: Öldürüldükten sonra kulağı kesilmiş.

Abişova
Meruze Muhammedkızı: Gözleri çıkarılmış, göğüs uçları ve burnu kesilmiştir.

Kerimov
Sarman Sultanoğlu: Katledildikten sonra gözleri çıkarılmış, şişe ile işkence
edilmiştir.

Kerimova
Firengül Muhammedkızı: Bedeni tam doğranmış, gözleri çıkarılmış, kulakları ve
göğüsleri kesilmiştir.

Kerimov
Frunz Salmanoğlu: Diri diri yakılmıştır.

Selimov
Araz Bahaduroğlu: Yaralı halde yakalanmış, küçük çocuğunun gözleri önünde
dövülerek öldürülmüştür.

Hüseyinov
Allahverdi Kuluoğlu: 88, yakılarak öldürülmüştür.

İmam
Agyar Salmanoğlu: Üç yaşındaki bu çocuk Ermenilerce yakılarak öldürülmüştür.

Bedelov
Tevfik: Cesedi üzerinde vahşi uygulamalar yapan Ermeniler, kulaklarını kesmiş
ve gözlerini çıkarmışlardır.

Ferzeliyev
Canan Binnetoğlu: Yakılmıştır.

Mehmedova
Tamara Selimkızı: Gözleri çıkarılıp, göğüsleri kesilerek öldürülmüştür.

Nuriyev
Hafiz Yusufoğlu: Elleri telle bağlanarak kafası kesilmiştir.

Bilinmeyen
Kişi: başı ve üst dudağı kesilmiştir.

Bilinmeyen
Kişi: Kafa derisi yüzülmüştür.

Bütün bu gerçeklikler
karşısına bütün Türk milletinin her bir ferdine düşen görev gönüllü ve
programlı bir çalışma ile bu vahşeti soykırım olarak tanıtmaya çalışmak
olmalıdır. Ancak bu şekilde soykırım kurbanlarına karşı olan borcumuz ödenmiş
olacaktır. Diğer taraftan Türkiye’de “hepimiz Ermeniyiz” diyen kesimlerin bu
gerçekleri öğrendikten sonra çocukları katleden, esirlere türlü işkenceyi
yaparak öldüren Ermenilerden olmaya devam etmeyeceklerini umuyoruz.

Neden
Bu Vahşet Yapıldı?

Ermenilerin nasıl bu kadar
vahşice katliamlar yaptığının da üzerinde durmak gerekir. Ermeniler bu vahşeti
işleyerek öncelikle tarihten, daha doğrusu 1915 yılında yaşanan tehcir
kararından adeta kendilerince öç almışlardır. İkinci olarak, Hocalı stratejik
bir noktadır ve Dağlık Karabağ’daki tek havaalanının olduğu yerdir. Üçüncüsü ve
en önemlisi ise Ermenilerin aslında bu şekilde vahşice bir saldırıda bulunarak
savaşan ve direnen diğer yerleşim birimlerini psikolojik olarak çökertmek ve
böylece bütün Karabağ bölgesini ve hatta Karabağ dışındaki diğer Azerbaycan
bölgelerinin de korku ve telaşla boşaltılmasını sağlayarak savaşta gözle
görülür bir üstünlük elde etmektir. Hocalı Katliamı adeta ABD’nin Hiroşima ve
Nagazaki’ye attığı atom bombası tesiri yaparak Azerbaycan’ın bu savaşı
kaybetmesinde önemli etkisi olmuştur.

Gelinen süreçte, Ermenistan,
sorumsuz davranışlarına devam etmektedir. 2012 yılının sonlarına doğru gündeme
gelen Hocalı Havaalanı’nın Ermeniler tarafından uçuşa açılması niyeti, bu
durumun net bir göstergesi sayılabilir. 613 kişiye vahşice kıyan Ermenistan,
şimdi de bu bölgenin stratejik konumundan yararlanmak istemektedir. Azerbaycan
tarafından yapılan sert ve kararlı açıklamalar, bu durum kabul edilemez
olduğuna işaret etmiştir. Türkiye tarafının ise bu durumda yine Azerbaycan’a
destek olması gerekmektedir, bu duruma tepkisiz kalmak demek, bölgedeki
Ermenistan’ın sorumsuzluğunu pekiştirecektir. Havaalanının açılması gibi bir
durumda, Türkiye hava sahasının Ermenistan uçuşlarına karşı kapatılması kararı
alınabilir.

Bugün Gazze’de yaşanan İsrail
vahşetine nasıl bütün dünyada “One Minute” diyorsak, aynı şekilde Hocalı için
de yüksek sesle “one minute” demenin zamanı gelmiştir. Suriye’de yaşanan
insanlık dramı için uluslararası alanda harcanan gayretin binde biri Ermeni
işgali altında bulunan Dağlık Karabağ bölgesi için harcanmamaktadır. 2013
yılının başında yapılan Büyükelçiler Toplantısında “İnsani diplomasi” kavramını
gündeme getiren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Somali, Suriye, Filistin
kadar Şuşa’da, Kelbecer’de, Ağdam ve Azerbaycan’ın işgal altında olan diğer
topraklarında meydana gelen insan hakları ihlallerini etkin bir şekilde gündeme
taşıması gerekmektedir.




























































































































































































































































































































































































































































































Eğer siz de Hocalı’da soykırım
yapıldı diyorsanız lütfen www.hocalisoykirimi.org
sitesine girerek destek veriniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir