Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Hasan
Servet ÖKTEM
: NAMİBYA’DA SOYKIRIM YAPAN ALMANYA’YA KARŞI NEW YORK
MAHKEMESİ’NDE AÇILAN TAZMİNAT DAVASI DEVAM EDİYOR – T24 –
 

Blog No : 2019 / 58




15.08.2019


T24 (8 Ağustos 2019)


Hasan Servet ÖKTEM


1904-1908
yılları arasında, toplam 60 bin Herero, 10 bin Nama, Alman generalin yazılı
emir ve talimatları çerçevesinde ölüme gönderilir.


Sömürgeci
ülkeler denince hepimizin aklına hemen İngiltere, Fransa ve İspanya gelir.
Bunların ardından, Belçika, Portekiz ve Hollanda sıralamaya dahil olurlar. 1884
yılından itibaren listeye dahil olan ancak Birinci Dünya Savaşı yenilgisiyle
sömürgelerini kaybeden Almanya’nın sömürgeci geçmişi dünyada fazla bilinmez.
Alman kamuoyunda da kolonyalist tarih nedense fazla dikkate alınmaz, ülkenin
emperyalist sömürgeci geçmişi bakımından bir çeşit sessizlik hakimdir. Bu
sessizlik geleneği, Almanya’nın Namibya’da yaptığı soykırımın 100. yılı
vesilesiyle 2004 yılından itibaren kısmen ve tedricen ortadan kalkmaya
başlamıştır.


Almanya, Alman
birliği 1871’de tamamlanabildiğinden, sömürgecilik faaliyetlerinde öne çıkan
Avrupalı devletlere göre geç kalmış, sınırlı sayıda sömürgeye sahip olabilmiş,
bu macerası toplam 30 yıl sürmüş ve Birinci Dünya Savaşı yenilgisiyle defteri
kapatmak zorunda kalmıştır.


Almanya’nın, o
dönemde Güney-Batı Afrika olarak bilinen, Namibya’ya girişi 1884 yılına
rastlamaktadır. 1904 yılında, sömürgeci ülkenin girişimleri neticesinde
topraklarını ve hayvanlarını kaybeden Herero kabilesi sonunda isyan eder,
ayaklanma neticesinde önemli sayıda Alman sivil ve askerin hayatlarını
kaybetmesi üzerine, Alman General Lothar Von Trotha isyanın bastırılması ve
Herero’ların tamamının öldürülmesi emrini verir. Bir sene sonra, bu defa Nama’lar
ayaklanırlar ve onlar da aynı akıbete maruz kalırlar. 1904-1908 yılları
arasında, toplam 60 bin Herero, 10 bin Nama, Alman generalin yazılı emir ve
talimatları çerçevesinde ölüme gönderilir. Bir kısmı doğrudan, bir kısmı
temerküz kamplarında susuz bırakılarak, bir kısmı çöle sevk edilerek toplu
imhaya uğrarlar. Kurbanların kemikleri ve kafatasları “bilimsel deneylerde”
kullanılmak üzere Almanya’ya sevk edilir. (Namibya soykırımını merak edenler
için, Avrasya İncelemeleri Merkezi’nin (AVİM) web sitesinde, Namibya başlığı
altında toplanan makale ve yazıları okumaları tavsiye olunur).


Namibya
soykırımına ilişkin son 15 yıl içinde çok sayıda yazılı araştırma ve görsel
belgesel hazırlanmıştır. Her şeyden önce Alman general Lothar Von Trotha’nın
imzaladığı toplu imha emri halen mevcuttur. Bilindiği üzere her katliam
soykırım olarak tanınmaz ve kabul edilmez. Toplu şiddet ve imha vakalarının
soykırım sayılabilmesi için belirli koşulların bir arada bulunması gerekir.
Birleşmiş Milletler’in 1948 yılında kabul ettiği ve 1951 yılında yürürlüğe
giren “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Sözleşme”de, bir
grubun varlığını ortadan kaldırma amacıyla işlenen vakalara mahsus bu çok özel
terim ayrıntılarıyla tanımlanmıştır. Namibya’da, 1904-1908 yıllarında, Almanlar
tarafından Herero ve Nama kabilelerine karşı gerçekleştirilen katliamın
soykırım sayılması bakımından, Alman makamları dahil, genel bir mutabakat
bulunmaktadır. Bu açıdan, bu özel hukuki teknik terimin Namibya vakasında
kullanılmasıyla ilgili kayda değer bir tartışma mevcut değildir. BM İnsan
Hakları Alt Komisyonu bünyesinde, soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması
konusunda 1985 yılında hazırlanan Whitaker Raporunda da, Namibya soykırımına
atıf yapıldığı bilinmektedir (1915 olaylarına da değindiği cihetle, bu rapor
ülkemiz araştırmacıları tarafından yakinen bilinir).


Almanların
sömürgelerde işledikleri gühahlar Namibya’yla sınırlı kalmamıştır. Alman
güçleri 1884 yılından itibaren, Afrika’da, Namibya’ya ilaveten, Tanzanya,
Ruanda, Burundi, Kamerun ve Togo’yu sömürgeleştirmiş, Uzak Doğu’da, Samoa ve
Papua Yeni Gine’yi Alman kolonisine dönüştürmüştür. 1905-1907 yıllarında
Tanzanya’da yaşanan Wahehe isyanının (Maji-Maji savaşı) bastırılmasında Alman
güçlerin soykırımcı yöntemlere başvurduğu yönündeki iddialar yaygındır. 2017
yılında, Tanzanya hükümetinin Almanya’dan özür ve tazminat talep edeceğine dair
haberler yayınlanmıştır. Kamerun’da da benzer usullerin kullanıldığı
bilgilerine rastlanılmaktadır. 1900 yılında Çin’in, Japonya ve batılı ülkeler
tarafından sömürgeleştirilme sürecinde yaşanan ve “Boksör ayaklanması” olarak
hatırlanan isyanın bastırılması sırasında, Alman askerlerinin Qingdao
bölgesinde uyguladıkları aşırı sert yöntemler aynı kapsamda eleştiri konusu
yapılmaktadır (Qingdao şehri Alman yerleşimcilerin 1903 yılında kurdukları bira
fabrikasıyla tanınmaktadır).


Namibya
soykırımına geri dönersek, bu çetrefil konunun iki ülke arasında müzakereler
yoluyla çözülmesi istikametinde mütevazi adımlar atıldığını söyleyebiliriz.
Soykırıma uğrayan Herero topluluğunun liderleri, 1990’ların ortasından
itibaren, soykırıma dair şikâyet ve taleplerini, çeşitli vesilelerle Alman
makamlarına iletmelerine karşın, Berlin, uzun süre konuyu sürüncemede bırakmayı
tercih etmiş, ancak 2004 yılından itibaren bazı Alman eyaletlerindeki yerel
yöneticilerin faaliyet ve girişimleri neticesinde, gerçekleri yavaş yavaş kabul
etme durumunda kalmıştır. 2004 yılında Namibya’da düzenlenen soykırımın 100.
yılı anma törenlerine katılan Alman Kalkınma ve İşbirliği Bakanı Heidemarie
Wieczorek-Zeul (SPD), Almanya’nın ahlaki ve tarihi sorumluluğunu kabul ettiğini
duyurmuş ve üzüntülerini dile getirmiştir. Almanya’nın Namibya soykırımını
resmen tanıması ise ancak 2015 yılında mümkün olmuştur. O tarihte Dışişleri
Bakanı olan ve halen ülkenin Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in ağzından
Almanya’nın bu konudaki sorumluluğu kabul ettiği duyurulmuştur. Aynı dönemde,
Almanya Federal Meclis Başkanı Norbert Lambert, Namibya’da işlenen suçun
soykırım sayıldığına işaretle, hükümeti gerçekleri tanımaya çağırmıştır. 2016
yılından itibaren iki ülke arasında başlayan ve Namibya taleplerini ele alan
resmi görüşmeler halen devam etmektedir.


Namibya
makamları görüşmelere dair açıklamalar yaparken, Alman makamlarının,
görüşmelerin seyrine ilişkin bilgi vermekten kaçındıkları göze çarpmaktadır.
Namibya tarafı müzakerelerde “Tazminat”, “Kabullenme”, “Özür dilenmesi”
hususlarında ısrar etmektedir. Buna mukabil, Almanya tazminat ödemeyi
reddetmekte, kalkınma yardımlarını artırmak suretiyle meseleyi çözmeye
çalışmaktadır. Almanya soykırım yapıldığını kabul etmekle birlikte, konunun,
1948 BM soykırım sözleşmesi kapsamına girmediğini, bu sözleşmenin geriye doğru
geçerli olmadığını, bu çerçevede hukuki bir sorumluluğun değilde, tarihi ve
ahlaki bir mesuliyetinin bulunduğunu savunmaktadır. Bu anlayışla, tazminat
ödeme fikrini kabul etmemekte, cömert kalkınma yardımları vasıtasıyla
muhataplarını ikna ve tatmin etmeye gayret sarf etmektedir.


Müzakerelerin
seyrinden memnun olmayan kesim ise, soykırıma maruz kalan Herero ve Nama
toplumlarıdır. Liderleri aracılığıyla ve yükses sesle, Almanya’nın yaptığı
yardımların doğrudan kendilerine ulaşmadığını, yardımın ülkenin tümüne hitaben
verildiğini, bu sebeple mağduriyetlerinin devam ettiğini dile getirerek, bir
yandan kendi hükümetlerine, öte yandan Berlin’e, serzeniş mesajları vermeyi
sürdürmektedir.


Herero ve Nama
toplumlarının, Almanya ve Namibya arasında devam eden müzakerelerden tatmin
olmayınca, 2018 yılı başında New York Mahkemesi’nde, Almanya’nın ırkçı
savaşından ötürü uğradıkları zararın tazmin edilmesi amacıyla açtıkları dava
ilgiyle takip edilmektedir. Almanya, ilk aşamada devletlerin dokunulmazlığı
tezini öne sürerek mahkemenin davayı baştan reddetmesini istemiş, ancak
muvaffak olamamıştır. Geçtiğimiz mart ayında Amerikalı hakim, Herero ve Nama
toplumlarının, ırkçı savaşın neticeleriyle bağlantılı biçimde Almanya’nın
ABD’nde kazanç ve gayrimenkul elde ettiği iddiasını tatminkar bulmayarak davayı
reddetmiştir. Bu sonuca rağmen, kararı temyize götüren davacı avukatları,
hakimin yanlış değerlendirme yaptığını, temyizden Herero ve Nama toplumları
lehine karar çıkmasını beklediklerini duyurmuşlardır.


41 yıla
yaklaşan dışişleri mesaimizde, gerçekleri yansıtmayan, asılsız anlatılara
dayalı ermeni iddialarıyla çok karşılaştık. Bunlar arasında en rahatsız
edicilerden birisi, 1915 olaylarının yüzyılın ilk soykırımını teşkil ettiği
savıydı. Bu yalanın son defa Papa Francis’in ağzından tekrarlandığını
hatırlıyoruz. Bir diğeri ise Hitler’e ait olduğu ileri sürülen “Ermenilerin yok
edildiğini bugün kim hatırlıyor?” lafı. Hitler, güya, bu noktadan hareketle
Yahudi soykırımına cesaretlenmiş…


1904-1908
yıllarında, Namibya’da Almanlar tarafından gerçekleştirilen Herero ve Nama
soykırımı, bir yandan, Hitler’in ilham kaynağının, İttihat ve Terakki
yönetimindeki Osmanlılar değil de, olsa olsa, kendi sömürgeci ordusu
olabileceğini kanıtlamakta, diğer yandan, bir milyarı aşan Katolik dünyasının
lideri Papa Francis’in, tarihi olayları bilmeden ve dersini çalışmadan, ahkam
keserek bir ulusu lekelemeye cüret ettiğini ortaya koymaktadır.


LİNK : https://t24.com.tr/yazarlar/hasan-servet-oktem/namibya-da-soykirim-yapan-almanya-ya-karsi-new-york-mahkemesi-nde-acilan-tazminat-davasi-devam-ediyor,23368

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış