Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

ÖZEL BÜRO NOTU : ALMANLAR SÖZDE SOYKIRIMI TANIDILAR. (BURADAN GÖREBİLİRSİNİZ.) PEKİ SÖZDE SOYKIRIMI TANIYAN ALMANLARIN
GEÇMİŞİ PÜR-Ü PAK MI ? HERŞEYDEN ÖNCE
YAHUDİ SOYKIRIMI BİR YANA NAMİBYA’DA
İŞLEDİKLERİ KATLİAM BİLE ULUSLAR ARASI ARENADA ONLARI YERİN DİBİNE VURMAMIZA
YETER DE ARTAR BİLE.

20. Yüzyılın İlk
Soykırımını Almanlar Namibya’da Yapmıştı !!!


KAYNAK
: http://www.serenti.org/20-yuzyilin-ilk-soykirimini-almanlar-namibyada-yapmisti/
 

Yavuz Selim | 28 Şubat 2017 |




İngiltere, Fransa, Portekiz, İspanya,
İtalya ve Belçika gibi Avrupalı sömürgeciler 19. yüzyıl başlarında Afrika
Kıtası’nı sömürgeleştirmeye başlamışlar, Almanya (Prusya) ise sömürgecilik
yarışında diğer Avrupalı devletlerin oldukça gerisinde kalmıştı.


Afrika’nın güneybatı kıyısında bulunan ve
zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan Namibya da 1800’lerin başından itibaren
İngiliz egemenliğinde kaldı. Fakat 19. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde,
Alman tüccarların sayısı nedeniyle bölge daha çok bir Alman sömürgesi
görünümündeydi.


Sömürgeciliğin resmi başlangıcı kabul
edilen ve Afrika’nın bölüşüldüğü Berlin Konferansı sırasında İngilizler,
Almanya’nın Walvis Körfezi dışında tüm Namibya’yı kendi nüfuz bölgesi olarak
duyurmasına hiç itiraz etmediler. Böylece günümüzde Kamerun, Togo ve Namibya
olarak bilinen bölgeler 1884 yılında Alman İmparatorluğu himayesine girdi ve
1919 yılına kadar “Alman Güneybatı Afrikası – Deutsch Südwestafrika” olarak
adıyla anıldı.


Almanların
Güneybatı Afrika sömürgesinin ilk valisi, ünlü Nazi liderlerinden Hermann
Göring’in babası Heinrich Göring’ten başkası değildi.
  Göring özellikle, bu ülkeden hammadde elde edip
Almanya’ya ihraç etme projeleri oluşturmak amacıyla, buralarda yerleşim yerleri
ve geniş çiftlikler açmak isteyen Alman yerleşimcilerinin, Alman sömürge
yönetimi adına hızla bölgeye yerleştirilmesini, Almanya’dan gelip yatırım
yapmak isteyenlere çok büyük olanaklar sağlanmasını teşvik ediyordu


Namibya’nın Almanya sömürgesi olmasının
hemen ardından 1884 yılında, Franz Adolf Eduard Lüderitz’in girişimiyle bölgede
ilk Alman kolonisi kuruldu. Almanlar kendi sömürgeci devlet politikalarına
uygun olarak da, Almanya’dan çeşitli vaatlerle 1891 yılında 539, 1896 yılında
2.025, 1904 yılında 4.500 Alman göçmeni geniş çiftlik olanaklarının sağlandığı
bölgelere yerleştirildiler. 1914 yılına gelindiğinde, Alman göçmenlerin sayısı
14.000’e kadar ulaşacaktı.


Sömürgeleştirme
başladığında Namibya’nın yerel halkları Herero, Nama, Orlam ve Ovambo
kabileleriydi.
Bu kabilelerin
en büyükleri ise 80.000 nüfusa sahip Herero’lar ve yaklaşık 20.000 nüfusu olan
Nama’lardı.


Namibya’nın yerel halkı, daha ilk Alman
kolonisinin kurulmasından itibaren onlardan rahatsızlık duymaya başlamıştı.
Almanlar yerli kadınlara sürekli tecavüz ediyor ama ceza almıyorlardı. Koloni
hukukuna göre, yedi siyah ancak bir Alman’a eşit kabul ediliyordu. Çeşitli
gerekçelerle yerlilerin topraklarına haksızca el konuluyor, Alman göçmenlere
veriliyordu. Köle ticaretinin artması da işin cabasıydı.


Herero ve Nama’ların İsyanı


Başlarda Almanlar, siyasi ve ekonomik
taleplere ve baskılara karşı direnen yerel halkları toptan ortadan kaldırmak
yerine, önemli ve tehlikeli gördükleri önderleri yok edip, kendi ucuz iş gücü
gereksinimlerini karşılayacak ve kontrol edilebilecek sayıdaki yerli halk
üzerinde sistemli bir baskı kurarak onlara boyun eğdirmeyi yeğlediler. Bu onlar
açısından aynı zamanda zorunlu bir durumdu. Çünkü yerliler sayıca kendilerinden
oldukça fazlaydılar.


Fakat 1903 yılında Almanya’nın Afrika’daki
sömürgelerine ulaşımını rahatlatacak Otavi Demiryolu’nun yapımı sırasında
Herero’ların topraklarına usulsüzce el koymaya başlaması, yerliler için bardağı
taşıran son damla oldu.


İlk isyan 1903 yılında Nama’lar, şefleri
Hendrik Witbooi önderliğinde başladı. Ardından 1904 yılı Ocak ayından itibaren
de Herero’lar, Büyük Şef Samuel Maharero öncülüğünde bu isyana katıldılar.
Çıkan çatışmalarda 120 ila 150 arasında Alman yaşamını yitirdi.


Almanlar artık, Herero’ların ve Nama’ların
yok edilmesinin, kendi sömürgeci çıkarlarına uygun düşeceğine karar
vermişlerdi. Bölgeye deneyimli bir komutanı, 11 Haziran 1904’te Doğu Afrika’da
Wahehe İsyanı’nı bastıran General
Lothar von Trotha
’yı askeri vali olarak gönderdiler.


Emrindeki 14.000 asker, 36 top ve 14
makinalı tüfekle (dönemin en gelişmiş silahları) yerlileri yok etmek,
kalanlarına boyun eğdirmek ve sonuçta yerlileri istedikleri gibi kullanmak için
askeri bir harekat başlatan General Lothar, harekatın hedefini askerlerine şöyle
anlatıyordu:


Almanların egemen olduğu her yerde,
silahlı veya silahsız sığır çobanı olan ya da olmayanlarını (yerli halkı
kastediyor) kesinlikle vurun. Bundan sonra kadın ve çocuklar da benim için
önemsizdir. Bunların hepsinin Almanların yatırım yaptıkları bölgelerden zorla
çıkarılmasını istiyorum. Eğer olmazsa hepsini vurun, öldürün.


Gerçekten General Lothar’ın harekatı tam
da dediği gibi oldu. 11-12 Ağustos tarihinde Almanlarla yerliler arasındaki Waterberg Savaşı’nda,
ağır silahlı Almanlara karşı hiçbir şansı olmayan yerliler büyük katliama
uğradılar. Almanların harekatı gerçekleştiren kuvveti olan Schutztruppe’nin
yaptığı askeri harekatta, zamanın en iyi donanımlı Alman askerleri, her türlü
askeri teknolojiyi kullanarak, Herero’ların tamamını fiziki olarak yok etmek
için, kadın, çocuk ve yaşlı demeden katlettiler. Herero’lar yalnızca Alman
askerlerini hedef alırken, Alman askerleri için sivil ya da asker ayrımı söz
konusu değildi.


Schutztruppe tarafından gerçekleştirilen
soykırımdan kaçmaya çalışan binlerce Herero ve Nama’nın kaçabilecekleri tek yol
(daha sonraki askeri bilgilerden ortaya çıktığı gibi, esasında Almanlar bu yolu
bilerek açık bıraktılar) Omaheke Çölü’ydü. Ama çölde de yerlileri bir sürpriz
bekliyordu. Almanlar, bilinen bütün su kaynaklarını önceden zehirlemişti.
Sonraki yıllarda çölde devriyeye çıkan Alman askerleri, üslerine bu kuyularının
başında çok sayıda insan iskeleti bulduklarını rapor edecekti.


Omaheke Çölü’nün diğer tarafındaki İngiliz
Bechuanaland bölgesine ancak 1.000 kadar yerli ulaşabildi. Çölden kurtulup da
geri dönebilenler ise yine Alman avcı kuvvetleri tarafından katledildiler.
Çünkü General kendilerine karşı savaşan hiç kimsenin sağ kalmasını istemiyordu.
2 Ekim 1904 tarihinde kendi eliyle yazdığı Almancada “yok etme emri” anlamına
gelen “Vernichtungsbefehl”de Herero’lara şöyle sesleniyordu:


Ben, Alman birliklerinin büyük generali,
bu mektubu Herero halkına gönderiyorum. Herero’lar artık Alman uyruğu
değillerdir. Onlar katil ve gaspçılar, yaralı askerlerimin kulaklarını, burunlarını
ve bedenlerinin diğer kısımlarını kestiler. Şimdi ödlek bir şekilde,
savaşmaktan kaçıyorlar. Halklara sesleniyorum; Her kim şeflerinden birini
getirirse 1000 Mark alacak, her kim ki Samuel’in başını getirirse 5000 Mark
alacak. Herero’lar bu toprakları terk edecekler. Eğer terk etmezlerse bunu
“Groot Rohr” (toplar) aracılığıyla yapacağım. Alman sınırları içindeki her
Herero, silahlı ya da silahsız, sığırı olsun ya da olmasın vurulacaktır. Bu
saatten sonra kadın çocuk gözetmeksizin hepsini bu topraklardan süreceğim ve
vurulmalarını emredeceğim. Hererolara söyleyeceklerim bunlardır.


Askeri harekat sırasında, ileride esir
köle iş gücü olarak çalıştırılması amacıyla da geri kalanlar içinden 15.000
Herero ve 2.000 Nama esir alındı.  Daha sonra da bu esir alınan insanları,
İngilizlerin Güney Afrika sömürgesinde yaptıkları gibi, toplama kamplarına
kapattılar (toplama
kampı uygulaması ilk defa İngilizler tarafından sistemleştirildi
.)


Bu toplama kampları içinde en bilineni Köpekbalığı Adası (The
Shark Island) toplama kampıydı. Kamplardaki yaşam koşulları öylesine kötüydü
ki, 1905 yılında her gün bu kamplarda 10’dan fazla yerli yaşamını yitiriyordu.
Günde 18 saatten fazla çalıştırılıyorlar, yemek olarak ise bazen pişirmeye bile
gerek duyulmadan önlerine konulan pirinci yemeye zorlanıyorlardı. Yine kampta
ölen hayvanların leşleri de yemek olarak yerlilere veriliyordu. Bu nedenle
kamplarda dizanteri kol geziyordu. Hastalıktan ya da açlıktan bitkin düşenler,
çalışmayı reddedenler ise Alman askerler tarafından su aygırı derisinden
yapılma “sjombak” denilen kırbaçlarla acımazsızca kırbaçlanıyordu. Köpekbalığı
Adası’ndaki toplama kampından sağ kurtulmayı başaran bir yerlinin, 3.500
kişiden ancak 193’ünü geri dönebildiğini söylemesi bu kamplardaki ölüm
oranlarının ne kadar yüksek olduğunu göstermeye yeterlidir.


Almanya’ya Gönderilen Kafatasları


Ama belki de tüm bunlar içinde en acı
verici olanı, kendi insanlarına yapmak zorunda bırakıldıkları muameleydi:
Ölenlerin cesetlerindeki kafataslarını etlerinden sıyırarak temizlemek! Bu
kafatasları Almanya’daki üniversitelere Aryan ırkının üstünlüğünü kanıtlayacak
bilimsel çalışmalar yapmak için gönderiliyordu. Kafataslarının gönderilmesini
isteyen kişi, II. Dünya Savaşı yıllarında Yahudiler üzerinde acımasız deneyler
yapacak olan Josef
Mengele
’nin hocası Alman antropolog Eugen Fischer’dı.
Almanya’ya gönderilen 300 kafatasından çok azı, iki ülke arasında yapılan
anlaşma sonucu ancak 2011 yılında defnedilmek üzere Namibya’ya geri gönderildi.


1911 yılına gelindiğinde 80.000 Herero’dan
yalnızca 15.130 kişi, 20.000 Nama’dan ise, kaçabilenler dahil, ancak 9.781 kişi
sağ kalmayı kalabilmişti. Diğerleri, Alman sömürgecileri tarafından soykırıma
uğratılmıştı.


Ünlü soykırım araştırmacısı ve demograf R.
J. Rummel, konuyla ilgili olarak yaptığı araştırmalarda, Güneybatı Afrika’da
(Namibya’da) Almanlar tarafından soykırıma uğratılanların sayısının, esasında
yukarıda verilen sayılardan daha fazla olduğunu, esas sayının 132.000 kişiyi
kapsadığını ve kadın, erkek ve çocuk binlerce Herero ve Nama’nın Almanların
soykırımından kurtulamadığını belirtmektedir.


Almanlar tarafından askeri olarak yok
edilemeyen binlerce yerli ise, daha sonraları her türlü kuramlarının bu
soykırımlarda çökmesiyle birlikte, uygulanan bu soykırım stratejisinin ve yine
sömürgeciliğin kurbanı oldular ve sosyal, ekonomik ve kültürel şartlara
dayanamayarak zamanla önemli ölçüde telef oldular.


Almanların, Güneybatı Afrika’da ekonomik
çıkar amaçlı sömürgecilik serüvenleri, Birinci Dünya Savaşı’nın yoğunluğu
sırasında son buldu. Araştırmacılara göre Almanların yaşlı, kadın ve çocuk
demeden Güneybatı Afrika yerlilerine karşı askeri güç kullanarak yürüttükleri
Namibya Soykırımı, 20.
yüzyılın ilk soykırımını
ve ileride Nazi Almanya’sının
yararlanacağı. Güneybatı Afrika’daki Alman sömürgeciliğinin yarattığı soykırım
amaçlı toplama kampları uygulamasının da temelini oluşturdu.


Konu üzerindeki araştırmaların
verilerinden ortaya çıkan durum ise, Almanların, 20 yüzyılın ilk soykırımını
yaptıkları Namibya’daki deneyimlerini daha sonra II. Dünya Savaşı sırasında da
uyguladıkları ve yarım yüz yıl sonra soykırımcı anlayışlarını sürdürdükleri
şeklindedir. Namibya Soykırımı ve holokost uygulamaları arasındaki
gözlemlerden çıkan sonuçlar da hesaba katıldığı zaman, konuyla ilgili
iddiaların gerçek olduğu daha da net olduğu gözükmektedir.


1985 yılında Birleşmiş Milletler
(BM), hazırladığı Whiteker Raporuyla, Alman Askeri Kuvvetlerinin Nama ve
Herero’lara karşı Güney Batı Afrika’da (Namibya’da) 20. yüzyılın ilk
soykırımını yaptıklarını geç de olsa resmen kabul etti. Rapora göre 65.000
Herero (toplam nüfusun % 80’i) ve 10.000 Nama (toplam nüfusun % 50’si) yerlisi
Almanlar tarafından soykırıma uğratıldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış