Şizofreni, geçen yüzyıldan
beri ruh hekimliğiniğ en çok uğraştıran, fakat bugün bile çeşitli yönleri tam
açıklanmamış bir ruhsal bozukluktur.19. yüzyıldan kalma bir etki ile halk
arasında korku uyandıran ve “erken bunama” diye bilinen bu hastalık; genç yaşta
başlayan, insan arası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak, kendine özgü
bir içe kapanım dünyasında yaşadığı; duyuş, düşünüş ve davranışlarda önemli
bozuklukların görüldüğü bir psikozdur.




TARİHÇE




Eski çağ Sanskrit
yazılarında ve Hipokrat okuluna bağlı eski Yunan hekimlerinin yazılarında
şizofrenik türde ruh hastalığının tanımlandığı bildirilmektedir.Orta Çağ
Avrupasında şeytana tutulmuş diye bilinen ruh hastalarının önemli bir
bölümükuşkusuz şizofreniklerdir. 17. Yüzyılda Willis’in, 18. Yüzyılda Pinel’in
bu hastalığı az çok tanıdıklarına ilişkin belirtiler vardır. 18. Yüzyıl başında
İngiltere’de John Haslam ve George Man’ın gençlik çağında başlayan içe kapanma
ve düşünce bozukluğu ile belirli olarak tanımladıkları ve bir ad veremedikleri
bozukluğun şizofreni olduğu düşünülebilir. ([1],2)




“Demence precoce” (erken bunama) deyimini ilk olarak
Morel 1860’da kullandı.1871’de Hecker “hebefreni”yi ve 1874’de Kahbaum
“katatoni”yi tanımladıktan sonra, 1896’da tanınmış Alman ruh hekimi Kraepelin bu iki hastalık tipine paranoid ve basit
tipleri de ekleyerek,hepsini “dementia
praecox”
tanısı altında topladı.Bu deyime göre hastalıkta “erken başlama”
ve “bunama” olması olması gerekiyordu.




1911’de yayınladığı “Dementia Praecox veya Şizofreniler Grubu”
adlı kitabı ile yeni bir çığır açmış olan İsviçreli
Eugen Bleuler
, Kraepelin’in sandığı
gibi
hastalığın erken yaşlarda
başlamasının ve bunama ile sonuçlanmasının zorunlu
olmadığını gösterdi.Bu hastalıkta kişinin ruhsal hayatındaki yarılmaya (schisme) önem vererek “schizophrenia”, yani zihin bölünmesi,yarılması adını önerdi ve zamanla bu terim
tutundu.Artık zamanımızda dementia praecox (erken bunama) deyimi hemen hemen
bırakılmıştır.




SIKLIK VE YAYGINLIK




Şizofreni her türlü
toplumda en sık görülen ruhsal bozukluklardanır.Sıklık üzerine yapılan birçok
araştırma sonuçları binde 0.4-0.7 arasında değişmektedir.15 yaşın üzerinde
nüfus için sıklık binde 0.30-1.20 arasında bildirilmiştir.Avrupa’da ve
A.B.D.’de ortalama sıklık oranı binde 0.85 olarak kabul edilmektedir.Yaşam boyu
hastalanma riski,yani 15-45 yaş arasındaki nüfusta şizofreni olasılığı %1 dolayındadır.




Yaygınlık oranları da
ülkeden ülkeye, araştırmadan araştırmaya büyük ayrımlar
göstermektedir.A.B.D.’de yapılan son araştırmaya göre  yaşam boyu yaygınlık oranı %0.6-1.9 arasında,
İrlanda’da ortalama binde 3.3, Finlandiya’da binde 13, İsveç’te binde 17 olarak
bildirilmiştir. 3




Dünya Sağlık Örgütü
verilerine göre Avrupa ve Asya’da sıklık oranı binde 0.85’tir.Bütün dünyada
yılda 1.5 – 3 milyon şizofreniğin bulunduğu bildirilmektedir.




Şizofreni her toplumda
ve her türlü sosyo-ekonomik ortamda görülmektedir.Sosyo-ekonomik yönden
düşüklük ya da düzensizlik gösteren kesimlerde daha sık görüldüğüne ilişkin
bulgular vardır.




Kadın-erkek arasında
sıklık bakımından önemli fark görülmemektedir.Ancak, kadınlarda başlangıç yaşı
daha geç olmakta ve genellikle erkeklere göre tedaviye daha iyi cevap
vermektedir. (3, 4, 5, 6)




BAŞLANGIÇ YAŞI




Hastalığın genellikle
gençlik çağında başladığı bir gerçektir.Erkek hastaların %16.6’sında, kadın
hastaların %47’sinde hastalık belirtileri 25 yaşına dek ortaya çıkmış
olmaktadır.Erkeklerde hastalık kadınlara göre daha erken yaşlarda başladığı
gibi,hastalığın kötü gidişi ve beyin anormalliklerinin bulunuşu  erkekler de daha fazla görülmektedir.




ETİYOLOJİ




Şizofreninin
etiyolojisi henüz aydınlanmamıştır.Etiyoloji üzerindeki görüşler “organik” ve
“psikososyal” olmak üzere iki ana kümede toplanmışsa da genellikle her iki
görüşteki etkenlerin bir rada ele alınması gerektiği kabul edilmektedir.Birçok
türde şizofreni vardır.Böyle bir hastalıkta çok değişik oluş nedenlerinin de
bulunması doğaldır.




Yapılan kalıtım araştırmalarından çıkan sonuçlar şöyle özetlenebilir:




a)   Öz ana-babası
şizofrenik olan ve başka bir aile tarafından yetiştirilmiş kişilerde şizofreni
riski öz ana-babası şizofrenik olmayanlara oranla daha yüksektir.


b)  Çocukluklarında
evlat edinilmiş olan şizofreniklerin öz ana-babalarında ve birinci derecede
akrabalarında şizofreni riski daha yüksektir.


c)   Öz ana-babası
şizofrenik değilse, ancak kendisini evlat edinmiş olan ana-babada şizofreni
varsa, bu kişilerde şizofreni riski şizofrenik olmayan ailelerde yetişenlere
göre daha yüksek değildir.


d)  Şizofreniye
kalıtımsal yatkınlık bulunmadığı taktirde çocuğu yetiştiren ailenin şizofreni
açısında riski yükseltmediği anlaşılmaktadır.


e)   Aile ortamı
çok bozuk değilse şizofreniye yatkınlık olsa bile risk göreceli olarak
düşüktür.Fakat hem yatkınlığın hem aile ortamında ağır bozukluğun bulunuşu
riski yükseltmektedir.




Şizofrenide kalıtımın
önemli rolü gösterilmiş olmakla birlikte, kalıtım-dışı etkenlerin de çok önemli
olabileceği anlaşılmıştır.Nitekim, şizofrenik hastaların çoğunun ana-babası
şizofrenik değildir.Tek yumurta ikizlerinde bile %40-50 eş hastalanmama oranı
vardır.Gene de bir risk faktörü olarak kalıtımın yeri artık kesinleşmiştir.




Psikanalitik kurama
göre, normal gelişmede ilk çocukluk dönemlerinde cinsel enerjinin dinamik
belirtisi olan libido çocuğun kendi benliğinde ve bedeninde tutulmaktadır.Çocuk
büyüdükçe ve çevreyle ilişkileri arttıkça libido çevredeki nesnelere yatırılır
ve böylece gerçek nesne ilişkileri gelişir.Fakat her zaman için kişi kendisini
de sever.Ancak bu, nesne ilişkilerinin gelişmesine engel değildir. Şizofrenide
ise nesne libidosu geri bedene, benliğe çekilir ve böylece kişinin dış dünyayla
ilişkileri azalır.Hasta ileri derecede narsistik duruma girer.Bu gerileme
durumu çocukluktan başlayarak temel güven duygusunun sağlanamaması, sürekli düş
kırıklıkları ve kişiler arası ilişkilerin bozukluğu yüzünden olabilir.Böyle bir
zeminde çevre ilişkilerinde küçük büyük incinmeler, bu gerileme eğilimini
kamçılar.Buna göre içe kapanım ve başka belirtiler bir çeşit savunma ve uyum
biçimidir.




BAŞLANGIÇ




Şizofreni genellikle
15-40 yaş sınırları arasında, çoğunlukla 18-25 yaşlarında her çeşit psikolojik
stresle başlayabilir.Kişinin benliğinde darbeler, delikanlılık çağında
dürtülerin aşırı şiddet kazanması, cinsel ya da saldırgan dürtülere karşı
denetim zayıflığı gibi durumlara psikozun başlamasında önce sık rastlanır.




Enfeksiyonların ve
lohusalığın şizofrenide kamçılayıcı etken olup olmadığı kesinlikle
belirlenmemiştir.Lohusalık psikozlarının %37’si şizofreni kabul edilirse de
doğrudan lohusalığın etkisi henüz aydınlatılmamıştır.




İlk nöbetlerin
%50’sinde hiç bir kamçılayıcı etken bulunmayabilir, yani psikoza geçiş yavaş
yavaş olabilir.




Tipik bir başlangıç
biçimi yoktur.Belirtiler kısa bir zaman içinde gelişebileceği gibi çok sinsi ve
yavaş olarak da gelişebilir.Bu yüzden belirtileri farkedilmeyen hasta uzun süre
hekime getirilmez.Ruhsal bozukluk çeşitli obsesyonlar,metafizik, dinsel
uğraşlar, korkular veya genel yorgunluk, halsizlik gibi şikayetlerle
başlayabilir.Bazen de bir depresyon ya da ileri derecede taşkınlık(mani) gibi
ortaya çıkabilir.Sık görülen başlama biçimi ilgi azalması, kendi bedeni, kendi
düşünceleri ile aşırı uğraşma, zamanın akışına aldırmazlık gibi belirtilerle
olur.Bazı akut tiplerde algı bozuklukları, düşüncede dağınıklık ve bulanıklıkla
başlama olabilir.




HASTALIK ÖNCESİ
KİŞİLİK VE UYUM




Şizofrenik hastalar
hastalık öncesinde genellikle içe dönük, sessiz, arkadaşı az, yalnızlığı
yeğleyen, garip, ilgileri sınırlı ve güvensiz kişilerdir.




KLİNİK BELİRTİLER VE
BULGULAR




1. Genel görünüm ve dışa vuran davranış :




Şizofreni tipik bir
genel görünüm tanımlamaz.Hastaların çoğunda belirgin vurdumduymazlık,
ilgisizlik, donukluk ve çekingen görünüm vardır.Uzun süre hasta olanlarda
bakımsız, dağınık genel görünüm ve temizlenmeme belirtileri olabilir.Çoğu
hastada hareket bozuklukları dikkati çeker.




2. Konuşma ve ilişki kurma :




Konuşmada düzensizlik,
dağınıklık, hızlanma, yavaşlama, fakirleşme, abuk sabukluk, kalıplaşmış
yinlemeler, konuşma yankılaması, çocuksuluk, çok konuşma, hiç konuşmama gibi
çok değişik belirtiler olabilir.Hasta sorulara yandan ve uygunsuz yanıtlar
verebilir.Ses tonu genellikle tekdüzedir ve duygulanımı belli etmez.




Hastanın ilgi ve
dikkatinde azalma ve konuşma bozuklukları nedeniyle ilişki kurmak genellikle çok zordur.Hastanın ayrı bir dünyada
olduğunu,onu tam anlayamadığımızı, ilişki kurmakta güçlük çektiğimizi
farkederiz.




3. Duygulanım :




Şizofrenide klasik
olarak bir duygu azalmasından söz
edilir.Olaylara duygulanım tepkisi ya az ya da hiç yoktur.Hastaların soğuk,
ilişki kurulması güç olduğu sıklıkla görülür.Ancak, bütün bu belirtiler hastaların duygusuz olduklarını, acı
çekmediklerini, sıkıntılarının olmadığını göstermez.
Birçok şizofrenikte
başlangıç dönemlerinde aşırı bunaltı görülür.Kimi hastalarda paniğe benzer bir
sıkıntılı durum vardır.Kimi vakalarda da acayip, yersiz, anlamsız gibi görünen
gülmeler, ağlamalar, taşkınlıklar görülür.




4.  Bilişsel Yetiler :




Bilinç açık, bellek
genellikle yerindedir.Zeka genellikle gerileme göstermez.Ancak ağır yıkım
gösteren süregen hastalarda zekada gerileme izlenimi edinilebilir; bellek
bozukluğu belirtileri olabilir.Fakat bu bulgular genellikle hastanın ili
azlığına ve dikkat dağınıklığına bağlıdır.Gerçek bunama bulgusu yoktur.

Şizofrenide önemli
algı bozuklukları olur.Dikkat çabuk dağılır.Çevredekilere algı azalır ve bu
nedenle algılama azalmış gibidir.Bazen de algı artması ve keskin algılama
olur.Hallüsinasyonlar ve illüzyonlar görülebilir.Örneğin; sesler işitmek,
hayaller görmek gibi.Şizofrenide en çok işitme hallüsinasyonları olur.Bunlar
genellikle olumsuz sözler, küfürler, yön verici komutlar, yaptığı eylemleri
tanımlayıcı seslerdir.Her şizofren hallüsinasyonlarına göre hareket etmez.Fakat
seslerle, görüntülerle ilgilenir ve onlara yanıt vererek kendi kendine
konuşuyor gibi görünebilir.




5. Düşünce :




Şizofreniklerde
düşünceyi oluşturan sözcükler, semboller arasındaki mantıksal zincir kopar ya
da bozulur.Düşüncede zaman zaman durmlar, bir düşünceden ilgisi olmayan bir
başkasına kaymalar, sapmalar; düşüncelerin çok yoğun olarak zihne üşüşmesi ile
oluşan düşünce basıncı ve sıkışması, düşüncenin dağılması, parçalanması
olur.Hasta bazen birkaç sözcükten parçalar ya da birkaç kavram bir araya
getirerek yeni sözcükler, kavramlar türetir.Ağır vakalarda konuşma
karmakarışık, anlamsız gibi görünen bir “sözcük salatası” haline
gelebilir.Birbirine karşıt duygu ve düşünceler yan yana durabilir.Düşünce
çocuklaşır.Ancak şizofrenik düşünce tümüyle parçalanmış, anlaşılmaz ve saçma
değildir.Dikkatli izlenirse ve ilgilenilirse çoğu kez hastanın düşünce ve
davranışlarında anlamlı bağlantılar bulunabilir.




6.  
Hareket :




Genel davranış ve
harekette en sık ve önemli belirti ağır
ilgisizlik, eylem, azlığı ve toplumdan çekilmedir.




Şizofrenide hareket
bozuklukları çok çeşitlidir.Ağır bir durgunluk ve ilgisizlikten aşırı
kamçılanma ve taşkınlık durumuna kadar değişik derecelerde niteliksel hareket
bozukulukları da görülebilir.Garip yüz, göz hareketleri, kalıplaşmış,
yineleyici el, kol, beden hareketleri, ikide bir pencereye, kapıya gidip gelme,
tike benzer hareketler olabilir.Bazen çılgınca taşkınlık ve saldırganlık
görülebilir.Bazen de belli bir durumda donmuş gibi kalabilir.Donakalım
durumunda bir hasta birden atak ve taşkın davranışlar gösterebilir.Kimi
hastalar dış görünüşlerine bakmazlar, dağınık ve pis olabilirler.




7. Fizik ve fizyolojik belirtiler:




Başka bir hastalık
yoksa fizik muayene bulguları normaldir.Bazı hastalarda aşırı yeme, kilo alma,
bazılarında yememe, zayıflama olabilir.Şizofreniklerde uyku ve uyku-uyanıklık
düzeni çok bozulabilir.Aşırı uyuma, ağır uykusuzluk, gündüz uyuyup gece uyumama
gibi durumlar bazen alışkanlık derecesinde olabilir.Hasta ilaç tedavisinde ise,
ilaçların yan etkilerine bağlı olarak şişmanlama, hareketlerde yavaşlık,
uykululuk gibi belirtiler sık görülür.




Özetle şizofrenide sık görülen belirtiler şunlardır:




a)   Konuşmada
düzensizlik, aşırı konuşmadan hiç konuşmamaya varan değişiklikler


b)  Duygulanımda
uygunsuzluk, taşkınlıklar, çocuksuluk


c)   Bilinç açık
iken hallüsinasyon ve illüzyonlar


d)  Düşüncede
kopukluklar, kaymalar, mantıksal zincirin bozulması, düşünce dağılması,
anlaşılması güç bağlantılar, çağrışımlar


e)   Düşünce
içeriğinde acayip, gerçeklikten çok uzak, tutarsız sanrılar


f)   Düşünce
okunması, sokulması, yankılanması, yayınlanması


g)  Düşüncelerin
ve davranışların dışardan gizli bir yolla etlikenmesi


h)  Hareketlerde
acayip yinelemeler, donakalım durgunluğu ya da taşkınlığı


i)    Aşırı içe
kapanma, toplumdan çekilme


j)    İlgi ve dikkat
azalması


k)  Duygulanımda
azalma, vurdumduymazlık


l)    Konuşmada,
düşüncede fakirleşme


m) İstek ve irade
azalması


n)  Kendine bakma
ve sorumluluk almada azalma


o)  Hareket ve
eylemde azalma, yavaşlama




GİDİŞ VE SONLANIŞ




Şizofreni sinsi ve
yavaş başlayıp yıllarca böyle sürüp giderken aktif hastalık nöbetleri ortaya
çıkabilir.Bu nöbetler kendiliğinden ya da tedaviyle yatışır.Kimilerinde
delikanlılık veya gençlik çağında oldukça kısa sürede ortaya çıkar ve bu
haftalarca, aylarca sürebilir.Bu epizod düzeldikten sonra uzun süre iyi uyum
dönemi olabilir ya da durum giderek negatif belirtilerin baskın olduğu kronik
şizofreniye dönüşebilir.Kimilerinde aktif belirtiler yıllarca
sürebilir.Kimilerinde de iyileşmeler, yinelemeler ile hastalık yıllarca
sürebilir.Kimi hastalar ise az çok, hatta tamamiyle iyileşebilirler.Hastaneye
yatarak tedavi görmüş hastaların, sürekli ilaç kullanmış olsalar bile, yaklaşık
%35-40’ı ilk yıl içinde ikinci kez nöbet geçirirler.Nöbet sayısı arttıkça
kronikleşme olasılığı da artar. (7, 8, 9, 10)




Hastalığın gidişi ve
sonlanışını önceden kestirmek hemen hemen olanaksızdır.Yıllarca ağır şizofrenik
bozukluk gösterenler arasında normale yakın sosyal ve iş uyumu yapablecek denli
iyileşenler az değildir.İzleme çalışmaları şizofreniklerin en az %30-40’ının
orta ve iyi derecede düzeldiklerini, aile, iş ve sosyal uyum yapabildiklerini
göstermektedir. (11, 12, 13)




ŞİZOFRENİ TEDAVİSİ




Nedenleri, yapısı,
tanı ölçütleri, sınıflandırılması tam olarak aydınlatılmamış olan bu hastalığın
tedavisi üzerinde görüşler oldukça değişiktir ve çoğu kez bu değişiklikler
hekimin ya da sağlık kurumunun genel yönelimine bağlıdır.
 

Günümüzde genellikle
kabul edilen temel ilkeler şöyle özetlenebilir:




1.   Şizofreninin
kolay ve tek biçim bir tedavisi yoktur.Çok yanlı bir yaklaşımın ve her
şizofrenik hastanın ayrı özellikler taşıyabileceğinin bilinmesi zorunludur.


2.   Hastaya ve
aileye ciddi bir ruhsal bunalımın söz konusu olduğu açıklanmalıdır.Akut ve yeni
başlamış olgularda hastanın ve ailenin eğitime ve işe dönme, evlenme vb. gibi
beklentilerini ertelemeleri ya da bırakmaları için öneriler, açıklamalar
yapılır.


3.   Akut vakaların
hastaneye yatırılarak incelenmesi ve tedavi görmesi doğru olabilir.Ancak
ayaktan izlenerek iyi sonuçlar alınabilen akut vakaların olabileceği de göz
önünde tutulmalıdır.


4.   Akut dönem
yatıştıktan sonra şizofreniğin tedavisine son verilmemelidir.İlaçlar, ruhsal
tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri ile hastanın yıllarca izlenmesi gerekir.


5.   Şizofreni
tedavisinde hekimin sabırlı, sebatlı ve umutlu olması gerekir.


6.   Hastaların
bütün başka hastalıklarda olduğu gibi hekim hekim dolaştırılmasında büyük
sakıncalar bulunmaktadır.Hastanın güvenebileceği, saygı ve bağlılık duyduğu bir
hekimin değiştirilmesi çok yıkıcı olabilir.Süreklilik ve güven sağlayıcı bir
ortam olmaksızın şizofreni tedavisi olamaz.


7.   Kronikleşmiş,
iyileşmeyen şizofreniklerin “depo
hastanelere”
yığılması çok sakıncalıdır.Bu hastalar için daha çok kendi
toplumsal, ailesel çevresine yakın bir ortamda, insanlıktan toplumdan
uzaklaştırılmamış, işe, çalışmaya, saygınca yaşamaya yönelik bakım yurtları vb.
düşünülmelidir.




Şizofrenik kişi kendi
benliğine ve çevresine güvenini ağır derecede yitirmiştir.Ona göre insan
ilişkileri düş kırıklıkları, aldatılmalar, oyuna getirilmeler gibi kaygılarla
doludur.Bu nedenle insan ilişkilerinden korkar ve kaçar, kendine özgü dünyasına
kapanır.Ama bir yandan da insan ilişkilerine gereksinimi vardır.Bu
“gereksinim-korku ikilemi” içinde hasta, kişiler arası ilişkilerini
düzenleyemez, geliştiremez.İlişki kurmak
istedikçe korkuları artar; korkuları arttıkça ilişki kurmak güçleşir.
Bu
durumda güven sağlayıcı, sürekli bir ilişki gerekmektedir.Hastaya karşı dürüst,
açık sözlü, ilgili, onu anlamaya çalışan, kısa sürede sonuç alınamayınca
hastayı bırakmayan, reddetmeyen, sebatlı bir terapist başarılı olabilir.Böyle
bir terapist, şizofreniğin dünyasının da bir anlamı olabileceğine inanır, onun
kişiliğine saygı duyar.




Şizofrenide hastanın
bireysel durumuna göre ayarlanmış destekleyici, rehberlik yapıcı ve açıklayıcı
ve her şeyden çok uzun süreli ilişkinin
oluşmasını sağlayan bir psikoterapi süreci düşünülmelidir.




Tedaviyi reddeden hasta :




Şizofreniklerin bir bölümü hastalığı kabul etmezler ve hekime, hastaneye gitmeye karşı büyük direnç gösterirler.Tedaviyi kabul
etmeyen kronik şizofrenik hasta bütün bir aileyi perişan edebilir.Bu nedenle
hekimin aileyi de ele alması, onlarla görüşmesi, onlara destek olması, gerekli
açıklama ve uyarıları yapması, aileyi dinlemesi zorunludur.




TÜRKİYE’DE RUH HEKİMLİĞİNİN YASAL KONULARI




Kamu Düzenini Bozma ve Suç İşleme Olasılığı :




Ruh hastalarının suç işleme olasılığının, “normal”
bilinen toplum kesiminkinden daha yüksek olduğu kanıtlanmamıştır.Ancak ruh
hastalarında suçluluk oranı yüksek olmasa bile, ruhsal bozukluk sırasında suç
işlenmesi özellik taşır.Hastanın işlediği suçun yasal ve insancıl yönlerden iyi
değerlendirilmesi ve hastayı başka tür suçlulardan ayırt etmek gerekir.Yasaya
göre ağır bir ruhsal bozukluk geçirmekte iken ya da ağır bir ruhsal bozukluk
nedeniyle suç işleyen kişi ceza yerine tedavi görmelidir.Birçok Batı ülkesinde,
bir ruh hastası, hekim raporu ve mahkeme kararı ile bir süre zorunlu olarak
hastaneye yatırılabilmektedir.




Daha önce de
belirttiğimiz gibi, ruh hastaları arasındaki suç işleme oranının “normal”
olarak bilinen kişiler arasındaki suç işleme oranından belirgin derecede yüksek
olduğu gösterilememiştir.Özellikle cinayete ve suça neden olan özgül bir ruhsal
bozukluk yoktur.Ancak şizofreni, paranoid psikoz, mani nöbeti, epileptik
psikoz, geri zekalılık ve bunama gibi ruhsal bozukluklarda seyrek de olsa ağır
ya da hafif suç eylemleri görülebilir.




Yasal açıdan akıl
hastalığı nedeniyle bir kişinin işlediği suçtan sorumlu olup olmadığının
değerlendirilmesi önem taşır.Yasa, bu değerlendirmeyi psikiyatriye ve adli
tıbba bırakmıştır.Suçu işleyen kişinin, suç işlediği sırda ağır bir psikoz
içinde olduğu, yani bilişsel yetilerinin, duygusal tepkileri ve hareketlerinin
ileri derecede bozulmuş olduğu saptanırsa, yasal açıdan bu kişi işlediği suçtan
sorumlu olmayacak ve tam iyleşme olduğunu bildiren bir rapor düzenleninceye
kadar hastaneden çıkmayacaktır.




Türk Ceza Kanunu’nun
bu konu ile ilgili maddeleri Madde 46,
47 ve 48
’dir. T.C.K.’nın 46. Maddesinde sözü edilen kişinin “Fiili işlediği
zaman şuurunun veya harekatının serbestisini tamamen kaldıracak surette akıl
hastalığı” durumunda davranış bilinçli denetimin etkisinden çıkmış; kişinin
istençli ve mantıksal “harekatı” kalmamış; eylemleri denetimsiz dürtüsel
nitelik kazanmıştır.Böyle bir bozulma, bunamalarda,
ağır şizofrenik ve paranoid bozukluklarda, manik taşkınlık nöbetinde, epileptik
psikozlarda, ağır geri zekalılıkta ve toksik maddelerin etkisi altında

ortaya çıkabilir.Böyle bir hastada T.C.K.’nın 46. Maddesine göre kadar verilir.




Yasanın bu maddesi
hastanın işlediği suçun anlam ve sonuçlarını kavrama ve yargılama yetisini
yitirmiş olduğunu kabul etmekte ve hastaya ceza sorumluluğu tanımamaktadır.




Böyle bir hasta
T.C.K.’nun 12. maddesi uyarınca iyileşinceye dek idam edilemez.




47. madde ise kişinin
bilinç ve davrnışlarını tam olarak değil, önemli ölçüde bozan ruhsal bozukluk
durumları ile ilgilidir.Bunlarda ceza sorumluluğu vardır, fakat cezalar yasanın
tanımladığı biçimde hafifletilmiştir.




T.C.K.’nun 48. Maddesi
geçici ruhsal bozukluklarla ilgilidir.Örneğin, manik epizod, epileptik psikoz
nöbeti gibi.Bu durumlarda yapılan değerlendirmeye göre, 46. veya 47. Madde
hükümleri uygulanır.




Medeni Yasa ile İlgili Sorunlar :




Bir kimse bilişsel
yetileri ileri derecede bozulursa kendi kendini yönetecek ve çevreye uyum
sağlayacak durumda olamaz.Böyle bir kimse hekimin raporu ve mahkeme kararı ile
“hacir” altına alınır, yani medeni hakları kısıtlanır ve bu hakları hasta adına
kullanacak (imza atma, vekaletname verme gibi) bir vasi mahkemece tayin
edilir.Medeni Kanun’un adli psikiyatriyi ilgilendiren maddeleri 10., 11., 12.,
13. ve 14. Maddeleridir.




Medeni Yasa’nın 89.
Maddesi “akıl hastalarının” evlenemeyeceğini belirler.İleri derecede
kronikleşmiş, uyumu bozulmuş ruh hastalarında aileye hastanın evlendirilmemesi
için tavsiyeler yapılmalıdır.Bir rapor gerektiğinde, kuşkusuz, hekim hastaya
evlenebilir raporu veremez.




En az üç yıldan beri
süregelen tedavi ile düzelme göstermemiş ve iyileşmeyeceği kesinlikle
anlaşılmış bir ruh hastalığı saptandığında, böyle bir durum boşanma nedeni
olabilir.




MK ULTRA TACİZİ YAŞAYANLARDA DURUM




Şizofreni hastasının
yaşadığı tablo ile bir MK ULTRA TACİZİNE
maruz bırakılmış bireyin yaşadığı tablo benzerlik taşır. Bu nedenle taciz
takibi altında olanlar herhangi bir resmi merciye başvurduğunda – Örneğin Savcılıklar – başvuru sahibinin anlattıklarını dinlediğinde %
99 oranda ŞİZOFRENİ hastası zannedilmektedir ve başvurusu dikkate
alınmamaktadır. Hal böyle olunca taciz takibi mağdurları aileleri dışında
sığınacak bir yer bulamamaktadır. Daha da ötesi taciz takibi mağduru eğer
ailesinden de destek görmüyorsa kişi için türlü zorluklar meydana gelmektedir.
Mağdurun işini bırakması, ailesini ve evini terk etmesi, ekonomik durumunun
bozulması bu tür yan sonuçlardır. Böyle durumlarda mağdur gayri resmi mercilere
eğer varsa başvurarak yardım talep etmektedir. Sivil Toplum Örgütleri gibi.




Burada devletin yapması
gereken asıl işlev, her mağduru dikkatle dinleyerek çözümü noktasında başvuru
sahibine yardımcı bir yaklaşım sergilemektir. Şu ana kadar bu davranışın
sergilendiğini söyleyemeyiz. ÖZEL BÜRO GRUBU dışında ne yazık ki mağdurlara
çözüm yolları öneren, yardımcı olmaya çalışan bir sivil toplum örgütü
bulunmuyor. ÖZEL BÜRO GRUBU kısıtlı kaynaklarına rağmen tüm mağdurlara ücretsiz
olarak rehberlik hizmeti vermeye devam ediyor. Bundan sonra da özveri ile
yardımcı olmaya devam edecektir.






1 Kolb, L.C.,  Brodie, H.K.H. (1982) Modern Clinical Psychiatry


2 Redlich, F.C., Friedman, D.X. (1986) The Theory and Practice of Psychiatry




3  Andreasen, N.C. ve Black, D.W. (1991) Introductory Textbook of Psychiatry  Washington D.C.


4 Goodwin, D.W. ve Guze, S.B. (1979) Psychiatric Diagnosis  New York


5 Jablensky, A. (1993)  The
Epidemiology of Schizophrenia


6 Leach, A.,  Cherer, S 
(1992)  The Epidemiology of Schizophrenia