SİYASET BİLİMİ & DIŞ POLİTİKA & SİYASİ PARTİLER

Suay Karaman : TARAFSIZMIŞ

Yeni
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 21 Mart 2018 tarihinde CNN Türk
televizyonundaki bir programda; “Abdullah Bey esas olarak tarafsız
cumhurbaşkanlığı yaptı. Zaman zaman eleştirdik ama olabildiğince tarafsız
Cumhurbaşkanlığı yaptı. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı dönemine saygı
duyuyorum” diye konuştu.

Bu
söz üzerine ne denilebilir? Bu sözü duyunca 2019 seçimlerinin de ülkemize yarar
getirmeyeceği belli olmuştur, tıpkı 2014 seçimlerinde olduğu gibi. Anlaşılan
şimdi farklı bir proje ile, yeni bir “tıpış tıpış” başlatılmak istenmektedir.

Abdullah Gül, 10 Aralık 1995
tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanan röportajında, özellikle değiştirilmesi
teklif dahi edilemeyecek “Türkiye’nin
laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti” olduğuna ilişkin
anayasanın ikinci maddesiyle değiştirilmesini yasaklayan maddelerin
kaldırılması gerektiğini savunmuştur. Bu röportajında, “Biz İslamı hayat tarzı
olarak görmek istiyoruz”, “Başörtüsü örneğinde olduğu gibi, Türkiye’de açık -
gizli bir İslam düşmanlığı olduğuna inanıyoruz”, “Türkiye’de geçerli kanunlar
arasında, İslama aykırı olan da var, olmayan da… Aykırı olanlar baskıdır.
Baskı kalkacak. Bu hakkı kullanacağım. Halka bu imkânı vereceğim” gibi
değerlendirmelerde bulunmuştur.

Refah Partisi ve Doğru Yol
Partisi koalisyon hükümeti döneminde devlet bakanı olan Abdullah Gül’ün,
kişisel harcamalarını Kalkınma Bankası’na ödettiği ortaya çıkmıştır. Abdullah
Gül’ün usulsüz harcamaları, haciz yoluyla tahsil edilebilmiş ve faiziyle
birlikte maaşından kesilerek zorla alınabilmiştir.

Abdullah Gül, kapatılan Refah
Partisi’ne 1997 yılında hazine tarafından yapılan bir trilyon liralık yardımın,
sahte belgelerle 71 il teşkilatına dağıtılmış gibi gösterildiği gerekçesiyle açılan
“Kayıp Trilyon”
davasında, Necmettin Erbakan ile birlikte sanıklar arasında yer almıştır.
AKP’den milletvekili oluşuyla dokunulmazlık zırhına bürünen Gül’ün ceza
yargılaması yapılamamıştır. Ancak aynı dosyanın sanığı olan eski başbakan
Erbakan “özel evrakta
sahtecilik” suçundan 2 yıl 4 ay 10 gün hapis cezası almış ve bu
ceza nedeniyle de siyasi yasaklı hale gelmiştir. Bütün bunlara karşın Abdullah
Gül’ün, “Kayıp Trilyon” davasından beraat ettiğini söylemesi ise hukuki açıdan
yanlış olduğu gibi aynı zamanda ahlaksızlıktır.

Abdullah Gül, 23 Kasım 2002
tarihinde Almanya’nın “Die Welt” gazetesine; “Türkiye’nin hedefi
çok açıktır: AB üyesi olmak… Bunun ülkemizde demokrasinin ve ekonominin
güçlenmesini sağlayacağını ummaktayız. Buna karşılık biz de AB’ye tam üye
olarak kabul edilecek Türk Devletinin saydam, demokratik bir İslam Devleti olacağını taahhüt
ediyoruz” demiştir. Abdullah Gül Dışişleri Bakanı iken, 24 Mayıs 2003 tarihinde
Vatan Gazetesi’nden Sedat Sertoğlu’na verdiği röportajda şunları söylemiştir;
”Ben bu gezileri yapmadan önce, ABD Dışişleri Bakanı Powell ile iki sayfalık,
dokuz maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp
açıklayamam ki. Powell, Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir
sürü gelişme var.” Bazı basın kuruluşları bu anlaşmanın içeriğine ulaştı;
anlaşmanın maddelerinde PKK terör örgütünün liderine ve üyelerine af
çıkarılması ile siyaset yapmaları gibi kararlar vardı. Dışişleri Bakanlığı bu
yayımları yalanlamadı.

Abdullah Gül, Dışişleri
Bakanlığı koltuğuna oturmasının hemen ardından yurtdışı temsilciliklerine
gönderdiği kripto ile Milli Görüş ve Fethullah
Gülen cemaati temsilcilerinin devlet protokolüne sokulmasını istemiştir.
Abdullah Gül’ün eşi, türbanı
nedeniyle Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açmış, ancak
benzer bir davanın Türkiye lehine bittiği bilgisinin önceden alınması üzerine
dilekçesini geri çekmiştir. Abdullah Gül, 15 Aralık 2005 tarihinde İngiliz The
Guardian Gazetesi’ne “Cumhuriyet döneminin artık sonu geldi” demiştir.

Her fırsatta Atatürk ilke ve
devrimlerine karşı olan böyle bir kişi, MHP’nin desteğiyle ülkenin en üst makamına
seçtirilmiştir. Abdullah Gül, ülkenin
en üst makamında yedi yıl kalmıştır ve bu süre içinde AKP’nin yaptığı anayasa
değişiklikleri ve yasaların kaçını geri çevirmiştir? 886 yasanın dört tanesini
veto eden biri Çankaya noteridir, tarafsız değildir. Eğitimdeki gericilikle
ilgili 2008, yargıdaki siyasi vesayetle ilgili 2010 anayasa değişikliklerini
imzalayan birine nasıl tarafsız denilebilir? Dini bayramlar dışında, ulusal
bayramlarda sürekli hastalanan, laik cumhuriyete düşman birine nasıl saygı
duyulabilir?

Exeter Üniversitesi’nde, ABD
Dışişleri Bakanlığı’nın bursuyla yüksek lisans eğitimi gören Abdullah Gül, 9
Kasım 2010 tarihinde Londra’da Chatham House tarafından ‘Yılın Devlet Adamı’
ödülünü, İngiltere Kraliçesi’nin elinden almıştır. Bu ödülü almasına, Kıbrıs’ta
bütünleşmeye katkı sağlaması, Ermenistan açılımına destek vermesi ve Irak’taki
çabaları gösterilmiştir. Emperyalist ABD Dışişleri Bakanlığı’nın internet
sitesinde: “54 ülkenin liderini bizim
bursumuzla yetiştirdik” diye bir yazı yayınlanmıştı. Ne acıdır ki bu
listede Çankaya’nın noteri Abdullah Gül
de bulunuyordu. Taksim Gezi Parkı olayları başladığında Abdullah Gül,
İstanbul Valisi’ni arayarak “dağıtın” emrini veren ilk kişiydi. Tüm bunlara
karşın yeni CHP genel başkanına, proje gereği olarak Abdullah Gül’ü “sağduyunun sesi” olarak parlatmak görevi verilmiştir.

Şimdi
yeni CHP genel başkanına sormak gerek, Abdullah Gül tarafsız mı görev yapmış,
tüm siyasi hayatı tutarsızlıklarla dolu böyle birine nasıl övgüde
bulunulabilir, nasıl saygı duyulabilir? Bu sözü söyleyen ve bu sözlere sessiz
kalanların, tepki vermeyenlerin Atatürk’ün partisinde işleri yoktur. Proje
kapsamında görev yapanların, Atatürk’ün partisinden ayrılmaları ve kendilerine
uygun bir partiye gitmeleri gerekmektedir. Atatürk’ün partisini, Atatürkçü
parti yapmadan, ülkemizin sorunlarını çözemeyeceğimiz bilinmelidir.










































İlk
Kurşun Gazetesi, 26 Mart 2018.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir