SİYASET BİLİMİ & DIŞ POLİTİKA & SİYASİ PARTİLER

HASAN CELAL GÜZEL : SU KATILMAMIŞ BİR
AVANAK, HAKİKÎ BİR BUDALA VE GAYRİKABİL-İ ISLAH BİR ‘ENAYİ’YİM

Eski bakanlardan Gaziantep Milletvekillerinden
Hasan Celal Güzel vefat etti.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU ekibi olarak Hasan Celal Güzel beye Allahtan rahmet, ailesine
ve tüm sevenlerine sabır diliyoruz.

Fizik tedavi için birkaç gün önce Pamukkale’deki
bir termal tesise gelen eski bakanlardan Hasan Celâl Güzel (73) böbrek
yetmezliği ve tansiyon düşüklüğü nedeniyle rahatsızlanarak hastaneye
kaldırıldı. Ankara’da yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı

İşte Hasan Celal Güzel’in o yazısı:

“-Sayın Milletvekillerine ithaf olunur-

Efendim artık 68 yaşında
su katılmamış bir avanak hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir ‘enayi’
olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren ‘beytülmal’ın
mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse ‘Devlet malı deniz yemeyen domuz’
dememişti.

Bütün ömrüm tâbir-i
âmiyanesiyle ‘eşşek gibi’ çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin
kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana ‘uykusuz
müsteşar’ adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama ‘Ne akılsız adam yahu!’
şeklindeki fısıltılar her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan
kulaklarıma kadar gelirdi.

Üzerinde ‘T. C. Hükümeti’
yazan kurşun kalemleri silgileri ve kâğıtları sadece resmî hizmetlerde âdeta
okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini
dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa
dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim bir saat daha
az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada
bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis
etmeyi evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda
lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve
arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.

Meğer ben ne
enayiymişim!…

***

Yaptığım enayiliklerin
haddi hesabı yoktur… Meselâ bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı
dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira burada çalışanlar kamu
personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu.
Sonra çok beğendiğim halde aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim
şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır özel görüşmelerimi kulisteki
ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman ‘beleş’ cep telefonlarımız da yoktu.

Hiçbir hediyeyi kabul
etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim.
Yıllarca üst yöneticilik müsteşarlık bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere
ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz.

Benim anladığım mânâda
siyasete ‘Zengin girilir fakir çıkılır’. Biz enayiler devlet hizmetini ve
siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek
mal mülk edinmedim. Bilâkis ANAP’taki Genel Başkanlık mücadelesinde Bond
çantalarda getirilen paraları reddederek eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran’daki
daireyi; YDP’nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya’daki ev ile dedemden
kalan Gaziantep’teki evin bana düşen hisselerini harcadım.

Bu arada eşimin
uzmanlığıyla ve alınteriyle hak ettiği ‘Vakıflar Genel Müdürü’ olarak tayin
kararnamesini nasıl engellediğimi de unutmayayım.

Sadece bununla kalsa
neyse… ANAP döneminde şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan ‘kıyak
emekliliği’ reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam
ediyor. Başbakanlık Müsteşarı’yken milletvekili maaşlarının buna göre
ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl
müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.

Meğer ben ne
enayiymişim!…

***

Şimdi 70’ine merdiven
dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım… Yani
sizin anlayacağınız gerçek anlamda ‘Dikili ağacım dahi yok’. Hizmet hayatım
boyunca muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği ‘Bu fukara millete ben bu
masrafı hiç yaptırır mıyım?’ lâfım vardı.

Sevgili okuyucularım bu
yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız.
Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını
yapardım.










































































Beni bütün ‘enayiliğime’
rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allahıma hamd ediyorum. ”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir